~2.Bölüm~
...
Cinayetler.
Tacizler.
Özellikle de artan kadın cinayetleri...
Katledilen onlarca masum can.
Kadın olmak bu hayattaki en zor şeylerin başında geliyordu. Güvende hissettiğin bir andayken bile hiç tahmin etmediğin yerden darbe yiyebiliyordun. Hepimiz şahit olduk haberlerde, sosyal medyada ve hayatlarımızda.
Kimisi çocuğunun gözleri önünde canice öldürüldü. Kimisi tenha bir yerde tecavüze uğradı, cesedi yakıldı acımasızca. Bunları yapanlara insan sıfatı kullanılmamalıydı. Nefes almayı dahi hak etmemeliydiler. Ne yazık ki günümüzde bu tür olaylar yaşanmaya devam ediyor kimisine gereken ceza verilmiyordu bile. Bir kaç ay cezaevinde yatıp çıkıyorlar. Kısa bir süre sonra yine aynı suça teşebbüs ediyorlardı. Bu dünyada adalet yoktu hiçbir şekilde.
Olsaydı bu durumda mı olurduk?
Benim gibi her kadın dışarı adım attığı gibi başına gelebilecek tüm unsurları düşünüyordu. Mecburduk buna. Özellikle de yalnız başınaysan gözlerini dört açman kendini koruman gerekiyordu. Tehlike dört yanımızda kol geziyordu.
Bu dünyada Emine Bulut'lar, Özgecan Aslan'lar , Junko Furuta'lar başta olmak üzere nice vahşetler baş göstermişti ne yazık ki ...
(Bilmeyenler için Junko Furuta 16 yaşındayken kaçırılıp okul arkadaşları ve yüze aşkın kişi tarafindan tecavüze uğramıştır. Bedeni boks torbası gibi kullanılıp 44 gün boyunca şiddete maruz kalmıştır. Can vermeden önce ise bedeni bir varilin içine konulup üstüne beton dökülmüştür. Bu olay beni çok üzdüğü için değinmek istedim. YouTubeda daha detaylı bir şekilde videosunu izleyebilirsiniz.)
🦋...
Önümdeki demir kapıyı açıp evimizin büyük bahçesinde buldum kendimi. İki katlı müstakil bir evdi. En sevdiğim yanı bahçe ve odamdaki balkon detayıydı. Dışarıyı seyretmeyi sevdiğimden hiç ayrılıyordum oralardan. Kısa mesafeyi aşıp evin kapısına baktığımda annemin kızgınlık dolu bakışlarını görmeyi beklemiyordum. Bir kaç adım daha atıp aramızdaki mesafeyi kapattım. "Defne bu saate kadar dışarıda ne işin var? Okulun dahi üçte dağılıyor fakat Defne hanım ortalıklarda yok. O kadar aradım seni cevap dahi vermedin. Deli gibi merak ettik." Dedi. " Anne azıcık yavaşlasan mı? Motor gibisin mübarek. Hem sen değil miydin çok çalış diyen? Kütüphaneye gittim çalışmak için. " Uyuya kalmış olduğum gerçeğini bilmesine gerek yoktu bence. Bilse ona da on ton laf ederdi, eminim. Onu arkamda bırakıp odama çıkan merdivenlerden yukarı tırmanıyordum.
"Bak sen ya. Bir de laf ediyor bana. Çıldıracağım." Derken bacağıma isabet eden terlikle ufak bir çığlık attım.
Menzili sınırsız, yüzde yüz isabetli mükemmel acılı anne terliğini de yemedim demezdim artık.
O kadar çok acıtıyordu ki. Sızlayan bacağımı elimle ovalayıp odama geçtim. Neyseki Ela belalısı etrafta yoktu. Sanırsam uyuyordu yoksa evde bu denli sessizlik hakim olamazdı.
Çantamı çalışma masama bıraktım. Dolabıma yönelip kendime banyodan sonra giymek için kıyafet ayarladım. Siyah şortumu ve crobu elime alıp banyo ışığı açtım.
"Bööö!"
"Allah cezanı vermesin Ela. Üçe kadar sayıyorum ya odamdan çıkarsın ya da kötü şeyler olur. " Kalbim ağzımda atarken nefes alış verişlerim hızlandı. Allah bela diye bana bu kardeşi vermişti kesinlikle."Pisliksin Defo. " Dedikten sonra hayal kırıklığıyla bana bakıp çıktı odamdan. Sabır diyelerek banyoya girdim. Ilık duşun kollarına bıraktım kendimi.
