~3.Bölüm~
...
Tesadüflere inanır mıydınız?
Masallardaki ütopik şeyler gibi gelirdi bana. Gerçek olduğuna dair düşüncelerim yoktu şu zamana kadar. Şu zamana kadar diyordum çünkü karşımdaki duran kişi önyargılarımı tamamiyle yıkıp atmıştı. Karşımda kim mi vardı?
Mert.
Mert Karahan.
Otobüste beni bir başıma bırakmayan ince düşünceli o kişi , benim çocukluk arkadaşım Mert çıkmıştı.Onu tanıyabilmek imkansızdı. Geçen yıllar gibi o da değişmişti. Hem de fazlasıyla . Değişmekten çok evrim geçirmişti. En son gördüğüm haliyle şuanki hali arasında uçurumlar vardı. Çocukluğunda kilosuyla dalga geçilen o tombul çocuk şuan belkide çoğu kişinin rüyalarını süsleyen birine dönüşmüştü. Ben mi ? Ben hâlâ o eski Defne'ydim, çirkinlikte sınır tanımayan Defne.
Ne ben gözlerimi ondan alıyordum ne de o benden. Benim aksime yüzünde şaşkınlığa dair bir şey yoktu ya da belli etmemeye çalışıyordu. Tam anlayamamıştım. " Mert, oğlum hadi gel içeriye ." Dedi annem . Gözleri bir yandan ne olduğunu sorgularcasına beni süzüyordu . Dışarıdan fare görmüş kedi gibi gözüküyordum muhtemelen.
O gözlerin çok tanıdık geldiğini biliyordum en başından beri...
Hep birlikte masada oturmuş Fatma ablanın servis ettiği yemeklerden yiyorduk. Ara ara bakışlarım Mert'e değsede hemen geri kaçırıyordum. "Maşallah Ela koskocaman kız olmuş. Kaç yaşındasın birtanem?"dedi Zeynep teyze. Eskiden de olduğu gibi çok güzel bir kadındı. Formunu koruyor, omuzlarını aşan boyalı sarı saçlarına özenle bakıyordu. Tamam, belki bu boya muhabbetine çok samimi bakmasam da ona yakışıyordu.
Ela eliyle yedi sayısını gösterip " Bak Zeynep teyze bu kadar yaşındayım." Dedi. Bu kız çok sinsiydi. Benim yanımda iki boynuzlu şeytan olabiliyorken burada dört yaşında melek rolünü oynuyordu. Kime çekmişti çözebilsem.
Yemeğin geri kalanında babamlar iş hayatından söz edip dururken annemler bilmem kaçıncı eski komşularını çekiştirip duruyordu. Masadaki bu sıkıcı muhabbetten bunalmıştım. Mert ile konuşmak istiyordum. Soracağım çok şey vardı ona.
Dakikalar birbirini kovalarken yemek masası toplanmıştı. Herkes kendi köşesine çekilip yaptığım tatlılar eşliğinde sohbet etmeye devam etmişti. Ben ise şuan Mert ile evin bahçesindeki kamelyalara gelmiştim. Kafamda on ton soru varken hepsi bir anda silinip gitmişti. Böyle anlardan nefret etmiyor değildim.
"Değişmişsin. O eski Mert'ten eser kalmamış." Dedim ne diyeceğimi bilemeyerek.
" Hayatın değiştirmediği şey kaldı mı?" Dedi bana karşılık. Sözünü onaylar gibi kafamı salladım.
"Bu arada ben tekrardan dünkü olay için teşekkür ederim. Sen olmasaydın korkudan ne yapardım bilemiyorum." Mavilikleri yüzümde geziyordu.
"Sen olduğunu biliyordum. " Dedi tekdüze bir sesle. Nasıl bilebilirdi ki? "Nasıl yani? Tanıdığın halde neden bu konu hakkında tek söz etmedin ?" Gayet masum bir şekilde sormuştum.
