İçeriğe geç

SENDEN ÖNCE

Bölüm 2 · 8 dk okuma

SENDEN ÖNCE

Bölüm 2

KAPININ ARDINDA

Kabinin önünde birkaç saniye boyunca öylece kaldım. Kapının üzerinde büyük harflerle “GİRİLMEZ” yazıyordu. Gözlerim önce yazıya, sonra yerdeki kan izlerine takıldı. İçimde bir ses buradan gitmem gerektiğini söylüyordu. Daha ilk günümde başıma böyle bir şey gelmesini istemiyordum. Üstelik burada kimseyi tanımıyordum. Ama merakım korkumdan biraz daha ağır basıyordu. “Amira, git,” diye fısıldadım kendi kendime. “Bu seni ilgilendirmiyor.” Tam arkamı dönüp çıkacakken içeriden çok hafif bir ses geldi. Olduğum yerde kaldım. Birkaç saniye bekledim ama başka bir ses gelmedi. Belki de sadece benim hayal gücümdü. Yine de yerdeki kanları gördükten sonra bunu düşünmek kolay değildi.

Saçımda duran tokayı çıkardım ve kilide baktım. Ellerim titriyordu. Birkaç kez denedim ama açılmadı. Tam vazgeçecekken tekrar uğraştım. Sonunda küçük bir ses duydum. Kilit açılmıştı. Kapıyı yavaşça araladım. Önce hiçbir şey göremedim. Sonra biraz daha eğilip içeri baktım.

Ve onu gördüm.

Yaklaşık benim yaşlarımda bir genç adam yerde hareketsiz yatıyordu. Üzerindeki kıyafetlerin bazı yerleri kana bulanmıştı. Yüzü, burnunun çevresi, gözlerinin altı... Her yerde kan vardı. Birkaç saniye boyunca öylece bakakaldım. Ne yapacağımı bilemedim. Sanki beynim gördüğüm şeyi anlamıyordu. İçimden yalnızca tek bir düşünce geçti.

Ölmüş olabilir mi?

Bir anda geri çekildim. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki göğsümden çıkacakmış gibi hissediyordum. Ellerime baktım, onlar bile titriyordu.

“Tanrım...” diyebildim sadece.

Onu tanımıyordum. Kim olduğunu bilmiyordum. Burada ne işi olduğunu, başına ne geldiğini bilmiyordum. Ama onu orada bırakıp gitmek de içimden gelmiyordu.

Hemen koridora çıktım.

“Yardım edin!”

Sesim titriyordu. Koridordan geçen birkaç kişi dönüp bana baktı.

“Lütfen, yardım edin. İçeride biri var.”

Bir kadın yanıma koştu. “Ne oldu?”

“Bir adam... İçeride yerde yatıyor. Her tarafı kan içinde.”

Kadının yüzündeki ifade bir anda değişti. Yanındaki kişiyle birlikte tuvalete doğru ilerlediler. Ben ise olduğum yerde kaldım. Birkaç saniye içinde koridorda insanlar toplanmaya başladı. Herkes bir şey soruyordu ama ben ne söyleyeceğimi bile doğru düzgün bilmiyordum.

“Sen mi buldun?”

“Evet.”

“Dokundun mu?”

“Hayır.”

“Ne zamandır orada?”

“Bilmiyorum.”

Birisi ambulansı aradı. Ben duvara yaslanıp derin nefes almaya çalıştım. Gözlerimi her kapattığımda o adamın yüzünü görüyordum. Daha birkaç dakika önce sadece işe yetişmeye çalışan sıradan bir kızdım. Şimdi ise tanımadığım bir adamın kanlar içinde bulunmasına şahit olmuştum.

Bir süre sonra ambulansın sesi duyuldu. Sağlık görevlileri hızla binaya girdi. Herkes kenara çekildi. Ben de geri çekilip onları izledim. Adamı sedyeye aldılar. Bir an istemeden yüzüne baktım.

Hâlâ gözleri kapalıydı.

İçimden garip bir şekilde, “Lütfen yaşa,” dedim.

Neden böyle düşündüğümü bilmiyordum.

Tam o sırada telefonum çaldı. Ekranda görüşme yapacağım yerin numarasını görünce bir an ne yapacağımı şaşırdım.

“Merhaba?”

