İçeriğe geç

Seninle Yeniden

Bölüm 5 · 14 dk okuma

Seninle Yeniden

Bölüm 5

V - Korku

5.Bölüm~

...

Zihnimi kurcalayan düşüncelerimi kestirip atmak istiyordum. Tabi bu yalnızca istemekle kalıyordu. Koskocaman iki hafta geçmişti Mert'i son görmemin üstünden. O gün boynuna atlayan kızın sevgilisi olduğunu öğrenmiştim. Üstelik beni orada görmüş olduğu halde susmayı seçmişti. Neden bu kadar aklıma takıldığını inanın bende bilmiyorum. Biz arkadaştık ve bana demesini bekliyordum sadece belkide bu yüzdendir.

Annemle aramız eskisi kadar olmasa da düzelme yolunda ilerliyordu. Ona hâlâ kırgındım fakat bunu uzatmanın ne anneme ne de bana bir faydası yoktu. Pişmandı ve kendini değiştirmeye çalışıyordu bu konuda. Önemli olanda buydu zaten. Son günlerde daha fazla hissediyordum bu değişimi. Hâl hatrımı, nasıl olduğumu sürekli sorar olmuştu. Umarım temelli olarak kalırdı.

Önüme düşen kahve saçlarımı geriye itip bıkkınlıkla dolu bir nefes verdim düşüncelerimle boğuşmaya devam ederken. Ne mi yapıyordum? Akşamki mezuniyet töreni için kıyafet arıyordum. Aslında bana kalsaydı gitmeyecektin bu törene. Kerem çok ısrar etmiş ve bana yaptığı iyiliklerden dolayı onu kırmayıp geleceğimi söylemiştim. Bilin bakalım ne yoktu? Törene uygun bir kıyafet. Aman ne hoş!

Kıyafet almaya gitmem gerekiyordu. Tek başıma gitmeyi hiç istemiyordum. Sonuçta birinin üstümde görüp yorumlaması gerekiyordu. Gerçi ne giyersem yine çirkin olacaktım. O da değişmez bir gerçekti ama yanımda biri olsa fena olmazdı.

Annem olmaz. Aramız soğuk.

Babam da işte, gelemez muhtemelen.

Mert. Hmm. Şimdilik kalsın.

Kerem olmaz.

Elçin.

Evet kesinlikle buydu. Hem takılmış olurduk hem de alışveriş yapardık. Bence gayet iyi fikirdi. Neyseki birkaç hafta önce numarasını almıştım. Hiç beklemeden ismini bulup aramaya koyuldum. Konuşmamızın ardından geleceğini söylediğinde o kadar mutlu olmuştum ki. Mutluluktan gözlerimin dolmasına engel olamadım. Bunca zaman istediğim o arkadaş çevresi yavaş yavaş varlığını hissettiriyordu bana. Sanki bir şey başarmışım da küçük çocuklar gibi seviniyordum.

Çok beklemeden üstümü giyinip evdekilerle vedalaştım. Otobüs durağına yürüyecekken "Defne." Diyen tanıdık sesle adımlarım duraksadı. Dönüp o kişiye yani Mert'e baktım. "Uzun zamandır göremiyorum seni. İyi misin?"

"Evet iyiyim. Sen?" Dedim tekdüze bir tonda , bakışlarımı kaçırdım. Benim gibi iyi olduğunu söyleyerek önümde durdurdu adımlarını. "Sana söylecektim." Kahvelerimi mavilerine diktim. " Neyi söyleyecektin?" Diye sordum.

"Sevgili konusunu."

"O gün beni orada gördüğünü biliyorum. Gördüğün halde tanıştırmadın bizi. Aşk olsun Mert." Diyip güldüm. Mavilerinin solduğuna şahit oldum o an. Bir şey diyecekmiş de susuyormuş gibi duruyordu."Bir şey mi diyecektin?"merakıma yenilip sormuştum.

"Hayır." Desede hiç inandırıcı gelmemişti. Sonra devam etti konuşmasına . "Sen nereye gidiyordun?"

"Elçin'le buluşup akşamki mezuniyet törenim için elbise bakacaktım kendime."