Banyodan sonra saçlarımdaki nemi havluyla aldım. Mutfağa uğrayıp bir şeyler atıştırdım. Karnımda şimşekler çakıyordu. Sabah kahvaltısıyla durmuştum gün boyu. Nasıl dayandım inanın bende bilmiyordum.
Balkona çıkmadan önce üstüme ince hırkamı giyinmeyi ihmal etmedim. Sürgülü kapıyı açıp sandalyeye oturdum kollarımı birbirine dolarken. Yarın cumartesi olduğu için saatin pek önemi yoktu.
Gözümün önünden bugün yaşadıklarım bir bir gelip geçti. Sınavdan sıfır aldığımı nasıl açıklayacaktım? Bir bu eksikti , nasıl unuturdum?Annem duysa beni on gün kapının önünde uyuturdu kesin. Naz'ı bir kaşık suda boğsaydım yeriydi. Ondan nefret etmiyordum bana yaptıklarına rağmen. Tabi bu sınırlarımı zorladığı gerçeğini değiştirmiyordu. Bir ay sonra hiçbirinin yüzünü görmeyecektim neyseki. Tek temennimdi. Bunca zaman katlanmıştım çünkü küçüklüğümden bu yana hep zorbalığa uğramıştım akranların tarafından. Alışık olmadığım bir şey değildi benim için. Hadi diyelim ki şikayet ettim ya da karşı çıktım. Ne değişecekti ? Bir insanı huyundan vazgeçirmek o kadar kolay mıydı? Tüm bunların cevabı kocaman bir hayırdan başka bir şey de olamazdı zaten. Biraz daha sabretmek gerekiyordu. Okulla ilgili bir şey düşünmek istemiyordum artık. Daha doğrusu onlarla ilgili.
Elimden geldiği kadar çalışıyordum. Sınav sonucum ne gelirdi hiçbir fikrim yoktu fakat gastronomi okumayı kafaya koymuştum. Küçükken bile hep bir pastane açmak isterdim ya da kafe tarzı bir yer. Kendimi bu alanda geliştirmek istiyordum. Aileme söylememiştim. Ne derlerdi bununla ilgili bilmiyordum. Sonuç olarak bu hayat benimdi ve ben yaşayacaktım. Burada önemli olan benim fikirlerimdi. Kimin ne dediği değil. Onlara düşen tek şey saygı duymaktı.
Tüm düşüncelerimi yerinden eden mavi gözlü yabancı belirdi aniden zihnimde. Şuan düşünüyorum da ne kadar tanıdık gelmişti o gözler. Oysa onu ilk kez görüyordum. Uzun boyluydu. Dışarıdan bakıldığında kendini belli eden kasları sürekli olarak spora gittiğini belli ediyordu. Geceyi andıran simsiyah saçları gördüğüm en koyu tondaki siyah saç olabilirdi. Teni saçlarının aksine bembeyazdı. Kusursuzluk bu olsa gerekti. Bana ne kadar da ters düşüyordu öyle değil mi? Ona kıyasla çok sıradan biriydim. Kahve saç ve gözlerim , nefret ettiğim sivilcelerle dolu yüzüm, kısa tırnaklarım ... Dünyanın yarısı buna sahipti neredeyse sivilcelerimi saymazsak tabi.
Bir gün bende herkes gibi olabilir miydim? Arkadaşlarım olur muydu ya da? Öyle takılmak için olanları demiyordum. En kötü günümde dahi yanımda olabilecek kişileri diyorum. Şu yaşıma kadar çocukluk hayatımdan sonra arkadaşım olmamıştı. Dışarıda kol kola gezen, gülen kişilere hep özenerek baktım. İmrendim. Çok mutlu gözüküyorlardı. Kafelerin önünden geçerken keyifle sohbet edenlere baktım çoğu kez. Baktıkça daha fazla yara aldım, ağladım. Bende istedim. Birilerinin hayatında merkez olmayı istedim. Bu tipimle olacak iş değildi. Olmadı da...
Kalbim ağır darbeler almıştı. Göz yummuştum . Herkesin derdi kendine büyüktü. Bana büyük gelen dertte, yalnız oluşumdu. Psikolojik olarak çöküntü içinde olmamdı mesela. Değiştirmeye çalışmadım mı zannediyorsunuz? İnanın ki çok çabaladım, didindim. Hep daha fazla yara almaktan ileriye gidemedim ve vazgeçtim.
