İçeriğe geç

SEN YOKKEN

Bölüm 7 · 7 dk okuma

SEN YOKKEN

Bölüm 7

-İntikam-

Karşımdaydı.

El birliğiyle çocukluğumun cinayetini işlemiş olanlardan biri... Tam karşımda duruyordu.

Başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüş gibiydi. Hemen yerden çantamı kaptım.

" Aa... Saat kaç olmuş! Gitmeliyim," dedim, yalpalayarak da olsa hızlıca yürümeye başladım.

Nefes almakta zorlanıyordum. Sanki atmosferdeki oksijen azalmıştı, yetmiyordu.

Kampüsten çıkıp bir kolonun yanına yaslandım.

Yıllardır kapılarını açamadığım o yara, gün yüzüne çıkmıştı.

İçimde dinmek bilmeyen öfkeyi, bunca yıldır yaşadığım bu olayı görmezden gelerek bastırmıştım.Yıllar boyunca çocukluğumun yasını bile tutmadım

İntikam almak bile aklımda yoktu. Ta ki şimdiye kadar.

O herifi karşımda gördüğüm an, içimdeki ateşin sönmeyeceğini hatta hiç sönmediğini anladım.Yıllardır neden yarım kaldığımı neden yarım hissetiğimi anlamıştım..

Ellerim titriyordu.

Kararımı vermiştim.

İlk hedefim o olacaktı. O Heriflerin Hayatını mahvetmeden bu ateş sönmezdi. En sona da onu bırakıcaktım Babamı yani Erkan Korkmazeri..

Derin bir nefes almaya çalışırken, birinin önümde eğildiğini hissettim.

Tanıdık bir ses:

"İyi misin?"

Akın.

Yine buradaydı. Yanımdaydı.Hep karşıma mı çıkmak zorundaydı..

"Bu soruyu çok sormaya başladın," dedim hafif gülümseyerek.

"Evet... Sanırım," dedi, eliyle boynunu kaşıyarak. Ardından devam etti:

"Ama sadece sana özel."

Göz kırptı.

Nefes alışverişim düzelse de hâlâ içimdeki o his geçmemişti

"Eee, hayrola? Niye buradasın?" dedim ona bakarak.

"Burada okuyorum," dedi.

"Biliyorum," dedim refleksle. Sonra hemen toparlamaya çalıştım:

"Yani... arkadaşım söyledi. Yeni öğrendim ben de."

Gülümsedi.

"Hmm... Yani beni arkadaşına sordun?"

"Sormadım. Başıma gelen arıza... yani sorununu anlattım, o söyledi."

Konuşurken yanağındaki gamzeye bakmadan edemedim.

"Yani, arıza olan ben miyim? Arızaaa?"

Benimle dalga geçiyordu. Ama bir şekildede rahatlatıyordu

"Psikoloji..." dediğimde gözleri kampüsü tarıyordu.

O an aklımdan geçirmeden edemedim: Akın da bu işin içinde olabilir miydi?

Ailesinin böyle şeyler yaptığını biliyor muydu? Elbette biliyor olmalıydı...

Zihnimde, bu aileye nasıl yaklaşacağım üzerine düşünceler dönmeye başladı.

Tam olarak nasıl yapacağımı bilmiyordum ama o eve giriş biletim Akın Soykan olacaktı.

Bundan emindim.

Madem benimle yakından ilgileniyor... Karşılığını vermek gerek, değil mi?

"Sen de yazılım mühendisiydin ama gelmiyorsun, muhtemelen kalıcaksın," dedim.

"İyi ki benim hakkımda bir şey sormamışsın," dedi gülerek.

"Eee, neden gelmiyorsun? Yoksa yapacak başka işlerin mi var?"

Aferin Seren, bu kadar belli etmeyecek şekilde araştırmaya çalıştığın için...

Şüpheci bakışlarımı daha fazla saklayamayınca, o da gülmeye başladı.

