İçeriğe geç

Seninle Yeniden

Bölüm 4 · 14 dk okuma

Seninle Yeniden

Bölüm 4

IV - Kırıklık

4. Bölüm ~

...

Ölüyor muydum?

Yoksa ölmüş müydüm çoktan?

Gömüyorlar mıydı beni kara toprağa?

Allah'ım affet beni. Ben kimseye zarar vermeyen kendi halinde gariban bir kızım. Bu dünyada çok yandım. Beni orada da cehenneme atma.

Ciğerlerimin acıdığını hissediyordum. Öyle ki bu acı gözlerimin yaşarmasına sebep olmuştu. Acı çekiyorsam ölmemişimdir değil mi? Belime sarılan güçlü kolların varlığını hissettim bir anda. Beni yukarıya doğru çekmeye çalışıyordu.

Havuz yüzeyine çıkınca gözlerimi araladım ancak göz kapağımın yaptığı baskı çok az açmama sebep olmuştu. Öksürüklerim sanki ciğerlerimi yerinden söküyordu. Canım felaket derecede yanıyordu.

"Beni duyuyor musun güzelim?" Dedi bir ses. Mert'ti bu. "Öldüm mü ?" Diye sordum alkolun etkisi hâlâ üzerindeyken. Ne malum belki ölmüştüm de onun sesini duyuyordum. "Yok sen ölmedin daha çok beni öldürüyorsun Defne." İkimizde sırılsıklam olmuştuk. Yetmemiş üstüne soğuk rüzgar teninizi okşuyordu. Tüylerim şaha kalkmıştı.

Bir eli belimi diğeri ise elbisemin açık bıraktığı çıplak bacağımın altından kavramış kucağına almıştı beni. Havuza ait merdivenlerden yukarı çıkmıştı. Eve doğru yürüyordu. Dizini kırıp kapıya dayarken bunu düşmemem için yapmıştı. Arka cebinden anahtarı çıkarıp kapıyı açtı.

"Üşüyorum." Dedim. Islandığım için buz kesmiştim. Kolları arasında ufacık kalırken daha da sokuldum ısınmak için. "Sabret azıcık Defne."

Odası olduğunu tahmin ettiğim yere girdik. Beni kucağından indirip dolabına yöneldi. Kıyafetlerini karıştırıp seçtiklerini elime tutuşturdu. Eğilip ayakkabımı da çıkardı. "Ben çıkıyorum rahat rahat giyin üstünü. Tamam mı?"

Mert odadan henüz ayrılmamışken yatağına çıkıp zıplamaya başlamıştım daha yeni ölümden dönmemişim gibi. "Defne rahat dur ve dediğimi yap. Zaten yeterince sövüyorum kendime. Lütfen daha fazla sinirlendirme beni. "

"Banane." Dedim. "Daha motor süreceğim. Vın vın." Ellerimle gaza başıyormuş gibi yaptım. Sanırım bu Mert'in sabrını taşıran son damla olmuştu. Bana doğru adımlıyordu. Bileğimden kavrayıp durdurmak isterken dengemi kaybedip yatağa düşmüştüm. Mert ise benim üzerime düşmüş dudaklarımız arasında santimler kalmıştı. Mavilikleri gözümle dudağım arasında mekik dokuyordu. Bende ondan farklı sayılmazdım.

Simsiyah ıslak saçlarından bir kaç damla su yüzüme düşünce alnımdan aşağı doğru kendine yol buldu. Dolgun dudaklarına baktım tekrar. Şekli bile kusursuzdu. Mert biraz daha yaklaştığında istemsizce gözlerim kapandı. Öpecek miydi beni?

Kalbim bedenimi terk etmek istermişcesine atıyordu. "Siktir." Diyerek mırıldandı kendi kendine. Ardından Kalktı üzerimden. Kapının kapanma sesini işittim. Gitmiş olmalıydı. Bir kaç saniye öylece kaldım.

Bedenimden yorgunluk akıyordu sanki. Yataktan doğrulup üstümdekileri çıkarttım. Mert'in verdiği tişörtü ve eşofmanı üstüme geçirdim. Eşofman belimden kayıyordu fakat umursamadım. Paytak adımlarla tekrar yatağa varıp uzandım. Uykuya dalmam saniyeler sürmemişti.

