İçeriğe geç

Seri Katilim

Bölüm 15 · 5 dk okuma

Seri Katilim

Bölüm 15

Soruşturma

Birkaç dosya görünüyordu ama dosyaların içeriği şifreli ve korumalıydı. Ayhan, Sara'ya doğru telefonunu uzattı.

"Bak, bu şifreli dosyalar ne demek? Neden hiç kimse bunları göremiyor?"

Sara ekrana yakından bakarak başını salladı.

"Bunu çözmek için bir program mı gerekiyor?"

Ayhan kafasını kaldırıp uzaklara bakarken, gözlerindeki karanlık düşündüğünden çok daha derindi.

"Evet, ama bunu Demir çözememiş. O dosyaların içinde bir şeyler var... bir şeyler gizleniyor."

Sara derin bir nefes alarak telefonun ekranına bakmaya devam etti.

"Gizli dosyalar mı?"

Ayhan, içinden bir rahatsızlık hissetti, kalp atışları hızlandı.

"Evet. Ayhan konuşmaya devam ederken, gözlerinde bir karar verilmişlik vardı. Bir şeyler yanlış. Çok yanlış."

Gece serinliği iyice bastırmıştı. Sokak lambaları titrek bir ışıkla yanarken, Sara dosyaları kolunun altında sıkıca tutuyordu. Adımlarını yavaşlatıp Ayhan'a döndü. Gözleri ciddiyetle parladı.

"Ayhan, bu belgeleri biz bulmadık. Bize gösterdi. Demek ki bir şeyin fark edilmesini istiyor."

Ayhan, gözlerini karanlığa çevirdi. Çevre sessizdi ama içinde bir tedirginlik kıpırdanıyordu.

"Evet... ama bu kadarını açıkça bırakmaz. İçine gizlenmiş bir şey olmalı. Bize ipucu veriyor, eminim. Aksi halde bu dosyalar hiçbir işe yaramaz."

Sara başını önüne eğdi, yüzü gölgeler arasında kayboldu.

"Eğer çözemezsek..." dedi boğuk bir sesle. "Bu adam durmayacak. Belki de her şey... sadece şu şifreyi çözmemize bağlı."

Ayhan birkaç adım attı, yoldaki kırık camlara takıldı gözleri. Sonra Sara'ya döndü, sesi daha kararlıydı.

"Bu bir oyun. Belki de tüm cinayetler bir mesaj. Eğer o mesajı okuyamazsak... Neler olacağını tahmin bile edemeyiz."

Ertesi Gün...

Ofiste hava gergindi. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen Sara ve Ayhan çoktan gelmişti. Sessizlik içinde çalışıyorlardı ama ikisinin de aklı başka yerlerdeydi. Sara, sandalyesini Ayhan'ın yanına çekmişti. Yan yana, sessizce düşüncelere gömülmüşlerdi. Aralarındaki tek ses, Ayhan'ın elindeki kalemle masaya vuruşuydu.

Demir hâlâ ortada yoktu. Ayhan, telefondaki fotoğrafa odaklanmaya çalışsa da içinden geçen düşünceler buna izin vermiyordu. Bir noktada gözlerini Sara'ya çevirdi ve düşündüklerini dile getirdi:

"Belki de bize bunun şifresini vermişti... ama biz gözden kaçırdık."

Sara, kaşlarını kaldırdı. Düşünceleri onunkiyle neredeyse aynıydı:

"Kesinlikle Ayhan. Ben de sana bunu anlatmaya çalışıyorum."

Ayhan başını eğdi, bir anlık boşluğa baktı:

"Keşke Demir burada olsaydı. Belki birlikte bir şeyleri çözebilirdik."

O anda kapı hızla açıldı. Ter içinde kalmış, nefes nefese bir Demir kapıdan içeri girdi. Üstü başı dağınıktı, alnından süzülen ter damlaları yüzüne iniyordu. Sara ve Ayhan, aynı anda ona döndüler.

Ayhan, sinirini bastıramadı. Sandalyesinden hızla kalktı:

"Demir! Neden geç kaldın? Her saniye önemli, birazdan çıkacağız! Bu ihmalkârlık bize pahalıya patlayabilir!"

Demir, telaşla konuştu:

"Özür dilerim Ayhan Bey... Bir daha olmayacak. Yürüyerek gelmek zorunda kaldım."

Ama Ayhan geri adım atmadı. Gözleri hâlâ öfkeliydi, sesi daha da sertleşti:

"Ama Demir, sen hâlâ anlamıyorsun değil mi? İşin ciddiyetini kavrayamıyorsun!"

Sara, birden ayağa kalkarak araya girdi. Sesi ilk kez bu kadar netti:

"Yeter Ayhan! Sinirlenme. Demir özür diledi. Bu kadar üstüne gitmenin anlamı yok."

Ayhan'ın öfkesi şimdi Sara'ya yönelmişti. Gözleriyle onu delip geçercesine baktı:

"Sara, sen neden onun tarafını tutuyorsun? Belki de bu sabah çözmemiz gereken bir şey vardı. Belki de kaçırdık!"

Sara derin bir nefes aldı. Bu sadece bir tartışma değil, içinde birikmiş duyguların patlamasıydı.

"Ayhan, elimizde tek bir ipucu bile yok. Ne bulabilirdin ki? Boş bir duvarın önünde saatlerce düşünmekle hiçbir yere varamayız."