"Sanırım sandığımdan daha fazla şey öğrenmişsin," dedi.

"Ne gibi?" diye sormadan edemedim.

"Mafya çocuğu Akın Soykan... Necdet Soykan'ın oğlu," dedi.

Ses tonu değişmişti, sanki sinirlenmişti... ya da bana mı öyle geldi?

"Seni aydınlatayım, güzelim. O işlerle uğraşmak için fazla gamsızım Ben çabuk sıkılırım,"

dedi esneyerek.

Organ mafyacılığı sıkıcı, evet...

İnsanların hayatlarıyla oynarken bu kadar rahat olması sinirimi bozmuştu.

"Merakımdan soruyorum... Ne yapıyorlar? Ne mafyası yani? Para mı aklıyorlar, belalılarınız mı var? Silah kaçakçılığı? Yasaklı madde mi?.. Yoksa organ mafyası mı?"

Ahh Seren... ahh.

Bir konuya bu kadar hızlı girilmezdi.

Ama Akın sadece gülüyordu.

"Sen hep böyle meraklı mısındır?" dedi.

"En az senin kadar, diyelim."

Hayatıma ilk karışan, yorum yapan sendin sonuçta, değil mi?

"Necdet'le görüşmüyorum. Tefecilikte de bok yediğini bilmiyorum," dedi.

Gerçekten haberi yok muydu? Yoksa babasıyla arası kötü müydü?

Doğru mu söylüyor... bilmiyordum.

"Tefecilik mi?"

Sesli söylemiş bulundum.

"Evet. Söylenenler kadar havalı gelmiyor, değil mi? Bence de öyle.

Bizim sülaleye de bu yakışır zaten: Yardıma muhtaç, çocuklarını zor geçindiren ailelerden para alıp tehdit etmek... Aşağılıkça," dedi.

Şaşkındım.

Bana bu kadar açılabileceğini beklemiyordum.

Gerçi doğru mu söylüyor, emin değildim.

Ama içimde bir ses...

Ona inanmak istiyordu.

"Aileni sen seçemezsin... öyle değil mi?" dedim, ayağa kalkarak.

"Sen neden ağlıyordun?" diye sordu, konuyu değiştirmek istercesine.

"Ağlamıyordum," dedim.

Devam ettim: "Daraldım biraz. Hava almak istedim."

Bakışından pek de ikna olmadığını anlayabiliyordum.

"Bu soğukta, hava almak için dışarı çıktın?"

"Evet?" dedim, biraz savunmaya geçerek.

"Sen neden okula dönme kararı aldın?" diye sorduğumda

sanki istemediği bir yerden vurulmuş gibiydi.

Ama yine de cevabını verdi:

"Birine verdiğim sözü tutmak için" dediğinde karşımda bulunan bu çocuğunda benim gibi kapanmayan yaraları olabilir mi diye içimden geçirmeden edemedim

Ona elimi uzattım, doğrulmasına yardım etmek için.

"Sözünü tutmana sevindim," dedim.

Şu an yaptığım şeyin doğru olup olmadığını bilmiyordum.

Ama o aileye yaklaşmam için sen gerekiyorsun, Akın Soykan.

Üzgünüm...

Üstelik, verdiği söz kime aitti diye düşünmeden de edemedim.

Elimden tutup ayağa kalktığında, uzaktan Rüya'nın bize doğru geldiğini gördüm.

Şu meraklı kız yok mu...

"Selaaam!" diyerek koşturarak yanımıza geldi.

Ve elbette, kaş göz işareti yapmadan da duramadı.

Akın'la birlikte selam verdik.

"Eee Seren, kim bu?" deyip dirseğiyle beni dürttü.

Yani, anlatmak zorundaydım artık.

"Dün anlatmıştım ya... Hani," dedim.

"Aaaa!" diye sesli şaşırması bir oldu.

Devam etti:

"Bu muymuş?! Rüya Doğan ben. İkidir bizim kızın dibindesiniz. Sanırım daha da görüşeceğiz sizinle. Tanışmamız iyi olur!"