Olmayan şeyleri zorlamamak gerekiyordu belki de.
Ben bu hayata yenilmiştim. Yaşamam nefes almaktan ibaret olmuştu. Ruhumun ölüden farkı yoktu. Yeniden dirilmek çok zordu hatta imkansız. Kaybedenler kulübüne adımı yazdırmıştım bir nevi.
Göz kapaklarımın ağırlaştığını hissediyordum. Oturmaktan kalçam ağrıdığı için içeriye girmeye karar verdim. Uyusam iyi olacaktı. Odama geçince komidinin üstünde duran telefonumu aldım. Bildirim ışığı yanıp yanıp sönüyordu. Şaşkınlıkla kaşım havalandı. Bana kim yazmıştı ya da aramıştı ki? Telefonun güç tuşuna başınca beyaz ekran gözlerimi kamaştırdı. Kirpiklerini kırpıştırıp tekrar ekrana baktım.
'0552 *** **** ' kişisinden iki yeni mesaj.
Bu da kimdi? Yatağıma uzanırken mesaja tıkladım.
*Merhaba Defne , Kerem ben.
* Yarın buluşabilir miyiz? Tabi müsaitsen.
Ellerim klavyede oynamaya başladı. Ona konuşmak istemediğimi söylememe rağmen ne diye yazıyordu ki? Hem numaramı nereden bulmuştu?
Defne : Numaramı nereden buldun? Hem sana konuşmak istemediğimi söylemiştim Kerem.
Mesajım saniyesinde görüldü almıştı.
Yazıyor...
Kerem: Numaranı buldum işte hir şekil boşver onu şimdi. Önemli bir konu hakkında konuşmak istiyordum. Lütfen geri çevirme.
Önemli ne varsa artık konuşacağımız.
Defne: Tamam . Konumu atarsın sonra. İyi geceler.
Kerem: Sanada iyi geceler Prenses.
Ne demişti o? Prenses mi demişti bana? Ben ve prenses güleyim bari. Sensin prenses. Şuan Kerem'i prenses elbiseleri içinde dönerken düşündüm de yakışmıyor değildi. Büyük bir kahkaha savurdum. Geç olduğu için elimde ağzımı kapamak zorunda kalmıştım. Benim bu düşüncelerim olmasaydı kim güldürecekti beni? Bazen ruh hastası olduğumu düşünmüyor değildim.
Telefonu kapatıp yastığımın altına bıraktım. Yavaş yavaş kapanan gözlerimle uykuya dalmıştım.
🦋...
Bugün herkesten önce uyanmıştım. Keşke on ikiye kadar uyubilseydim. Hergün okul dolayısıyla saat sekizde uyandığım için artık alışkanlık haline gelmişti erken uyanmak. İstesem bile uyandıktan sonra tekrar geri uyuyamıyordum. Huyum kurusun.
Banyoya girip günlük işlerimi hallettikten sonra mutfağa gitmek için odamdan çıktım. Televizyon sesinin gelmesiyle vazgeçip salona ilerledim. Ela koltukta uzanmış tüm ilgisini televizyona vererek mucize uğur böceği ve kara kedi izliyordu. Hastasıydım onun. Marinette üzülüyordum ama Adrien onu hiç görmüyordu. Birlikte olsalar ne olurdu ki hem?
Saçmalama Defne. Bir de bunun için otur ağla istersen.
"Ela." Dedim yanına daha da yanaşarak. Beni yeni fark ediyordu. "Efendim Defo." Dedi fakat bende değil hâlâ televizyondaydı gözü. Defo demesini sevmiyordum ama ısrarla demeye devam ediyordu. *Ufak bir kız kardeş sorunsalı*
"Diyorum ki hazır annem ve babam uyuyorken sürpriz kahvaltı mı hazırlasak beraber? Bana yardım etmek istemez misin?" Gözleri heyecanla açıldı. Yüzünde yayılan kocaman gülümsemeyle "Olur." Dedi u'ları uzatarak. O da benim gibi seviyordu bu işleri.
"İyi madem düşün peşime şefim."
"Hay hay." Bu lafları nereden öğrendiğiniyordu? Sanırsın yirmi yaşında genç kız. Kızım sen yedi yaşındasın kendine gel. Kendi kendime gülmeye başladım.
"Benim bu Defo'da kafayı sıyırdı iyice." Dedi sırıtarak. Arada tartışıyor olabilirdik ama seviyordum onu. İnsanın kız kardeşi gibisi yoktu. Deli ettiği zamanları hiçe saydığımız durumlarda.