"Ben bırakırım seni. Zaten oralarda birkaç işim vardı." Dedi hevesle.

Madem gidiyordu bırakabilirdi öyleyse. Bu sıcakta bir de otobüs beklemek zorunda kalmazdım. Bir kaç dakika bekledikten sonra arabayı çalıştırıp yanıma vardı. Kapıya açarak ön koltuğa bindim. Sürmeye başladı.

"Kavalyen var mı?"

"Hayır." Kerem gelmem konusunda ısrar etse de bununla ilgili bir şey dememişti gerçi olup olmaması çok fark etmiyordu.

"Akşam size eşlik edebilir miyim acaba Defne kandemir?" Sırıtırken saniyelik olarak bana bakıp önüne dönmüştü.

"Sevgilin rahatsız olmaz mı? Sonuçta erkek arkadaşım olsa yakınında kız olmasını kıskanırdım herhalde. " İçinden sabır çekiyormuş gibi görünüyordu. "Defne sen benim için öylesine biri değilsin. Üstelik Gizem'in rahatsız olmaya hakkı yok."

"Ne demek hakkı yok? Sevgilin o senin?"

"Bazı şeyler görüldüğü gibi değildir. Boşver Defne." Bundan ne anlamam gerekiyordu, bilmiyordum. Neyden bahsediyordu? Merakımı içime gömüp susmayı tercih ettim bu sefer.

Alışveriş merkezine vardığımızda Mert'e teşekkür edip arabadan indim. Benimle eş zamanlı olarak o da indi. Simsiyah saçlarını eliyle karıştırıp dağınık bir görünüm verdi , üstünü düzeltti. Yanımda yürümeye devam ettiğinde çatık kaşlarımla ona baktım.

"Neden yanımda yürüyorsun? İşin yok muydu senin?" Diye sordum. " Kıyafet seçmenize yardımcı olacağım işte." Kahkaha attım. "Harbiden boş insansın. Bu muydu işin?" Alınmış gibi bir tavır sergiledi fakat yalandandı.

🦋...

Elçin'le ortak bir noktada buluşup mağazalara bakmaya başlamıştık bile. Yıllardır görüşmememize rağmen o sıcakkanlılığını anında hissediyordu insan. Çok tatlı bir kızdı.

"Yanımda iki tane afet var. Herkes dönüp dönüp buraya bakıyor." Dedim Mert ve Elçin'e bakarak.

"Normal tabi bir Mert Karahan ve Elçin Karahan kolay kolay bulunmuyor. Kendini de unutma güzelim." Ciddi misin dercesine baktım. Benim nerem güzeldi Allah aşkına?Gözümü devirdim. Ne kadar çirkin olduğumu bilmiyorlardı sanki.

"Kendini hâlâ dünya güzeli mi zannediyorsun Elçin? Öyleyse yanılıyorsun."

"Seni övende kabahat Mert. Siktir ol git gözüm görmesin seni." Derken elindeki bütün elbiseleri ellerime tutuşturdu. Mert onun bu tavrına gülerken kıyafetlere göz attım. Aralarında çok güzel parçalar vardı. Elçin 'i aramakla en doğru kararı vermiştim. Kız stilist gibiydi.

Elçin 'in aksine Mert, annemin bile giymeyeceği kıyafetleri seçip denemem gerektiğini söylüyordu. Zevksiz gudubet dedim içimden. Boş kabinlerden bir tanesine girip Elçinin seçtiklerinden teker teker üstüme geçirdim .

İlk denediğim petrol mavisi boğazlı bir elbiseydi. Astarın üstünde ise tül bir kumaş vardı. Çok güzeldi fakat bunalmıştım içinde. Terletirdi bu. Kabinden çıkıp karşımdaki koltukta oturan Mert ve Elçin'e döndüm. Elçin seçenekler arasında kalmasını söylerken Mert göz devirip iğrenç durduğunu söylemişti.

Başka bir tanesini elime aldım. Kırmızı dizimin üstünde biten bir elbiseydi. Vücudumu sarmalayarak tüm hatlarımı belli etmişti. Çok güzel duruyordu. Mertin buna karşı tavrı yine aynı olurken Elçin bana katılarak aşık olduğunu söyledi. Harikulade bir parçaydı fakat fazla abartıya kaçmak istemiyordum. Arkadaşımın düğünü değildi sonuçta. O yüzden bunu da elemiştim.

