İçeriğe geç

SENDEN ÖNCE

Bölüm 3 · 6 dk okuma

SENDEN ÖNCE

Bölüm 3

ARTIK BURADAYIM

Sabah uyandığımda odanın tavanına birkaç saniye boş boş baktım. Nerede olduğumu hatırlamam biraz sürdü. Sonra yatağın yanında duran bavulumu görünce İngiltere'ye geleli henüz çok az zaman olduğunu hatırladım. Bavul hâlâ tam olarak boşaltılmamıştı. İçindeki birkaç kıyafet aceleyle çıkarılmış, geri kalanı olduğu gibi bırakılmıştı.

Telefonumu elime aldığımda annemden mesaj geldiğini gördüm.

“Bugün ev bakacaktın, değil mi?”

İstemeden gülümsedim. Annem uzakta olsam da beni merak etmeyi bırakmıyordu.

“Evet. Bugün bakacağım. Merak etme.”

Telefonu yatağın üzerine bıraktım ve bir süre daha oturdum. Buraya geldiğimden beri ilk kez, geçici bir yerde yaşamaktan yorulduğumu fark ettim. Pansiyon kötü değildi ama ne zaman kapısını açsam kendimi bir başkasının evine giriyormuş gibi hissediyordum. Bavulumu tamamen açmaya bile çekiniyordum.

Artık kendi evimi bulmak istiyordum.

Rosali'yle buluştuğumuzda birkaç farklı yere baktık. İlk ev daha kapıdan girerken ikimizin de yüzünü düşürmüştü.

Rosali salona bakıp kollarını iki yana açtı.

“Buraya yatak koyarsan mutfakta uyursun.”

Gülerek ona baktım.

“Abartıyorsun.”

“Hiç abartmıyorum. Bak, bir adım atıyorum.”

Gerçekten de bir adım attı.

“Bitti. Salon bu kadar.”

“Tamam, bunu eleyebiliriz.”

“Sonunda mantıklı bir karar.”

İkinci ev daha genişti ama iş yerine oldukça uzaktı. Üçüncüsünün bulunduğu mahalleyi sevmedim. Son baktığımız ev ise diğerlerinden farklıydı.

Kapıdan içeri girdiğimde ilk dikkatimi çeken şey pencereler oldu. Salonun geniş camlarından dışarı bakınca ağaçlarla çevrili sakin bir sokak görünüyordu. İnsanlar kaldırımda yürüyordu; bazıları işe yetişmeye çalışıyor, bazıları köpeklerini gezdiriyordu. Uzakta çocukların sesleri duyuluyordu. Şehrin gürültüsü buraya kadar geliyor ama rahatsız etmiyordu.

Pencerenin önünde durup dışarı baktım.

Rosali birkaç adım gerimde durdu.

“Bence hoşuna gitti.”

“Evet.”

“Diğerlerinden daha mı çok?”

Başımı salladım.

“Burada kendimi rahat hissediyorum.”

Rosali yanıma gelip camdan dışarı baktı.

“Öyleyse tut.”

“Bu kadar kolay mı?”

“Bazen ev seçmek bu kadar kolaydır.”

O gün işlemleri hallettim.

Anahtarı elime aldığımda birkaç saniye boyunca avucumda tuttum. Küçük, sıradan bir anahtardı. Ama benim için birkaç gündür taşıdığım bavuldan çok daha anlamlıydı.

Artık pansiyona dönmeyecektim.

Burası benim evimdi.

Rosali taşınmama da yardım etti. Birlikte fazla abartmadan birkaç temel eşya aldık. Bir yatak, küçük bir masa, mutfak için gereken birkaç şey, perde ve birkaç parça eşya... Ben neye ihtiyacım olduğunu düşünerek ilerlerken Rosali gördüğü her şeyi beğeniyordu.

Bir mağazada eline küçük bir lamba aldı.

“Bunu almalısın.”

“Hayır.”

“Daha bakmadın.”

“Lamba olduğunu gördüm.”

“Evine yakışır.”

“Evde ışık var.”

Rosali bana uzun uzun baktı.

“Seninle alışveriş yapmak çok zor.”

“Ben de seninle alışveriş yapmayı düşünmüyordum.”

Güldü.

“Çok geç.”

Sonunda lambayı da aldık.

Akşam eve döndüğümüzde salonun ortasında birkaç kutu duruyordu. Bazı eşyaları yerleştirmiştik ama çoğu hâlâ açılmamıştı. Yorgunluktan hiçbirine dokunmak istemiyordum.

