Antik uygarlıkların en çok çileye maruz kaldığı kabusların biri de kölelik sorunuydu. Tabakalaşmanın yaygınlığı insanları muzdarip ediyor, ölüme itiyordu. Şimdi halen devam eden bu kölelik sorununun yarattıklarına kimse çözüm aramıyordu; henüz o farkındalığı yaşamamıştılar. Bu yüzyılda insanların üstünlüğü sadece parasal mevzular değildi çünkü. Zekasını çalıştıran manipülasyon sahibelerinin etrafında dönmekten mi kafaları yanmıştı yoksa?
"Huzurlu tablolarda huzursuz ayrıntılara kapılıp gidiyorum sevgili Beyz. Guernica çok özel bir resim, altında yatan hüznün pençelerinden sıyrılmakta epey yorucu. Picasso yine yapmış yapacağını diyebilir miyiz?"
2 haftadır beynimde süblimleşen ses peşimi bırakmıyordu. Anneme şizofren olduğumu açıklamaktan korktuğum için bu sesi açıklayamadım. Sanki biri benimle özel iletişim kuruyor, kulağımdan sesi bir anlığına bile çınlamaktan öteye gidemiyordu. Aslına bakarsanız anlaşmaya başlamıştık. Kendi benliğimle kurduğum birliktelik hissi bedenimde taahhüt etkisi yaratıyordu: üstlendiğim rolümle bizzat karakterimle yeni tanışıyor gibiydim. İçimdeki ben susmazken dudağımın kıpırdamayışı beni neden aptal yapardı, insanlara karşı zırhımı kuşanıyordum oysa.
"Ne zaman benim senin içindeki ses olmadığımı anlayacaksın?"
Sayabileceğim birçok cevap var susarsan odaklanamıyorum.
"İyi öyle olsun bakalım. Özlersen selam çak."
Tabi tabi.
Meryem şu geçen iki haftada doğru düzgün benimle iletişim kurmamıştı. Onu utandıracak ne yaptığıma dair hiçbir bilgim yoktu. Çok sıkkın duruyor bazen beni bile boğucu olabiliyordu. Onu üzenin o -adına sanına ayrı küfürler nitelendirdiğim- çocuk olduğuna emindim ama Allah aşkına bu böyle daha ne kadar sürecekti? Resim öğretmeni zilin çalmasıyla çantalarımızı toplayıp kalemlerimizi çantalarımıza koyduğumuza dikkat etmemizi tekrar dile getirirken yüzüme parmaklarımı aşağı yukarı yönde bastırarak sürttüm. Resmi severdim fakat çizimlerle pek alakam yoktu. Müzik söylemekten utanç duyduğumdan bu dersi seçmiştim fakat doğru karar olup olmadığı konusunda hala kafam karışıyordu.
"Beyz ben bugün yemekhaneye gelmeyeceğim dışarı çıkacağım."
"Tamam meryoş." Ona böyle seslenmemi isteyen oydu, şimdi neden yan çiziyor ve mutluluk vermiyordu bu durum anlamıyordum. Sanırım gerçeklik payı vardı onu utandırmıştım...
Yemekte; sulu patatesi andıran içinde patateslerin yüzdüğü az kıyma barındıran salçalı bir yemek, beyaz şehriyesiz pilav, tulumba tatlısı ve içinde böcek çıkabilen yeşillik vardı: yeşillik derken salatayla sıfır alakalı, bildiğiniz marul ve mor lahana. Yemek faslını geçip biraz hava almak için okulun bahçesine çıktığımda güneş tepemde sırıtıyordu. Elimle gözlerimi koruma altına alınca öğleni saçma sapan futbolla geçiren yaşıtlarım açığa çıktı. Ne anlıyorlardı şu oyundan? Kendilerini yoruyorlardı yalnızca.
İleride bodur ağaçları diktikleri yeşil alana doğru yürüdüm. Yürürken her defasında oflayıp pufluyordum. Hayatım çok sıkıcıydı. Ders çalışmak ürkütücü geliyordu, ilk kez liseli olmanın tek avantajı daha az tanınmak olsa gerek. Kimsenin umrunda olmuyordunuz, kendi halinizde takılabiliyor, yalnız olmanıza laf edilmiyordu. Etraftan gelen geçenleri izlerken zamanın nasıl hızlı geçtiğini fark etmek imkansızlaşıyordu.
