Bina sessizdi. Havadaki eski beton kokusu, yılların yükünü taşıyordu. Bu bina, hayatını kaybeden Ömer'in yaşadığı yerdi. Dışarıdan sıradan görünüyordu ama içeride bir trajedinin izleri vardı. Ayhan'ın midesi hafifçe burkuldu.
"İşte burası..." dedi Sara alçak sesle. "Teyzesi burada kalıyormuş."
Ayhan gözlerini kapının önünde sabitledi. Derin bir nefes aldı ve zile bastı. İlk zilde hiçbir ses gelmedi. İkinciye bastığında içeriden ayak sesleri duyuldu. Ardından kapı, yavaşça gıcırdayarak aralandı.
Kapının ardında yaşlı bir kadın duruyordu. Gözleri kıpkırmızıydı, ağlamaktan iyice şişmişti. Elindeki mendili buruşturmuş, titreyen elleriyle gözlerini siliyordu. Gelenleri anlamaya çalışır gibi gözlerini kısarak baktı.
Ayhan içgüdüsel bir hareketle cebinden cüzdanını çıkardı ve rozetini gösterdi.
"Dedektif Ayhan. Soruşturma için buradayız hanımefendi."
Kadının yüzündeki ifade değişti. Gözleri rozetin parlak yüzeyinde takılı kaldı. Ardından sessizce başını eğdi.
"Buyurun... ne istiyorsanız sorun..." dedi kısık, yorgun bir sesle.
Ayhan ses tonunu yumuşattı.
"Eğer rahatsız etmiyorsak birkaç soru sormamız gerekiyor."
Kadın başıyla onayladı. "Buyurun, geçin içeri..."
Kapı aralanırken Ayhan içinden "Her şey burada başlıyor," diye geçirdi. İçerisi dağınıktı ama tek bir köşe hariç. Salonun bir yanındaki vitrinde, özenle yerleştirilmiş objeler göze çarpıyordu. Ayhan hemen fark etti. "Koleksiyoncu... Her parça, bir anı..." İçinde garip bir saygı hissetti.
Sara vitrinin önünde durdu bir an. Küçük bir biblonun üzerinde Paris yazıyordu. Başını hafif yana eğip mırıldandı:
"Demek Fransa'ya da gitmiş..."
Teyze eliyle koltuğu işaret etti. "Buyurun, oturun."
Ayhan koltuğa otururken cebinden küçük ses kayıt cihazını çıkardı. Sehpanın üstüne, ters çevirerek bıraktı. Göz ucuyla teyzenin tepki verip vermediğine baktı, o ise sadece dalgın gözlerle vitrindeki bir objeye bakıyordu.
Ayhan konuşmaya başlamadan önce gözlerini kadının yüzünde gezdirdi. Her kırışıklık, her şişmiş gözaltı, her duraksama... Bir acının dışa vurumuydu. Ama Ayhan için bu sadece bir acı değil, bir ipucuydu.
Her ifade, her mimik... Yerli yerine oturmalıydı.
"Son zamanlarda Ömer'de bir değişiklik fark ettiniz mi?" diye sordu ciddiyetle.
Teyze bir an duraksadı. Gözleri nemlendi.
"Yani... Tam olarak bir değişiklik değil ama... Son günlerde dalgındı. Telefonda biriyle konuşuyordu sürekli. Konuşmalar bitince yüzü asılıyordu... İçeri girdiğinde sessiz olurdu, sanki evde değilmiş gibi...Bir yere çıkıp geldiğinde kafası iyi şekilde geliyordu."
Ayhan, bu bilgiyi zihninde hemen işaretledi.
Telefonda sürekli konuştuğu biri... Sessizlik... Dalgınlık...
Hepsi dosyadaki diğer detaylarla örtüşüyordu.
"Peki..." dedi hafifçe gözlerini kısarak, "Uyuşturucu kullanma ihtimali var mıydı?"
Kadının yüzü bir anda sıkıştı. Gözlerini kaçırdı.
"Hayır... Hiç öyle biri değildi. Sigara bile içmezdi..."
Sara yumuşak bir sesle araya girdi.
"Peki... Son zamanlarda tartıştığı, kavgalı olduğu biri var mıydı?"
Teyze düşünmek için başını öne eğdi. Burnunu çekti.