Oflayarak kabine girdim. Giy çıkar giy çıkar bunalmıştım. Çin işgencesinden beterdi. Kalan parçalardan bir kaç tane daha denedim fakat beğenmedim. Seçtiklerimizden geriye beyaz bir elbise kalmıştı . Hayran bakışlarım daha giyinmeden bile neyi seçeceğimi belli ediyordu. Saten bir kumaşı ayrıca dizden itibaren başlayan bir yırtmacı vardı. O kadar hoş duruyordu ki beklemeden hemen üstüme geçirdim. Deneme kabininde olan topukluları giyerek içerideki aynadan kendime baktım. Beli tam oturmuş ve çok zarif durmuştu. Boyu da ayak bileklerimin iki üç santim yukarısında duruyordu. Kesinlikle buydu.

"Defne , kız bayıldın mı içeride?" Elçin kabının kapısını tıklatarak konuşmuştu.

"Bayılmak ne kelime bittim. "Sesimden dahi anlaşılıyordu bence ne kadar aşık olduğum.

"Dışarı çıkarsan bizde görelim." Dedi sabırsızlanıyordu. Bu defa beğenip beğenmemeleri umrumda değildi. Yanlarına varıp etrafımda döndüm. "Nasıl?" Diye sordum heyecanla. Onlara konuşma hakkı vermeden söze girdim yine."Eğer tek kötü kelime edip hevesimi kırmaya çalışırsan şu topukluları kafana geçiririm Mert ona göre. Şimdi yorumunuzu alabilirim." İyice tembihlemiştim.

"Ohaaa! Defne yıkılıyor." Elçin hayran hayran bana bakıyordu. Mert ise gözlerini benden alamıyorken " Tava vurduğun yetmedi tabi."diyerek kendi kendine mırıldanmaya başlamıştı. Bir şeyler daha demişti ama ne dediğini duyamamıştım.

"Kıyafet çok güzelde taşır mıyım acaba ?" Diye söylendiğimde Elçin " Bana bak Defne yine kendinin çirkin olduğunu söyleyeceksen bu taş gibi çantamı bu sefer ben senin kafanda kırarım. Şimdi kabine gidip üstünü giyiyorsun sonra bunu alıp çıkıyoruz." Tatlı bir kızgınlıkla sitem etmişti. "Tamam, tamam." Diyerek kabine yöneldim.

Kasaya geçip ödemeyi yaptım. Döndüğümde Mert'in yanında Gizem'i görmeyi beklemiyordum. Sarı saçlarındaki bukleye elini dolayıp bana bakıyordu direkt. Yanlarına vardım. Elini uzatarak "Defne olmalısın. Bende Gizem. Mert'in sevgilisi." Dedi. Elimi aynı şekilde uzatıp sıktım memnun olduğumu söyleyerek. Yeşil irislerini üstümde gezdirdiğinde içime sinmeyen bir enerji aldım Gizem'den. Ön yargılarımı yıkmam gerekiyordu belki de. Üstelik saniyeler bile olmadan doğru değildi yaptığım. Gerçi bir şey yaptığım da söylenemez hissettim sadece bu.

Gizem Mert'e yapışmış bir şekilde önümden yürüyordu. Elçin koluma girerek "Oldum olası sevemedim bu kızı." Dedi. Sesimiz neyseki onlara gitmiyordu. "Neden?" Diye sorduğumda çok itici bulduğunu söylemişti. Yaklaşık altı aylık birliktelikleri olduğunu öğrenmiştim Elçin'den. Mert adına mutluydum tabiki. Umarım ilişkileri güzel ilerlerdi.

Rastgele bir restoranda oturmuş sipariş vermiştik. O yorucu alışverişten sonra hepimiz o kadar acıkmıştık ki. "Mert'in dediğine göre çocukluk arkadaşısınız öyle değil mi Defne?" Evet diyerek cevapladım sorusunu. Mert Gizem geldiğinden beri sessizliğini koruyor, onunla bile iletişime geçmiyordu. Garipsemiştim. Çok mesafeli duruyordu. Dışarıdan bakan biri sevgili olduklarını dahi anlayamazdı, o derece.

