25.10.2024
Ukde GÜNAY
Okuldan çıkar çıkmaz iki sokak ötedeki Termal kafeye gittik. Bade ve haftalık değiştirdiği sevgilileri, bu haftanın şanslısı Rüzgardı, onlar kesin geliyordu. Bu hafta ben, Bade, Rüzgar, sınıftan Selin ve Selin'in başka sınıftan arkadaşı Fatih vardı. Her zaman oturduğumuz altı numaralı masaya oturduk. Termal kafenin sahibi Rüya teyze tatlı tatlı gülümseyerek yanımıza geldi. "Ne alacaksınız? " Rüya teyze ellili yaşlarına dayanmış emekli bir öğretmendi. İki tane oğlu vardı Göktuğ ve Yiğit Abi. Göktuğ abi mühendisti. Ankara'da özel bir şirkette çalışıyordu. Yiğit abi ise Yüzbaşıydı. Hatam yoksa şuan Şırnakta görev alıyordu. Rüya teyze iki oğlundan da gururla bahsederdi. Rüya teyzenin kocası ise yıllar önce daha Göktuğ abiye hamileyken ve Yiğit abi daha üç yaşındayken şehit düşmüştü. "Hiçbir şey siz kahve. " Bade yine diyet yaparak kendine eziyet ediyordu. Ben ondan daha çok yememe rağmen aynı kilodaydık. "Bol çikolatalı, sütlü bomba gibi bir kahve olsun bizimkide. " Badenin yüzü düşerken ben neşeyle sırıtıyorum. "O zaman dört tane çikolatalı bir tane hiçbir şey siz kahve. " Rüya teyze hiçbir şey sizin altını çizerken Bade'ye kaçamak bir gülüş attı. Rüzgar telefonuyla ilgilenirken Selin, Fatih ve Bade koyu bir sohbete dalmıştı.
🦋
Ateş Sarp KAYALAR
Akşam beş çıkış saati! Ter ve toz kokan sahadan çıkıpta İstanbul şartlarında oksijen almak iyi gelmişti. Evet, İstanbul şartlarında. Pek bi oksijen yoktu açıkçası. Sırt çantamdan motorun anahtarını çıkardım. Motoru çalıştırdım ve eve sürmeye başladım. Aslında bu aylarda motor sürmeyi pek tercih etmezdim. Havalar soğuk olurdu ve terli terli antrenmandan çıkınca hasta olabilirdim. Eve vardığımda motoru garaja koymaya tenezzül bile etmeden zili çaldım. Bu saatte Ilgaz çoktan evde olmalıydı. Haber vermeden dışarıya çok çıkmazdı. Doğru tahmin etmiştim. Merdivenlerdeki koşma sesi yanılmadığım anlamına geliyordu. Kapının açılmasıyla canavar üstüme atladı. "Terliyim dur! " Üç adım geriye doğru adım attı ve manyak manyak sırıtmaya başladı. "Ne halt yedin yine! " Çenesinin ucuyla salonu gösterdi. Çantayı kenara fırlatarak salona var gücümle koştum. Gördüklerim karşısında şoka uğramıştım. İki üç saniye ne olduğunu anlamlandırmaya çalıştım. "On beş yaşına geldin sandalyeleri yemek masasının üstüne koyup koltuğun minderlerini de onların üstüne dizip kule yapmak ne! " Yukarı kata doğru koşarak çıkan Ilgazı gördüğümde gülerek peşinden koştum. "Gel buraya eşşek sıpası. "
🦋
Ukde GÜNAY
Termal kafeden çıktıktan sonra para toplayıp taksiye bindik. Bazen insan kendini şımartmalıydı ve taksiyle eve dönmek yeterli bir şımarma sebebiydi. En azından benim gibiler için. Üç kat depar attıktan sonra dairemin önünde durdum. Anahtarı kol çantamdan çıkarttım ve kapıya taktım. Hafif zorlama, iki dakikalık uğraş ve üç tür çevirmeden sonra kapı açıldı. Küçük apartman dairemde ben ve kedim Limon beraber yaşıyorduk. "Miyav!" Limonun miyavlamasıyla onu kucağıma aldım. Saçlarımın rengiyle aynı renge sahip tüyleri ve minnoş göbeği vardı. Kucağımda Limonla koltuğa yığıldım. Limonun kafasını severken tatlışım bilekliğimle oynuyordu. Her onu sevdiğimde bilekliğimle oynardı. Çantamdan gelen titreşimle telefonumun çaldığını anladım. Arayan babamdı.
"Efendim baba?"
"Canım kızım nasılsın? Geldin mı eve?"
"Geldim baba. Ne oldu?"
"Bu pazar günü eski iş arkadaşlarımla buluşacağım, Levent ve Yunus amcanla. Hatırladın mı?"
"Levent ve Yunus amca mı? Tabi ki de gelirim!"
"Pazar günü işin yoksa sende gel diyecektim de kabul ettin bile."
"Timam"
"Tamam kızım çok geçe kalma erkenden yat."
"Tamam baba tamam. Hadi iyi geceler."
"İyi geceler."
Telefonun kapanmasıyla yüzümü bir gülümseme aldı. Levent ve Yunus amcayı görmeyeli çok oluyordu. Nerdeyse ikisininde ellerinde büyümüştüm. Sonra biz İzmire taşınmıştık. Ondan sonra bir daha görüşememiştik. Sanırım daha on yaşındaydım. Arkadaşlarımla görüşemediğim gibi. Onlardan sonra çok arkadaşım olmuştu ama hiçbiri onlar gibi değildi. O arkadaşlıklarım da çok uzun sürmedi zaten. Bir tek Bade onlar gibi hissettirdi bana. Onlardan sonraki tek dostum sayılırdı. O günlerden bana fazla bir anı kalmamıştı. Birkaç fotoğraf ve bölük pörçük anılar. Ve bana gelen tek hediye...