🦋...

Ağrıyan başımı sıvazlayarak araladım gözlerimi. Yatak başlığına yaslandığımda nerede olduğumu sorguluyordum. Yerde olan elbisem görüş alanıma girdi. İçimden küfür mırıldandım. Düşündüğüm şeyin olmaması için dua ediyordum.

Yataktan indim. Bulunduğum odada o taraftan o tarafa dönüp duruyordum. "Hatırla Defne, hatırla. Dün Mert geldi, tavayı vurdum. Bara gittik. Murat ve Elçin'le sohbet ettik. Ya ondan sonrası?" Korkuyla saçlarımı çekiştirdim. Hatırlayamıyordum. Kahretsin.

Odadan çıkıp neresi olduğunu bilmediğim evde çıkışı bulmaya çalışıyordum. Bir an önce buradan tüyseydim çok iyi olacaktı. Her adım attığımda üstümdeki eşofmanı çekiştiriyordum. Aksi takdirde kayıp düşecekti üstümden.

Kafamı bir sağa bir sola çevirirken çarpmış olduğum bedenle duraksadım . Kafamı kaldırarak kim olduğuna baktım. "Senin burada ne işin var Mert?" Anlamayarak baktım ona. Gözleri gözlerime kenetlenmişken o güzel gülümsemesi yayıldı yüzünde.

"Benim kendi evimde ne işim var? Hmm. Bilmiyorum ne işim var benim burada Defne? Ben bulamadım da sen söyler misin?"

" Ben nereden bileceğim? Sana soruyorum ya. Hem bu kıyafetler neden benim üstümde? Kötü şeyler yaşanmadı değil mi?" Üstüme üstüme yürürken olduğum yerde geriye doğru adımladım. Sırtım buz gibi duvara çarpınca titredim. "Mert."dedim . Ne yapıyordu bu? Kulağıma doğru eğildi.

"Kötü şeyler oldu, evet." Diyerek fısıldadı. Gözlerim ne kadar açılabilirse o kadar açılmıştı. Elimle yüzümü kapadım. Düşündüğüm şey olmuş muydu? Olamaz, olmasın.

Yutkundum. "O anı anlatmamı ister misin?" Dedi zevkle. Kafasına taş mı düşmüştü acaba? Benim arkadaşım Mert bu muydu? Tanıyamıyordum. Sanki Mert Karahan gitmiş de yerine başkası gelmişti.

"Dü-" lafını tamamlayamadan elimi dudaklarını götürüp konuşmasını engelledim. "Tamam, deme bir şey. Sus." Bu rahatlık neyin nesiydi? Ellerimi tutup çekti. "Susamam beni nasıl çileden çıkarttın bilmelisin bence." Diyip devam etti.

"Alt tarafı dün ne halt olduğunu bilmediğin şeyleri içip sarhoş oldun. Sokakta benim hırsız olduğumu söyleyerek bağırdın. Kendini uçak sanıp uçuyordun bir arada. Yetmedi havuza düştün. Orada olmasaydım ölüyordun. Üstüne yatağımda zıplama girişimlerinde bulundun. Daha da sayabilirim istiyorsan." Sesinde tatlı bir sinir kol geziyordu.

"Bu kadar mıydı?"

"Heee, bir de?"diyip duraksadı.

"Bir de ne?" Dedim korkuyla.

"Bu kadar Defne. Sen ne sanıyordun?"

"Hiç." Dedim i 'leri uzatarak. Bozuntuya vermedim.

"Bu üstleri kim giydirdi bana?"

"Sen, kendin giydin."

Kafamı nelere vursam diye düşünüyordum ya da kuma mı gömseydim? Kendimi rezil etmişim desem az kalırdı. Çok üst seviye bir şeydi bu. Düşündüğümün olmamasına sevinemiyordum bile. Ah Defne malı ah... Nasıl bu kadar sarhoş olabilirim? Aptal kafam. Sen kim bilmediğin şeyleri içmek kim!