"Ne oldu, yaşlı ninem bunama şimdiden sana nüfuz etmiş."
Seni çağırırsam gelecektin hani.
"Hiçbir zaman bana ihtiyaç duymayacağını bildiğimden hayatını neşelendirmeye geldim."
Beni deli sanacaklar lütfen bırak peşimi.
"Ölürsem bırakırım o da biraz zor."
...
"Sustun?"
Artık kafa sesimle yaşamak istemiyorum kafamın içi yeterince dolu zaten.
"Güldürme beni. Bomboş beynin bütün gün boyunca hiçbir şey düşünmeden nasıl yaşıyorsun vallahi zor iş."
"Affedersin, sen bana beyinsiz mi demek istedin!" Bunu içimden söylememiş olacağımki yanımdaki kaldırım taşında oturan kızlar bana tuhaf tuhaf bakmaya başladılar hatta bir süre fısıldaşıp yanımdan uzaklaştılar. Ellerimi yüzüme gömdüm. Harika, deli olduğum noterlendi! Daha ne isterim... İçimdeki ses kahkahalara gömülürken sinir desibelim gittikçe artıyordu. Bunun kesinlikle psikolojik bir açıklaması olsa iyi olurdu yoksa ölümüm yakındı.
"Deme öyle lan geleceğim yanına vallahi bak rezillikten kurtaracağım seni sık dişini. Zaten böyle zor oluyor git gel..."
Keşke gitsen hiç gelmesen.
"Beyza?" Meryem'in sesini duyunca yüzümü dizlerime koyduğum ellerimden sıyırıp kaldırdım. Benimle gayri resmi konuşması çok gücüme gidiyordu fakat tek arkadaşım oydu bu yüzden üstüne gitmeye korkuyordum.
"Seni arıyordum, yemekhaneden çabuk çıkmışsın." Gözleri yaşla doluydu.
"S- sen iyi misin?" dediğimde alaya alır gibi başını gökyüzüne çevirip bana döndü.
"İyiyim neden iyi olmayacakmışım? Asıl sen iyi misin?"
"Neden ne oldu?" dedim gözlerimi kırpıştırarak içimdeki korku ellerimi terletiyordu ve neden korktuğumu da bilmiyordum.
"Bazıları seni kendi kendine konuşurken görmüşte... Bir sorunun varsa bana anlatabilirsin. Arkadaşız sonuçta." Eğilip yanıma oturduğumda yanımdaki kızın bana başta sıcakkanlılıkla yaklaşan kızdan çok uzak biri olduğunu hissedebiliyordum. 6.hissimin ne kadar açık ve çoğu şeye tıp diye adlandırabildiğimi söylemiş miydim?
"Y-yok aklıma...ezber yapıyordum yanlış anlamışlardır. Sınavlar yaklaşıyor ya." Ne saçmaladığımı inanın bende bilmiyorum. Şizofren olduğumu bilmesindense yalana sığınmanın daha kolay olabileceği fikrinden pek hoşnut kalmıştım.
"Hıı... anladım." Anlamamıştı beni hiçbir zaman anlamamıştıki şimdi anlasın.
"Eee nereden böyle?"
Kafasını yere eğip kıvırcık saçlarıyla oynamaya koyuldu. "Biraz gezdik kızlarla. Bir şeyler atıştırdık geldik."
"Seni niye çağırmıyormuş madem arkadaşsınız. Bu kızı hiç gözüm tutmuyor. Ayrıl kurtul."
Sen susar mısın? Kiminle nasıl konuşacağımı sana mı soracağım? Üstelik dışarıya çıkma iznim yok, ailem izin vermedi.
"Ah Beyza gerçekten dostun olsaydı bir yolunu bulur seni arkadaşlarıyla tanıştırırdı. Bunlar tamamen saçmalıktan ibaret."
Canımı sıkmaya başladın! Uzaklaşır mısın?
"Bunu ona da söyleyebilsen her şey çözülürdü hep beni kır zaten. Ben kimim ki?"
Evet, sen kimsin ki bırak peşimi kardeşim ya!
Meryem sadece susuyor benim gibi kendiyle cebelleşiyor gibi saçına asılıyordu. Birdenbire, "Beyza ben sınıfa çıkıyorum hocanın verdiği ödevi yapmayı unuttuydum onu yapacağım görüşürüz." deyip ayağa kalktı ve göz mesafemden hızla kayboldu. O ödevi bende yapmamıştım fakat uğraşacak durumda değildim. Şimdi biri görür öğretmene ödevini burada yaptı derse daha korkutucu olurdu. Evde unuttum der geçiştiririm.
