Londra sokaklarında hızlı adımlarla yürüyordu. Ekim ayıydı; hava buz gibi olmasına rağmen tek bir kar tanesi yoktu. Elinde, dökülmek üzere olan kahvesini dengede tutmaya çalışırken bir yandan da iş yerinin evine bu kadar uzakta olmasına şikâyet ediyordu. “Offff… Ne vardı da geldim buraya memleketten?” Çantası bir sağa bir sola sallanırken içindeki telefonu titremeye başladı. Kaldırımın ortasında durdu; çevresindeki insanlar ona çarpmamaya özen göstererek yanından akıp gidiyordu. Telefonunu açtı ve bildirimlere baktı: Şirket, mülakat saatini aday sayısı az olduğu için biraz daha erkene çekmişti. Bunu görünce telefonu elinden bırakmadan hızlı hızlı yürümeye başladı. Kahvesi soğuktan pembeleşmiş ellerine dökülüyordu ama umursamıyordu; hatta bu ona iyi bile geliyordu. Şirket binasına girip hemen sekreterin yanına yöneldi. Sekreter onun bu dağınık hâlini görünce hafifçe şaşırdı ama yine de güler yüzünü korudu. — Hi, how may I help you, sir? (Size nasıl yardımcı olabilirim efendim?) — I came for the interviews. (Mülakatlar için gelmiştim.) — You're a few minutes late, but several candidates are still ahead of you, so if you hurry, you still have a chance. (Birkaç dakika geç kaldınız ama hâlâ sizden önce bazı adaylar var; yine de acele ederseniz şansınız var.) — So… (Şey…) — You may use the elevator. It’s on the 2nd floor, the last room. You can wait there. (Asansörü kullanabilirsiniz. 2. kat, en son oda. Orada bekleyebilirsiniz.) Minnettar bir şekilde başını salladı ve hızla asansöre doğru ilerlemeye başladı. Kahvesini tek yudumda içti ve diliyle ağzını kontrol ederken bir anda acıyla irkildi. “Sıcak… Ahhhhg! Yandım yandım!” Çevredeki herkes onun Türkçe bağırmasına şaşkınlıkla bakıyordu. Kahve bardağını bir çöp kutusuna attı. Tam o sırada, asansörün içine biri girmiş ve kapı kapanmaya başlamıştı. Tuğra önce hızlı adımlarla yürüdü, sonra koşmaya başladı ama yetişemedi. İçerideki adam, kapının kapanmasını engellemek için hiçbir şey yapmamıştı. Asansöre tam vardığında, kapıya eliyle hafifçe vurdu. “Ya hay… yapacağın işi gerizekâlı!” Asansörün kapısı dramatik bir şekilde tekrar açılmaya başladı. Karşısındaki adam şaşkınca ona bakıyordu; bu kadar sinirleneceğini tahmin etmemişti. Fiyakalı gözlüklerini düzeltti ve bakışlarını Tuğra’dan ayırmadan konuştu: — You might be the new one, right?
Bölüm 1
~𝟏
Bölüm sonu
5 yorum
Adam birde türkçe biliyormuşşşş ayy çok srvimli ve hoş olmuşşş
Bu bir gay kitabımı
1YanıtTuğra kız mı?
1YanıtBaşladım
Güzel 😊 ofis aşkı mı?
1Yanıt



