Ben bu hayatımda sadece bir kereye mahsus aşık olmuştum. Sadece bir keye yapmıştım yapacağım en güzel hatayı ve bir daha asla çıkamamıştım kendimi attığım bu postmodern sevdadan asla kurtulmamış, kurtulmak dahi istememiştim.
Sevdiğim, bugün ile tam 35 yıl olacak ayrılığımızın. 35 yılım oldu seninle sadece düşüncelerimde kavuştuğum. Yalnızlık sokakları karanlık, rutubetli lakin bir o kadar da sahipleniciydi yokluğunda. Her yeni gün içimde dinmeyen derin ve sancılı bir sızı olarak kalmaya devam ettin sen. Ben ise ne yaramı sardım, ne de beni ölüme götürebileceğini düşünüp itiraz ettim. Bırak kanasın. Çünkü o yara, sensiz geçen bu elli yorgun yıl içinde yaşamımdaki en güzel şeydi. Senden gelen sensizliği bile sevdirmişti bana bu yaşam.
Renkler seninle gitmişti ama olsundu. Ben siyah ve beyaz ile de yaşardım. Seni özlemek hissedeceğim en güzel şeylerden birisiydi belki de. Siyah saçlarının ve kavrulmuş teninin hayali ile yaşamakta bir sorun yoktu. Hala aynı yumuşak kokusu olan parfümü mü kullanıyorsun acaba? İstemsizce gülümsetmişti beni bu fikirler ki ben zaten seni hayal ederek hayatta kalmıştım sevdiğim. Hatta belki sinirlenecektin ben bunu düşünecek kadar cürretkar olduğum için. Lakin gülümsemeni her hayal edişimde bir 35 yıl daha yaşaycağımı hissediyordum.
Şuanda büyük bir kitapçıda imza günüm var. en genci 15, en yaşlısı da 30 yaşında görünen saygı değer pek çok okur kazanmıştım. Ah esmer sevgilim, gidişin ile kalemimi kutsamıştın adeta. Lakin gelişin benden bütün bunları alacak ise eğer, yine de gel. Gel esmer sevgilim, Sibel'im.
Koyu meşeden yapılma kitap rafları ve masanın üzerindeki mavi mürekkepli bir pilot kalem. Sıraya dizilmiş onlarca gencin kitaplarını imzalamamı bekledikleri gibi bekliyordum seni. Yokluğunla kazandığım her şey senin olsun seviğim, çünkü yokluğunun bana kazandırdığı her şey senin sayendeydi. Seni özlemenin getirisiydi tüm bunlar. İçerisi sessiz ve sensizdi son 35 yıldır gittiğim ve gördüğüm her şey gibi.
Sonra o güzel, yumuşak kokun ilişti burnuma. Kalbim sensizliğin bir getirisi olan monoton ritmini yitirmişti aniden. Yoksa, yoksa sen mi gelmiştin Sibel?