"Aynen gerizekalı gidip şu kızla aynı anda yapsanız olmaz mı?"
Bana sormadı neden gideyim gurursuz muyum?
"Değil misin?"

Kaşlarımın üstündeki boşluğu baş ve işaret parmağımla ovalarken zil sesiyle ayaklandım. Gerçekten öğle ne çabuk bitmişti öyle? Şaşırmaktan öteye geçemiyordum. Üzerimi silkeleyip okula doğru ilerlerken başıma doğru gelen topu sonradan fark edip yere çakılmam bir oldu. Kendime gelmem kısa sürmüş olsa da anlık gözümün karardığına yemin edebilirdim. Ayağa kalkmaya çalışırken başıma toplanan salak ve avanağı görünce kalan moralim yerle bir oldu. "Pardon göremedim çok kısasın!" derken sırıtan ve özürle alakasız konuşan mavi gözlü kavgalı olduğum çocuk ve yanından ayrılmayan o gevşek sabrımı taşırmaya yemin etmiş olmalıydılar.
Kollarımdan kalkmaya çalışırken, "Yardım edeyim dur." deyip elini uzattığında boş bulunup tutmaya direndim sonra birden bırakınca yine yere yapışmam bir oldu. Komik olan neydi bilmiyorum ama bu iki embesil sürekli gülüyorlardı. İkinci embesil mavi gözlerini hak etmediğini düşündüğüm arkadaşına "Hoca topları istiyor." dediğinde anlık kalkmaya çalışan bana bakıp ardından özür bile dilemeden gittiğinde yerin dibine girmek istedim. Dünya ölmemi bu denli isterken yaşamaya direnen ben neden kaybettiğimi sorguluyordum sürekli.
"Nolmuş kız sana iki dakikalığına seni yalnız bırakmaya gelinmiyor."
Zaten kötü anlarımda yanımda olma nerede boşluğa düşüyorum bir yerlerden çıkıyorsun.
"Sana o kadar kolay olmadığını defalarca söylemiştim... Üstelik hani varlığımdan şüphe ediyordun deli kız?"
Yoksun zaten sen benim kafamın içinde boş boş çalan bir melodisin.
"Müziği severim, melodi olmak bile gurur verici. Sen şimdi onu bırakta alnındaki çizikler nasıl oluştu onu anlat dinleyelim."
Boş ver zaten önemsiz bir olaydı. Sanki hep yanımdaymışsın gibi davranmayı kes. Seni duymak istemiyorum! Yarın randevu alacağım psikolojiden görürsün!
Sınıfıma geldiğimde sınıftakilerin bakışlarından aşırı rahatsızlaştım. Bana bakıp bakıp konuşuyorlardı. Sırama geçtiğimde bile bana olan bakışları değişmemişti. Kaşlarımı çatıp onlara bakındığımda utanmazca bakışlarını çevirmiyorlardı. Meryem yanıma oturduğunda kendimi kitaplara vermeye karar kılmıştım. Bu dünyadan uzaklaşmak için genelde rüyalarımı bahane eder, kendi alemimde rahatlardım. Birkaç gün içinde akşamları uyuyamamaya başladığımda sınıfta uyumayacağıma dair kendime söz verdim ve çözümünü romanlarla karşılayabileceğimden şüphem yoktu. Kitap okumaktan hiçbir zaman sıkılmazdım. Çok şey katmasını bir yere bırakalım, aynı zamanda beni farklı yerlerde hissettirir, kelime darcığımı arttırıp özgüvenimi geliştirmeme yardımcı olurdu. Bir arkadaştan öteydi romanlarım, beni asla bırakmadılar...
"Çocuklar şu tahtadaki soruyu kim çözmek ister?" Parmaklar kalkmadı, matematik dersinde uyuyanlar mı dersiniz öğretmeni kâle almayıp boşboğazlık edenler mi dersiniz hepsinden bulabilirsiniz.
"Kimse kalkmıyorsa listeden seçiyorum!" Nefesimin daraldığı nadir anlardan biri gerçekleşiyordu. Şu listeden seçme olayı göz korkutmayı geçtim kana susamış öğretmenlerin intikam için çıldırışlarıydı sanki. İtaatsiz etmeyen kullarına derslerini bildiriyordu.