"Sen neler yapıyorsun Gizem burada mı yaşıyorsun yoksa başka bir yerde mi?" Sırf konuşmak için konuşmuştum. Laf olsun diye.

"Ben normalde İstanbul'da yaşıyordum. Sevgilimi çok özleyince dayanamayıp Mersin' e geldim." Dedi tek elini Mert'in masada birleştirdiği elinin üstüne bırakmıştı bu sözüyle birlikte. Elçin o sıra telefonuyla ilgileniyor , Mert buralı dahi olmuyordu.

Yemekler gelince sessizce yedik. Bitince müsadelerini isteyerek tuvalete doğru yol aldım. İşimin bitmesine yakın açılan kapıya bir bakış attım. Gizem'i karşımda gördüm. "Sana birkaç bir şey söylemek istiyordum Defne. Umarım beni anlarsın ve bu Mert'in kulağına gitmese sevinirim."

"Seni dinliyorum. Aramızda." Dedim tüm dikkatimi ona vererek. "Lafın kısası Mert'in çok etrafinda olmanı istemiyorum. Ona karşı mesafe koyman herkes için en iyisi. Şuan çok mutlu bir birlikteliğimiz varken bunun bozulması son isteyeceğim şey dahi değil. Beni anlıyorsun değil mi canım?" Açık açık bana onu ayartacağımı mı söylüyordu? Arkadaşımı? Mert'i?

"Bak Gizem, Mert benim arkadaşım. Aramızda bunun dışında herhangi bir şey yok. Bana böyle iğrenç yakıştırmalarda bulunmasan sevinirim."

"Bilirsin her şey arkadaşlıktan doğuyor. Anlayışlı olmanı bekliyorum Defnecim." Derken çantasından çıkardığı ruju dudaklarına sürüyordu umursamaz bir tavırla. Elçin'e hak verir olmuştum şuan.

"Bunu Mert'e söylemelisin." Diyerek onu arkamda bıraktım. Daha tanışır tanışmaz böyle şeyler söylemesi bile rahatsız ediciydi. Oturduğumuz masaya giderek Elçinden hem özür diledim hemde teşekkür ettim geldiği için. Ardından eve gideceğimi söyledim. Mert hemen atılarak bırakmayı teklif etsede kabul etmedim. Aniden ne olduğunu sorguluyorlardı ikiside. Susup çıkışa doğru ilerledim. Bazıları gibi lafları yetiştirme gibi huyum yoktu. Mert'e bir şey demeyecektim tabiki bu konu hakkında.

Öfke dolu bir nefes verdim. Gerilmiştim resmen. Mortton ozok dor. Aklıma geldikçe sinirleniyordum. Neye dayanarak böyle bir şey derdi anlamıyorum. Gören de sürekli dip dibeyiz zanneder.

Otobüs gelince kartımı çıkarıp bastım. Elimdeki poşetlerin yaptığı ağırlık kollarımı acıtmaya başlamış yetmemiş üstüne ehliyetini kasaptan almış bir şoför denk gelmişti. Yere yapışmamak için ne mücadeleler vermiştim.

🦋...

Eve varır varmaz odama çıkıp elimdeki posetleri yatağın üstüne attım. İki saatim kalmıştı üstüne üstlük hazır değildim. Aldığım beyaz elbisenin etiketini çıkarıp Fatma abladan ütülemesini istedim. Sakarlığım tutarsa ve yakarsam çok kötü olur hemde üzülürdüm çünkü beğenmekten çok aşık olarak almıştım. O sıra Mert aramış kendisinin de geleceğini söylemişti. Benim açımdan önemi yoktu fakat sevgilisi için öyle değildi. Hayır gelme desem sorgular öğrenirdi. Beklerdim ondan. Saati söyleyip uzatmadan telefonu kapattım.

Aynanın karşısına geçince sivilcelerimin gittikce azaldığını gördüm. Birkaç tanesinin izi kalmıştı. Onları da fondöten ile kapatırdım. Benim için mutluluk verici bir haberdi bu.