Rüya'nın bu patavatsız ama sevimli tavrına gülsem mi, sinirlensem mi bilemedim.

Aslında, kafasına bir tane patlatmak istemedim desem yalan olurdu.

Ama kendimi tuttum.

"Evet, öyle duruyor," dedim.

"Siz kardeş misiniz?" diye sordu Akın, bizi süzerek. Soyadlarımız aynıydı fark etmiş olsa gerek

Tam cevap verecekken,

"Hayı—"

dememle sözümü kesti Rüya:

"Kardeşiiiz! Ne kadar benziyoruz, belli olmuyor mu?"

Rüya, insanlara evlatlık alındığımı söylememi istemezdi.

Bu durumun beni üzdüğünü düşünürdü.

Bu yüzden yeni tanıştığımız herkese öz kardeş olduğumuzu söylerdi.

Benim içinse... fark etmiyordu.

Böyle şeyler canımı sıkmazdı, artık üzmüyordu da.

Rüya yanımda olsun, iyi olsun... bana yeterdi.

"Hıı... Pek benzetemedim," dedi Akın.

Hafif bir şaşkınlıkla.

Ben de hemen Rüya'ya destek oldum:

"Çift yumurta ikiziyiz. Benzetememen normal."

Akın, onaylar şekilde başını salladı.

Sanki gerçekten ikna olmuş gibiydi. O sırada Akınla birkaç saniyelikte olsa göz göze gelmiştik

Rüyada bakışmamızı görmüş olucak ki Akın'na bakıp kıkırdayarak,

"Neyseee Seren anlatmadı ama ben anladım. Bir şeyler var burada!" dedi.yine o imalarını devam ettiriyordu

Göz devirdim.

"Rüya..."

"Tamam tamam, sustum. Ama bakışmalarınızı yakaladım. bu gözler her şeyi görüyor," deyip güldü.

Akın, hafifçe tebessüm ederek bana döndü.

"Kardeşin epey dikkatli," dedi.

"Fazlasıyla..." diye mırıldandım, neredeyse burnumun ucuyla.

Rüya çantasını omzuna attı, yine rahat tavrıyla:

"Ben biraz kütüphaneye uğrayacağım. Siz takılın, ben sonra aranıza bomba gibi dönerim."

Gidişini izlerken içimden 'inşallah geç döner' dedim.

Ama itiraf edeyim, varlığı bana her zaman bir şekilde güven verirdi.

Bir an sessizlik oldu.

Akın ellerini cebine soktu, gökyüzüne baktı.

"Biliyor musun," dedi birden, "burada olmamın tek nedeni gerçekten o verdiğim söz."

Bakışlarımı ona çevirdim.

"Ne sözü bu? Kime verdiğin?"

Bir an sustu. Gözleri uzak bir noktaya daldı.

Yutkundu.

"Boşverr..."

İçimdeki merak uyanmıştı.

Ama artık öğrendim. Akın'a her şeyi aynı anda sormak fayda etmiyor.

Zamanla... Adım adım.

"Peki," dedim, "zamanı gelince dinlerim."

Başını salladı.

"Zaten saklayabileceğimi sanmıyorum.." Bu ne demekti artık bana karşı gerçekten yakın hissetiğini anlamıştım ama nasıl olmuştu ki bu daha yeni tanışmıştık benimle oynuyor muydu? ailesi bu işin içinde miydi yoksa sadece amcası mı ? Akının bundan haberi var mıydı ? Bu sorular durmadan kafamda çalarken

O sırada.. birden cebinden çalan telefon sesiyle irkildik.

Ekrana baktı, yüzü gerildi.

Ama açmadı.

Sadece ekranı kapattı ve geri cebine koydu.

"Bir şey mi oldu?" dedim, kaşlarımı çatarak.

"Yok. Bir şey değil. Sadece geçmiş... yine arıyor."

Geçmiş...

Bir insanın ses tonu bu kadar ağır olur mu?