"Numarası 356 olan?" Benim okul numaram olmadığından bir anda şiştiğim yerden nefesimi hızla verdim. Mutluluk ne diyene cevabımı şu kısa an ile açıklayabilirdim.
Ön sıradan bir kız ayağa kalkıp, "Hocam Arif bugün gelemedi hastaymış." dediğinde yine çaprazımdaki kendini bilmez mavi gözlü ukala ağzını devirerek, "O çocukta her gün hasta Allah'ın işine bak sen." dediğinde tüm sınıf kahkahalar içinde gülmeye başladı. Ne kadar aptal varlıklar olduklarını düşünen tek ben miydim bu koca sınıfta? Öğretmen bile gülüyordu. Neden kimse çocuğun ciddi bir hastalığı olabileceğine ihtimal barındırmıyordu.
Somurturken Meryem birden şahlanıp, "Hocam Beyza biliyormuş." dediğinde kahroldum. Bildiğimi nereden çıkardı şimdi. Utanıp kızararak ellerimle hayır işaretini yaparken kıvranıyordum. Öğretmende eliyle tahtayı işaret edip, "Yapsın o halde." dedi. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü, ben 1 aydır derslerle ilgilenmiyordum. Herkes, "Beyza!" diye çığlıklar atmaya başladığında el mecbur kalkmaya çalıştım ama cidden çalıştım çünkü popo üstüm kalkmıyordu. Ne kadar zorlarsam zorlayayım sanki sıraya yapıştırılmıştım. Fısıltılar dönerken yine o haddini bilmez konuştu. "Ne oldu Beyza yemedi mi?"
Herkes gülerken çıldırmak üzereydim, biri sıraya yapıştırıcı sürmüş olmalıydı başka mantığı yoktu. Zorlukla kendimi sıradan ayırdığımda cart diye bir ses duyuldu. O yankılanan sesle hemen ellerimi arkama götürdüm. Göğüs kafesim çıkmak için direniyordu. Gözlerim bir sağa bir sola gidiyordu. O sırada kızaran yanaklarımla ortada kalakaldım. Başımı oturduğum sıraya eğdiğimde siyah eşofmanımın bir parçasının belli belirsiz orada olduğunu gördüm ve hızla yerime geri oturdum.
"Hocam arkadaş altına yaptı galiba!"

Yutkunarak dudağımı yaladığımda dilimin varlığından bihaber şekilde davranıyor, hızla kalkıp inen göğüs kafesimin dışında görüş alanımı azaltıyordum. Öğretmen meseleyi uzatmayıp tüm sınıfa azar çekip sustururken fısıldaşmalar sürüyordu. Bense yok olmak istiyordum. Meryem'in gülüşüyle daha çok perişan olurken sınıfta kimsenin benim varlığımı kabul etmediğini düşündüm. "Kanka ben bilmiyordum yapıştırıcı sürdüklerini kusura bakma." derken sırıtan yüzüyle kendiliğinden inen kaşlarım ve dönen başım dışında iyi sayılırdım.
Zil çaldığında eve gitmek için hazırlanmaya karar verdim daha fazla burada durmak istemiyordum. Kitaplarımı kaldırdığımda gördüğüm yazıyla derbeder oldum. 'Bana bulaşmaman konusunda seni uyarmıştım tuhaf kız bu daha iyi günlerin."
Lisenin ilk yıllarında okula gelmek için ve iyi bir okul kazandığım için aşırı heyecan ve gurur doluydum. Ortaokul arkadaşlarıma Anadolunun hizmetlerinden yararlanacağımı açar dururdum. Hiç susmadan aileme benimle gurur duymalarını ve bana telefon almalarını söylerdim. Çocukça davranışlarım aklıma geldikçe hüzünlenirim. Asıl iyi olanın ortaokul olduğunu bilmek komedisiyle sizi baş başa bırakıp gidebilirim ama yapmayacağım. Çünkü özlediğim o yıllardan ziyade çocukluğum... O heyecan ve mutluluk yıllar geçtikçe benimle kayboldu gitti. Çocuk oyuncakları satan dükkanlar gördükçe hâlâ içimde bir yerlerde ararım. Eski ben, başı dik yürür, kimseye kendini ezdirmezdi. Lisenin ilk yıllarında sesim biraz daha gür çıksaydı sonraki yıllarım nasıl olurdu? Sanırım hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz...

