İçeriğe geç

Senin Yabancın | BL / mlm

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Senin Yabancın | BL / mlm

Bölüm 2

~𝟐

İç çekti; şanslıydı ki adam gaddar değildi. “Evet efendim,” dedi ve asansöre bindi. Adamla yan yana duruyorlardı. Göz ucuyla ona bakmaya bile çekiniyordu; sonuçta alışık olmadığı bir ülkedeydi ve insanlara yabancı kalıyordu. Üzerindeki gerginliği azaltmak için çantasını karıştırdı. Kulaklığını, gözlüğünü, laptopunu, tabletini ve birkaç bakım malzemesini kontrol etti. En nihayetinde, yabancı adam sessizliği bozdu: — Where were you from again? You made me list a bunch of words before getting in… (Nereliydin? Binmeden önce bana bir sürü kelime saydırdın…) — I’m from Turkey. (Türkiyeliyim.) — Yeah, yeah, I see. Must be pretty hot over there, full of kebab and döner and all that. (Evet, evet anladım. Orası baya sıcaktır ve kebap, döner doludur.) Bir an adamın sözleri karşısında durakladı. Aptal mıydı, yoksa ırkçı mıydı, kestiremedi. Gözünü dijital kat göstergesine çevirdi; daha yeni 1. kata geçmişlerdi. Bina mı çok yüksekti, yoksa zaman mı ağır ilerliyordu, anlamıyordu. Ama en önemlisi, adamın niyetini çözmekti. Mobbinge uğramak ya da kötü bir iş yılı geçirmek istemiyordu. Cesaretini topladı, bedenini adama doğru döndürdü. — Are you, like, racist or something? (Irkçı falan mısın yani?) — No, I just really like kebab and doner. (Hayır, sadece kebabı ve döneri çok severim.) Tuğra iç çekti. Karşısındaki adamın boyundan dolayı mı aptal göründüğünü, yoksa gerçekten mi böyle olduğunu anlayamamıştı. Ayrık keçi sakalı, uzun boyu, açık kahverengi gözleri, kıvırcık siyah saçları ve üzerine giydiği leoparlı gömlekle oldukça dikkat çekiyordu. Adamla daha fazla muhattap olmamak için bir adım geriye çekildi. 2. kata ulaştıklarında Tuğra hızlıca mülakatların olduğu kapıya geldi ve üç kez tıklattı. “Please come in,” (Lütfen içeri giriniz) sesini duyunca kapıyı çekingen bir şekilde açıp içeri girdi. Yavaşça kapıyı kapattı. --- Mülakat uzun sürdü. “Biz size döneriz,” cevabını alınca kapıdan çıkar çıkmaz çömeldi ve yüzünü elleriyle kapattı. Baş ağrısı, stres ve kaygı onu tamamen ele geçirmişti. Tam o sırada, yabancı adam ofisinden çıkmış, iş kartını kapıya okutmuş, vardiyasını doldurmuştu. Yerde çömelmiş Tuğra’ya göz gezdirdi. Yavaş, ağır adımlarla yanına kadar geldi. — Are you just gonna stand there like that, little one? (Orada öylece duracak mısın, küçük şey?) — I’m sorry. (Özür dilerim.) Tuğra bir hışımla ayağa kalktı ve asansöre doğru yürümeye başladı. Adımları hızlıydı, yüzünde pişmanlık vardı. Tam o anda, kocaman bir el omzuna dokundu. Yavaşça arkasını döndü. Yine o yabancı adam karşısında duruyordu. — Why are you so upset or mad anyway? (Niye bu kadar üzgün ya da kızgınsın?) — I wasn’t accepted. (Kabul edilmedim.) — Why? (Neden?) — I don’t know… I guess I’m just a failure. They told me “we’ll get back to you.” Anyway, it doesn’t matter anymore. (Bilmiyorum… sanırım başarısızım. ‘Size geri döneriz’ dediler. Neyse, artık önemi yok.) Yabancı adam yüksek bir kahkaha attı, gözleri sulandı. — Why are you laughing? (Neden gülüyorsun?) — Because it’s probably just part of the interview. They were most likely comparing you with someone else. (Çünkü bu muhtemelen mülakatın bir parçası. Seni başka biriyle karşılaştırıyorlardır.) — So… does that mean I’m in the final stages? (Yani… bu, son aşamada olduğum anlamına mı geliyor?) — Exactly, little one. And even if you don’t get accepted, it’s not like the world’s ending, right? (Aynen öyle, küçük şey. Hem kabul edilmesen bile dünyanın sonu değil ya.) — That actually made me feel better. (Bu gerçekten iyi hissettirdi.) — Which position did you come here for? (Hangi pozisyon için gelmiştin?) — Software and website development. (Yazılım ve site programlama.) — So we’re gonna be working side by side, huh… (Demek yan yana çalışacağız, ha…) Bu cümle Tuğra’nın kulağında çınladı. Onunla mı çalışacaktı? Bu adama ne iş vermişlerdi ki? Düşünceler aklında dolaşırken adamın ağzından şu sözler çıktı: — If you want, I can write a recommendation email for you. (İstersen senin için bir öneri maili yazabilirim.) Tuğra bir anda düşünmeyi kesti, onaylarcasına başını salladı. Adam devam etti: — First, you need to show me your skills. We’re basically in the same field, after all, and I don’t want my efforts to go to waste. (Önce yeteneklerini göstermelisin. Sonuçta aynı alandayız ve emeklerimin boşa gitmesini istemem.) Tuğra başıyla tekrar onayladı. Yabancı adam ofisinin kapısına yöneldi. Gömleğinin içinden ofis kartını çıkardı, cihaza okuttu ve sürgülü kapı açıldı. İkisi birlikte içeri girdiler.

Bölüm sonu

2 yorum