"Bir kaç gün önce sosyal medya hesabın karşıma çıktı. İsimler tutuyordu, resimdeki simadan senin olduğunu düşündüm fakat emin değildim. O yüzden bir şey demedim." Dedi. Elleriyle geceyi andıran saçlarını karıştırıp devam etti. "Ama sen olmasaydın da yine aynı şeyi yapmaktan geri durmazdım Defne."
"Anladım." Bakışlarım kelebek dövmesi olan eline kaydığında yumruk şeklini aldığını gördüm. Gerilmiş miydi ? Neden peki? Kahretsin deliler gibi merak ediyordum. Yeni yeni konuşmaya başladığımız için soramazdım. Sorguya tutarmış gibi olurdu.
Kaderimde bu da mı vardı? Meraktan ölmek. İç sesim şarkıyı değiştirmiş. Yeni bir versiyonunu çıkarmıştı kendince. Olur olmadık yerlerde böyle yapıp beni güldürmek gibi huyları vardı . Dudağımı ısırıyordum gülmemek için.
Karşımda oturan Mert'e odaklanmışken bana doğru uzanan eline baktım. Parmaklarını dudaklarıma dokundurdu yavaş bir şekilde. Dişlerimin hapsinden kurtardı dudağımı. "Küçükken de böyleydin. Ne diyor o içindeki ses?" Unutmamış diyerek geçirdim içimden. Yapmaktan vazgeçemediğim hareketleri bile hatırlıyor.
Anın şokuyla hâlâ afal afal ona bakmaya devam ediyordum. Parmakları dudağımda olan konumunu koruyordu. Arkasını işaret ettim bu anı bozmak için. " Şuna bak uçuyor." Anlamayarak arkasına döndü. " Ne uçuyor?"
"Yanlış görmüşüm neyse."Saçmalamış olsam da lafı döndürmeyi başarmıştım bir şekil. Sanırım cin gördüğümü falan düşünüyordu. Balon gibi şişkin olan kaslarına baktım. Kim olsa bakardı. İlgimi çektiğinden değil kendisi ben buradayım diyerek bağırdığı içindi.
"Elçin ve Murat'ta buraya geldiler. " dedi. İkisi Mert'in kuzeni aynı zamanda benimde çocukluk arkadaşımdı. Abi kardeştiler. Küçükken dördümüz hem aynı okula gidiyor hem de aynı mahallede yaşıyorduk. Yıllar sonra bir araya geleceğimiz düşüncesi beni aşırı derece mutlu etmişti.
Bir şeyler değişiyordu hayatımda, etrafım kalabalıklaşıyordu sanki. Bunu söylemek için erken olsa da doğru çıkmasını umuyordum. Bunalmıştım, yorulmuştum yalnız başıma kalmaktan. Yenik düşmeye çok yakındım. Hayatımda beni önemseyen, seven , değer veren kişilerin varlığını hissetmek istiyordum. Onun mutluluğunu iliklerime kadar tatmayı da.
Birilerine canımın ne kadar yandığı anlatmak aynı zamanda anlaşılmak istiyordum. Evet, benim bir ailem vardı. İnsan ailesiyle kendi özel hayatını bir yere kadar konuşabilirdi. Ya Sonrası? Her şeyi içime atmaktan ruhum yorgun düşmüştü. Sanki içime attıklarım öldürücü bir zehir olup gün geçtikçe sonumu getirmeye yemin eder gibiydi.
Mert'e umutla sorduğum "Ara ara buluşuruz değil mi ?" Sorumu olumlu cevaplamıştı. Zaman o kadar hızlı geçmişti ki onunla konuşurken, anlayamamıştım. Farklı şehirlerde yaşadığımız süre zarfında neler yaptığımızdan bahsedip durmuştuk. Beş yıla yakın kick boksla ilgilendiğini hatta geçen yıl liseden mezun olduktan sonra kendisinin spor salonu işlettiğini öğrenmiştim.
