KAN VE ŞİFA
9. Bölüm: Mühürlü Kalpler
O kanlı düğün gecesinin ardından Karabey Konağı, ağır bir sessizliğe bürünmüş; neşe ve kutlama seslerinin yerini barut kokusu ve derin iç çekişler almıştı. Dilan, üzerinde hala o lekeli gelinlikle odasının penceresinden Mardin’in gece karası ovasına bakıyordu.
YARALARIN SARILMASI
Baran odaya girdiğinde Dilan’ın titreyen omuzlarını gördü. Yavaşça yaklaşıp, gelinliğin kanlı kollarını çıkaran Dilan’a yardım etti. Aralarındaki o sert duvarlar, paylaşılan bu acıyla biraz daha incelmişti.
"Yorgunsun," dedi Baran. Sesi ilk kez bu kadar yumuşaktı. "Uyu artık. Kapıda adamlarım var, kimse bu odaya giremez."
Dilan arkasına dönüp Baran’ın gözlerinin içine baktı. "Ya sen? Sen nerede uyuyacaksın Baran? Bu oda artık ikimizin değil mi?"
Baran duraksadı. Dilan’ın bu kadar çabuk "biz" demesini beklemiyordu. "Ben... Ben çalışma odasındayım. Seni korkutmak istemem. Bu evlilik kağıt üzerinde başladı Dilan, seni zorlamayacağım."
Dilan, Baran’ın elini tuttu. "Kağıt üzerindeki nikah, o hastanede Ömer’i kurtarırken bitti Baran. Sen orada benim yanımda durdun. Şimdi ben de senin yanında duracağım. Gitme."
AZADE HANIM’IN SON KOZU
Aşağıda ise Azade Hanım boş durmuyordu. Hamit Ağa’nın saldırısının başarısız olması onu daha da köşeye sıkıştırmıştı. Yanına Cihan’ı çağırdı.
"Cihan, Baran’ın gözü kör olmuş. O kızı bu konaktan çıkarmanın tek yolu, Baran’ın ona olan güvenini kökten bitirmektir. Dilan’ın İstanbul’daki ailesini araştırın. Sakladıkları bir şey elbet vardır."
Cihan tereddüt etti. "Ağam duyarsa..."
"Ağan duymayacak! Sen dediklerimi yap!"
İLK SABAH VE BEKLENMEDİK MİSAFİR
Ertesi sabah, Dilan ve Baran ilk kez aynı sofraya oturduklarında konaktakiler hayretle onları izliyordu. Baran, Dilan’ın tabağına özenle yemek koyarken, kapıdan giren bir haberci havayı anında bozdu.
"Ağam, Hamit Ağa’nın büyük oğlu Fırat kapıda. Barış eli uzatmaya gelmiş."
Baran’ın gözleri bir anda buz kesti. "Barış mı? Daha dün gece karımın gelinliğine kan bulaştıranlar mı barıştan bahsediyor?"
Fırat içeri girdiğinde bakışları doğrudan Dilan’a kaydı. Bu bakışlarda barıştan ziyade, rahatsız edici bir hayranlık vardı. "Baran Ağa, babamın yaptıklarından haberim yoktu. Bu bir hataydı. Affına mahsuben bu hediyeyi hanım ağamıza getirdim."
Kutunun içinden çok değerli, antik bir hançer çıktı. Hançerin sapı saf yakutlarla işliydi.
Dilan kutuya bakarken midesinin bulandığını hissetti. Baran ayağa kalktı, hançeri kutudan alıp Fırat’ın boğazına dayadı. "Hataların bedeli hediye ile değil, sadakatle ödenir Fırat. Bu hançeri al ve babana götür. Söyle ona; Baran Karabey’in karısına uzanan elin bedeli, tüm soyunun sonudur."
SESSİZ SÖZLEŞME
Fırat korkuyla konaktan kaçarken, Baran hırsla Dilan’a döndü. Dilan’ın korktuğunu sanıyordu ama Dilan ona gülümsedi.
"Neden gülüyorsun?" dedi Baran, şaşkınlıkla.
"Çünkü ilk kez," dedi Dilan, Baran’a bir adım yaklaşarak. "Beni koruyan bir adamın arkasında durmanın ne demek olduğunu anladım. Ama Baran... Bu hançer sadece bir uyarıydı. Asıl fırtına başladığında, o hançeri tutan el senin değil, benim elim olacak. Ben bu konağın sadece hanımı değil, vicdanı olacağım."
Baran, karısının bu cesur duruşu karşısında ona bir kez daha aşık olduğunu hissetti. Yavaşça eğilip Dilan’ın elini kalbinin üzerine koydu. "O zaman bu kalp, bugünden sonra sadece senin için çarpacak Hemşire."
Ancak o sırada konağın dışında, gizli bir el Dilan’ın İstanbul’daki geçmişine dair bir zarfı Azade Hanım’a ulaştırıyordu.
9. Bölümün Sonu.