İçeriğe geç

Seni sevmemeliydim

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Seni sevmemeliydim

Bölüm 3

Kantin sohbeti

Teneffüs zili çalar çalmaz sınıf bir anda hareketlendi. Daha öğretmen kapıdan çıkmadan sıraların arasından geçmeye çalışanlar, çantasını kaptığı gibi koridora fırlayanlar, "Bekle beni!" diye bağıranlar... Birkaç saniye içinde sınıf neredeyse boşalmıştı.

Ben de çantamı omzuma geçirip kapıya yöneldim.

"Dur bakalım."

Koluma giren kişinin kim olduğunu tahmin etmek zor değildi.

"Ece."

"Efendim?"

"Kantine gitmek istemiyorum."

"İstiyorsun."

"Hayır."

"İstiyorsun."

"Canım istemiyor."

Ece gözlerini hafifçe kıstı.

"Bugün üçüncü kez 'canım istemiyor' dedin."

"Sayıyor musun?"

"Mecbur kalıyorum."

İstemeden gülümsedim.

"İnatçısın."

"Bunu iltifat olarak alıyorum."

"Alma."

"Geç kaldın."

Koridora çıktığımızda uğultu iyice artmıştı. Yan sınıftan çıkan öğrenciler koridoru doldurmuştu. Birileri koşuyor, birileri dolaplarının önünde sohbet ediyor, alt kattan gelen kantin kokusu bütün koridora yayılıyordu.

"Eğer biraz daha yavaş yürürsen zil tekrar çalacak." dedi Ece.

"Belki de istediğim budur."

"Beni kandıramazsın."

"Neden?"

"Çünkü seni tanıyorum."

Merdivenlerden inmeye başladık.

"Eee..."

"Eee ne?"

"Şimdi anlat."

"Neyi?"

"Koridordaki olayı."

Başımı iki yana salladım.

"Gerçekten anlatacak bir şey yok."

"Burcu."

"Ece."

"İnat etme."

"Etmiyorum."

"O çocuk sana çarptı."

"Evet."

"Defterin düştü."

"Evet."

"Özür dilemedi."

"Evet."

"E sen de sinirlendin."

"Çünkü sinir bozucuydu."

"Nesi?"

"Her şeyi."

"Bir insanın her şeyi nasıl sinir bozucu olabilir?"

"Bilmiyorum ama olabiliyormuş."

Ece güldü.

"Sen bazen çok acımasız oluyorsun."

"Acımasız değilim."

"Biraz öylesin."

"Ben sadece gördüğümü söylüyorum."

"Belki de yanlış görmüşsündür."

"Neyi yanlış göreceğim? Çocuk bildiğin özür dilemedi."

Kısa bir sessizlik oldu.

Merdivenlerden indikten sonra kantine doğru yürümeye devam ettik.

Kantinin önündeki sıra tahmin ettiğim gibi uzundu.

"Yine mi..." diye mırıldandım.

"Şaşırmış gibi yapma."

"Her gün aynı manzarayı görmek sıkıcı."

"Bugün şanslı olabiliriz."

"Ece."

"Hı?"

"Bu kadar umutlu olmayı nasıl başarıyorsun?"

"Bilmem."

"Ben olsam yorulurdum."

"Sen zaten gereğinden fazla düşünüyorsun."

Cevap vermedim.

Çünkü haklıydı.

Sıraya geçtik.

Önümüzde bekleyen birkaç kişi kendi aralarında sohbet ediyor, arka tarafta iki erkek yüksek sesle hangi takımın daha iyi olduğunu tartışıyordu.

"Ece."

"Hm?"

"Az önce bir şey diyecektin."

"Ha, evet."

Telefonunu cebine koydu.

"O çocuğun adı Kuzey."

"Biliyorum."

"Yoklamada öğrendin zaten."

Başımı salladım.

"Bu dönem nakil geldi."

"Öyle mi?"

"Evet."

"Nereden?"

"Onu bilmiyorum."

"Sen biliyormuş gibi konuşuyordun."

"Bildiğim bu kadar."

Omzumu silktim.

"Çok da merak etmiyorum zaten."

"Bence ediyorsun."

"Etmiyorum."

"O zaman neden sordun?"

Bir an duraksadım.

"Öylesine."

"Emin misin?"

"Gayet eminim."

Ece yüzüme baktı, sonra gülümsedi.

"Burcu..."

"N'oldu?"

"Bir şeyi fark ettim."

"Neyi?"

"Sen biri gerçekten umrunda olmadığında onun hakkında bu kadar konuşmazsın."

Kaşlarımı çattım.

"Umrunda olmasıyla alakası yok."

"E peki neyle alakası var?"

"Bana çarptı."

"Başka?"

"Özür dilemedi."

"Başka?"

"Daha ne olsun?"

Ece kıkırdadı.

"Tamam, tamam. Uzatmayacağım."

Tam o sırada sıra biraz ilerledi.

Ben gözümü kantindeki kasaya çevirmiştim ki Ece dirseğiyle hafifçe koluma dokundu.

"Sakın belli etme."

"Neyi?"

"Az önce bahsettiğimiz kişi..."

İstemeden başımı çevirdim.

Kuzey, elinde su şişesiyle kantine yeni girmişti.

Bölüm sonu

3 yorum