"Sanırım vardı..." dedi kısık sesle. "Telefonla konuştuğu kişiyle bir gün bağırarak tartıştı. Hemen yan odadaydım, duyuyordum. Konuşma bitince sordum kimdi, ne oldu diye... 'Sadece bir arkadaş' dedi. Bende çok üzerine gitmedim..."
Ayhan içinden geçirdi:
Aynı kişiyle hem sık konuşuyor hem de tartışıyor... Duygusal bir bağ olabilir mi? Ya da bir tehdit?
Her kelime, beyninde bir taşın yerine oturması gibiydi. Bu olay çözülmek üzereydi; bunu Hissediyordu.
Ayhan'ın içini kemiren o tanıdık his... Bir şeyler eksikti, bir şeyler ters gidiyordu. Derin bir nefes aldı, sesini mümkün olduğunca yumuşak tutarak sordu:
"Söyler misiniz... Ömer ülke dışına hiç seyahat etmiş miydi?"
Teyze hafifçe başını salladı. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Burnunu çekerek zor da olsa cevap verdi:
"Evet... Bir keresinde bir yıllığına Fransa'da kaldığını söylemişti."
Ayhan'ın kaşları çatıldı. Hemen cebinden küçük not defterini çıkarıp birkaç sayfa geriye göz attı. Ardından ciddi bir ifadeyle başını kaldırdı:
"Ama bildiğim kadarıyla Ömer'in pasaportu bile yoktu..."
Teyze bir anda duraksadı. Elindeki mendili dizine bıraktı, gözlerini Ayhan'a dikti:
"Ne? Ama bana ülke seyahati ettiğini söylerdi hep... Hatta Fransa'da bir kafede çalıştığını anlatmıştı."
Ayhan'ın gözlerinde beliren kuşku netleşmeye başlamıştı. Tonu biraz daha ciddileşti:
"Sanırım Ömer... bir dönem hapse girmiş biliyormusunuz?"
Teyze önce kaşlarını kaldırdı, sonra başını iki yana salladı:
"Hayır... Ömer'im hapse girmedi. Öyle bir şey olamaz."
Ayhan içinden geçirdi:
Şimdi anlaşıldı. Aslında Ömer, hapse girdiği zamanı teyzesinden saklamış. Onun yerine yurtdışında olduğunu söylemiş... Peki, o zaman bu odadaki eşyalar da neyin nesi?
Gözleri tekrar odayı taradı. Masanın kenarında duran dosyaya yöneldi.
"Demir," dedi Ayhan, "diğer ölen adamın fotoğrafı var mıydı dosyada?"
Demir hemen dosyanın içinden bir fotoğraf çıkarıp Ayhan'a uzattı. Ayhan fotoğrafa bir süre dikkatlice baktıktan sonra teyzenin önüne koydu.
"Acaba... Bu adamı tanıyor musunuz?" Teyze eğilip fotoğrafa baktı. Gözleri hafifçe büyüdü. Elini ağzına götürdü. "Evet... Tanımaz mıyım? Bu... Bu Ömer'in okul arkadaşıydı. Hatta bir ara bizim eve bile gelmişti.Karşı binada yaşıyor." Ayhan ciddiyetle konuştu:
"O da Ömer'den iki hafta önce ölmüş."
Teyze burnunu çekerek hüzünlendi:
"Yazık... İyi çocuktu, gerçekten iyi çocuktu."
Sara biraz durdu, sonra nazikçe soruşturmayı sürdürdü:
"Teyzeciğim, Ömer'i en son ne zaman gördünüz?"
Teyze, mendille gözlerindeki yaşları silerken yanıt verdi:
"En son iki hafta önce gördüm. Bana arkadaşının yanında kalacağını söyledi."
Ayhan içinden düşündü:
"Demek bu katil, önceden bu adamı kaçırmış olmalı. Arkadaş dediği kişi, kendi katili olabilir. Yani katille önceden konuşuyormuş Ömer... Bu iş düşündüğümden daha derin."
Bu sırada Demir sessizce ayağa kalkmıştı. Odanın köşelerine doğru yürüyerek dikkatlice etrafa bakınıyordu.Parmak uçlarında yürüyerek televizyonun yanına geldi. Orada duran küçük bir biblonun dikkatini çekti. Elini uzattı, biblonun altına baktı... Ardından istemsizce onu eline aldı.
Ayhan tam yeni bir soru soracakken, aniden bir "çın!" sesi yükseldi.
Biblo yere düşmüştü.