İçeriye geçmeden önce bahçeden görünen, evin dış kapısında bir hareketlilik gözüme çarpmıştı. Çatık kaşlarımla oraya bakarken iri yarı vücutlu kişinin adam olduğunu anlamıştım. Kapüşon giymiş fakat rengini ışık ve mesafeden dolayı ayırt edememiştim. Bu saatte neden bizim eve bakıyordu ki? Eve dikkatle bakmayı sürdürüyordu. Göz göze gelene kadar. Yüzü net görülmüyordu. Zaten saniyeler sonra kafasını indirip yolunda yürümeye devam etmişti. Yolunu kaybettiği düşüncesiyle bende önüme döndüm. Mert'in " Bir şey mi oldu?" Derken olumsuz anlamda kafamı salladım.
Biz tam içeriye girdiğimizde Zeynep teyze ve Haluk amca kapıda bizimkilerle vedalaşıyorlardı. "Yine bekleriz." Dedi babam. Haluk amca da "Sağ olasın Ahmet. Bak biz de çok uzakta değiliz artık. Sizi de bekliyoruz bir gün." Diyerek cevaplamıştı onu.
Kulağım annemlerin sohbetine misafir olmuştu bu sefer. Saat ayarlıyorlardı kendilerince. Ne olduğu hakkında en ufak fikre sahip değildim.
Yorgun argın kendimi odama attım. Bugün dolu dolu geçmişti. Bir o kadar da güzel. Üstümdeki kıyafetleri çıkarıp rastgele etrafa atmıştım. Şuan kılımı dahi kıpırdatacak halim yokken onları katlamakla uğraşamazdım. Eşofman takımımı üstüme geçirdim ardından mutfağa indim. Etraf karanlıktı, uyumuş olmalıydılar. Işığı açıp kahvemi kupaya boşalttıktan sonra sıcak suyu üstüne dönüp odamdaki balkona ilerledim. Gündüz sıcak olmasına karşın şuan serindi hava. O yüzden sıcak kahveyi tercih etmiştim. Yudumlarken o sıcaklık ne kadar da iyi hissettirmişti bana.
Evimiz şehire yakın değil dağ taraflarına yakın kalıyordu. Yeni bir yapıydı, etrafındakiler de öyle. Bu taraftaki evler genel olarak dublex ve aralarında fazlasıyla mesafe olacak şekilde konumlandırılmıştı. Havası tertemiz geceleri ise tonlarca yıldız gözlerimin önüne seriliyordu. Derince bir nefes çektim ciğerlerime geri verdim huzuru iliklerime kadar hissetmiştim.
🦋...
Annemin "Defne uyan. Hadi kalk kızım, gidiyoruz." Lafıyla sabahın dokuzunda uyandırılmıştım. Dün planını kurdukları şey aslında iki günlük kamp yapmakmış Zeynep teyzelerle. Bu sebeple zorla kaldırmıştı beni fakat canım hiç istemiyor tüm günü evde yatarak, film izleyerek geçirmek istiyordum. Israrlarım çaba göstermişti nihayetinde. "Size iyi eğlenceler." Dedim çıkmamışlardı henüz. Babam eşyaları arabaya taşıyordu.Annem ise her zamanki gibi elektriği, tüpü kontrol ediyordu. "Biz gidiyoruz sen buralarda ağla." Bunu diyen Ela'dan başkası değildi. " Burun kıvırdım ona. "Yemek sen ne yersin bilemedim. Kendine hazırlarsın. Görüşürüz kızım. Bu arada kapıyı kimseye açma arkadan da kilitlemeyi ihmal etme." Dedi annem.
"Yok Anne, ben evin kapısını açık bırakacağım. Önüne gelen girsin." Derken eliyle kafama hafifçe vurmuştu. Yalandan acımış taklidi yapmıştım.
Onlar gittikten sonra bilgisayarımı alıp kendime korku filmi açmıştım sanki hiç sınav öğrencisi değilmişim gibi. Öyle bir kaptırmıştım ki kendimi her biri yaklaşık iki saat süren üç tane filmi ard arda bitirmiştim. Karnımdan guruldama sesleri yükselirken acıktığımı yeni fark ediyordum.