İki elimi ağzıma görürken eşofman belimden düşmüş ayak bileğimde durmuştu. Ne güzel her şey bitti bu eksikti. Mert'in bakışları anlık olarak oraya kaydı sonra geri çekti. Bağırarak tekrar yukarı çektim eşofmanı. Neyseki tişört dizlerime geliyordu.

"Gülmeee! "Diyerek bağırdım tekrar. Buna karşın tüm evi kaplayan gülme sesi kulaklarımı doldurdu. Mert'i geride bırakarak odasına girmiş yerde olan eşyalarımı kucağıma almıştım. Tüm bunlar on beş saniye bile sürmemişti. Tek elimle onları tutarken diğer elim eşofmanı tutuyordu. Yeniden düşmesini kaldıramazdım muhtemelen. Koşarak dış kapıya varıp hızlıca çıktım. Çıktığım kapıdan tekrar içeriye girerek " Eğer yüzüme vurursan seni öldürürüm Mert! Unut bunları. Ben öyle yapacağım. Ayrıca özür dilerim." Demeyi ihmal etmedim.

Çıplak ayak tüm yolu koşmuştum. Sokakta kimsenin olmaması mucize gibi gelmişti. Kapının önündeki saksının altından evin yedek anahtarını alıp kapıyı açtım. İçeriye girdiğimde yere attım kendimi. Nefes nesefe kalmıştım. Bir müddet Mert'le karşılaşmak istemiyordum. En azından bir kaç gün. Yüzüm yanıyordu utançtan. Neler neler getirmiştim onun başına.

Hayır yani millet sarhoş olup kafayı vurup uyur, bayılır. Ya ben. İnanamıyorum kendime. Tüm bunları nasıl yapabilmiştim?

🦋...

Eve gelmemin üstünden neredeyse dört saat geçmişti. O süre boyunca duş almış kendime mutfakta atıştırmak için bir şeyler hazırlayıp yemiştim.

Okulu bugünlük ekmiştim. Bu halimle gidemezdim. Üstelik çok yorgun hissediyordum hâlâ. Umarım annem okula gitmedigim için gün boyu laf atıp durmazdı. Gerçi konu annem olunca her zaman bir şeyler bulup söyleneceği gerçeği değişmiyordu. Olmayan şeylere bile bir kulp bulup oldururdu. Ne cingözdü o.

Yemek yedikten sonra onları aramıştım. Dedikleri saate bakılırsa birazdan burada olmaları gerekiyordu.

Dışarıdan duyduğum araba sesiyle geldiklerini anladım. Kapıya yönelerek karşıladım onları. Pestilleri çıkmış gibi görünüyorlardı. Sessizce güldüm. İyiki gitmemişim diyemeyecektim o yaşananlardan sonra.

"Defo o kadar güzel geçti ki. Keşke gitseydim diye otur zırla tamam mı? " Yine başladı bizim mesai. Ben bu kızın laflarından kurtulamayacaktım. her seferinde bana bulaşmaktan keyif alıyordu resmen. "Benim canım kardeşim. Gelir gelmez kaşınma. Kaşırım, bilirsin." Dedim.

"Evet , evet kesin." Dedi kışkırtmaya çalışıyordu da bende o göz yoktu. Kolay lokma değildim ya .

"Ya havle. Ya havle. Baba şu kızına bir şey de. Kız azıcık. Gelir gelmez başladı yine başımın etini yemeye."

"Ela , canımın içi karışma ablana. Hadi git odana duşunu al. O kadar toz toprakta sürüklendin." Ela babamın bu sözleri üzerine ikiletmeyip odasına gitti. Babama sarıldım, iki yanağından da öptüm. "Sen gelseydin daha güzel geçerdi. Annenle Ela beni çileden çıkartıyordu orada. Bir bilsen başıma getirmedikleri kalmadı. İki inat bir araya gelince ne olsun?" Dedi onları bana şikayet ederken. Karşılıklı gülüştük.

