Emniyetin içi mahşer yeri gibiydi.İfadeleri alınacak bütün çalışanlar ve kafenin sahibi 2 ay önce çağırıldığı gibi yine emniyete çağırılmış ve bekleme alanlarını işgal etmişlerdi.2 ay önce annemin kaybolması nedeniyle çağrılan çalışanlar bu sefer niye çağırıldıklarını merak ediyorlardı ama Asil savcının emriyle hiç birine neden çağırıldıkları söylenmemişti.Kefenin sahibi Metin Şimşek, avukatını çağırmıştı bile.
"Sıla biz neden bekliyoruz kuzum?"diye soran Doğa'nın sesiyle kendime geldim. Evet Doğa'da buradaydı.Savcımızla yaptığım küçük bir görüşmenin ardından ifadeleri alınan insanların tepkilerini analiz etmesi için Doğa'yı getirmeme izin vermişti.İlk başta kesinlikle reddetmesine rağmen daha sonra mantıklı gelmiş olacak ki kabul etmişti.
"Bilmiyorum Doğa ama birazdan ifade başlar."dedim."Senin işin zaten ifadeden sonra"
"Biliyorum aşkım ama benimde kendi danışanlarım var ne kadar hızlı biterse o kadar iyi" diyerek sızlanmaya devam etti.O sırada savcı görüş alanımıza girdi.Hızlı adımlarla yanımıza ulaştı.Can abiye dönüp "İfadeye geçiyorum aşağısı hazır mı?"diye sordu.Can abi "Hazır savcım" diye cevap verip yanımızdan ayrıldı.Asil Savcı Doğa'ya dönüp "İfadeden çıktıkları gibi onlarla konuşabilirsin."dedi ve Can abinin peşinden o da gitti.
20 dakika gibi bir sürenin ardından Metin Şimşek ve avukatı Önder Saffet Çatık'ın çıktığını gördük.Ne için ifade verdiklerini öğrenmemeleri için Metin Beyi diğerlerinden ayrı bir odaya aldılar.Doğa'da Metin Bey ile konuşmaya gitti.Can abi gelip çalışanlardan bir kişi daha götürürken görüş açıma binadan çıkan Avukat Önder Saffet Çatık girdi.Önder Bey İstanbul hatta Türkiye çapında çok ünlü ve başarılı bir avukattı.Kaybettiği davaların iki elin parmağını geçmediğini biliyordum.Çoğunlukla ünlü ve zengin iş adamlarıyla çalışan Çatık, ne olmuştu da basit bir kafe sahibiyle çalışıyordu.
"Sence de Çatık'ın Şimşek'le çalışması çok saçma değil mi?"diye sordum Umut'a.Gözlerim hala dışarı çıkan Çatık'ı takip ederken Umut soruyu ona sorduğumu biraz geç anladı.
"Bana da bir garip geldi aslında.Bildiğim kadarıyla bu adam sadece ünlü adamlarla çalışıyor."diyerek beni doğruladı.Ayağa fırlayıp Umut'un dizine hafifçe vurdum.Ben ona "Hadi" derken oda ayaklanmıştı.Ofise geçtiğimizde Umut bilgisayarının önündeki yerini aldı. Bende yanına oturdum.Flaşı taktıktan sonra çıkan ekrana Önder Saffet Çatık yazdı.Bu flaş dedemin bana verdiği bir flaştı.Dedem de benim gibi gazeteciydi ama eskilerden.İşine yarasın diye bir arkadaşıyla platform kurmuş zamanında.Bu platform da google gibi ama sadece insanları aratabiliyorsun.Nasıl yaptıklarını bilmiyorum ama dedemin arkadaşı hackermiş.O zamanda nasıl bir hacker olabilir demeyin adam gerçekten işinde profesör.İnsanların adını yazdığınız zaman özgeçmişleri önünüze dökülüyor ama burada gizli saklı üstü kapatılmış şeyler de var.İşte bizim süper gazeteci Bekir Özel-dedem(Annemin babası)-emekli olduktan sonra flaşını bana verdi.Canım dedem sağ olsun bir sürü insanı araştırabiliyoruz.
Umut adamın geçmişlerinde dolanırken bir yerde takıldık.