“Amira? Görüşmeniz için sizi bekliyoruz. Nerede kaldınız?”

Ambulansa baktım. Sonra saate.

“Ben... geliyorum,” dedim. “Birkaç dakika içinde oradayım.”

Telefonu kapattım.

“Tamam,” diye fısıldadım kendime. “Şimdi iş. Sadece iş. Yapabilirsin.”

Merdivenlerden yukarı çıktım. Ama görüşme odasına girdiğimde aklım hâlâ aşağıdaydı. Karşımdaki kişi bana sorular soruyor, ben cevap vermeye çalışıyordum. Eğitimimden, neden bu işi istediğimden, daha önce yaptığım çalışmalardan bahsettim. Birkaç kez gözüm kapıya kaydı. Sanki birazdan biri gelip bana aşağıdaki adamın ne olduğunu söyleyecekmiş gibi hissediyordum.

Görüşmenin sonunda bana yarından itibaren işe başlayabileceğimi söylediler.

Gülümsedim.

Teşekkür ettim.

Normal bir insan için güzel bir haberdi.

Benim içinse o an aklımda yalnızca tek bir şey vardı.

Az önce yerde kanlar içinde bulduğum adam.

Binadan çıkarken ambulansın hâlâ orada olduğunu gördüm. Birkaç sağlık görevlisi konuşuyordu. Adamı çoktan götürmüşlerdi.

Bir süre kapının önünde durdum.

Sonra kendi kendime, “Unut bunu Amira,” dedim. “Bu senin hayatınla ilgili değil.”

Çantamı omzuma taktım ve yürümeye başladım.

O gün, gerçekten unutabileceğimi sanıyordum.

Yanılmışım.

Binadan çıktığımda yağmur hâlâ yağıyordu. Şemsiyemi açıp yürümeye başladım ama aklım hâlâ birkaç dakika önce gördüğüm yerdeydi. Ne kadar uzaklaşsam da o görüntü gözümün önünden gitmiyordu. Bir insanın yüzünde bu kadar kan görmek, hele ki onu hiç tanımadığın bir yerde bulmak... Bunu hayatım boyunca unutacağımı sanmıyordum. Yine de kendime sürekli aynı şeyi söylüyordum.

Amira, artık eve git. Bugünlük yeterince şey yaşadın.

Yol boyunca etrafıma baktım. İnsanlar yağmurdan kaçmak için hızlı hızlı yürüyor, bazıları ellerindeki kahvelerle bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Arabaların sesi, uzaktan gelen insanların konuşmaları ve yağmurun kaldırıma vuran sesi birbirine karışıyordu. Birkaç gün önce buraya ilk geldiğimde bütün bunlar bana çok yabancı gelmişti. Şimdi ise hâlâ yabancıydı ama yavaş yavaş alışmaya başladığımı hissediyordum. Yine de bazen bir insanın kıyafetine, konuşmasına ya da birbirlerine davranışlarına bakarken kendi ülkem aklıma geliyordu. Beyrut'ta büyüdüğüm sokaklar, annemin evden çıkarken arkamdan söyledikleri, babamın fazla konuşmadan beni izlemesi... Her şey burada olduğundan çok uzaktaydı.

Tam o sırada arkamdan bir ses duydum.

“Affedersin!”

Adımlarımı durdurup arkama döndüm.

Binadan çıkan genç bir kız bana doğru geliyordu. Onu içeride görmüştüm ama hiç konuşmamıştık. Yanıma geldiğinde hafifçe nefesini toparladı.

“Bir dakika bekler misin?”

“Tabii.”

Bana bakıp gülümsedi.

“Ben Rosali.”

Ben de hafifçe gülümsedim.

“Amira.”

“Memnun oldum.”

“Ben de.”

Birkaç saniye sessiz kaldık. Sonra Rosali karşıdaki kafeyi işaret etti.

“Bir kahve içmek ister misin? Hem biraz otururuz. İlk günler burada insanın kafasını karıştırabiliyor.”

Kısa bir süre düşündüm.

Aslında eve gitmek istiyordum. Bugün yaşadıklarımın ardından biraz yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Ama nedense bu kızın teklifinde kötü bir şey hissetmedim.

“Olur,” dedim.

Birlikte kafeye doğru yürümeye başladık.