Annem gelir gelmez evdeki işlere girişmişti. Sanki on yıldır uğramıyormuş gibi her şeyi döküp yeniden topluyordu. Fatma ablada gelmiş ona yardım ediyordu. Yazık, zavallı kadını oradan oraya sürükleyip duruyordu. Bu kadar temizlik de hastalıktı bence. Ben demiyorum ki hiç temizlik yapmayın ama bu şekilde olmaz.

Onlar işlerine devam ederken Fatma ablanın yanına vardım. "İsmin ne diye söyleyiverdim. Müstesnaaa . Müstesna. Birden ben ona galbimi verdim Müstesnaaa ,Müstesna."

"Ooo Fatma abla kime verdin sen galbini?" Dedim kıkırdayarak. "Bak hele şuna bak. Kız büyüdün de laf mı atacaksın bize. Al şunu Ela'ya götür bakayım." Diyerek elime sütü tutuşturdu.

Ela için ısıttığı sütü odasına götürüyordum. Kapıyı aralarken Ela'nın bir şey yazdığını gördüm. Arkasından sessizce ilerleyerek sütü yavaşça bıraktım. Elinden çekiştirip aldım babamın ona yeni aldığı günlüğü. "Defo bırak." Derken onu dinlemeden okumaya başladım. Yaptığım iyi değildi, farkındaydım. Kendime engel olamamıştım.

"Sevgili Yusuf, seni çok seviyorum. İlk ve son aşkımsın. Sınıftaki diğer gıcık sümüklü erkekler gibi değilsin. Bana Yusuf nerede diye soranlara kalbimde cevabını vermemek üzüyor. " Kahkaha attım, deli gibi gülüyordum.

Ela kolumdan çekiştirip günlüğü almaya çalışırken daha da yukarıya kaldırıp okumaya devam ettim. " Seninle evlenmek istiyorum. Hatta çocuklarımızın adı neyse onu sen bulursun. Son olarak götün çok güzel. Tam benlik. Sevgilerle gelecekteki karın Ela."

Gülme krizine girmiştim. Kendimi yere atıp gülmeye devam ettim. Tanrım bu veledin içine otuz yaşında kadın kaçmış. " Sono sovoyorom Yosof. Goton cok gozol." Derken kendimi tutamamış vahşi Ela'nın bana vurmasına rağmen gülmekten geberiyordum. Öyle bir hâl almıştı ki karnıma ağrılar girmişti. Bir ömür boyu dalga geçerdim. Elime düştün Ela.

Annem odaya gelmişti. "Ne oluyor size, ne bu tantana? Evin her köşesinden sesiniz duyuluyor."diyen anneme bir şey olmadığını söyledim. Kardeşimi satamazdım. Günlüğünü okumam bile yanlıştı, farkındaydım. Goto gozol Yosof dedim içimden fakat gülmemi bastırdım.

Ela şuan yanımda süt dökmüş kedi gibiydi. Annem çok durmayıp gitmişti. Temizlik kolik işte ne olacak?

"Defnee!" Annem neden ismimi tüm ev duyacak şekilde bağırmıştı ki? Ela'nın odasından çıkıp sesin geldiği yere gittim. Çok sinirli gözüküyordu. Ne olmuştu birdenbire?

"Okuldan öğretmenin aradı Defne. Arkadaşından kopya çektiğin için sıfır almışsın. Ayrıca bugün gözümden de kaçmadı okula gitmediğin. Boş boş geziyorsun evde. Noluyor Defne Hanım laf etmiyoruz diye tepemize mi çıkacaksın? Sıfır almak nedir? Diploma notuna yansıyacak bu farkında mısın kızım? Sınav yılında olduğunu unutuyorsan hatırlatayım hatta yirmi günün var yok. Git odana dersini çalış!" Boş gözlerle baktım anneme. Takıntılı biriydi belki. Tamam, kabul ama bu kadarı da fazla değil mi?

"Anne." Dedim anlatmadan beni anlamasını bekleyerek fakat bu imkansızdı. Anneler çocuklarının gözlerinden bile ne olduğunu anlardı hani. Ne olmuştu da annem gözlerimin içine kadar bakıp göremiyordu ne yaşadığımı? "Ne anne Defne? Ne!" Üstelik bağırmaya devam ediyordu.