Önder Saffet Çatık:
kardeşler- Öykü Çatık/Metin şimşek(üvey)
"İşte şimdi neden yardım ettiğini bulduk."dedi Umut."Demek ki üvey kardeşlerin arası iyiymiş."
"Demek ki" diye onu onayladım.
Hakkındaki bilgilere bakarken aklıma bir soru takıldı.
"Madem bunların arası yardım edecek kadar iyi o zaman neden bu bilgi gizli tutuluyor?"
Umut'ta düşünüyormuş gibi elini çenesine attı.
"Bilemiyorum."dedi elini çenesinden çekip.Ayağa kalktı."Hadi gel.Bakalım Doğa ne yaptı?."
Ona uyup ayağa kalktım.Birlikte aşağı indik.Doğa hala içerideydi fakat bu sefer konuştuğu kişi başka biriydi.Bekleme salonuna baktığımda 5 kişinin kaldığını gördüm.Asil Savcı hızlı ilerliyordu.
Doğa konuştuğu çalışandan ayrılıp odadan çıkarken gelen yeni çalışanla odaya geri dönmek zorunda kaldı.Bizde Umut'la karşıdaki markete gitmeye karar verdik.Sıcak havada emniyette ki sıcak kahveler hiç gitmiyordu.Onlara soğuk kahve bana da soğuk su aldıktan sonra emniyete geri döndük.Tam içeri girdiğimizde savcı da babamın odasına gidiyordu.Kafamızla selamlayıp bekleme alanına vardık.Doğa'nın hala görüşmede olduğunu görünce koltuklara tekrardan oturduk.
Yaklaşık 1 saat sonra Doğa çıkınca yanımıza geldi.
"Nasıldı?"diye sorarken ona aldığımız soğuk kahveyi uzatıyordum.Kahve kesin ısınmıştır ama iyi gelir.
"Yorucuydu ama bence deydi."dedi."Ama size gözlemlerimi anlatmadan önce biraz dinlenmeme izin verin."Ona 'tamam' dercesine kafamızı sallayınca Umut'un yanına oturdu. Birkaç dakika konuşmadan, etrafa bakarak geçirdikten sonra Doğa söze girdi.
"Bence sadece yalan söyleyen bir kişi var."dedi."O da Metin Şimşek"
Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra devam etti.
"Onun da yalan söylediğini uzman olmasan anlayamazsın.Bu konularda çok dikkatli olmasaydım bende anlayamazdım."dedi."Bir şeyler gizliyor mu emin değilim ama "İfadenizde tamamen dürüst müydünüz?" diye sorunca gözlerini kaçıracak gibi oldu."
"Çok teşekkürler Doğa.Bu bilginin bize ne kadar yarar sağlayacağını bilemezsin."dedim heyecanlı bir sesle.
"Ne demek kuzum."dedikten sonra Umut'la birlikte ayağa kalktılar.
"Ben seni bırakayım meleğim."dedi Umut.
Doğa "Olur böceğim" deyince yüzümü buruşturdum.Umut'la aynı anda sorduk.
"Böceğim mi?"Ben gülmeye başlarken Umut hala yüzünü buruşturmaya devam ediyordu. Onlar yürümeye başlarken ben yüzümde sırıtışla onlara bakmaya devam ediyordum.Onlar emniyetten çıktıktan sonra Asil Savcıyı bulmak için ayağa kalktım.Doğa'nın gözlemlerini anlatmam gerekiyordu.Savcıyı en son babamın odasına giderken gördüğüm için oraya gitmeye karar verdim.Odanın kapısına ulaştığımda tıklayarak içeri girdim.Savcıyı orada göremeyince kafam karışmıştı.
Babamın "Hayırdır Sıla" diyen sesini duyunca ona baktım.
"Bir şey yok baba.Asil Savcıya bakmıştım."deyip odadan çıktım.Bu savcı nereye kaybolmuş olabilirdi ki?Emniyette dolanarak savcıyı aramaya başladım.En sonunda vazgeçip mesaj yazmaya karar verdim.
SILA
Savcım Doğa'nın gözlemlerini aktarmak için sizi arıyordum.Nerede olduğunuzu söyleyebilir misiniz?
Yaklaşık 1-2 dakika sonra aktif olduğunu gördüm.Yazıyor gözükünce derin bir nefes aldım.