İçinde bastırılmış ne çok şey vardı.

Bir süre sessiz kaldık. Sonra gülümsedi.

"Neyse... hadi kahve ısmarlayayım. Beni biraz sorguya çektin, ödülünü hak ettin bence."dedi

Gülümsedim.

"Üzgünüm, ama bu daha başlangıçtı."

"Eyvah," dedi, ellerini havaya kaldırarak. "Demek işkence devam edecek."

Birlikte kampüsün kafesine doğru yürümeye başladık.

"Eee, dersin yok mu?" dedim, kafeye doğru yürürken ona hafifçe yana dönerek.

Omuz silkerek cevap verdi:

"Problem değil. Bir süredir gitmiyorum. Bir gün daha gitmedim diye kapıma dayanacak değiller."

Bu çocuk... hayatındaki hiçbir şeyi gerçekten umursamıyor muydu?

Kulağa rahat geliyor ama insan bu kadar kopuk olunca... bir yerden kırılıyor işte.

"Kapına dayanacaklarını sanmıyorum zaten," dedim hafif alaycı bir ses tonuyla, "Ama şunu bil ki... fazla zamanım yok."

Saatime baktım, gerçekten de az vaktim kalmıştı. Kurye işi son zamanlarda hayatımı planlıyordu adeta.

"Nereye?" dedi, kaşlarını hafif kaldırarak.

"Kurye... işte," dedim omuz silkip.

Sanki morali bozmuş gibiydi. Gözlerini kaçırıp yüzünü başka yöne çevirdi.

Kafeye vardığımızda konuşmadan bir masaya oturduk.

Sırtındaki deri ceketin iç cebinden bir sigara paketi çıkardı.

Bir tanesini çıkarıp bana doğru uzattı.

"Kalsın," dedim, kararlı ama nazikçe.

Göz ucuyla bana baktı.

Sigaranın ucunu dudağına yerleştirip çakmağı çaktı.

Alevin kısa yansımasında yüzündeki çizgiler bir an daha netleşti.

Yorgun, biraz kirli ama garip şekilde... tanıdık.

Dumanı havaya doğru üflerken gözlerini camdan dışarı dikti.

"İnsanlar nedense her şeyi düzene sokmak istiyor. Her şeyin bir anlamı, bir yönü, bir nedeni olacakmış gibi... Ama bazen hiçbir şeyin nedeni yok."

Cevap vermedim.

Sadece izledim.

Konuşmaya devam etti:

"Babam da hep böyleydi. Her şeyin hesabını yapardı. Ama sonunda elinde kalan tek şey... yalnızlıktı."

İçimden bir ses 'dokunma, daha fazlasını açığa çıkarmaya çalışma' diyordu.

Ama başka bir ses de 'bu senin kapın, içeri bakmalısın' diye fısıldıyordu.

"Elinde kalan şey gerçekten yalnızlık mıydı... yoksa yalanlar mı?" diye sordum, kelimeler ağzımdan istemsizce döküldü.

Bana baktı.

Uzun uzun.

Sanki ilk kez gerçekten baktı bana.

"Bazen ikisi de aynı şeydir, Seren."

Adımı bu şekilde, yavaş ve net söylemesi... kalbimde boşluk gibi bir yer açtı.

Ne diyebilirdim ki?

Kafamı hafifçe salladım.

"Benim gitmem gerek," dedim.

O anda o kadar sessiz oldu ki masa, nefeslerimiz bile birbirine karıştı sanki.

"güle gülee " dedi arkamdan, ben ayağa kalkarken,

Sadece başımı salladım.

Sırtımı döndüm ama içimde başka bir şey uyanmıştı.

Sadece planlar değil...

Belki de duygular da büyümeye başlamıştı.

Ama zihnimde hâlâ aynı soru dönüp duruyordu:

Akın gerçekten sadece bir araç mıydı benim için?

Yoksa... içimde başka bir şey mi büyüyordu?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.