"Bana bunun doğru olup olmadığını sormadın bile. Görüyorum ki başkasının sözleri kızının sözlerinden daha doğru olmuş senin için. " dedim, hüzün kanımda dolaşıyordu adeta.

"Yalan mı Defne?" İnanmıyorum. Devam ediyordu bildiğini okumaya.

"Beni tehdit ettiler anne. Senin kızını tehdit ettiler. Ellerinde fotoğrafım vardı. Kopya çekmedim , kopyayı verdim sadece . Yapmasaydım tüm okul görecekti o fotografları. Ne yapsaydım? Sen söyle. Ne yapsaydım?" Ağlamak üzere olan sesimi zor kontrol ediyordum. "Bilmiyordum." Diye fısıltı döküldü dudaklarından.

"Biliyor musun? Ben kaç kere ağlayarak girdim o okul kapısından içeriye. Haddi hesabı olmayan o zorbalıkları kaç kez çektim. Kızınla nasıl dalga geçtiler? Sırf çirkin olduğum için. Okulun tuvaletinde kaç kere göz yaşı döküp hiç bir şey olmamış gibi devam ettim? Bana bunların cevabını verebilecek misin? Ben söyleyeyim. Cevabı koca bir hayır. Neden mi? Çünkü sen kızının nasıl olduğuyla değil sadece dersleriyle ilgilisin. Ben senin hiç umrunda oldum mu anne? Varsa yoksa ders çalış dedin, ben bunları yaşarken. Bir kere olsun beni yanına çağırıp nasılsın kızım dedin mi?" Gözlerinin dolduğuna şahit oldum. "Kızım." Dedi içtenlikle. İlk kez bu kadar merhamet dolu sesini işitiyordum.

"Kim yaptı sana bunu? Söyle kızım yapayım gereki. " Sarılmak için yanıma yaklaşıyordu ki elimle durdurdum.

Aktıkça yüzümde yangına sebep olan göz yaşlarımı elimin tersiyle sildim. "Bu saatten sonra ne önemi var? Bana yaptıkları değişecek mi? Hayatıma ekstra bir katkısı mı olacak kim olduklarını bilmen?"

"Öyle deme Defnem. " Annem. Benim annem. Ağlıyordu. Hem de karşımda, ilk defa. Sibel Kandemir kızı için göz yaşı mı döküyordu? Tüm bunları geçtim bana ilk kez Defnem diyordu.

"Doğru değil mi ama?" Diyerek yanından ayrıldım. Arkamdan "Nereye gidiyorsun. Gel konuşalım Kızım. " Desede dinlemedim.

Güldüğüm her bir dakikanın acısını saatlerce ağlayarak çıkarıyordum...

Alel acele ayakkabılarımı giyerek evden çıktım. Gözlerimden yaşlar eksik olmadan ayaklarımın beni götürdüğü yere yürüdüm.

Sokakta bulunan insanlar ağladığımı görünce iki kez dönüp bakıyor sonra umursamayarak yollarına devam ediyordu.

Anneme karşı sarf ettiğim onca laftan sonra yüzündeki pişmanlığı görmüştüm. Pişman olmak veya özür dilemek geçmişte yaşananları değiştiriyor muydu? Daha mı az acı çekiyordun? Bu kadar basit miydi?

Yılların birikmişliği iki kelimeyle silinemezdi. Karşı tarafın hislerinin, yaşadıklarının değişmediği gibi...

Geçen yılları telafi edeceklerini mi düşünüyorlardı? Maalesef, imkansızdı. Keşke diye geçirdim içimden . Keşke küçük Defne olarak kalsaydım. Dünyanın tozpembe olduğu o zamanlara hapsolsaydım. Sadece kırılan kalemime üzülüp ağlasaydım. Ağlamam için tek neden bu olsaydı.

İstemesemde zaman geçiyordu. Her geçen gün dünyanın farklı farklı yüzlerine şahitlik ediyor , tozpembenin simsiyah olduğunu öğreniyordum.