Sade ve şık bir makyaj yapmış kırmızıya kaçan tondaki rujumu sürmüştüm. Saçlarıma şekil vermek yerine düzleştirmeyi tercih etmiştim. Elbise hazır olunca bekletmeden üstüme geçirdim. Küpelerimi ve Mert'in küçükken bana vermiş olduğu bilekliği taktım. Beyaz ipli topuklularımı giyip çantamı aldım yanıma.

Kapı çalınca odaya annem girmiş baştan aşağı süzmüştü beni. "Çok güzel olmuşsun bir tanem." Diyerek saçlarımı öpüp içine çekti kokusunu."Teşekkür ederim. Bu arada Mert'le gideceğiz geç kalırsam merak etme tamam mı?" İstemesemde sesimdeki soğukluğa engel olamadım.

"İçimde kötü bir his var kızım. kendine dikkat oralarda. Bir şey olursa direkt beni ya da babanı ara. İyi eğlenceler Defnem." Diyerek sarıldı bana. Karşılık verince sırtımı sıvazladı. O an mesafeli çıkan sesime pişman olmuştum. Yanağına bir öpücük kondurdum bunu gidermek için. Tebessüm etti

Merdivenleri inince "Ooo, Defo çok şıksın." Diyen Ela ile karşılaştım. Gülümsememi takındım yüzüme. "Olacak inanıyorum kardeşim adam olacak." Yüzünü ekşitti.

"Ha ha komik şey seni. İlk ve sondu bu." Bende çabuk inanmıştım değiştiğine. Sesli güldüm ardından evden ayrıldım. Saat neredeyse 19.30'du ve 20.00 'da orada olmam gerekiyordu.

Elbisemin eteğini tuttum daha hızlı adım atmak için. Neyseki Mert hazırlanmış arabada beni bekliyordu. Hemen bindim. Mavilikleri üstümde gezindi. Yutkunduğuna şahit oldum

"Şoförüm gibi oldun böylede. Bunun karşılığında sana meşhur yemeklerimden yapacağım." Diyerek ona bakmayı sürdürdüm. Aynı zamanda saçlarımın bozulmaması için önüme aldım.

"Yazdım bu laflarını bir kenara. Ayrıca açık kalmış. " Gözlerimi olabildiğince açıp üstümde gezdirdim. Ne açık kalmıştı? "Ne?!" Diye sordum hafif bağırmış gibi olmuştum. "Dön arkanı."

Kendi tarafimda bulunan cama yüzümü Mert'e sırtımı dönerek beklemeye başladım. Dişlerim dudaklarımı kemiriyordu adeta. Çenesini omzuma denk getirerek yavaşça fermuarı yukarıya doğru çekiyordu. Nasıl unuturdum onu. Saçlarım açık olduğu için kapatmış fark etmemiştim.

Hiçbir tepki vermiyordum. Sımsıcak nefesi tenimi okşayıp geçiyordu aynı zamanda. Buz kesmiştim, hareket edemiyordum sanki. Sol eli belime temas edip önümde bıraktığım bilekliğin bağlı olduğu bileğimi tutmuştu. "Saklıyorsun." Diye fısıldadı kalbim hızla çarparken. Sıcaklık basmıştı bana. Bu kadar yakınlık ve temas fazlaydı. Olmamalıydı. Olmaması gerekiyordu.

Hızlıca önüme dönerken kafalarımız çarpışmış ikimizde acıyla inlemiştik. Sessizce küfür mırıldandı. "Belalısın sen Defne. Artık eminim." Hem kafasını tutmuş hemde sırıtıyordu. "Kafam yaptı ben bir şey yapmadım. " Yüzündeki gülümseme büyümüştü. "Katil olsan elim yaptı diyip ceza indirimi alırsın sen."

Aniden basan sıcaklıktan dolayı camı açmıştım. Mert'te konumu söylediğimde emniyet kemerimizi taktıktan hemen sonra arabayı sürmeye başlamıştı. Dikkati yoldayken göz ucuyla onu süzdüm. Çok zıt olmuştuk. Ben tepeden tırnağa beyaz giyinirken o simsiyah giyinmişti. Kumaş pantolon ve siyah gömlek giyip ilk iki düğmesini açık bırakmış kolunu katlamıştı. Gömlek tüm kaslarını gözler önüne seriyordu. Sadece mavi gözleri bile yetiyordu onu yakışıklı göstermek için. Gizem şanslı bir kızdı kesinlikle. Yakışıyorlardı da yalan yok.