Adımlarım mutfağı bulduğunda dış kapıdan gelen sesler ürkmeme sebep olmuştu. Filmin etkisinde olduğum için kedi, köpek olma ihtimalini düşünemiyordum bile. Hızlıca mutfaktan elime ilk gelen şeyi -tavayı- kavrayıp sessizce kapının gözünden dışarıyı kolaçan ettim. Kimse yoktu. Kapıyı açarak temkinlice etrafa bakıyordum ki eğilmiş ayakkabısının bağcığını bağlayan kişi aniden belirdi önümde. Kafasına elimeki tavayla vurdum sertçe. Öyle ki sesi yankı yapmıştı." Seni pislik herif kimsin çabuk söyle?" Dedim.
Kafasını kaldırarak bana baktı. Ağzım açık kalmıştı. Deyim olarak değil gerçekten açık kalmıştı. "Defne." Dedi Mert. "Beynimi siktin kızım." Hemen eğilip kafasına baktım. Kıpkırmızı olmuştu. Sişerdi muhtemelen. "Be-. Ben. Özür dilerim Mert. Korktum dışarıdan sesler gelince. Sen olduğunu bilmiyordum." Kendimi açıklamaya çalışırken bir yandan da bileğinden kavramış ayağa kalkmasına yardımcı oluyordum. "Gel içeriye buz koyalım. Daha da kötüleşmesin."
Mert mutfaktaki sandalyeye otururken derin dondurucudan çıkardığım buzu alıp yanına ulaştım. " Çok acıyor mu?" Dedim. Gözleri bile öyle bakıyordu ki o acıyı ben çekmişim gibi hissediyordum.
"Acımak ne kelime. Anlık olarak tahtalı köye giriş yapıp geldim. Kapısından kovdular." Dedi kıkırdayarak. Bir elimi masaya koyarak sabitlenmiştim. O otururken üstüne doğru eğilip buzu kafasının üzerinde tutuyordum. Ara ara bakışlarımız birbirini buluyor saniyesinde geri kaçırıyordum. "Sen ne için gelmiştin ki? Hem pikniğe gitmiyor muydun?"
"Piknikte elli yaş muhabbeti mi çekecektim Defne? Bizimkilerle buluşmak daha cazip geldi. Numaran yoktu bende söylemek için buraya gelmiştim. Kafamı patlatacağını bilmiyordum. Bilseydim gelmezdim." Son cümlesini pişmanlıkla kurduğundan içimin burkulmasına neden olmuştu. Haksız da sayılmazdı.
Buzu kafasında tutmaya devam ederken birden ayağımın kaymasıyla Mert'in üzerine düşmüştüm. Lanet olsun bir bu eksikti. Ani bir refleksle kalktım üstünden. "Ayağım kaydı. Benim suçum değil."
"Sakarlıkta üstüne yok. Bugün beni öldürmeye niyetlenmişsin sen. " omzuna yalandan vurmuş gibi yaptım. "Ben ne yaptım ki? Her şey kontrolüm dışında gerçekleşiyor." Dedim. "Onu bunu bırak da koş hazırlan. Çıkmamız gerekiyor." Dedi üstümdeki eşofmana göz gezdirirken. Ne olduğunu anlamayarak üstüme baktım. Milyonların olduğu pijama takımım ayaklarımda ise tavuk ayağı olan çorabım vardım. Çorap giyme alışkanlığım olduğu için her daim giyerdim. Çok rezil hissediyordum. "Gülme yoksa bir tane daha geçiririm sana." Dudakları kıvrılmıştı.
Bara gideceğimizi öğrendikten sonra yukarı katta bulunan odama çıkmıştım. Hem rahat hemde şık bir şeyler seçmek istiyordum. Asılı olan kıyafetleri tek tek eleyerek son gördüğüm parçayla "İşte bu." dedim. Vakit kaybetmeden üstüme geçirdim. Siyah ince askılı bedenimi sarmalayan dizlerimde biten bir elbiseydi. Bitiminde ufak bir yırtmacı vardı. Çok hoş durmuştu üstümde.
Genelde makyaj yapan biri değildim. Bugün yapmak istemiştim ama. Heyecandan titreyen ellerimle makyaj süngerini tutup göz altlarıma sürdüğüm kapatıcıyı dağıttım. Rimel sürüp kırmızı tonlarına çalan rujumu sürdüm.Düz olan saçımı tarayıp önüne hafif hafif bukleler yaptım maşayla. Parfümümü sıktıktan hemen sonra hazırlandığıma kanaat getirdim.
