İçeriğe geç

Seri Katilim

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Seri Katilim

Bölüm 2

Yeni Vaka

Sara, loş koridorda dosya odasına doğru adımlarken ensesinde aniden buz gibi bir nefes hissetti. İçgüdüsel bir refleksle, şokun verdiği hızla olduğu yerde durdu ve hızla arkasına döndü.

"Dedektif Ayhan!" dedi Sara. İrkilmenin getirdiği gerginlikle kaşları hızla çatılmıştı. "Beni resmen yerimden sıçrattınız! Bu kadar sessiz olmayı, bir gölge gibi arkamdan gelmeyi nasıl başarıyorsunuz?"

Ayhan, omuzlarını hafifçe silkip yüzünde çocukça bir muziplikle sırıttı. "Zaten korkasın diye yaptım," dedi keyifle. "Bir dedektifin reflekslerini test etmek istedim. Fena değildi ama itiraf etmeliyim ki, daha dramatik ve panik dolu bir sıçrama beklerdim açıkçası. Biraz hayal kırıklığına uğradım."

Sara gözlerini devirdi, dudaklarında zoraki bir gülümseme belirdi. "Sizin gibi hayati tehlike taşıyan, karanlık davalarla uğraşan birinin bu kadar çocukça şakalar yapmasına hâlâ alışamadım. Bu durum, ciddiyetiniz hakkında insanda şüphe uyandırıyor."

Ayhan, kollarını güvenli bir tavırla göğsünde kavuşturdu. "Bunca ciddiyet ve ölüm arasında insanın ruhunu dengelemek için ara sıra gülmeye hakkı olur, değil mi? Yoksa o karanlık, ruhunun her köşesini ele geçirir ve seni de bir katile dönüştürür."

Sara derin bir iç çekerek yürümeye devam etti ancak sorusuyla konuyu aniden ciddiyetin soğuk sularına çekti.

"Peki, buraya neden geldiniz? Sadece bana şaka yapmak için olamaz. Yoksa... dün geceki o iğrenç olay yüzünden mi? Merakınız sizi buraya mı sürükledi?"

Ayhan'ın yüzü anında taş gibi ciddileşti. Az önceki neşeli gülümseme, yerini iz bırakmadan karanlık bir ifadeye bıraktı.

"Evet, tam da o yüzden," dedi Ayhan. "Olay yerindeki o korkunç manzara ve o kanla yazılmış harf... Açıkçası, gece pek rahat bir uyku çekemedim. Aklım sürekli o detaylara takılı kaldı."

Sara bir an duraksadı. Gözleri boşluğa takılmıştı; sesi korku ve fısıltı arasında ince bir çizgide gidip geliyordu. "Ben de... Aynı kâbusu üç kez gördüm. Çok canice bir şeydi."

Ayhan, duydukları karşısında kaşlarını daha da çattı.

Ayhan: "Bu vakayla ilgili içimde rahatsız edici, tuhaf bir his var. Sanki... Katil, bir şeyleri bilinçli olarak eksik bırakmış ya da bizi belli bir yöne çekmeye çalışıyor. Her şey fazla düzgün ilerliyor gibi, büyük bir tuzakmışçasına."

Sara başını hafifçe salladı, Ayhan'ın sözlerine bilgelikle ve bir o kadar da tehlikeli bir kabullenişle karşılık verdi.

Sara: "Hayatta fazla düzgün olan her şey, ya büyük ve ustaca bir yalandır ya da bizi bekleyen fırtınanın o son, aldatıcı sessizliğidir. Biz o sessizliği bozmak zorundayız."

Ayhan: "Haklı olabilirsin. Neyse ki, dosyayı ikimize vermişler. Bu kadar büyük bir ihaneti çözmek için en iyi ekibe ihtiyacımız var. Hazır mısın, Ortağım?"

Sara, hafif ve meydan okuyan bir gülümsemeyle cevap verdi:

Sara: "Hiçbir zaman tam olarak hazır olmadım, ama hiçbir zaman da gerçeğin karşısından ya da bir katilin gölgesinden geri çekilmedim. Başlayalım."

Ayhan: "İşte beklediğim o kararlı cevap. O zaman, nihayet ortağımla ilk kez gerçekten önemli, ciddi ve kişisel bir dosyada çalışacağım için şeref duyarım."

Sara şaşırdı.

Sara: "İlk kez mi? Diğer dosyalar, o gördüğümüz tüm ölümler neydi öyleyse?"

Ayhan hafifçe omzunu silkip, kendinden emin ve biraz küstah bir ifade takındı.

Ayhan: "Ciddiye aldığım ilk vaka buydu. Diğerleri, sadece ısınma turlarıydı. Senin gerçek performansımı görmen gerekiyordu. Şimdi oyun başlıyor."

Sara, gözlerini alaycı bir ciddiyetle kısmıştı:

Sara: "Umarım sahada da bu kadar konuşkan ve kendinden eminsindir. Belki bu sefer, gereksiz gevezelik yüzünden ya da sana yapılan şaka yüzünden önemli bir ipucunu kaçırmazsın."

Ayhan kahkahayla güldü:

Ayhan: "Vay, laf sokmakta hâlâ zirvedesin. Kabul ediyorum. Hadi gidelim."