ASİL SAVCI
Tuvaletteydim Sıla şimdi ofisinize doğru geliyorum orada anlatabilirsin.
SILA
Tamam savcım.
Telefonu kapatıp ofise ilerlemeye başladım.Ofise ben girdikten hemen sonra Asil Savcı da girdi.Savcı masamın önündeki koltuklara oturunca bende kendi koltuğuma oturdum ve lafa girdim.
"İfadeler alındıktan sonra Doğa çalışanlarla ve Metin Şimşek ile konuştu.Onun gözlemlerine göre-" derken Umut'un ofise girmesiyle sustum.
"Pardon" dedikten sonra sakince gelip savcının karşısındaki koltuğa oturdu.Savcı bana dönüp "Devam et lütfen."deyince kaldığım yerden devam ettim.
"Onun gözlemlerine göre yalan söyleyen tek kişi Metin Şimşek.Onunda yalan söylediğini dikkat eden birisi olmasa fark edemeyeceği kanısında."diyerek sözlerimi bitirdim.
"Savcım ama yalan söylediği konusunda Doğa da çok emin değil."diye devam etti Umut. "Çok küçük bir işaret varmış ama onu yaptığından eminmiş.'İfadenizde tamamen dürüst müydünüz' sorusundan sonra gözlerini kaçıracak gibi olmuş ama kaçırmamış."
Savcı düşünüyormuş gibi elini çenesine koydu.Sanırım gözlemleri ifadedeki davranışlarıyla bağdaştırmaya çalışıyordu.Savcı konuşmaya başlayınca haklı olduğumu anladım.
"İfadede samimi davranıyordu ama çok küçük detaylar vardı.Arkadaşınızın da dediği gibi gözlerini kaçıracak gibi oluyordu ama kaçırmıyordu."
Ortama bir sessizlik hakim oldu.Sanırım herkes bu davranıştan bir sonuç çıkarmaya çalışıyordu.
"Savcım ifadeler yazıya döküldüyse okumamız mümkün mü?"diye sorarak rahatsız edici sessizliği bozan Umut oldu.
"Yazıya dökülmüş olması gerekiyor.Cinayet büroya gidip bakabilirsiniz."dedi.
"Teşekkürler savcım."diyerek ayaklandı Umut ve ofisten çıktı.Savcıyla baş başa kaldık.Ne konuşacağımı bilemediğim için sebepsiz bir panik esir altına almıştı bedenimi.En sonunda Asil Savcının konuşmaya başlamasıyla rahatladım.
"Arkadaşının başka biri hakkında bir gözlemi yok muymuş?"
"Yokmuş savcım onların doğru söylediğini düşündüğünü söyledi."dedim.
Kapının açılmasıyla bakışlarımız oraya döndü.Umut'un gelmesini beklerken içeri koyu sarı saçlı, esmer,benimkinden çok daha koyu tona sahip yeşil gözlü bir adam girdi.Bu adamı gözüm bir yerlerden ısırıyordu ama çıkaramadım.Beni görünce duraksayan adam "Çok pardon" dedi."Ben sonra gelirim."
"Gel Toprak."diyen Asil Savcıya döndüm.Asil Savcının Toprak dediği adam Umut'un kalktığı yere oturunca tekrar ona döndüm ve nereden tanıdığımı hatırlamaya çalıştım.
Asil Savcı "Toprak,Sıla soruşturmada bana yardım eden gazeteci."diye beni tanıtınca bakışlarım ona geri döndü.Gözlerim tenis maçı izler gibi bir oraya bir buraya dönüyordu. Toprak bana bakıp "A o gazeteci bu kız mı?"diye sordu ve elini uzattı."Bende Toprak. Asilin arkadaşı aynı zamanda savcıyım."Elini tutup hafifçe sıktım.
"Memnun oldum."deyip elimi geri çektim.Ne güzel.Bir savcıyla uğraşmaya çalışırken şimdi savcı sayımız 2 ye çıkmıştı.En azından Toprak Asil kadar sert ve disiplinli gözükmüyordu. Artık 2 tane savcımız olduğuna göre 'Savcı' sıfatını kaldırabilirdim sanırım.Toprak "Bende" dedikten sonra Asil'e döndü.