Rosali kutulardan birinin üzerine oturdu.

“Bunları bugün açmayacaksın, değil mi?”

“Hayır.”

“Güzel.”

“Neden?”

“Çünkü ben de yardım etmeyeceğim.”

Gülerek başımı salladım.

“Zaten senden yardım istemedim.”

Bir süre daha konuştuk. Sonra Rosali ayağa kalkıp çantasını aldı.

“Yarın görüşürüz.”

“Görüşürüz.”

Kapı kapandığında ev bir anda sessizleşti.

Kutuların arasında birkaç saniye durdum. Sonra salonun pencere önündeki küçük oturma yerine geçtim. Henüz her şey tamamlanmamıştı. Duvarlar boştu, kutular açılmayı bekliyordu. Ama garip bir şekilde bundan rahatsız olmadım.

Camın ardından dışarı baktım.

Akşam serinliği sokağa çökmüştü. Ağaçların yaprakları hafif rüzgârla birbirine sürtünüyor, uzaktan gelen araba sesleri zaman zaman sessizliği bölüyordu. Kaldırımda yürüyen insanların bazıları eve dönüyor, bazıları hâlâ bir yerlere yetişmeye çalışıyordu.

Başımı cama yasladım.

Birkaç gün önce bu şehirde kendime ait hiçbir şey yoktu.

Şimdi bu pencere benimdi.

Henüz her şey tamamlanmamıştı ama ilk kez bir yere aitmişim gibi hissettim.

Artık buradayım.

Tam o sırada dışarıdan yükselen bir kadın sesi düşüncelerimi böldü.

“Bana yalan söyleme!”

Başımı kaldırdım.

Sokağın karşı tarafında bir kadınla bir adam tartışıyordu.

Ne söylediklerinin tamamını duyamıyordum ama kadının sesi oldukça yüksekti. Adam daha sakin görünüyordu. Birkaç kez bir şeyler anlatmaya çalıştı, kadın ise sözünü kesti.

“Bunu gerçekten bana mı söylüyorsun?”

Adam başını iki yana salladı.

“Burada konuşmayalım.”

“Niye? Birilerinin görmesinden mi korkuyorsun?”

Kadın adamın önüne geçti.

Adam bir şey söylemek için ağzını açtı ama kadın onu dinlemedi.

Bir anda elini kaldırıp yüzüne vurdu.

Olduğum yerde doğruldum.

Adam birkaç saniye hareketsiz kaldı. Sonra elini yüzüne götürdü.

Kadın hâlâ bağırıyordu.

Adam sonunda arkasını dönüp yürümeye başladı.

“Kaçma benden!”

Kadın arkasından gitti.

İkisi de kısa süre sonra sokağın köşesinde gözden kayboldu.

Pencerenin önünde biraz daha kaldım.

Ne olduğunu bilmiyordum.

Belki çok ciddi bir meseleydi. Belki de ikisinin arasında uzun zamandır biriken bir şey vardı.

Ama benim bunu öğrenmemin bir yolu yoktu.

Perdeyi kapattım.

“İnsanlar gerçekten garip.”

Sonra kutularımdan birini açıp eşyalarımı yerleştirmeye başladım.

O gece başka bir şey düşünmedim.

Sabah telefonumun sesiyle uyandım.

Saat altıyı biraz geçiyordu.

Ekranda şirketin numarasını görünce birkaç saniye tereddüt ettim, sonra açtım.

“Amira?”

“Evet?”

“Uyandırdım mı?”

Saate baktım.

“Biraz.”

Karşı taraftan hafif bir gülüş geldi.

“Hazırlanman gerekiyor. Bugün önemli bir organizasyonumuz var.”

“Bugün mü?”

“Evet. Dün kesinleşti. Önemli bir müşteriden ödeme aldık. Ekibin bugün hazırlıklara başlaması gerekiyor.”

“Peki saat kaçta orada olmamız lazım?”

“Kırk dakika içinde.”

Bir an sustum.

“Şaka yapıyorsunuz.”

“Keşke.”

Telefon kapandı.

Yataktan kalkıp bir süre ne yapacağımı düşündüm. Sonra aceleyle hazırlandım. Saçlarımı topladım, montumu giydim, çantamı aldım ve evden çıktım.

Dışarı adım attığımda yağmur yağıyordu.

İnce, soğuk damlalar saçlarıma düşüyor, yüzümde kısa süreli serinlik bırakıyordu. Kaldırımlar geceden kalma suyla parlıyordu. Arabalar yanımdan geçerken lastiklerin altından yükselen su sesi duyuluyor, ağaçların yapraklarından düşen damlalar kaldırıma küçük küçük çarpıyordu.