Yaklaşık otuz dakikanın sonunda Fatma abla ve Ela'yla beraber her şeyi hazırlamış bahçedeki masaya götürmüştük. Fatma abla ev işlerinden sorumluydu. Yıllardır bizim evde çalıştığı için aramızda samimi bir bağ oluşmuştu. Tatlı yüzlü ve sempatik bir kadındı. Kırklarının başındaydı. Bu yaşına kadar neden evlenmediğini merak ediyordum. Ona bir gün sormayı aklıma not ettim.
"Ooo benim canım kızlarım bana kahvaltı mı hazırladı?" Dedi babam. Ne ara gelmişti fark etmemiştim. "Evet. Bakalım beğenecek misiniz? "
"Siz yaparsınız da ben beğenmez miyim?" Dedi kollarını açarak. Buraya gelin işareti yaptı. Ela'yla aynı anda sarıldığımızda ikimizinde saçından öpüp koklamıştı. Babamı o kadar çok seviyordum ki. Bu hayattaki şükür kaynağımdı . Böyle bir babaya sahip olmak mükemmel bir duyguydu.
"Bana yer yok mu?" Dedi annem. "Olmaz mı?" Diyerek bir ağızdan cevapladık. Dördümüz sarıldıktan sonra kahvaltı masasına ilerledik. Fatma abla çayları dolduruyordu. Önümdeki tabağa hazırladıklarımızdan azar azar koydum. Göbeğim çıkmaya başlıyordu. Spor yapıp ya da az yiyip onu yok etmeliydim. Yemek söz konusu olunca benim için akan sular dururdu. Pişirmeyi, yemeyi o kadar seviyordum ki. Bunun tek eksisi ,kilo almaktı.
Boyum 1.60 cm'di. Kilom ise 55'ti. Memnundum bu durumdan, bana göre idealdi. Sadece şu göbek olayı sinirimi bozuyordu.
"Akşama misafirlerimiz var." Annem söze girmişti. " Kim?" Dedi Ela hepimizden önce. Çok meraklı bir kızdı. Bu konularda bizden önce davranırdı. "Kızım sen o zamanlar yoktun ablan belki hatırlar. Zeynep teyzen ve Haluk amcanı hatırlıyorsun değil mi Defne? Hatta iki tane çocukları vardı Mert ve abisi İlyas. " Oha. Küçüklük arkadaşım Mert. O tombul yanaklı , boncuk boncuk mavi gözleri olan tatlı çocuk. Nasıl unuturdum ki ? O benim küçükken sevdiğim en sevdiğim arkadaşımdı. Kim bilir şimdi ne kadar büyümüştü? Çok özlemiştim onu.
Babasının işi dolayısıyla İstanbul'a taşınmışlardı. Şimdi ise yeniden buraya Mersin' e mi geliyorlardı? Bu gerçekten harika bir haberdi. Şimdiden onunla konuşmak için sabırsızlanıyordum.
"Evet anne hatırlıyorum da burada ne işleri var ki?"
"Haluk şirketteki işleri bayağı ilerletmişti. İlyas büyüyüp işlerin başına geçince fırsat bu fırsat memlekete dönelim demişler." Dedi babam. Gözlerimi yumup açtım anladım dercesine.
"Hatta." Dedi annem. Devam etti. "Karşımızdaki müstakil eve taşınıyorlar. " kafamı çevirip oraya baktım. Bahçeden çok net gözüküyordu. Nakliyat arabasındaki eşyaları boşaltan adamlar gördüm ilk olarak. Sevincim ikiye katlanmıştı. Mert ile eskisi gibi olur muyduk? Benim tekrardan arkadaşım olur muydu? Daha doğrusu beni hatırlıyor muydu? Sanırım bunun cevabı bir tek ondaydı.
"Sevindim. Hepimiz için iyi oldu bence." Dedim. "Öyle." Dedi babam.
"Bu arada öğlen bir iki saatlik izninizi isteyeceğim. Arkadaşımla buluşmam gerekiyor."
"Kızım yıllar sonra ilk kez arkadaşım lafını kullanıyorsun. Kimmiş bu arkadaş?" Haklılardı sormakla.
"Okuldan biri." Diye geçiştirdim. Çok üstelemeyip herhangi bir sorun olmayacağını söyleyerek kahvaltı yapmaya devam ettiler. İzin de aldığıma göre ne giyeceğimi düşünsem iyi olurdu .