"Savcım ben eski dosyanızla ilgili bir şey danışmaya gelmiştim."deyince ben izin isteyip kalktım.bir şey danışmaya gelmiştim."deyince ben izin isteyip kalktım.Ofisten çıkarken kapıda elinde ifade dosyaları olan Umut'la karşılaştım.
"Nereye gidiyorsun Sıla?" diye sorunca onu kapının önünden çekip bekleme alanına doğru yönlendirdim.
"Toprak Savcımla Asil Savcım bir dosya hakkında konuşacaklarmış bende onları rahat bırakayım dedim" diye sorusuna cevap verdikten sonra bekleme alanındaki koltuklardan birine oturdum.Umut'ta yanıma oturdu.Önümüzdeki sehpayı biraz daha bize çekip ifadelerin yazılı olduğu kağıtları üzerine bıraktı.
"O zaman Bayan Holmes, biz de çalışmaya burada devam ederiz.Gömül bakalım."deyince ona gülerek gerçek manada kağıtlara gömüldüm.
▫️▫️▫️▫️▫️
Belimi kütleterek doğrulurken elimdeki kağıtları bitirmiştim.Salepimin son yudumlarını alırken Umut'un da bitirdiğini fark ettim.Yaklaşık 2 saattir ifadelerle uğraşıyorduk.Mesai saatinin bitmesine 1 saat kaldığını görünce ayaklandım.
"Hadi kalk Umut bence savcıların işi bitmiştir."dedim onu çekiştirerek.
"Tamam geliyorum sakin ol" diye homurdanarak kalktı.Kağıtları toparlayıp ofisimize geçtik. Düşündüğüm gibi savcılar gitmişti.Hemen masama yerleşip not defterimi çıkarttım.Çalışanların hepsinin ismini yazmaya başladım.
1-İpek Çiftçi
2-Ali Yalçın
3-Ulaş Demirtaş
4-Melike Kopmaz
5-Çağrı Erol
6-Ilgın Kaya
Sonuncu çalışanın ismini yazarken soyadını görmemle duraksadım.Asil Savcının da soyadı Kaya değil miydi?.Kontrol etmek amacıyla bilgisayarı açtım.Meşhur flaşı taktıktan sonra isim kısmına 'Asil Mert Kaya' yazdım.Hatırladığım gibi savcımızın soyadı Kaya'ydı.Ilgın Kaya ile bir akrabalık bağları var mı diye bakarken Umut masama geldi.Bilgisayarda arattığım ismi görünce alayla "Ne oldu küçük Holmes bizim savcıyı mı araştırmaya karar verdin?"diye sordu.Ona "Zevzek zevzek konuşma" deyip savcıyı araştırmaya devam ettim.Ilgın Kaya ismini görünce yüzüme zafer gülümsemesi yerleşti ama o Ilgın'ın o Ilgın olduğunu teyit etmem gerekiyordu.Burada yazdığına göre Ilgın Kaya savcımızın kız kardeşiymiş.Ilgın Kaya'nın resmiyle dosyadaki Ilgın Kaya'nın resimlerini karşılaştırdığımda aynı kişi olduklarını anladım.Demek ki Asil'in kardeşi Black Space kafede çalışıyordu.Sonunda ulaştığım sonucu fark eden Umut yavaşça doğrulup eliyle ağzına fermuar çekti.
"Ben artık hiçbir şey demiyorum küçük Holmes" dedi.Ona sırıtıp çalışanlarla ilgili notlarımı defterime yazmaya başladım.
Sonunda notlarımı yazmayı da bitirince mesainin bittiğini fark ettim.Burada saatler ne kadar hızlı geçiyordu.Umut'u bilgisayar başında uyuyakalmış görünce Can abiye yapmadığım planım aklıma geldi.Umut'un Can abiden ne eksiği vardı değil mi.Telefonumu cebime atıp başka bir şeyim kalmış mı diye baktıktan sonra parmak ucunda Umut'un yanına gittim. Kulağına eğilip "AAA" diye bağırınca sıçrayarak uyandı.Bende hemen kaçmaya başladım. Umut daha ne olduğunu anlayamadığı için beni kovalayamıyordu.Bu durumu fırsat bilip hemen ofisten çıktım.Babam bugün işi olduğunu söylediği için otobüsle eve gidecektim.O yüzden babamı bekleme derdim yoktu.Emniyetten çıktığım gibi durağa koşmaya başladım. Durağa ulaştığımda durup derin bir nefes aldım.Telefonumun bildirim sesiyle dikkatim oraya çekildi ve Umut'tan mesaj geldiğini gördüm.