İkisi birlikte dosya odasına doğru ilerledi. Koridor boyunca yankılanan ayak sesleri, yaklaşan büyük bir fırtınanın ritmik habercisi gibiydi. Dosya odasının kapısı önünde durdular.

Sara, elini kapının koluna uzatırken, sesi derin bir sorgulama ve etik kaygı taşıyordu:

Sara: "Ayhan... sana çok kişisel bir soru."

Ayhan: "Sor bakalım. Bu vakayla ilgili ne varsa..."

Sara: "Bu sefer... gerçekten adalet arıyor muyuz? Yoksa sadece sistemin bizden istediği gibi bir katili yakalayıp dosyayı kapatma emri mi uygulayacağız?"

Ayhan, Sara'nın bu ağır sorusu karşısında kısa bir duraksamayla kapı koluna dayandı. Bakışları ilk kez tamamen dürüst ve derindi.

Ayhan: "Bu sefer... ben de ilk kez dürüstçe bunu merak ediyorum. Ve sanırım cevabı, sadece dosyayı çözünce değil, Katil'in neden bu hale geldiğini anlayınca bulabileceğiz."

Dışarıda, sokakları esir alan yoğun bir sis tabakası vardı. Gri, ağır bir duman gibi binaların arasına sızan bu sis, şehrin ışıklarını soluk birer lekeye dönüştürmüştü. Karakolun ofisi, dışarıdaki bu belirsizliğin aksine, bilgisayar ekranlarından yayılan soğuk ve çiğ bir ışıkla aydınlanıyordu. Ayhan ve Sara, masanın başında yan yana, sanki bir cinayeti değil de bir savaş planını inceliyorlarmış gibi oturuyorlardı. Ekrandaki olay yeri fotoğrafları, kanlı delil listeleri ve kriminal raporlar, gecenin bu tekinsiz saatinde daha da korkutucu görünüyordu.

Sara, önündeki dosyaları hızlı ama titiz bir tempoyla karıştırırken konuştu. Sesi, yorgunluğun getirdiği bir pürüzle odaya yayıldı.

"Raporlar ve fotoğraflar çok net," dedi Sara. Bakışları, tanınmayacak hale gelmiş kurbanın yüzünde asılı kaldı. "Katilin bu kurbana karşı büyük ve kişisel bir hırsı, hatta bir nefreti olduğu her şeyden belli. Adamın yüzünü resmen silmiş... Üzerinde kimliği olmasa, cesedi teşhis etmemiz saatlerimizi alırdı."

Ayhan, dirseklerini masaya dayamış, gözlerini kısmış bir halde ekrana bakıyordu. Bakışları o kadar derindi ki, sanki dijital piksellerin arasından katilin o anki zihnine sızmaya çalışıyordu. Sara'nın analizini sistemli bir şekilde yorumladı.

"Evet, gerçekten de öyle görünüyor," dedi Ayhan. Sesi mesafeli ama tuhaf bir şekilde uzmanlaşmış bir tondaydı. "Ancak katilin kurbanını öldürme sırasını gösterme biçimi fazla dramatik. Sanki bize bir hikaye anlatmak istemiş. Bak, belli ki önce o parmakla onu zihinsel olarak köşeye sıkıştırmış, korkuyu ruhuna işletmiş. Sonra infazı gerçekleştirmiş ve ardından öfkesini dindirmek için o vahşi darbeleri indirmiş."

Ayhan bunu söylerken bir an duraksadı ve bakışlarını yavaşça Sara'ya çevirdi. Gözlerinde, normal bir dedektiften beklenmeyecek kadar "anlayışlı" ve karanlık bir parıltı vardı. Sara, Ayhan'ın mantıksal zincirindeki o boşluğu hemen yakaladı.

"Ama dediklerinde mantıklı olmayan bir duygu var," dedi Sara, kaşlarını çatarak. "Neden öldürdükten sonra dövsün ki? Bir katil için bu sadece enerji ve risk kaybıdır. Aksine; önce dövmeli, siniri zirveye çıkmalı ve o öfke patlamasının tam ortasında öldürmeli. Yoksa bu iş, o büyük hazzı tam olarak vermez. Bu... Bu daha çok kontrolsüz bir öfke sonrası gelen o tuhaf pişmanlığa benziyor."

Ayhan, Sara'nın "haz" ve "pişmanlık" hakkındaki yorumunu duyunca dudaklarının kenarıyla hafifçe gülümsedi. Bu gülümseme dostça olmaktan çok, bir şeyi onaylar gibiydi. Bakışlarını tekrar ekrana dikti.

"Haz mı?" diye fısıldadı Ayhan, kelimeyi ağzında bir süre evirip çevirerek. "Belki de haklısın. Bazıları için ölüm bir son değil, bir sanatın bitiş çizgisidir. Ve bazen... Ressam, tablosunu bitirdikten sonra ona neden o son darbeyi vurduğunu kendisi bile açıklayamaz."

Ayhan'ın bu cümlesi odadaki havayı bir anlığına dondurdu. Sara, ortağının profiline bakarken içini bir ürperti kapladı. Ayhan neden bahsettiğini biliyor gibiydi; fazla iyi biliyor gibi...

Bölüm sonu

4 yorum