Hızlı adımlarla uzaklaşırken, bir yandanda o adamın beni reflexle nasıl tuttuğunu hayal ediyor karnımdaki kelebeklere hakim olamıyordum.
Daha önce bu adamı hiçbir yerde gormemistim, oysaki burası küçük bir şehirdi ve herkez hemen hemen birbirini tanırdı.
Kimdi bu adam?
Aklim hemen kendini toparladı, herşeyi tekrardan hatirlamıştım ve bu içimi burkmuştu.
Morgu bulmak için bir danişmana sormak için ilerledim,
"Meraba, Morg odası nerede?"
Çalışanın bıkmış ve ciddi suratı benimkini bulduğunda;
"Sagdaki kolidordan dümdüz yürüyün ardından sola dönün." Dedi
Bende kadının aynen dediğini yaptım ve ilerlemeye basladım.
Son kez abimi görmek...
Sonunda morgu bulmuş danışmana zor bela abimin adını söylemiştim.
"Daniel Veltam?" Dedi iç çekerek
Beni takip edin gibi birşeyler geveledikten sonra ise beni yönlendirdi...
Morgda ilerlerken 2 araştırma ekibi gördük, sanırım abımı inceliyorlardı...
Yüzümü eğip abime baktım.
Abimin soluk, bembeyaz yüzü, soluk dudakları, ve kesik boynu benim gözlerim ile buluştu.
Saçları dağılmıştı, oysaki daha 4 gün önce kıskaç toka ile süslemek istediğim ve abimin izin verdiği günü daha dün gibi hatırlıyorum...
Daha bugün sabah evden çıkmadan önce birkaç parça yemek yemesi için ikna ettiğim abimin kesik boynu ile karşı karşıya kalmıştım.
(...)
Eve kendimi zor attığımı ve yatakta uzanmak için içimdeki sesin, beni zorladığını hatırlıyordum.
Hala cenaze işlemleri devam ediyordu ona çok güzel bir mezar vermeliydim, öyle bir mezar olucakki bu insanlar her geçtiğinde ruhlarının bağışlanmasını dileyecek, ve her seferinde ruhuna dua edicek olmalıydılar.
Hatta en sevdiği renk olan karanfil rengini bile seçmiştim.
Aslında bütün ailem oydu. Biz çocukken yetim kardeşlerdik. Her alay etmelere, laf kalabalığına ve kuru muhabbetlere rağmen... Biz birlikteydik elimiz diğerimizin elini tutardı ve bırakmamak için sıkıca tutulurdu.
Telefonumun çalma sesi ile irkildim. Titreyen (artık) elimle çevirerek açtım.
"Alo?" Sanırım cenaze işlemleriydi
"Bayan Veltam, bugün ifade için komiser David tarafından çağrılıyorsunuz. Gelip en kısa sürede ifade vermeniz talep edilir."
"Anladım. En az birkaç saatte orada olurum." Dedim ve telefonu kapattım.
Sanırım... Hayat devam ediyordu.
Yatağımdan doğruldum, ve evin içinde dikkatsizce ve bı o kadarda temkinli adımlarla yürüyerek kolidoru geçtim. Arabanın anahtarını ve ev anahtarımı aldım ve kapıyı açtım. Geri kitledikten sonra merdivenlerden indim.
Bir süre sonra arabamın yanına gelmiştim.
Seninle öğrendım.
Arabaya geçip oturdum ve çalıştırdım. Biraz ısınması gerekiyordu. O esnada telefonumu çıkarıp videolar kısmında takılmaya başladım. Belki bana iyi gelebilirdi.
5-10 video kaydırdım ve arabanın ısınması dan tamamen emin olup sürmeye başladım.
Sürerken keder hissini düşünmemeye anilarimi bir kenara atmaya, özellikle ise...kendimi avutmaya çalışıyordum.
30 dakika sonra oraya varmıştım, arabayı yavaşça park ettim ve anahtarı alıp indim. Karakolun önü görünmeye başladı. Hastane ile birleşik bir karakoldu ve bu nedenden dolayı şehrin en ünlü karakolundan biriydi.
İçeri girdiğimde danışmana sormak için ilerledim.
"Merhaba, komiser Davidin odası nerede?"
"Soldan köşeyi dönünce."
"Teşekkürler."
Soldan köşeyi dönünce "Komiser David" yazan tabeladan içeri girmek için kapıyı çaldım.
"Gir." İçeri girdim ve yanındaki sandalyeye oturdum. İçeride beni boğan çok ağır bir his vardı.
David, elinde birkaç takım kağıt tutuyor onlara bakıyordu.
"Almedia Veltam?"
"Evet benim."
"Öncelikle başınız sağolsun." Yüzüme baktı.
"Teşekkürler."
"Dün olay yerine gelmeden önce neredeydiniz?"
"Evimdeydim ve birşeyler izliyordum, sonra canlı konumuna baktım ve... İlk başta zaten şüphelendim. Ama sonra olan oldu işte."
"Anlıyorum. Çok zor bir durum."
David kağıtları bıraktı ve devam etti
"Öncelikle, üzerinde herhangi bir parmak izi bulunamadı, yani katili bulmak çok zor. Bunun farkındasiniz degilmi? Çünkü bu tür vaka ile ilk kez karşılaşmıyoruz ve bunun için zaman gerektiğini biliyorsunuzdur umarım?"
"Biliyorum." Diyebildim ama farklı sözler ya aklıma gelmiyor yada ağzımdan çıkmıyordu.
"Bu süreçte Piskolojik destek ihtiyaç duyarsanız hastane bölümünde-"
"Hayır, teşekkür ederim."
"Anladım." David bir süre daha beni oyaladıktan sonra gitmem için serbest bırakmıştı. Nihayet bu boğulma hissinden kurtulma düşüncesi ile çıktım.
Aklıma birşeyler gelmişti.
Aslında abim bir kitap kurduydu
Tabii ölmeden önce...
Aslında oraya gidip kendim arastirma yapabilirdim, çünkü istersen dünyanin en iyi karakolu olsun genellikle kestirip atıyorlardı. Benim düşünceme göre.
"Gidebilirsin." Tok bir sesle
Ayağa kalkıp yürüdüm, bu umut ışığımla, son bir nebze damlasını istercesine umdum ve bu umutla yürüdüm.
Arabama doğru her adımımda ayaklarımın titreyişi ve kalbinin delicesine çarpışı birlikteydi.
Umarım, umduğumu bulurdum.