UMUT
Bittin sen yarın görüşeceğiz.
Mesajı okuduktan sonra ona dil çıkaran emoji atıp telefonu kapattım.Atladığı bir şey vardı.Yarın cumartesiydi.10 dakika sonra otobüs geldi. Yalın'ı almak için Selma teyzenin evinin oradaki durakta indim.Zili çaldığımda içeriden koşma sesleri geliyordu.Kapı açılınca Selma teyze ve arkasından boncuk boncuk bakan Yalın'ı gördüm.
"Sıyacımm" diyerek kucağıma atlayan Yalın'ı yakalamak için yere eğildiğimde az kalsın devriliyorduk.
"Merhaba minik tırtıl" dedim onu elinden tutup doğrulurken.Yalın ayakkabılarını giyerken bende Selma teyzeye teşekkür ettim ve eve yürümeye başladık.Evle Selma teyzenin evi arası 5 dakikaydı.
"Ee bugün ne yaptınız Yalın?"diye sordum minik suratına dönerek.
"Ayabalayla oynadıkk ama Yiğit mısıkçılık yaptıyı için Seyma teyse ayabalayı aldı."dedi.
"Ya öyle mi oldu.Yiğit neden mızıkçılık yaptı?"diye sordum ilgili bir sesle.
"Yiğit hep mısıkçılık yapıyo" diye sızlanınca gülerek onu gıdıklamaya başladım.
"Demek öyle minik tırtıl."derken o gülmeye devam ediyordu.
"Ya Sıyaa gıdıklanıyoyum."diyerek benden kaçmaya çalışıyordu.En sonunda durup sapsarı saçlarını karıştırırken eve geldik.İçeri girdiğimizde babamın geldiğini gördüm.Hani bu adam geç gelecekti.Yalın ellerini yıkamaya giderken bende salona babamın yanına gidip yanağına bir öpücük kondurdum.
"Hani geç kalacaktın?"diye sordum geri çekilirken.
"İşim erken bitti."dedi kafasını gazetesinden kaldırırken.
"Sende erken geldiğine göre benim bu akşam işim var siz baba oğul günü yaparsınız."dedim.
"Hayırdır ne işin var?"diye sorunca ona "İşim var işte" diyerek odama çıktım.Saate baktığımda 6 olduğunu gördüm.Bugün gerçekten çok hızlı geçiyordu.Ne giyeceğime karar verip duşa girdim.Sıcak su bedenimi gevşetirken bütün gerginliğimi almasını diledim.Bir savcıyla yemek yemek benim için gerçekten bir ilk olacaktı.Gerici bir ilk.Duştan bornozumla çıktım.Yatağımın üzerindeki kıyafetleri giyerken acele etmiyordum.Siyah iç çamaşırı takımımı giyip kombinimi bir daha gözden geçirdim.En sonunda güzel olduğuna karar verip mavi kot eteğimi altıma geçirdim.Üzerime de gözlerimle aynı renk badimi giyip saçlarımı kurutmak için banyoya geri gittim.İşimi kısa sürede hallettikten sonra yüzüme kısa bir işlem uyguladım. Gözlerimin yeşilini ortaya çıkartacak bir göz makyajı yaptım.Artık hazırdım. Askıdan krem kot yeleğimi ve çantamı da alıp kapının önüne çıktım.Saate bakmayı unuttuğumu hatırlayıp telefonumdan saate baktım.Saat 18.55 ti.Şans eseri tam zamanında çıkmıştım.Salık açık kahverengi saçlarımı düzeltip binanın önüne doğru yürümeye başladım. Sokağın başından görünen siyah Porsche ile gerginliğimin geri geldiğini hissettim.Araba önümde durunca kapıyı açıp içine girdim.İçerisi hala papatya kokuyordu.Asil şoför koltuğunda oturmuş bana bakıyordu.