Törenin başlamasına az bir vakit kala varmıştık oraya. Açık bir mekan seçilmişti. En iyisi oydu bence. Renkli ışıklar kaplamıştı etrafı. Mert arabayı park edip yanımda yerini alırken birlikte yürümeye başlamıştık. İçeriye girer girmez gözüm Kerem'i bulmaya çalışıyordu. Kalabalıklar arasında ilerlerken Naz bakış açıma girmişti. Yüzünden silinmeyen gülümsemesiyle bana bakıyordu. Kıyamet alameti mi gerçekleşiyordu. Artık ne olduysa? Umursamayıp ilerlemeye devam ettim.

Mert yanımda olan varlığını belime attığı eliyle hissettirmişti. Bana her temasta bulunduğunda içimde garip şeyler oluyordu. Sanırım temas sevmediğim içindi.

"Defne." Dedi kalabalık arasından bir ses. Zor duymuştum. Kerem olduğunu görmemle tebessüm edip yanına vardık. "Arkadaş kim oluyor?" Dedi Mert keskin bir dille. "Okuldan arkadaşım Kerem. " Diyerek yanıtladım. "Mert'te çocukluk arkadaşım oluyor Kerem." Bu sözlerimin üstüne ikisi el sıkışıp selamlaştılar. Yuvarlak masa etrafında toplanmıştık. Her şey çok güzel dekore edilmişti. "Çok güzelsin yine gözlerim senden başkasını göremiyor. Beyaz bir kuğu gibisin." Kerem bu sözlerini eğilerek kulağıma fısıldamıştı. Utanarak teşekkürlerimi ilettim ona. Mert'in delici

bakışlarını hissettim üstümde. İyi miydi acaba?

"Okuyor musun?" Kerem Mert'e sormuştu bunu.

"Hayır. Bitireli bir yıldan fazla oluyor. Şuan fitness salonu işletiyorum. " Diyerek cevapladı. Anladığını söyleyerek kafasını sallamıştı. Onlar kendi aralarında sohbete dalmışken bu kadar çabuk kaynaşmalarına şaşırmıştım. Erkek milleti işte...

Gözüm etrafta gezindi. Herkes kendi halinde gruplara ayrılmış. Kimisi kahkaha atıyor kimisi bir şeyler içip dans ediyordu.

Cübbe ve kepler içerideki odada bulunuyordu. Kırışmaması için burada vereceklerdi. Mert ve Kerem' e içeri gidip geleceğimi söyleyip yanınlarından ayrıldım. İnsanlara çarpa çarpa geçtim mecburen. Odanın kapısını açarak içeriye girdim.

Kendime ait olan cübbeyi alıp elbisemin üstüne geçirdim. Kepi kafama geçirecekken elimin üstünde başka bir elin varlığını hissettim. İrkilerek arkamı döndüğümde o kişinin Kerem olduğunu gördüm. "Ben yaparım." Derken ellerimi çektim kepten. Bakışlarım onun üstündeydi. Dikkatlice yerleştirdi. Saçımın bozulmamasına özen göstererek.

Tam çekilecekken bir kaç adım attı bana doğru. Duvarla onun arasında kalmıştım. Bizim dışımızda kimse yoktu. " Ne yapıyorsun Kerem. Çekilir misin?" Buna rağmen bana bakmayı sürdürdü. İç çekip konuşmaya başladı.

"Defne. " Diyip duraksadı. " Seni başkalarıyla birlikte göreceğim, ellerin başkanın elini tutacak diye aklım çıkıyor. Üstüne gitmemek için her şeyi yapıyorum. Fakat bana bir şans versen olmaz mı ? En azından deneyelim. Beni gör artık. Lütfen. Seni ne kadar çok sevdiğimi, kendimden bile çok sevdiğimi bil. İstemezsen yine bir şey demem ki canımın içi. Sadece deneyelim? Olur mu? " Bana daha önce de sevdiğini söylesede bu çok farklı bir konuşma olarak kalmıştı o söylemlerin yanında. Susmaya devam ettim. Konuşsam ne diyecektim? Beni dinler miydi?

