KAN VE ŞİFA
10. Bölüm: Büyük Hesaplaşma
Konaktaki gergin bekleyiş, yaklaşan bir fırtınanın sessizliği gibiydi. Azade Hanım, çalışma odasında elindeki sarı zarfın içindeki belgeleri zafer kazanmış bir edayla incelerken; Baran, avluda Cihan’ın tedirgin tavırlarından bir şeyler döndüğünü sezmişti.
İHANETİN İTİRAFI
Baran, Cihan’ı ahırların oraya, kimsenin duyamayacağı bir köşeye çekti. Bakışları, Mardin’in sert kışı gibi soğuktu.
"Cihan," dedi sesi titreyerek, "Sen benim çocukluk arkadaşımsın, sağ kolumsun. Ama sabahtan beri gözlerimi kaçırıyorsun. Anlat, ne dönüyor arkamda?"
Cihan yutkundu. Baran’a yalan söylemek, ölüme yürümekten daha zordu. "Ağam... Azade Hanım zorladı. Dilan Yenge’nin İstanbul’daki hayatını, ailesinin sakladığı o büyük sırrı araştırmamı istedi. Dosya bugün ulaştı."
Baran, duyduklarıyla sendeledi. Kendi ailesinin, karısının mahremiyetine bu kadar fütursuzca saldırması içindeki son sabır kırıntısını da yok etmişti. "Dosya nerede?" diye kükredi.
"Azade Hanım’ın elinde ağam..."
KASIRGA KONAĞA DÖNÜYOR
Baran, fırtına gibi konağın merdivenlerini tırmandı. Kapıları çarparak Azade Hanım’ın odasına daldı. Azade Hanım, masasında o belgelerle sakince oturuyordu.
"Baran, kapı çalmak..." diye söze başlayacak oldu ama Baran masanın üzerindeki her şeyi bir el darbesiyle yere fırlattı.
"Yeter!" diye bağırdı Baran. Sesi tüm konakta yankılandı, Dilan bile korkuyla avluya çıktı. "Sen ne hakla benim karımın geçmişini eşelersin? Ne hakla benim arkamdan iş çevirirsin Azade Hanım?"
Azade Hanım istifini bozmadan ayağa kalktı. Yerden bir kağıdı alıp Baran’ın göğsüne vurdu. "Ben senin soyunu koruyorum! Bak bu kağıtlara! O tertemiz sandığın hemşirenin babasının, yıllar önce Karabey ailesiyle nasıl bir kan bağı olduğunu, aslında neden buraya gönderildiğini oku da gör!"
DİLAN’IN GÖZYAŞLARI
Dilan, açık kapıdan içeri girdiğinde konuşulanları duymuştu. Yüzü kireç gibiydi. Baran elindeki kağıda bakarken, Dilan titreyen bir sesle araya girdi:
"Baran... Ben bir şey saklamadım. Ben sadece yaşatmak için geldim."
Baran, elindeki kağıdı okudukça gözlerindeki ifade sertlikten büyük bir boşluğa dönüştü. Kağıtta, Dilan’ın babasının yıllar önce bir kaza sonucu Baran’ın amcasının ölümüne sebep olduğu ve bu sırrın yıllarca saklandığı yazıyordu. Bu, bir kan davasının en acı başlangıcıydı.
Baran, Azade Hanım’a döndü. "Sen bunu biliyordun... Bu evliliği bu yüzden mi bu kadar çabuk kabul ettin? İntikam almak için mi?"
Azade Hanım gülümsedi. "Töre, kanı kanla temizler Baran. Ya o kızı bugün bu konaktan atacaksın ya da babasının bedelini o ödeyecek."
BARAN’IN HÜKMÜ
Baran, bir elindeki kağıda, bir de kapıda gözü yaşlı bekleyen Dilan’a baktı. Herkes Baran’ın Dilan’ı kapının önüne koymasını bekliyordu. Baran yavaşça Dilan’a yürüdü.
Dilan korkuyla geri çekilecekken, Baran onun elini her zamankinden daha sıkı kavradı. Kağıdı herkesin gözü önünde paramparça etti ve havaya savurdu.
"Bu geçmiş benim için bitmiştir!" dedi Baran, Azade Hanım’ın gözlerinin içine bakarak. "Dilan’ın babasının günahı, Dilan’ın boynuna asılamaz. Eğer bu konakta birinin hesabı kesilecekse, o benim huzurumu bozan, karımın gözünden bir damla yaş döktüren kişidir!"
Baran, Dilan’ı kolunun altına aldı ve Azade Hanım’a son sözünü söyledi:
"Bundan sonra bu konakta senin değil, benim sözüm geçer. Ve eğer bir daha karımın geçmişiyle ilgili tek bir kelime duyarsan, bu konağın anahtarlarını sana bırakır, Dilan’la birlikte bu şehri terk ederim. Karar senin; ya torununa saygı duyarsın ya da yalnızlığına gömülürsün."
Baran ve Dilan odadan çıkarken, Azade Hanım ilk kez mutlak otoritesinin yıkıldığını gördü. Ancak Dilan’ın kalbindeki sızı geçmemişti; babasının bu sırrı ondan saklamış olması, Baran’la olan aşklarının üzerine yeni bir gölge düşürmüştü.
10. Bölümün Sonu.