"Merhaba Sıla hoş geldin" deyince yavaşça kemerimi takıp "Merhaba Asil hoş buldum" dedim.Gerginliğimi kontrol altına almaya çalışırken Asil önüne dönüp arabayı kullanmaya başladı.Etraftaki rahatsız edici sessizliği bozmak adına "Nereye gidiyoruz?"diye sordum.
"Böyle şeylerin sürpriz olmasını daha çok seviyorum."deyince daha çok merak ettim.
"İpucu da mı yok?"diye sorunca yüzüne bir sırıtış yerleşti.
"Maalesef oda yok" deyince meraklı bir şekilde arkama yaslandım.Ne yani söylese ölür müydü?Normalde böyle şeyleri merak etmezdim ama söylemeyince merak etmiştim.Şimdi bütün yol boyunca 'Acaba nereye gidiyoruz?' diye içim içimi yiyecekti.
Kısa bir süre sonra araba durunca doğrulup etrafa bakmaya başladım.
"Geldik mi?"diye sordum.
"Geldik inebilirsin."dedi ve arabadan indi.Bende peşinden.Geldiğimiz yer deniz kenarında güzel bir restorandı.İçeri girdiğimizde hoş bir koku burnuma doldu.Asil rezervasyonlarla ilgilenen garsonun yanına giderken bende yanında yürüyordum.
"Merhaba rezervasyonumuz vardı."dedi Asil garsona.
"Merhaba isim soy isim lütfen" deyince "Asil Mert Kaya" diye cevap verdi.Garson bize "Buyurun" deyip masamıza kadar eşlik etti.Masaya yerleştikten sonra garson önümüze menüleri bıraktı ve gitti.Masamız restoranın iskele tarafında tam deniz kenarında bir masaydı.Manzarasının çok güzel olmasının yanında deniz kokusunu da bolca alabiliyordunuz.
"Ne yemek istersin?"diye soran Asil'in sesiyle etrafı incelemeyi bırakıp ona döndüm.Hafifçe gülümseyip menüyü elime aldım.
"Bilemiyorum ne tavsiye edersin?"diye sordum ona.Bir yandan da menüyü karıştırıyordum.
"Sevmediğin bir yemek var mı?"diye sorunca anlamamış gibi ona baktım.
"Efendim?"diye sordum.
"Sevmediğin, yemekten hoşlanmadığın bir yemek var mı?"diye sorusunu yeniledi.
Kafamı iki yana sallayarak "Hayır yok" dedim.Her şeyi yiyen biriydim.
"Tamam o zaman bugün yemeğini ben seçeyim" deyince ona gülümsedim."Olur"
Garsonu çağırıp siparişleri verdikten sonra yeniden bana döndü.Ellerini masanın üzerine koydu.
"E anlat bakalım abimle nereden tanışıyorsunuz?"diye lafa girdi.
Bardağıma su doldurduktan sonra cevap verdim. "Annemin öğrencisiydi onu ziyaret ettiğimde tanışmıştık."Suyumdan küçük bir yudum aldım.Daha sonra aklıma takılan soruyla bardağımı indirdim.
"Madem Sarp abi senin abin.O zaman nasıl sen savcıyken o okuyor?"
"Güzel soru.Şöyle ki abim 2. üniversitesini okuyordu."
"Nasıl yani? Asıl bölümü neydi?"
"İlk önce iktisat okudu mezun olup biraz çalıştıktan sonra bölüm değiştirmeye karar verdi ve hukuk kazanıp okumaya başladı."
"Vay Sarp abime bak sen bir üniversite bitirmiş bide ikinciyi okuyormuş."dedim etkilenmiş bir sesle."Sen hemen hukuk mu okudun yoksa sende mi geçiş yaptın?"
"Ben direkt hukuk okudum ama sadece 1 senedir savcıyım.Öncesinde avukatlık yapıyordum."Diye açıklarken yemeklerimiz geldi.Yemeklerimizi yerken sessizdik.Bu sessizlik Asil'in "Sen direkt gazetecilik mi okudun?" sorusuyla bozuldu.
"Evet direkt gazetecilik okudum."Anladığını belirtmek için hafifçe kafasını salladı.Havadan sudan muhabbet edip birbirimizi tanımaya çalışırken karnıma bir ağrı girmesiyle iki büklüm oldum.
