!4. BÖLÜM!

Emre'nin ölümüne hala inanmadığım için kendi yöntemlerimi kullanacaktım. Aras'ı Emre'nin annesine bırakıp işe gittiğimi bir süre burada olamayacağımı daha sonra işimi kazanıp Aras'ı yanıma alacağımı söyledim. Emre'nin annesi her ne kadar bu konuyu desteklemese bile biz sana bakarız dese bile benim planlarım farklıydı. Bu işin peşini bırakmayacaktım.
Emre'nin çalıştığı yere İstanbul'a gittim. Emre'nin ölü bulunduğu yere geldim. Bir garaj gibiydi. Korkunç ve ıssız. İçimden "Heralde burada birileri öldüğü için kimse yok, ya da terketmişler." diye düşündüm. İçeriye doğru adımımı attım. Polisler burayı incelemeden daha yeni gitmişlerdi. Raporları çıkartmış, bir şey bulamamışlardı. Gittikleri zamanı tespit ederek gizlice gelmiştim buraya. İçeriye girdiğimde bir ürperti gelmişti. Daha derine doğru gittim. Korkmaya başlıyordum ama durmadım. Bir kapı gördüm. Kapıyı açtım. Arkamda birden bir kadın sesi duydum
(Kadın)
Ne arıyorsun burada?
(Aybüke)
Şey ben şeye gelmiştim.
(Kadın)
Neye? Hızlı söyle.
(Aybüke)
Y-yolumu kaybettim de belki biri vardır diye geldim.
(Kadın)
Sence burada biri varmış gibi mi duruyor?
(Aybüke)
Siz varsınız ya.
Arkamdaki kapıya doğru dönmek istedim ama kadının bakışları beni rahatsız etti. O kadar ayrıntılı bakıyordu ki hareket etmeye korkuyordum.
(Kadın)
Burada kimse yok, ben sana yardım edebilirim. Hadi çıkalım buradan.
Dışarıya doğru çıktık. İçeriden daha çok korkunç görünüyordu bu yer , dışarıdan normal bir garajdı.
Neden bu kadının dediklerini yaptığımı anlamıyordum ama yapmak zorundaymış gibi hissediyordum.
(Kadın)
Nereden geliyorsun buraya.
(Aybüke)
Gaziantep
(Kadın)
Buralı olmadığını belli zaten. Nereye gideceksin
(Aybüke)
Buralarda bir otel var mı acaba?
(Kadın)
Var.
(Aybüke)
Çok iyi. Beni götürebilir misiniz?
Beni baştan aşağı süzdü.
(Kadın)
Tabii götürürüm. Bir taksi bulalım ama.
(Aybüke)
Taksiye gerek var mı ki?
(Kadın)
Var.
Telefonunu çıkartıp taksiyi çağırdı.
(Kadın)
Birazdan gelir. Bu arada adın neydi?
(Aybüke)
Eva
(Kadın)
Aybüke... Bende Reyyan. İyi ki burada bana rastladın. Yoksa başına kötü şeyler gelebilirdi.
(Aybüke)
Ne gibi kötü şeyler?
Tam o sırada taksi geldi. Bir şey demeden bindik taksiye. Kısa süre sonra bir otele geldik. Fazla lüks değildi ama kötü de değildi hatta baya iyi görünüyordu. Reyyan'la içeriye girdik. Resepsiyon Reyyan'ı görünce resepsiyonda ki adam hemen ayağa kalktı ceketini ilikledi saygıyla eğildi.
(Resepsiyondaki adam)
Hoşgeldiniz efendim.
(Reyyan)
Bize bir oda ver.
Oteli incelemeye başladım. Kadının dış görünüşü gibi eski tarzdaydı. Kadın anahtarı almıştı. Yukarıya doğru çıkmaya başladık. Koridorun sonundaki odaya geldik. Bana odayı gösterdi. Benim aklıma hemen para geldi. Buraya param yeter miydi acaba.
(Aybüke)
Çok teşekkür ederim ama para konusunda konuşmadık. Benim o kadar param yok.
(Reyyan)
Farkettim zaten. Paran neye yeterse onu ver. Ayrıca burada yabancısın. Yardım etmek sevaptır. İstediğin kadar kal. Zaten şu sıralar kimse gelmiyor buraya. Sen buraya iş bulmaya gelmiştin galiba.
(Aybüke)
Evet bugün dışarıya çıkar iş bakarım .
(Reyyan)
Burası öyle kolay iş bulabileceğin bir yer değil. Söyle bakalım ne yapabilirsin.
(Eva)
Aslında her şeyi. Her şeye kabiliyetim var. Ne derseniz onu yaparım.
(Reyyan)
Benim evimdeki yardımcı çok hasta ölecek büyük ihtimalle. Yarın eve gel seninle iyice konuşalım. Bakarız duruma göre.
(Aybüke)
Çok teşekkür ederim. Bu yaptıklarınızın karşılığı yok.
Kadın kapıyı kapattı. Saate baktım. Akşam 5 olmuştu. Zaten çok yorgundum. Yatağa doğru uzandım. Emre'nin olduğu yere tekrardan gitmeliydim. Çok yorgundum. Şu ana kadar her şey istediğim gibi gidiyordu. Ne kadar o yere yakın olursa o kadar iyidi benim için. O yorgunlukla orada uyuya kaldım.