Yanıma ne beş kuruş para ne de otobüs kartımı almıştım. Düz yolda yürüyüp gidiyordum. Ta ki çalan korna sesiyle korkup irkilene kadar. Kerem'i görmemle şaşırdım. Ne işi vardı burada? Göz yaşlarımı görmemesi için hemen silmeye çalıştım arkamı dönerek.

"Defne." Dedi endişe dolu sesiyle. Arabadan indi. Omuzlarımdan tutup yüzüne bakmamı sağladı. " Ne bu halin, ne oldu sana? Kıpkırmızı olmuş gözlerin?"

"Kerem şuan gerçekten hiç sırası değil, lütfen gider misin? Yarın konuşuruz olur mu?"

"Sen burada bu haldeyken bırakıp gitmemi bekleme. Gel bin arabaya." "Kerem." Dedim itiraz etmek üzereyken. "Hadi Defne. Hem binmesen peşine takılır yine de yalnız bırakmam seni. " Israrcıydı.

Fazla uzatmadan bindim. Nereye gideceğimiz hakkında en ufak fikrim yoktu. Ya da araba da mı konuşurduk bilmiyordum. Yanımdaki yerini alınca sürmeye başladı. Konuşmadım. O da konuşmadı yol boyu. Dakikalar sonra arabayı park ederken geldiğimiz yerin tüm şehri ayaklarımız altına alan uçurum kenarı olduğunu gördüm. Manzarası o kadar güzeldi ki. Bir anlık dünyadan soyutlanmış, yaşadıklarımı unutmuştum.Bu kadar yakınmda olmasına rağmen böyle bir yerin varlığını yeni öğrenmiştim.

Kerem arabadan inerken onunla eş zamanda bende indim. Bagajı açıp katlanan sandalyelerden iki tane çıkarıp kurdu. "Buyrun hanımefendi." Derken burukça gülümsedim.

"Anlat bana Defne. Neden böyleydin? Biri sana bir şey mi yaptı? Ne için ağlıyordun?" Gözleri üstümdeyken ona bakmayıp manzarayı seyrediyordum. Güneşin batmasına çok az bir süre kalmıştı.

"Annemle tartıştık birazcık." Dedim yalan konuşmak istemiyordum ya da susmayı. Konuşmak istiyordum birileriyle.

"Neden tartıştınız peki?" Benim gibi o da manzaraya bakmaya başlamıştı.

" Sınavdan sıfır aldım. Öğretmenim aramış kopya çekti diyerek. Söz konusu dersler olunca fazlasıyla içli dışlı oluyor annem." Bir kaç saniye sustum.

"Bana gerçek olup olmadığını ya da nedenini sormadı Kerem. Git odana dersini çalış dedi sadece. Tabi bu benim için patlama anı oldu." Kaşlarını çatmıştı anlamaya çalışıyor gibi bir ifade vardı yüzünde.

"O sıfır alma olayı nasıl oldu?"

"Naz." İsmini demem bile yetiyordu bence.

"Yine mi o. Bir şeyin altından da ismi çıkmasın." Dedi. Sinirlenmişti. Alnındaki damarı gün yüzüne çıkmış yumruk yaptığı eli dikkatimden kaçmamıştı.

"Küfür edeceğim yanımda sen varsın ayıp olacak. "

"Et gitsin. Ne olacak sanki?" Dedim umursamaz bir tavırla. Duymadığımız şeyler değildi ya.

"Hay ben böyle işi yapanın gelmişini geçmişini yedi sülalesinden girip ebesinin nikahına kadar s-" tamamlayamadan durdu. Ağzım açık kalmıştı. Gözlerimi gözlerine çıkarttım. Bakışıyorduk.

"Demiştim sana. Şimdi küfürbaz biri olduğumu düşünüyorsundur kesin. Gerçi çok uzatmamıştım " son cümlesini o kadar sessiz söylemişti ki. Zar zor duymuştum.

"Şaşırdım sadece. Hem kesinlikle küfürbaz olduğunu düşünmedim." Dedim yalandan. Güldük.

"Annen konusuna gelirsek Defne. Bilirsin Anneler fazla ilgilidir bu konuda. Senin iyiliğin için diyordur hem. Hatalı olsada onun gözünden bakmaya çalış olaya."