"İyi misin?"sorusuna başımı salladım.
"İyiyim ağrı girdi sadece.Ben bir lavaboya gitsem iyi olur."deyip ayağa kalktım.Umarım düşündüğüm şey olmamıştır.Tuvalete girdiğimde aceleyle bir kabine kendimi attım.Kan olmadığını gördüğümde derin bir nefes aldım ama kendimi tanıyordum bir kaç saate başlardı. Kabinden çıkıp aynada kendimi kontrol ettim.Makyajımın bozulmadığına karar verip renksiz nemlendiricimi dudaklarımda gezdirdim ve lavabodan çıktım.
Masaya geldiğimde Asil'i bir kadınla konuşurken gördüm.Asil'in ve yanındaki kadının bakışları bana döndüğünde kısaca başımla selam verdim.Yerime otururken kadın Asil'e "Hayatım bu kız kim?"diye sordu.Demek ki sevgilisi vardı.
"Bir arkadaşım Özlem."dedi ve sonra kadının kulağına eğilip bir şey söyledi.Geri çekildiğinde Özlem morali bozulmuş bir ifadeyle 'iyi akşamlar' dileyip kalktı.Özlem gittikten sonra "Benimde kalkmam gerekiyor artık."dedim.
Kafasını hafifçe sallayıp "Tamam o zaman ben bırakırım" dedi.Kafamı salladım.Hesabı ödedi ve ayaklandık.Vale arabayı getirdiğinde arabaya bindim.Yine aynı papatya kokusu burnuma doldu.Normalde papatyaların koktuğunu bile bilmezdim ama bu kokunun bir papatyaya ait olduğuna çok emindim.Asil'de sürücü koltuğuna oturduğunda yola çıktık.Ortamın çok sessiz olduğunu düşünerek "Radyoyu açabilir miyim?"diye sordum.
"Tabi" deyince radyonun düğmesine bastım.
Sevdim seni bir kere,başkasını sevemem
Deli diyorlar bana,desinler değişemem
Desinler değişemem
Desinler değişemem
Tanıdık şarkının bu sefer başka bir yerini duyunca istemsizce gülümsedim.
"Neden gülüyorsun?"diye sordu güldüğümü fark eden Asil.
"Hiç 2 gün önce arabana bindiğimde de bu şarkı çalıyordu ondan güldüm."
"Sever misin?"diye sorunca anlamamış gibi kaşlarımı çatarak ona baktım.
"Şarkıyı sever misin?"diye yeniden sorunca kaşlarım düzeldi.
"Evet çok severim.Sen sever misin?"
"Severim sözleri çok anlamlı geliyor."Başımı sallayarak onu onayladım.İkimizde sessizce şarkıyı dinlemeye başladık.Şarkı tam bitmişti ki evime vardığımızı anladım.
"Teşekkür ederim."deyip kapıyı açtım.
"Rica ederim."dedikten sonra hafifçe gülümsedi.
Bende hafifçe gülümseyip kapıyı açtım.Tam çıkacakken "Sıla" diyerek beni durdurdu.
"Efendim."
"Haftada bir yapalım bunu sende istersen."
"Tamam benim için sıkıntı yok."Ben ne diyordum?Hem bu adamın sevgilisi yok muydu neden benimle vakit geçirmek istiyordu?Sevgilisi kızmıyor muydu?Ben niye kabul etmiştim ki?
"Tamam o zaman."deyince sorularımdan sıyrıldım.Arabadan indim.
"İyi geceler Asil."
"İyi geceler Sıla."
Arabanın kapısını kapattım ve apartmana yürümeye başladım.Kapıya ulaştığımda dönüp tekrar baktım.Hala oradaydı.Kapıyı açıp içeri girdiğimde motor sesini duydum ve gittiğini anladım.Bende kendimi eve attım.Salona girdiğimde babamı tek başına otururken gördüm.
"Yalın uyudu mu?"diye sordum yanına ulaştığımda.
"Evet" diye cevap verdi.Yanağına öpücük kondurup "Sen niye burada oturuyorsun?"diye sordum.
"Uyku tutmadı."
"Peki.Ben yatıyorum o zaman iyi geceler."
"İyi geceler kızım."