Ne yaparsan yap hiçbir zaman güzel bir kız olamayacaksın. İmrenerek baktığın hayatları yaşamayacaksın. Kimse seni sevemeyecek, sevmeyecek. Öyle bir çirkinliğin var ki yaptığın makyaj bile gizleyemeyecek o yüzünü. Ellerinden tutan bir kişi dahi olmayacak. Hayatına girenler sana değer verdiği için değil seni kullanmak için girecekler. Tükeneceksin. Yalpalanacaksın... Babanın prensesi olmak dışında kimsenin prensesi , sevdiği kadın olmayacaksın. Şuanki heyecanın varya o bile iki gün sonraya kalmayacak. Sevincin kursağında kalıp sana eski seni hatırlatacak. Hâlâ hayatında bir şeylerin değiştiğini mi söyleyeceksin bana ? Kandırma kendini. Yapma, senin kaderin bu. Kabul et artık Defne. Dön bir kere kendine bak. İçin içini kemirirken yediğin herkesin dalga geçtiği tırnaklarına bak. Değişen çok şey olacak bir şey dışında. Sen ve senin kusurların.
Derince bir nefes aldım buna rağmen soluduğum havayı sanki hiç ciğerlerime çekmemişim gibi hissediyordum. Nefessiz kalmıştım. Boğazım düğümlenmişti sanki. Yutkunamıyordum. Elimle acıyan kalbime vurdum defalarca.
İçimdeki o sesten nefret ediyordum. Beni güldürdüğü gibi ağlatmayı da çok iyi biliyordu. Gerçekleri yüzüme vururken düşmanımmış gibi bir tavır takınıyordu. Düşüncelerini bir hançer misali kalbime saplıyordu. Zehirli düşüncelerini kabullenmemi bekliyordu. Çoğunu kabul ettiğim halde...
Gözlerimi sıkıca yumdum. Ağlamak istemiyordum. Gözlerimi kapatırsam göz yaşım akmaz zannediyordum. Yanılıyormuşum. Akıyormuş . -Sahte- Gülümsememi takındım yüzüme içim yaralarla dolu olsa da. Umursamak istemedim.
Çantamı ve kısa topuklu sandaletimi alıp aşağı indim. Tüm bu işlemler yalnızca on dakikamı almıştı. Bekletmek istemediğim için bu kadar hızlı hazırlanmıştım. Hemde ilk defa. Rekorum sayılabilirdi.
"Ben hazırım. Çıkabiliriz." Dedikten sonra Mert ilgilendiği telefondan başını kaldırmış deniz gözleriyle başımdan aşağı yavaş yavaş süzmüştü beni. Adem elmasının hareketliliğine şahit oldum. Hemen kendini toparlayıp "Çıkalım. " Dedi.
Bahçeden geçip ana yola çıktığımızda önümüzdeki siyah bmwnin sürücü koltuğuna yerleşti. Ön kapıyı açarak oturdum bende. Gülümsemeyi unutma Defne. Yaralı olduğunu kimseye belli etme.
Göz hapsime onu aldığımda siyah pantolonunun üstüne beyaz keten gömleğini giymiş kol kısmını yukarıya doğru katlamıştı. Kelebek dövmesi kendini belli ediyordu. Merak etmiştim açıkçası. Neden başka bir şey değil de kelebek?
Arabayı sürerken ona sormaktan geri durmadım. "Neden kelebek dövmesini tercih ettin Mert?" Anlık olarak bakışları beni bulmuş sonra tekrardan yola bakmıştı. O kısa süren bakışta gözlerinin çok şey anlattığını görebiliyordum. Çok derin, acı dolu bakmıştı.
Yutkundu. Gözünü yoldan ayırmadan söze girdi. " Tam altı yıl önceydi. Annemin hamile olduğu haberini almıştık. Hemde kızdı." Diyip duraksadı.