Herkes doyduktan sonra beraber mutfağı toplamıştık. Babam işleri dolayısıyla şirkete gitmişti. Annem ise yavaştan akşam için hazırlıklara başlamıştı. Kimisi misafir gelmeden on günden önce başlıyordu hazırlık yapmaya onları da anlamış değildim.
"Defne çok geç kalma. Senin meşhur tatlılarından istiyorum akşam için. Soğuması gerekiyor hem. Tamam mı?"
"Tamam anne. Geç kalmam. En fazla bir saat durur gelirim zaten. " Dedim sonra odama çıktım.
Gardrobu açıp içinden ince parçalar seçmeye özen gösterdim. Kalın giyinip bu sıcakta bayılmak istemiyordum. Uzun uğraşlar sonunda dizimin üstüne gelen siyah çiçekli eteğimi seçip üstüne siyah bir crop aldım. Gözlerime eyeliner çekip maskarayla tamamladım. Nude tonlarında rujumu da sürdükten sonra bitmişti işlerim. Beyaz çantama telefonumu bırakmadan önce Kerem'in attığı mesajdan konuma baktım. Çıkmadan beyaz sporlarımı da giyinerek evden ayrıldım. Çağırdığım taksi dakikalar içinde gelirken gideceğim yeri söyleyip camı açtım.
Taksiden ücreti ödeyip ayrıldım. Önümde duran kafeye baktığımda doğru yere geldiğimi anlamıştım. Önümdeki basamakları çıkıp içeriye girdim. Gözüm her yerde Kerem' i ararken yaptığı el işaretiyle olduğu yere ilerledim.
"Çok bekletmedim umarım." Dedim karşısındaki sandalyeye otururken. Göz ucuyla onu süzüyordum. Siyah kumaş pantolon üstüne de polo yaka beyaz bir lagos giymişti. Kumral saçlarını dağınık bırakmıştı.
"Bende yeni geldim zaten." Dedi. " Çok güzel olmuşsun."diyerek de sözünü tamamladı.
"Aklını kaçırmış olmalısın ya da gözün kör. Benim gibi çirkin bir kıza öyle denir mi?" Dedim kıkırdayarak.
"Kör değilim fakat senin aklımı kaçırdığın doğru." Dedi gözlerimin en içine bakıyordu.
Yalandan öksürdüm. Neyseki o sıra garson gelip siparişleri aldı. Alışık değildim bu laflara ve bana denilmesi nedensizce rahatsız olmama sebep oluyordu.
"Benimle konuşmak istediğin önemli konu neydi Kerem?" Birilerinin artık söze girmesi gerekiyordu.
"Naz yüzünden benden uzaklaşıyorsun değil mi? " Bir saniye bile beklemeden demişti bunu.
"Evet. " Dedim tek kelimeyle. " Naz sana aşık ve başıma daha fazla bela almak istemiyorum. Benim yakınımda olduğun müddetçe bana zarar vermeye devam edecek Kerem. Üzgünüm ama hayatımda ilk kez kendimi düşünerek senden uzak durmayı seçiyorum. Umarım anlıyorsundur."
"Anlıyorum Defne ama beni kendinden uzaklaştırmana gerek yok ki. Daha önceden biliyor olsaydım böyle şeylerin yaşandığını inanki o andan itibaren sorununu çözerdim. Seni sevdiğimi biliyorsun. Yapma bunu bana. Uzak dur deme. Seni sevdiğimi bile bile yapma. " Dedi öfke ve üzüntüyü aynı anda barındıran sesiyle. Öfkesi Naz' aydı.
"Kerem benim sana karşı hiçbir zaman hislerim olmadı. Yanımda durarak kendine en büyük cezayı verirsin üstelik çirkin bir kızı sevilecek kadar nasıl kör olursun? Hem ben senin sevgine karşılık veremem."
"Defne sen bana kör diyorsun ya asıl kör sensin burada. Güzelliğini göremeyecek kadar körsün hemde. İçinin güzelliğini saymıyorum bile." Allah'ım bana sabır ver.
"Bana böyle şeyler deme Kerem." Derken garson sipariş ettiklerimizi masaya bırakıyordu. Kerem tatlı ve çay istersen ben soğuk kahve istemiştim.
" Ne gibi şeyler ." Dedi .
"Kerem." Dedim uyarırcasına. Dışarıdan nasıl gözüküyordu tahmin edemiyordum.