"Anlamıyorsun beni kerem."

"Haklısın belki annem olsaydı seni anlardım. Ama olsun sen yine de dök içini. Seni anlayamasam bile içindekileri dök ki rahatla. Biriktirmek yorar insanı. Sevdiğim kişinin bu halde olmasını istemem." Dedi hüznü ve özlemi barındıran sesiyle.

Hassiktir. Ne diyeceğim ben şimdi? Ona annesini hatırlatmıştım. Sesinden dahi anlaşılıyordu. Ben insanlara yara olmaktan başka bir şey olamıyordum galiba. Uzak durmaya devam etseler bunlar mı olacaktı?

"Ben çok özür dilerim Kerem. Sabahtan beri o lafı diyip duruyorum. Üzgünüm, bilmiyordum."

"Sen ona mı takıldın. Benim için problem değil ki. Hem geçip gitmiş bir şey. " Kafamı anladım dercesine salladım.

Az çok rahatlamış hissediyordum.

"Sen ne için gelmiştin bizim sokağa. Evin o taraflarda değil diye biliyordum?" Hem lafı döndürmek için hem de merakımdan sordum. "Cumartesi günü sen arabadan indikten sonra bir bileklik buldum arabada. Arabama binen tek kadın sen olduğun için başkasının olmasına ihtimal vermedim. Okula gelirsin diye bekliyordum. O zaman verecektim. Bugün seni göremedim okulda . Hem seni görmek hem de bilekliği vermek için bahanem olmuş oldu. Fena mı? " Cebinden bilekliği çıkarıp avucuna bırakmıştı.

"Benim için çok önemi vardı bilekliğin. Teşekkür ederim Kerem." Bu bilekliği Mert bana küçükken almıştı. Kaybolduğunu dahi anlayamamıştım. Neyseki Kerem fark etmiş ve bana getirmişti.

"Ne demek prenses." Tebessüm ettim.

"Gidebilir miyiz artık? Geç falan kalırım. Bir de onun tribini yemeyelim." Yerinden doğrulup önümde diz çöktü. Elini uzattı.

"Buyrunuz majesteleri. Arabanız hazır." Dediğinde kendimi tutamadım. "Ya kerem. " Diyerek kıkırdadım. "Şş ayak uydur bana."

Elimi büyük olan avcunun içine bıraktım yerimden kalkarken. Arabanın kapısını benim için açtı. Minnet dolu baktım ona. Sandalyaleri bagaja atıp gaza köklendi. Onun sayesinde az çok morelim düzelmişti. Konuşmak iyi geliyordu insana.

Beni seviyordu. Lafta değil hissediyordum. İlk kez birinin bana karşı hisleri vardı ve bunu dile getirmekten ya da davranışlarında göstermekten geri durmuyordu.

Onu üzmekten korkuyordum. Ümitlenmesini istemiyordum çünkü benim ona karşı böyle hislerim yoktu. Kalbini kırarım diye korkuyordum. Bunu ona söylemiştim fakat dinlememişti ki beni.

Eve bir kaç metre kala durmasını söyledim. Annemin ağzına bir şeyler vermek istemiyordum. Ne olur olmaz. Özellikle aramız biraz limoniyken. Kerem'e teşekkür edip arabasından indim. Geri dönerken el salladım. Tüm güler yüzüyle aynı şekilde karşılık verdi.

Bir süre sonra evin bahçe kapısına varmışken karşı evde yani Mertlerin evinin önünde bir hareketlilik vardı . Gözlerimi kısarak baktığımda iki kişinin olduğunu gördüm. Bunlardan birisi Mert'ti. Adımlarım duraksadı. Diğeri ise tanımadığım bir kızdı. Çok güzel bir fiziğe sahipti. Sarı saçları beline kadar uzanıyordu. Yüzünü göremiyorum sadece.

"Seni çok özledim sevgilim." Diyerek Mert'in boynuna atladığına şahit oldum. İçimde bir şeyler kırılmış gibiydi.

BÖLÜM SONU

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.