Bu dediğine bakılırsa o bebeğin başına bir şeyler gelmişti. Yoksa neden burada olmasın ki? Merakım için Mert'i üzmek istemiyordum. "Eğer anlatmak istemezsen. Sorun değil benim için." Dedim.
"Hayır. Anlatacağım. Biriyle bunu konuşmaya ihtiyacım var. " Dedi, devam etti. "Ben hep kız kardeşim olsun istedim Defne. İlyas'ın bana yaptığı abiliği yapmayacaktım ona. Gözümden sakınır, korur kollardım. Haberi aldığımda öyle mutlu olmuştum ki hemen bir oyuncakçı dükkanından gözüme çarpan ilk oyuncağı almıştım. Kelebek şeklinde örgü bir oyuncaktı. Kutusuna koyup bir an önce dünyaya gelmesini bekliyordum. Doğumdan sonra onu görmeye gittiğimde bakmalara kıyamadım. Melek gibiydi. İsmini de Melek koymuştuk. Biliyor musun?" Gözleri dolmuştu Mert'in. Sağ elini tuttum yanında olduğumu hissetmesi için.
"Eve geldiler. Hemen oyuncağı çıkarıp verdim ona. Minicik elleriyle sarmaladı. Öyle bir sahiplenmişti ki, oyuncağı olmadan ağlıyordu. Aradan yıllar geçti. Dört yaşına geldi benim kelebeğim, meleğim. Kaşla göz arasında evden çıkıp gitmişti çocuk aklıyla. Her yerde aradık onu. Siktiğimin her deliğine baktım. Kayıp ihbarı verdik. Tam bir hafta boyunca tüm İstanbul'u semt semt sokak sokak aradım. Çaresizce eve yürüdüm. Annem kahrolmuş, babam perişan durumda. İlyas bile üzgündü. Bir arama aldık. Keşke ölseydim de kulaklarım sağır olsaydı da polisin o sözlerini işitmeseydim." Karşımda o kadar kötü duruyordu ki. Arabayı sağa çekti fakat çıkmadı arabadan devam etti.
" Benim, benim dokunmaya kıyamadığım Melek'ime dokunmuşlardı o piçler. Kıymışlardı ona Defne. Koruyamadım. Olmadı. Yapamadım. Benim minik kelebeğim ellerimizden uçup gitti. Ben yetişemedim. Koruyamadım onu." Gözlerinden bir damla yaş boşlukta süzülüp pantolonuna değdi. Transa girmiş gibi bir hale bürünmüştü. Yerimden doğrulup sarıldım ona. "Senin suçun yoktu Mert. Sen elinden geleni yaptın hem. Kızma kendine daha fazla." Derken ondan daha fazla göz yaşı dökmeye başlamıştım. Bu nasıl bir kansızlıktı böyle aklım almıyordu. Dört yaşında bir çocuğa hemde.
"Melek'imi unutmamak için yaptırdım bu dövmeyi. Gerçi hiç aklımdan çıkmıyorki abisinin bir tanesi. Allah'ın her günü yüzü gözlerimin önüne geliyor Defne." Dedi acıyla.
Şimdi anlıyordum Mert'in neden gerildiğini. Neden bu konuda herkese nazaran daha hassas olduğunu. Titrek bir nefes aldım onu sakinleştirmeye çalışırken. O belki de mükemmel bir abi olacaktı. Hatta olmuştu da.
Kanayan yarasını daha fazla deştiğim için içten içe kendime küfürler ettim.
Arabadan indiğimizde kafasını kaldırıp derin derin nefesler çekti içine. Ona bakarken ne kadar acı çektiğini görebiliyordum. O ise tüm bunları yaşamıştı,sarsıcıydı.
"Geçecek ." Dedim teselli verircesine. "Hiçbir şey geçmeyecek Defne."
Haklıydı belki de, geçmeyecekti. Yara alacaktık her zaman. Kabuk bağlamayacaktı o yaralar. Birileri gelip kaynatmaya devam edecekti.
Bu dünya masum ve masum ruhlu insanlar için cehennemden başka bir şey değildi...
🦋...