Dudaklarımı dudaklarıma bastırırken anlık olarak şok geçirdim. Elimi göğsüne koyup iteledim. "Kerem ne yaptığını sanıyorsun?" Diyerek çıkıştım bu yaptığına karşılık.

"Seni seviyorum Defne. Beni görmeni istiyorum. Sadece bu. Bu kadar."

"Bir daha böyle şeyler yapma. Bana yaptıkların için şuan görmezden geliyorum sadece. Sana karşı hislerim yok benim, biliyorsun söyledim. Hemde en başından itibaren. Üzgünüm bunun için. Karşılık veremediğim için özür dilerim. Arkadaş kalalım. Daha ilerisi olamayacak çünkü. " Yumruk yaptığı elini duvara geçirdi. Gözleri dolmuştu. Belli etmemeye çalışsada anlamıştım.

Onu arkamda bırakarak Tuvaletin olduğu kata çıktım. Aynadaki yansımama baktım bir süre. Kerem için yapabileceğim hiçbir şey yoktu ki. Deneyelim deseydim bile üzülen o olacaktı. Daha fazla acı çekecekti. Çıkmaza girmiş gibi hissediyordum.

Aniden elektriğin kesilmesiyle ışıklar sönmüş karanlıkta kalmıştım. Çantamdan telefonumu çıkarıp feneri açarak azda olsa etrafım aydınlanmıştı. Bu da neyin nesiydi? Jeneratörü yok muydu bu mekanın?

Kafamı aynaya çevirirken arkamda beliren kişiyle korkudan yutkunamadım dahi. Siyah kapüşonlu. Elinde deri eldiven olan biriydi. Yüzünü göremiyordum fakat erkek olduğu belliydi. Tirek bir nefes verdim. Tam arkamda durmuştu. Aynadan görebiliyordum sadece. Belimde hissettiğim keskin bıçağın soğukluğunu üstümdeki kumaş parçasına rağmen hissetmiştim. Aynı zamanda titretmeye başlamıştım. "Sesini çıkarma!" Diye uyarıda bulundu. Korkudan ağzımı açamazken kafamı sallamakla yetindim.

Kimdi bu? "Kimsin sen? Ne istiyorsun?" Zorlukla sormuştum. Buz gibi sesiyle "Ölmeni." Dediği sırada hissettiğim sızıyla beraber dudaklarımdan bir çığlık firar etti. Bembeyaz elbisem saniyeler içinde kan kırmızısına bürünürken gözlerim kararmıştı. Bıçağı sapladığı yerden çıkarıp kalbime yakın bir yere tekrar sapladı. İkinci bir çığlığı attım. Bacaklarım beni taşıyamazken kendimi yerde buldum. Buraya doğru gelen adım sesleriyle bıçağı olduğu gibi bıraktı üstümde.

Üşüyordum. Parmak uçlarını hissetmeyecek kadar hemde.

"Defne."

"Defne!"

Kerem ve Mert'in sesini işitiyordum fakat uğultu şeklinde geliyordu.

"Mert." Diye bağırdım olağan gücümle. Kapının açılma sesini işittim fakat o yöne bakamadım. Yanımda bulunan adam ne yapacağını bilemezken yediği tekmeyle yeri boyladı. Hemen kendini toparlayıp koşmaya başladı.

"Kerem yakala şu iti." Diyerek bağırdı Mert. Dizlerini kırıp yanıma çöktü. Başımı dizlerinin üstüne koydu. " Ölme. Ölemezsin Defne'm. Sende gitme güzelim. Beni terk etme. Sana söyleyeceklerim varken yapamazsın bunu. Duydun mu beni? Ölmeyeceksin. İyi olacaksın. Yanımda olacaksın." Ard arda cümlelerini sıralarken kapanan gözlerime mani olamadım. Sonrası kocaman bir karanlık.

Belki de her şeyin sonuna gelmiştik...

BÖLÜM SONU

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.