" Tamam, tamam .Demem ama beni kendinden uzak tutma. Anlaştık mı?"
"Anlaştık. " Dedim. Aksini söyleseydim diretmeye devam edecekti. Kahvenin son yudumlarını içtikten sonra içimin serinlediğini hissediyordum. Sohbetin geri kalanında okuldan ve Kerem'in kız kardeşinden konuşmuştuk. Ne kadar yaramaz olduğundan bahsediyordu. Bana birilerini hatırlatmıştı bu. Ela'yı. İkisi yan yana gelse ne olur diye düşünmeden edemedim. Ortalık savaş alanı olurdu tahminimce. Ya da atom bombası yapıp patlatırlardı.
Anneme bir saat oturur kalkardım diyordum ama öyle olmamıştı. İki saate yakın konuşmuştuk. Bu kadar dilli biri olmama şaşırmadan edemedim. Kerem' den mi yoksa benden mi kaynaklıydı bilemiyordum.
"Ben gideyim artık." Dedim ayaklanmadan önce. Oda benimle aynı anda kalktı oturduğu yerden. "Evine bırakıyorum seni ve hesapta benden itiraz istemiyorum. " Dedi.
"Olmaz öyle şey hiç o triplere girme. Kabul edemem. Sen eve bırak hesapta benden olsun."
...
Kerem'in ne yapıp edip hesabı bir şekil ödemiş sonradan ona bir şeyler ısmarlarsam ödeşeceğimizi söylemişti. Şimdi ise arabaya binmiş evime doğru gidiyorduk. Klima yerine camı açmayı tercih etmiştim. Tenimi okşayan rüzgar beni daha mutlu ediyordu. Bilmiyorum ama özgür bir kuş gibi hissediyordum.
İçimden bir şarkı mırıldanıyordum. Arabaya koyu bir sessizlik hakimdi. Dakikalar birbirini kovalarken nihayetinde varmıştık. Vedalaşıp bahçeden içeriye ilerledim. Zili çaldım.
Fatma abla tüm güler yüzlülüğü ile açmıştı kapıyı. Annemin hâlâ mutfakta olduğunu öğrenmemle oraya gittim. Çantamı kenara bırakıp. Yanağına bir öpücük kondurdum. "Hadi kızım bir an önce yap tatlıyı da soğusun. " dedi bir yandan diğer yana koşturuyordu. Maşallah gören arı zannederdi.
"Keşke soluklansaydım önce . Ha diye ise mi girişilir?"
"Defne." dedi kızarken. "Bence sen dışarıda yeterince soluklandın. Şimdi işlerin ucundan tutma zamanı. Lafa tutma bak yakacağım yemekleri." Azıcık daha konuşsam yeni bir anne terliği faciası yaşanabilirdi. Dediğini yaparak dolaptan sütü ve diğer malzemeleri tezgaha dizdim. Muhallebili bisküvili bir tatlı yapmaya karar verdim. Aralarına muz da dizsem çok güzel olacaktı. Karamelde mi ekleseydim acaba? Yakışırdı bence.
Tatlıları yapıp buzdolabına kaldırdım. Dışarı çıktığım için terlemiştim. Üstüne mutfakta tatlı yaparken kirlenmişti üstüm. Duş alsam iyi olurdu. Akşam giyinmek için kendime kot mavi pantolonumu ve beyaz tişörtümü çıkardım. Günlük bir şey olsun istiyordum.
🦋...
Hazırlandığımda salona inmiştim. Babam haberlere annem ise son eksikliklere bakıyordu. Heyecanlıydım birazcık. Mert çok değişmiş miydi? O tombul mavi gözlü çocuğu öyle çok özlemiştim ki. Sekiz yıla yakın birlikte vakit geçirmiştik. Tüm bunlar bir yana beni hatırlayıp hatırlamadığını deli gibi merak ediyordum.
Onlar taşınınca on yaşlarındaydım. O benden bir yaş büyüktü sadece. Şimdi ise ikimizde çok büyümüştük, değişmiştik belki de.
Kapının çalması ile ailecek karşılamak için ayaklandık. Zeynep teyzeyle Haluk amca içeriye girdikten sonra tek bir kişi kalmıştı.
Mert.
Gözüm dışarıda onu ararken önümde beliren kişiyle şaşkınlıktan gözüm açılmıştı. Bu nasıl olurdu? Nasıl bir tesadüftü bu?
BÖLÜM SONU