Konuşmamızdan sonra yol boyu sessizliğimizi korumuştuk. Ne diyebilirdik ki? Susmaktan başka geriye ne kalıyordu.
Yaklaşık yirmi dakikanın sonunda bara gelmiştik. Böyle olacağını tahmin edememiştim. Eğleniriz diye düşünürken ikimizinde modu düşmüştü. Melek ve Mert için çok üzülmüştüm.
Arabadan inip ışıkların, gürültünün hakim olduğu bara doğru adımladık. Hayatımda ilk kez bara geliyordum. Takılacak arkadaşlarım olmadığı için sürekli evde dört duvar arasında kalıyordum. Ne dışarı da biriyle yemeğe çıkıyor ne de böyle mekanlarda bulunuyordum. Dün hariç. Kerem beni davet etmişti, o da takılmak için değil konuşmak içindi.
İçeriye girince yoğun alkol ve ter kokusundan burnumun direği sızladı. Bu insanlar nasıl katlanıyordu anlamış değildim. Mert bileğimden tutarak kalabalık arasında ilerletiyordu beni. Bizim için ayrılan locaya geldiğimizde karşımda Murat ve Elçin 'i gördüm. Tebessüm ettim. Elçine sıkıca sarıldım. Karşılık verdi sırtımı sıvazlayarak. "Çok özlemişim seni." Dedi karşılık olarak içtenlikle "Bende." dedim. Murat "Oo Defne hanım hoşgeldiniz." deyince " Hoşbuldum." Dedim yalandan gülümsemeye çalışarak.
Elçin hatırladığım kadarıyla kahve tonlarında olan saçını kızıla boyamıştı. Simli beyaz bir elbise giymiş saçlarını açık bırakmıştı. Saç rengi ve teni elbisesiyle uyum içindeydi adeta.
Murat'a bakışlarım değince Mert'e baktığını gördüm. Kaşlarını bu halin ne dercesine havalandırdı. Mert'in Bir şey olmadı cevabına karşılık sustu. "Kafana ne oldu oğlum amına koyayım. Meteor mu düştü lan?" Dedi Murat. "Birileri beni öldürme girişiminde bulundu diyelim." Dedi kaşlarıyla beni gösteriyordu. Güldüler.
"Nasılsın Defne? Neler yapıyorsun? Bu arada çok güzel olmuşsun güzellik." Elçin art arda cümlelerini sıralarken teker teker cevap verdim. Sonrasında koyu bir sohbete dalmıştık. Şuan fark ediyorum da biriyle böyle konuşmayı o kadar çok özlemiştim ki... Ben bir sohbete muhtaç kalmıştım.
Gözlerim Mert'in üstünde dolanırken önünde bulunan içkiden ağır ağır yudumladığını aynı zamanda Murat 'la konuştuğunu gördüm. Yüzümdeki ifadeden keyifsiz olduğu çok bariz ortadaydı, hem de benim yüzümden. Mavilikleri beni bulunca bakışlarımı kaçırdım fakat yakalanmıştım.
O kadar susamıştım ki boğazımın kuruluğuyla yutkundum. Önümde su olduğunu düşündüğüm beyaz sıvıyı iki yudumda bitirken rahatlamış hissediyordum. Tadı bir garipti ama önemsemedim bir kaç tane daha içtim.
"Sarhoş olacaksın." Dedi Mert. "Su sarhoş mu ediyor?" Diye mırıldandım. Kıkırdadı.
"İlk defa içiyorsun anlaşılan."
Bayık gözlerimle ona bakmayı sürdürüyorken Elçin koluma yapışıp dans ve müziğin baskın olduğu tarafa çekiştirmeye başladı. Karşı koyacak gücü kendimde bulamıyordum. O dans etmeye başlarken eğlenmeyi kendime hak görmedim. İçim hâlâ buruktu. Elçin kalabalık arasında kaybolurken hemen sağında bulunan bar taburesine oturdum. Barmenin önüme bıraktığı içecekten yudumlarken bana göz kırptığını gördüm.
