İçeriğe geç

Seni Bulmak

Bölüm 8 · 2 dk okuma

Seni Bulmak

Bölüm 8

Ateş Sarp KAYALAR

Küçük kahve-kruvasan arasından sonra sahaya gittim. Geriye kalan her şey monoton ilerlemişti. Fikretin dediklerini yaptık, antrenman yaptık ve Merihle şut çalıştık. Akşam maç olduğu için yedekler de çalışmaya gelmişti. Saat öğlen üçe geliyordu ve biz daha yeni yemek arasından dönüyorduk. Akşam altıda maç vardı ve koç bize beşe kadar izin vermişti. Beşte sahaya geri dönmeliydik. Saatin daha üç olduğu göz önünde bulundurulursa daha iki saatimiz vardı. Merih ve Giray sahilde bir kafede oturmayı talep etse de ben eve gitmeyi tercih etmiştim. Salonda oturup yalnızlığımın dibiyle kahve içiyordum. O an aklıma geldi: Ilgazdan ders çalışmayıp oyun oynadığı için alıp sakladığım bilgisayarı. Sanırım televizyon dolabındaki çekmeceye koymuştum. Kahve bardağımı orta sehpaya koyup ayaklandım. Televizyon dolabını açtım. Burada bilgisayar dışında her şey olabilirdi. Tam kapatıp aramaya deva ediyordum ki kırmızı albüm dikkatimi çekti. Gerisin geri dolabın kapağını açarken içindekilere bi göz attım. İki üç tane DVD, büyük kırmızı bir albüm ve küçük resim kağıtları. Bunlar eskiden çizdiğim resimlerdi! Burada ne işleri vardı bilmiyordum ama dolaptakilerin hepsini çıkarıp yere yığdım. DVD leri oynatmak için elimde bir oynatıcı yoktu. En yakın zamanda edinecektim. Kırmızı albümün kapağını araladım. Hastanede çekilmiş bir fotoğraftı bu. Benim doğumum değildi çünki ben annemin kucağındaydım. Merihin doğumu hiç değildi doğanın bir kız çocuğu olduğu apaçık ortadaydı. Bu fotoğrafı geçtim. Bir sonraki fotoğraf 2003ün yazında çekilmiş bir fotoğraftı. Üç yaşındaki ben küçük bir kızla koşturuyordum. Hemen yanındaki fotoğrafta ben ve Merih vardık. Yan yana durmuş kardan adamın önünde poz veriyorduk. Sayfayı çevirdim. 2006 nın bugününde çekilmiş bir fotoğraf... 26.10.2006... Sarışın küçük bir kız ve ben bir pastanın mumlarını üflüyorduk. Yanındaki diğerlerine göre daha küçük fotoğrafta yine ben aynı kıza bir kutu uzatıyordum. Kızı gayet iyi hatırlıyordum. Ama adı hala yoktu. Adının yazması umuduyla fotoğrafın arkasını çevirdim. "Ateşten sarı kelebeğine... " Kimdi bu sarı kelebek?

🦋

Ukde GÜNAY

Badenin altı yüz ikinci aramasını cevapladım.

"Ukde nerdesin allah aşkına? Maç başlayacak sen daha çıkmadın! "

"İniyorum canım benim."

"Aşağıdayız!"

Telefonu kapattıktan sonra çantamı omzuma atıp ayakkabılarımı giydim. Aşağıya koşarak inmek zorundaydım. Yoksa Bade beni keserdi. Siyah arabaya bindim. Bu Rüzgarın arabasıydı. Araba ilerlemeye başlamıştı. Bade heyecandan yerinde bile duramıyordu. Ona ne oluyorsa! Rüzgar için gitmiyor muyduk? Yoksa Badenin benden sakladığı bir basketbol fantezisi vardı da Rüzgarı mı alet ediyordu? Zaten yollar kalabalıktı. Sonunda stada ulaşmıştık. Rüzgar bizim için en önden bilet almıştı. İnsanlara çarpa çarpa, üç kere düşme tehlikesi yaşayıp yerimize oturmayı başardık. Maçın başlamasına daha on beş dakika vardı. Maç başlayana kadar sosyal medyada takılmaya karar verdim. Yaklaşık on dakika sonra oyuncular sahaya çıkmaya başlamıştı. Sanırım kırmızı forması olanları tutuyorduk. Çünki Rüzgarda kırmızı renkli bir forma giyiyordu. Arkasını okuyabildiklerimden birkaçı sayesinde yavaş yavaş takımı öğreniyordum. Bir yanda da Rüzgar zorunlu ders anlatıyordu tabi.

"Bak arkasında Kayalar yazan takım kaptanı."

"Anladım."

"Sertkaya oyun kurucu, top genelde onun üstünde döner."

"Anladığıma emin olabilirsin."

Bölüm sonu

3 yorum