Ayhan, içindeki öfkeye hâkim olamıyordu. Gözleri bir anlığına karardı. Ve sonra ağzından döküldü o cümleler:

"Ben bulabilirdim. Ben yapabilirdim. Sen yapamazdın. Ben yalnızken bile çözerdim!"

Ofis bir anda buz kesti. Sara'nın gözleri Ayhan'a kilitlendi. Bu sözler... belki de duyduğu en acı sözlerdi. Sesi titremeye başlamıştı ama hâlâ güçlü durmaya çalıştı:

"Yani ben hiçbir işe yaramıyorum? Sadece yanında durmak için buradayım, öyle mi?"

Demir, başını eğmiş, olan biteni izliyordu. Gerginlik tırmanıyordu. Araya girmesi gerektiğini hissetti.

"Ayhan Bey... Sara Hanım... Lütfen benim yüzümden kavga etmeyin. Ne deseniz haklısınız. Ama bir daha olmayacak, söz veriyorum."

Sara hâlâ öfkeliydi ama sesi biraz yumuşamıştı.

"Hayır Demir, bu senin hatan değil. Asıl problem başka bir yerde. Ayhan, sinirini yanlış kişilere yönlendiriyor."

Ayhan bir an sustu. Yüzündeki öfke kırılgan bir pişmanlığa dönüşüyordu. Gözlerini kaçırdı, dudaklarını ısırdı. Sonra yavaşça başını eğdi:

"Özür dilerim Sara... Gerçekten özür dilerim. Ne dediğimin farkında değildim. Son zamanlarda yaşadıklarımız... her şey üstüme geliyor. Kırmak istemedim."

Sara derin bir nefes aldı, gözlerini kapatıp başını iki yana salladı:

"Lütfen... bir daha olmasın. Çünkü bir daha böyle konuşursan, sadece kalbimi değil, aramızdaki güveni de kırarsın."

Ayhan sessizce yerine oturdu. Sara, Demir'e dönerek gülümsedi. Bu kez sesi kısık, ama kontrollüydü:

"Otur Demir. Sorun çözüldü."

Demir, onun o gülümsemesinin altında bir oyun sezdi. Bu Sara'nın kontrolü tekrar ele alışıydı. İçinden geçirdi: "Bu kadınlar... bazen bir hamleyle bütün oyunu değiştiriyor."

Sara ise sandalyesini aldı ve sessizce yerine döndü. Ama içi hâlâ hafif yanıyordu.Sonuçta bu stresli bir iş olduğundan normal bir kavgalardır bunlar.

Ayhan oturduğu yerden hızla kalktı. Kararlı bir ses tonuyla, gözlerini Sara ve Demir'e çevirerek konuştu:

"Sara, Demir... Hazırlanın, gidiyoruz."

Sara, Ayhan'ın neyi kastettiğini hemen anlamıştı. Daha sabah saatlerinde konuşulanları hatırlıyor, aklında soru işaretleri bırakmadan kalkıyordu. Ancak Demir'in yüzünde açık bir şaşkınlık vardı. Ne olup bittiğine dair en ufak bir fikri yok gibiydi.

Demir kaşlarını çatarak sordu:

"Nereye? Hiç olmazsa şu programı biraz araştırsaydık..."

Ayhan, hızlıca saatine baktı. Zamanla yarışır gibiydi. Sesinde aceleci bir ton vardı:

"Soruşturmaya gidiyoruz. Geç kaldık, akşam olmadan orada olmamız gerek. O programı dönüşte inceleriz, şimdi vakit kaybedemeyiz."

Demir kısa bir duraksamanın ardından başını hafifçe eğerek onayladı:

"Anladım, Ayhan Bey. O zaman fazla oyalanmadan çıkalım."

Sara da hiçbir şey söylemeden başını sallayarak onlara katıldı. Üçü de ağır adımlarla odadan çıktılar. Sara, dolaptan ceketini alırken Ayhan bir yandan telsizini kontrol ediyordu. Demir ise hâlâ aklının bir köşesinde kalan o programla meşguldü ama içindeki soru işaretlerini susturmayı tercih etti.Ceketlerini giyip araçlarına bindiler.Sessizlik içinde, soruşturmanın yapılacağı yere doğru yola çıktılar.Arabanın içinde yalnızca motorun uğultusu ve yaklaşan tehlikenin sessizliği yankılanıyordu.Soruşturma yeri, Vaka 404'ün işlendiği binalardı. Burası gri duvarları, kasvetli atmosferi ve sessiz koridorlarıyla daha ilk bakışta bile insanın içini ürperten bir yapıya sahipti.

Demir, Ayhan ve Sara'dan oluşan ekip binaya ulaşmıştı. Üçü de sessizdi, yüzlerinde soru işaretleri... Bu binaya gelmelerinin sebebi, burada yaşayanlarla bir dizi soruşturma yapmaktı. Sara ve Ayhan önden binaya girerken, Demir ellerinde evrak dolu klasörle arkalarından yavaşça ilerliyordu.

Binada birkaç kişinin sesi duyulsa da genel anlamda sessiz ve ıssız bir hava vardı. Bu bina, bir gün önce ölen Ömer'in yaşadığı yerdi. Her şey tuhaf ve tedirgin ediciydi. Şimdi, Ömer'in tek yakını olan teyzesinin kapısını çalmak üzereydiler.

Demir, birkaç adım gerideydi. Elinde bir klasör dolusu evrak vardı. Gelişigüzel tutulmuş belgeler gibi görünse de Demir için hepsi birer ipucuydu. Her şeyin bir önemi olabilirdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.