Salondan yavaş adımlarla çıkıp banyoya gittim.Üstümdekileri çıkartıp duşa girdim.Sıcak su üzerime dökülürken bedenimi gevşetiyordu.Hala karın ağrım vardı ama daha rahatlamıştı. İyice temizlendikten sonra duştan çıktım.Odama geçtiğimde rahatlamış ve mayışmış bir haldeydim.Şortlu pijama takımımı giydikten sonra kitabımı alıp odamın balkonuna çıktım ve armut koltuğuma oturdum.Elimdeki kitaba bakarken iç çektim.Elimde William Shakespeare'den 'Bir Yaz Gecesi Rüyası' kitabı vardı.Bu kitabı en az 3.ye okuyordum.Beni nedenini bilmediğim bir şekilde çok etkiliyordu.Kitabıma odaklanmışken ayağıma sürtünen bir şeyin varlığıyla yerimde sıçradım. Aceleyle aşağı baktığımda yavru gri bir kedinin bana gri gözleriyle baktığını gördüm.Kedinin gözleri bana istemsizce Asil'i hatırlatmıştı.Kafamı iki yana sallayarak bu düşünceleri dağıtmaya çalıştım ve kediyi eğilip kucağıma aldım.Kafasını okşarken çoktan mırlamaya başlamıştı.Bunu duyunca aklıma kitaplardaki mırlama,hırlama, tıslama sahneleri geldi.İnsan dediğin mırlamaz.Mırlayan kedilerdir,köpeklerdir.Bu düşünceyle kocaman bir kahkaha patlattım.Dışarıdan gören birisi deli sanabilirdi.Sansındı yani ne vardı kendi kendime eğleniyorum ben burada.Kedi gülüşümden korkmuş olacak ki kucağımda geri gitmeye çalıştı.Onu sakinleştirirken aklıma kitapta okuduğum sahne geldi.Kedi gelmeden önce Helena'nın Hermia'yı onla erkekler aracılığıyla dalga geçmekle suçladığı sahneyi okuyordum. O anda gelen ani bir kararla kedinin adını Hermia koydum.Ne yani kedinize en sevdiğiniz kitap karakterinin adını koymak garip miydi?Olsundu ben Hermia koymuştum.Hermia kucağımda uyurken bende kitabımı okumaya devam ettim.

Gözlerimi açtığımda hala armut koltukta oturuyordum.Hermia'da ayağımdaki tavşanlı terliklerimin kulaklarıyla oynuyordu.Kafamı kaldırdığımda boynumun tutulduğunu fark ettim. Uyandığımı anlayan Hermia'da yüzüme bakıyordu.O an aklıma gelen detayla kafama vurdum.Ben bu kediye mama vermemiştim.Hermia'yı kucağıma alıp aşağı indim.Salonun ışığı hala yanıyordu.Duvardaki saate baktığımda 4 olduğunu gördüm.Salona girdiğimde babamı uyurken gördüm.Burada uyuyakalmıştı.Kenardaki battaniyeyle üstünü örtüp ışığı kapattım ve mutfağa gittim.Dolaptan çıkardığım sütü bir kaba koyup Hermia ile yere bıraktım. Dolaptan salam çıkarttım.Onu da parçalayıp sütün yanına bıraktım.Yemek yerken onu izledim.Bitirdiğinde onu kucaklayıp mama almayı kafama yazdım ve odama geri çıktım.Çok uykum vardı bu yüzden Hermia için balkona bir minder bırakıp yatağıma kıvrıldım.Yatakta bir hareketlilik hissedince kafamı kaldırıp yatağın ucuna baktım.Hermia tatlı tatlı yüzüme bakıyordu.Kıyamadım ve onu kollarımın arasına alıp tekrar yattım.Karanlık beni çekerken ona daha fazla karşı koyamadım ve uykuya daldım.

▫️▫️▫️▫️▫️
Artık işler biraz daha ciddileşecek gibi
bakalım diğer bölümlerde neler olacak:)
Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz?
Umut'u nasıl buldunuz?
Sıla'nın şakaları peki:))
Hermia'nın isminin geliş hikayesini beğendiniz mi?
Sizce Özlem kim?
Asil'in kibarlık peki ağağağağa
Yeni bölümde görüşmek üzere😽💗