"Bana bakmayı daha fazla sürdürürsen seni döver kedi ve köpeklere yem ederim tamam mı ?" Dedim. Çakır keyif olmuştum. Gülerek önündeki bardakları yerleştirmeye devam etti.
🦋...
"Mert senin neden dört gözün var?" Dedim elimle dört sayısını göstererek. "Ama benim iki gözüm var haksızlık bu?" Ağlamaya başlamıştım.
"Seni buraya getiren beynimi sikeyim Defne?" Dedi pişmanlıkla. Kolumdan tutmuş park ettiği arabanın yanına ilerliyorduk.
"Sende sike sike bitiremedin? Hem sen çirkinim diye artık beni yanında istemiyor musun yoksa Mert?" Baş parmağımı tehdit edercesine salladım.
İlk kez içmemden mi bilmiyorum alkol beni fena çarpmıştı. Ayyıkken söylesem utanacağım şeyleri hiç zorlanmadan tek nefeste söylüyordum. Kanımın kaynadığını hissediyordum ayrıca.
"Tamam yeter bugünlük bin arabaya." Dedi. İtiraz etmeyerek bindim. Koltuğa yayıldım iyice. Sürücü koltuğuna geçip eve sürmeye başlamıştı. Yol altımızdan kayıp gidiyordu.
"Mert."dedim. "Hmm ." Diye mırıldandı, gece olduğu için dikkatle yola bakıyordu. "Beni neden kimse sevmiyor? Çok mu çirkinim." Kahvelerim mavilerini görüp cevap almak istiyordu. Öğrenmek istiyordum.
"Sen güzelliğinin farkında değilsin Defne. Kendini çirkin olduğuna inandırmışsın tek doğru olarak onu kabul ediyorsun?"
"Öyle olduğum için olmasın." Suratımı asmıştım. "Hayır. Kabul ettiğin doğruları değiştirmediğin için." Dedi.
Çok fazla uykum geliyordu. Gözlerim tam kapanmaya yakınken Mert eve vardığımızı söylemişti. Kapımı açtı beni yürütmeye devam ederken çoktan bizim eve varmıştık. "Çantanı verir misin? Anahtarı alacağım." Dediğinde "İmdat hırsız var! Evimi soyacak bu adam." diye bağırmaya başlamıştım. Geç olduğu için sokakta kimse yoktu. Ayrıca evler arasında büyük bir mesafe olduğundan sesimi Mert harici duyan olmamıştı. Bağırmayı kestiğimde karşımda kahkaha atmasını beklemiyordum.
Gözlerim vücudunda gezindi. Allah özene bözene yaratmıştı bu çocuğu. Daha doğrusu adamı. Gülüşü çok güzeldi. Dolgun dudaklarında durdu bakışım. Benimkinden daha güzel dudakları vardı. Haksızlıktı. "Yakışıklısın he. Bulursun taş gibi hatunları." Sırıtarak omzuna vurdum. Kolumdan düşen çantayı alıp içini kurcalamaya başladı anahtarı bulmak için. O sıra deli danalar gibi kendi etrafımda dönüyordum. "Anahtar nerede Defne?" Dedi.
"Sen mi çaldın? Bana doğruyu söyle seni ucube pis yalancı." Sabır dilenerek "Yürü bizim eve gidiyoruz. Bir daha da seni oralara götürürsem ne olayım." Dedi her defasında pişmanlığını dile getiriyordu. Kollarımı iki yana açarak onların evine koşmaya başladım. Uçakmışım gibi ses çıkarmayı da ihmal etmiyordum. "Yavaş ol, düşüp başıma yeni bir bela açma." Onu dinlemeyecektim tabiki.
Mert arkamda kalmış ben ise onların
Arka bahçelerindeki girişe gelmiştim. Havuzun ilgimi çekmesiyle koşarak oraya bakacaktım ki ayağım havuz çevresinde bulunan ıslaklık nedeniyle kaymıştı. Tiz bir çığlık dudaklarımdan firar ederken havuzun en derin noktasında kendimi bulmuştum. korku bir sarmaşık gibi tüm vücudumu kaplamıştı.
Ben yüzme bilmiyordum ki?
~BÖLÜM SONU~