İçeri girdiğimizde çok kalabalık olmadığını fark ettim. Rosali kasaya doğru ilerlerken ben de etrafa göz gezdirdim. Birkaç dakika sonra kahvelerimizle küçük bir masaya oturduk.

Bu, uzun süren bir sohbet değildi. Daha çok birbirimizi tanımaya çalıştığımız kısa bir karşılaşmaydı. Nereden geldiğimi, burada yeni olup olmadığımı sordu. Ben de ona kısaca cevap verdim. O da kendisinden birkaç şey anlattı.

Kahvem bittiğinde saate baktım.

“Gitmem gerekiyor,” dedim.

Rosali başını salladı.

“Tabii. Yarın görüşürüz.”

“Yarın görüşürüz.”

Kafeden ayrılıp kaldığım yere doğru yürümeye başladım.

Yağmur hâlâ yağıyordu ama bu kez içimde garip bir hafiflik vardı. Günün başında yaşadığım her şeye rağmen, en azından bugün tanıştığım biri olmuştu.

Telefonumu çıkarıp anneme baktım. Ondan birkaç mesaj gelmişti.

“Görüşmen nasıl geçti?”

“İşe başlayacak mısın?”

“İyi misin kızım?”

Üçüncü mesaja biraz daha uzun baktım. “İyiyim,” yazdım. Sonra sildim.

“Merak etme anne, her şey güzel gidiyor. Yarın işe başlıyorum,” diye yazıp gönderdim.

Telefonu cebime koyduğumda içim biraz olsun rahatladı. Ona o gün yaşananlardan bahsetmemiştim. Şimdilik anlatmak istemiyordum. Belki de anlatırsam annemin sesi telefonda değişecekti. Endişelenecekti. Ben de onun endişesini duymak istemiyordum.

Kaldığım yere geldiğimde üzerimdeki montu çıkarıp sandalyenin üzerine bıraktım. Oda sessizdi. Birkaç dakika hiçbir şey yapmadan oturdum. Sonra yatağa uzandım.

Gözlerimi kapattığımda gün boyunca yaşadıklarım aklımdan geçti. Görüşme, yeni iş, Rosali, yağmur...

Bir süre sonra uyuyakalmışım.

Sabah alarm çaldığında birkaç saniye nerede olduğumu anlayamadım. Sonra odama baktım ve İngiltere'de olduğumu hatırladım. Bugün gerçekten işe başlayacaktım.

Aynanın karşısına geçip saçlarımı düzeltirken kendime baktım.

“Tamam Amira,” dedim. “Yeni hayatının ilk gerçek günü.”

Bir an durdum.

“Yapabilirsin.”

Bu kez kendime inanarak söyledim.

Hazırlanıp dışarı çıktığımda hava dünkünden daha sakindi. Yolda yürürken içimde garip bir heyecan vardı. Dün yaşananları düşünmemeye çalışıyordum. Bugün sıradan bir gün olacaktı. İşe gidecek, insanlarla tanışacak, ne yapmam gerektiğini öğrenecek ve akşam eve dönecektim. Hepsi bu.

Binaya girdiğimde dün olduğundan daha rahat hissettim. En azından artık nereden gireceğimi, hangi kata çıkacağımı biliyordum. Asansöre doğru yürürken çevreme baktım. İnsanlar kendi işlerine yetişiyordu. Herkes kendi telaşındaydı. Ben de artık onların arasında kendi yerimi bulmaya çalışıyordum.

Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.

“Amira?”

Dönmemle birlikte biri omzuma hafifçe dokundu.

“Merhaba.”

Karşımda dün gördüğüm kız vardı. Yüzünde sıcak bir gülümseme vardı.

“Günaydın. İlk günün, değil mi?”

Başımı salladım.

“Evet.”

“Nasıl hissediyorsun?”

“Biraz heyecanlı.”

“Normal. Birkaç güne geçer.”

Gülümsedim.

“Umarım.”

Birlikte asansöre doğru yürümeye başladık.

Rosali benimle konuşurken garip bir şekilde rahat hissediyordum. Belki de burada tanıdığım ilk insanlardan biri olduğu içindi. Yine de aramızda hemen büyük bir yakınlık oluşmadı. O kendi hayatından küçük şeyler anlatıyor, ben de sorularına cevap veriyordum. Birbirimizi tanımaya çalışan iki insan gibiydik.