Şemsiyem yoktu.

Montumun yakasını kaldırıp hızlıca yürümeye başladım.

Tam köşeyi döndüğümde arkamdan Rosali'nin sesini duydum.

“Amira!”

Döndüm.

Elinde şemsiye ile bana doğru geliyordu.

“Bunu almadan çıkacağını tahmin etmiştim.”

“Sabahın altısında hava durumunu kontrol etmeyi düşünemedim.”

“Belli.”

Şemsiyeyi ikimizin üzerine tuttu.

“Gel.”

Yan yana yürümeye başladık.

“Bugünkü organizasyon ne?” diye sordum.

“Özel bir etkinlik. Şirket için önemli.”

“Bana bunu kaç kere söyleyeceksiniz?”

“Sen anlayana kadar.”

“Çok yardımcı oluyorsun.”

“Ben bunun için varım.”

Gülümsedim.

Organizasyonun yapılacağı yere vardığımızda içerideki hareketlilik hemen dikkatimi çekti. Büyük salonun içinde insanlar bir şeyleri yetiştirmeye çalışıyordu. Masalar taşınıyor, sandalyeler yerleştiriliyor, ışıklar kontrol ediliyor, birileri ellerindeki listeleri karşılaştırıyordu.

Rosali bana dönüp gülümsedi.

“Hazır mısın?”

“Sanırım.”

“Güzel. Çünkü ben değilim.”

Gülerek yanından ayrıldım.

Elimdeki listeye bakarak masaların yerleşimini kontrol etmeye başladım. Birkaç dakika sonra kalabalığın arasından geçen bir adam dikkatimi çekti.

Sadece birkaç saniyeliğine gördüm.

Ama yürüyüşü...

Bir an elimdeki kalemi durdurdum.

Adam biraz ileride bir kadınla konuşuyordu. Kadının kim olduğunu bilmiyordum. Adam ona bir şey söylüyor, kadın da başını sallıyordu.

Adam başını çevirdi.

Yüzünü gördüğüm anda içimde tuhaf bir his oluştu.

O gece.

Tuvalet.

Kan.

Yerde hareketsiz duran adam.

Gözlerimi kırpıştırdım.

Ama o gece yüzünü neredeyse hiç görememiştim.

Belki de sadece benzetmiştim.

Adam kalabalığın arasından uzaklaştı.

Ben de gözlerimi listeme çevirdim.

Boş ver.

İşime devam ettim.

Bir süre sonra Rosali yanıma geldi.

“Şu taraftaki masalara da baktın mı?”

“Birazdan bakacağım.”

Rosali elindeki listeye göz gezdirirken bir anda durdu.

Bakışları benim biraz önce baktığım tarafa kaydı.

“Ne oldu?” diye sordum.

“Hiç.”

Sonra tekrar adama baktı.

“Sen onu tanıyor musun?”

“Hayır. Ama birine benzettim.”

“Kime?”

“Bilmiyorum.”

Rosali birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra adamı yeniden süzdü.

“Bir dakika.”

“Ne?”

“Ben bu adamı daha önce gördüm.”

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

“Nerede?”

Rosali omuzlarını hafifçe kaldırdı.

“Burada çalışan Sarah var ya?”

“Evet.”

“Onun sevgilisi.”

Adamı tekrar izledim.

“Sevgilisi mi?”

“Öyle biliyorum. Birkaç kez Sarah'nın yanında görmüştüm.”

“Buraya neden gelmiş?”

“Bilmiyorum. Belki onu görmeye gelmiştir.”

Rosali'nin söylediği bundan ibaretti.

Sonra elindeki listeye baktı.

“Şu masaları kontrol etmemiz gerekiyor.”

“Tamam.”

İşimize geri döndük.

Ama ben birkaç dakika sonra istemsizce yine o tarafa baktım.

Adam orada değildi.

Sanki biraz önce hiç gelmemiş gibiydi.

Ve nedense, bu kez aklıma o gece yerde gördüğüm yüz değil, kadının söylediği söz geldi.

“Bana yalan söyleme.”

Kalemimi masanın üzerine bıraktım.

Bunun sadece bir tesadüf olduğuna karar verdim.

En azından şimdilik.

Bölüm sonu

2 yorum

  • Diyaloglar çok fazla ve bu az da olsa okumayıp geçme isteği veriyor.Ama genel olarak bölüler gerçekten iyi ve karakter duygusu çok iyi yansıyor.Emeğine sağlık