Ateş Sarp KAYALAR
Akşam oluyordu. Ilgaz’ı da alıp tesise gelmiştim. Merih ve Girayı da çağırmıştım. On beş dakika içinde burada olurlardı. Bir buçuk aya Türkiye Turnuvaları başlıyordu. İki hafta sonra zaten koç bizi buraya toplayacaktı. Ilgaz’ın servisine de haber vermiştik. Sabah buradan alıp akşam buradan alacaktı. İçeride olduğumuzdan koçun ve dolayısıyla güvenliğinde haberi vardı.
Merih ve Giray sonunda gelmişti. Şuan oturmuş söylediğimiz yemeğin gelmesini bekliyorduk. Aslında Erdemde gelecekti fakat grip olmuştu ve bir hafta sonra gelecekti. Ne zaman hasta olsa iyileşmesi bir hafta sürerdi.
“Abi!”
Bağıran Ilgaz’dan başkası değildi.
“Ne!”
“Yarın akşam eve gidebilme imkânımız var mı? Proje ödevim var ve Ece de gelecek.”
“Gideriz ama maximum iki saat durucaz!”
“Ya of abi ya!”
O sırada Girayın telefonu çalmaya başladı. Telefon ortadaydı. Sanki kendi telefonummuş gibi cevapladım.
“Alo?”
“Siparişinizi getirdik ama nereden gireceğimizi bilemedik.”
“Kapıya çıkıyorum.”
Telefonu kapattım. Tabi ki de ben çıkmayacaktım. Benim yerime Merih çoktan kapıya çıkmıştı bile. Elindeki üç büyük pizza kutusuyla aramıza döndü.
“Ilgaz gel yavrum rızık zamanı!”
Ukde GÜNAY
Yemek bitmişti ve şuanda babamın arabasında Levent amcalara gidiyorduk. Daha doğrusu Levent amcanın oğlunun evine gidiyorduk. Neden mi Levent amcalara gidiyorduk? Çünkü neden olmasındı! Mantıklı bir sebebe ihtiyacımız yoktu. İki katlı büyük bir villanın önünde durduğumuzda geldiğimizi anladım. Bu ev cidden büyüktü! Arabadan indim. Önümüzdeki araçlarda sırasıyla Yunus ve Levent amcam vardı. Levent amca önden gidip büyük bahçe kapısını açtı. Düşünsenize bir adam o kadar zengin ki oğluna iki katlı villa alıyor! Şaka gibi!
Eve girdiğimizde şaşkınlığım sürüyordu. Ev göründüğünden daha genişti. Evin içi o kadarda şatafatlı döşenmemişti. Aksine o kadar sadeydi ki gözleriniz yorulmazdı bile. Salonla mutfak birleşikti. Ev daha çok krem rengi döşenmişti.
“Aslında dört tane yatak odamız vardı. Birini büyük oğlana, diğerini küçük oğlana oda yaptık. Bir odada tek kişilik yatak ver tamam ama diğer odayı spor odası yaptık.”
Adamların dört tane yatak odası vardı!
“Ben küçük oğlanın odasında yatarım. Onun yatağı tek kişilik. Senle Ukde de büyük oğlanın odasında yatarsınız. Onun yatağı çift kişilik. Yunus da yatak odasına geçer.”
(…)
Gece saat bire geliyordu. Ben ise daha uyuyamamıştım. İki kişilik yatakta babamla beraber yatıyorduk. Sanırım akşam yemeğine fazla yemiştim. O sırada alt kattan gelen kapı sesiyle resmen yerimden fırlamıştım. Ya ilk defa başkasının evinde kalıyordum ve eve hırsız mı giriyordu! Evet. Resmen alt kattan adım sesleri geliyordu! Odanın içine bakındım. Bir beysbol sopası vardı. “Fazla mı acımasız? “ Ya hırsıza vuracaktım ne acıması! Sopayı elime aldım. Aralık olan kapının arkasında beklemeye başladım. Gelirse vuracaktım ve maalesef şans benden yana değildi. İlk bizim kapımız açıldı. Elimdeki sopayı kaldırıp adamın ensesine geçirdim. Yere yığılmasıyla beraber ışıkları açtım.
Ateş Sarp KAYALAR
Saat gecenin biriydi. Ilgaz beyefendiler evden formasını istemişti. Gitmişken de odamda kulaklığımı alıp dönecektim. Motoruma atlayıp İstanbul sokaklarında sürmeye başladım. Yollar bomboştu. İşime gelirdi. Sonunda evin önüne gelmiştim. Motoru bırakıp evin kapısına yöneldim. Tek çevirişimde açılan kapıya şok içerisinde baktım. “Üç kere kilitlediğime eminim.” Üst kata çıkan merdivenlere yöneldim. İlk oda benim odamdı. Kapıyı açtım. İçeriye girdim. Ensemde oluşan ani acıyla gözlerim karardı. En son yere düşüyordum.
Kulaklarım uğulduyordu. Göz kapaklarımın üstündeki ağırlık geçmek bilmiyordu.
“Ya ne bileyim korktum işte!”
Bu kimdi ya? Kadı sesine benziyordu. Ama sanki bir yerden tanıdıktı. Gözlerimi araladım. Karşımdaki kişi karşısında şok olmuştum. Ukde?
“Öldüm mü ben?”
“Yok, daha değil.”
“Siz, hatırlıyor musunuz?”
“Neyi?”
Aynı anda sorduğumuz bu soru babamı güldürmüştü.
“Sarp, bu senin sarı kelebeğin. Ukde, bu da ‘bana kadar Ateş’ . Küçükken birbirinize öyle hitap ederdiniz.”
Aylardır aradığım sarı kelebek Ukde miydi?