Bir süre sonra bana dönüp, “Kahve içiyor musun?” diye sordu.

“Çok fazla değil.”

“Burada çalışacaksan alışacaksın.”

“Öyle mi?”

“Kesinlikle. Hele benimle çalışacaksan.”

Gülerek başımı salladım.

“Tamam, o zaman bir kahve içebilirim.”

İş başlamadan önce birlikte aşağıdaki kafeye geçtik. İçeri girdiğimizde etrafta çalışan insanlar vardı. Bazıları tek başına oturuyor, bazıları konuşuyor, bazıları bilgisayarlarına bakıyordu. Ben etrafa bakarken Rosali sipariş vermek için öne geçti.

“Sen ne içiyorsun?”

“Sen ne alıyorsan onu alayım.”

“Büyük hata.”

“Niye?”

“Çünkü benim kahvemden sonra burada çalışamayabilirsin.”

Güldüm.

Sonunda ikimize de kahve aldı. Bir masaya oturduğumuzda Rosali bana bakıp, “Peki, söyle bakalım. İngiltere'ye neden geldin?” diye sordu.

“İş için.”

“Onu anladım. Ama gerçekten neden?”

Bir an düşündüm.

“Sanırım biraz değişiklik yapmak istedim.”

“Lübnan'da hayatın kötü müydü?”

“Hayır,” dedim. “Kötü değildi. Sadece... aynıydı. Uzun zamandır aynı şeyleri yaşıyordum. Okul, ev, ailem, aynı sokaklar... Bir noktada insan başka bir şey görmek istiyor.”

Rosali başını salladı.

“Anlıyorum.”

Sonra bana İngiltere'deki hayatın ilk başlarda zor olabileceğini anlattı. İnsanların bazen mesafeli davranabildiğinden, alışmanın zaman aldığından bahsetti. Ben de bunu zaten birkaç gündür hissetmeye başlamıştım.

“Bazen herkes çok farklı geliyor,” dedim.

“Farklı derken?”

“Her şey. İnsanların konuşması, giyinmesi, birbirleriyle olan ilişkileri...”

Rosali hafifçe gülümsedi.

“Sen de onlara farklı geliyorsundur.”

“Bunu hiç düşünmemiştim.”

“Alışırsın.”

Kahvemden bir yudum aldım. Sonra pencereden dışarı baktım.

Belki gerçekten alışacaktım.

O sabah işe başladığımda günün geri kalanının nasıl geçeceğini bilmiyordum. Yeni insanlarla tanıştım, yapmam gereken işleri öğrendim. Birkaç şeyi karıştırdım, birkaç kez yardım istemek zorunda kaldım. Bazen kendimi aptal gibi hissettim ama kimse bana kötü davranmadı. Sadece yeniydim. Bunun zaman alacağını anlamaya başlamıştım.

Öğle arasında Rosali yine yanıma geldi.

“Bugün hayatta kaldın.”

“Şimdilik.”

“Yarın daha zor.”

“Beni korkutma.”

“Şaka yapıyorum.”

Birlikte güldük.

Günün sonunda ilk defa kendimi gerçekten iyi hissettim. Eve dönerken günün nasıl geçtiğini düşündüm. Sabahki heyecanım azalmış, yerini küçük bir güven duygusuna bırakmıştı.

İşe gidip geldim. Rosali'yle kahve içmeye başladım. Bazen birlikte öğle yemeği yedik. Şehri yavaş yavaş tanımaya başladım. Marketin yerini öğrendim, hangi otobüse binmem gerektiğini artık biliyordum. Annemle her akşam konuşmasam da mesajlaşıyorduk. Hatta bir gün ona İngiltere'de gördüğüm komik bir şeyi anlatırken kendimi gülerken buldum.

Yavaş yavaş buranın da bana ait bir tarafı oluşmaya başlamıştı.

Günler geçtikçe ilk geldiğim zamanki yabancılık hissi de azalıyordu. Artık sabahları işe giderken nereye gittiğimi biliyor, insanları tanıyor ve bazı şeyleri düşünmeden yapabiliyordum.

Hayatım, fark etmeden kendi düzenini kurmaya başlamıştı.

Ve belki de ilk defa, geldiğim bu yabancı şehirde gerçekten yeni bir hayat kurabileceğime inanmaya başlamıştım.

Bölüm sonu

2 yorum