İçeriğe geç

Senin Yabancın | BL / mlm

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Senin Yabancın | BL / mlm

Bölüm 3

⭐️

Oda resmen bir çöplük gibiydi; her yer karmakarışıktı. Masanın etrafı içilmiş, boş kahve bardaklarıyla doluydu. Odanın çöpü ağzına kadar dolmuş, bitkiler solmuştu. Her yerde gereksiz yere yanıp sönen LED ışıklar vardı. Kanepenin üzerinde bir sürü çanta duruyordu. Adam sandalyesine oturdu, esnedi ve: — Alright, now show me your work. (Tamam, şimdi bana çalışmalarını göster.) dedi. Yabancı adam bilgisayarını açtı, birkaç sekmeyi kapattı ve e-posta uygulamasını açtı. Bunlarla uğraşırken Tuğra, masanın ucunda duran isimliğe istemsizce baktı. Adamın grafiker olduğunu ve adının Owen Thornbridge olduğunu fark etti. Owen hâlâ bilgisayarla meşgulken Tuğra dayanamayıp sordu: — Owen Thornbridgeee… that’s a pretty interesting name. (Owen Thornbridge… bayağı ilginç bir isim.) — Yeah. (Öyle.) — What does your surname mean? (Soyadının anlamı ne?) — I don’t know… I’ve never really thought about it. It’s just a name. (Bilmiyorum… hiç üstünde durmadım. Sadece bir isim.) Tuğra çalışmalarını göstermeye başladı. Owen, önündeki bir kâğıda notlar alıyor, bir yandan da bu notlara bakarak atacağı maili kafasında şekillendiriyordu. İşler bittiğinde, klavyeden yüksek bir ses çıkaracak şekilde Gönder tuşuna bastı ve ayağa kalktı. — Well, we’re done here. I had to keep you; a detailed recommendation email is important. (Buradaki işimiz bitti. Seni biraz bekletmek zorundaydım; kapsamlı bir öneri maili önemli.) — Thank you… I hope I get the job. (Teşekkür ederim… umarım işe alınırım.) — No worries—fingers crossed. (Sorun değil, umarım.) Eşyalarını topladılar ve birlikte ofisten çıkıp asansöre bindiler. Tek kelime edilmedi; ortam gergindi. Sonunda zemin kata geldiklerinde buzlar biraz eridi. Tuğra, Owen’ı görmezden gelerek şirket kapısından çıktı. “Oh be, dünya varmış…” der demez hapşurdu, büzüşüp burnunu çekti. “Tamam, belki o kadar da yoktur.” Hızlı adımlarla otobüs durağına yöneldi. Soğuk yetmezmiş gibi yağmur da ince ince yağmaya başlamıştı. Çantasından telefonunu çıkarıp kulaklıklarını taktı. Müzik dinlerken, yavaşça yağan yağmurun altında durağa oturup çevreyi izledi. Gözlerini kapattı, başını arkaya yasladı. Birkaç dakika sonra yüksek sesli bir bildirimle sıçrayarak uyandı. Bildirimlere baktığında bir e-posta geldiğini gördü. Büyük bir heyecanla açtı; elleri hafifçe titriyordu, diğer eliyle tırnağını kemirmeye başladı. Kabul edildiğini görünce donup kaldı. “Nasıl… bu kadar hızlı mı?” dedi ve sevinçten adeta havalara uçtu. Otobüs ve tren aktarmalı yolculuğun sonlarına yaklaşırken bir markete uğradı. Biraz yiyecek içecek aldı. Bu günü kutlamalıydı. Eve vardığında hemen üstünü değiştirdi, mutfağa geçti. Hazır pizzaları fırına verdi, ucuz şampanyasını açıp ince uzun bir bardağa doldurdu. Pizzaları fırından çıkarıp ekranın karşısına geçti. En sevdiği sitcomu açtı; şampanyasından yudumlarken pizzayı yedi.

Bölüm sonu

9 yorum