Eve girip kapıyı açar açmaz. Rüyayı görmemle korkmam bir oldu."Manyaak mısın kızım, sen ne yapıyorsun?" diye bağırdım.
"Bu halin ne Senin!? arabalı herif kimdi? Ne oldu sana?" dedi, ellerime bakarak çok endişelenmişti.
Haklıydı da, olanları anlattım ona.
"Neden haber vermedin" dedi direkt Kızgınlığı yerindeydi, ben olsam ben de kızardım.
"Balım, endişelenmeni istemedim. Kaç gündür projenle uğraşıyorsun zaten, yarım kalmasını istemedim. Üstelik valla ciddi bir şey yok, görüyorsun beni," dedim ona yanaşarak.
"Sikmişim projesini kızım, burada işin içinde sen varsın, salak salak konuşma," diye söylendi Bir süre azar işittikten sonra
Sonra ona sevimli bir ifadeyle, "Eee kremalı mantar makarna ne durumda?" diye sordum. Aldıklarımı gösterek "Aptal gel buraya "diyip sarıldı
Rüya kendine geldikten sonra yavaşça kalktı ve makarnayı yapmaya başladı. Ne kadar yardım etmeye çalışsam da, anne gibi nasihatler vermeye devam etti; "Yat, dinlen," diyordu, "fazla zorlamamalısın kendini." Yaptığı bu anne edası, bana Derya anne sıcaklığını ve şefkatini hatırlatıyordu. Rüya büyüdükçe, Derya anneye benziyordu onun kadar iyi kalpli, yardımsever, komik ve güzel.
Mutfakta çıkardığı sesleri dinlerken bir yandan da sohbet ediyorduk.
"Eee, yarın işe gidiyor musun hâlâ?" diye sordu.
Kafamı onaylar şekilde salladım.
"Evet, dersten sonra yine gitmem gerekiyor," dedim.
"Başka işlere de bakabiliriz, biliyorsun," dedi.
"Üniversiteki derslerimle ancak bu iş yeri esnek davranıyor biliyorsun Rüya" diye cevap verdim.
Alaycı bir gülümsemeyle karşılık verdi.
"Neee? Esneklik mi hadii amaaa? 5 bin TL'lik bir şey için bir aylık askeri maaşını kesiyorlar," dedi.
"Gerçi salaklık benim aptal bacımda gurur yolu, bok yolu," diye ekledi.
"Çocuk belli ki zengin, ne diye ona ödetmiyorsun?" dedi, mantarları doğrarak.
"Off, ne bileyim? Üstelik çocuğun araba camını da ben ödeyeceğim," dedim.
Rüya bana cidden mi bakışı attı.
"Numarasını aldım, ehe, 😊" diyip, ona sevimli bulduğum bir gülüşle baktım.
"Ne yaptın ya! Valla sana bir şey demiyorum, eşşeksin, düz eşşek!" dedi.
Ben kafamı avuştururken sohbetimiz devam etti.
"Bu çocuğun adı neydi? Şirketleri falan mı var acaba?" diye sordu Rüya.
"Akın Soydan mı Soykan mı neydi, galiba," dedim.
Rüya bıçağı bırakıp yanıma yaklaştı.
"Nasıı lan? Tanımadın mı? Çarpa çarpa ona mı çarptın kızım?" dedi.
Ona anlamsız bir bakış attım.
"Kim ki bu ?" diye sordum.
"Çocuk bizim üniversite onların, babası mafya Soykanlar. Hani Akın Soykan, Necdet Soykan... Hiç mi duymadın?" diye açıkladı.
Üniversitede duyduğum dedikoduları hatırlamaya başlamıştım ama tam olarak değil
"Hadi be! Bu arza mafya mıymış?" dedim şaşkınlıkla.
Rüya şaşırmama şaşırmış gibi bakarken devam etti:
"Evet, çocuk yazılım mühendisi, son sınıf okuyor hatta ama derslerine pek gelmiyor, kalacak muhtemelen."
"Son sınıf mı? Kaç yaşında?" diye sordum.
"23 galiba... Hayrola, mafyacılarla ilgilendiğini bilmiyordum Seren hanım," dedi.kıkırdayarak
"Ne, ben mi ilgileniyorum? Sadece merak ettim işte," dedim.
"Bak bak, makarnalar hamur oldu, koş git!" diye takıldım.
Rüya hemen fırlayıp ocağın altını kıstı.
"Öyle olsun bakalım. Ama şunu unutma: Rüya Doğandan kaçmaz!" dedi, göz kırparak.
Kaçıra bilene Aşk olsun, zaten kıza bakınca bunu anlamamak mümkün değil. Rüya her zaman okulda temsilci seçilen herkesin sevdiği popüler kızdı doğal olarak sosyal çevresi de baya vardı o yüzden üniversitedeki tüm dedikodulara hakimdi .
Makarnamız olunca, Rüya beni dikkatlice kaldırdı.Ben yüzümü buruşturduğumda ise
"Kuzum, yarın dinlensen evde kalsan iyi olur, bak hâlâ ağrın var," dedi.
Daha hızlı kalkmak için kendimi zorladım; işe başlamalıydım, Yakup abi maaşsız iş mevzusunu uzatmamalıydı Hem Bahşişlerden de az çok kazanıyordum.oyüzden gitmek için sebeplerim vardı.
"İyiyim, biraz mayışmışım sadece," dedim.
O da kafasını onaylar gibi salladı ama endişesi yüzünden okunuyordu.
Çok geçmeden makarnayı yedik ve sofrayı topladık.
"Yarın kaçta dersin?" diye sordum.
"10'da başlıyor," dedi.
"O zaman sabah birlikte çıkarız, benim de sabahtan dersim var," dedim.
Rüya gülümseyerek, "Tamam," dedi. Mutlu görünüyordu.
Çok geçmeden Rüya'ya "Odama geçeceğim, yoruldum," dedim.
Gerçekten de hem bedenen hem ruhen tükenmiş gibiydim. Yatağa uzanıp alarmımı kurdum. Bugün, olayların üst üste geldiği uzun bir gündü. Sırt üstü yatmak hâlâ ağrı yapıyordu, o yüzden sol tarafıma kıvrılıp gözlerimi kapattım ve kendimi yavaşça uykuya bıraktım.
ERTESİ GÜN
Dün gece kurduğum, ruhumun derinliklerine işleyen sinir bozucu alarm sesiyle uyandım. Klasik sabah rutinimi yapıp salona geçtiğimde, Rüya'nın çoktan uyanmış ve saçlarını yapmaya başlamış olduğunu gördüm.
"Uyanmayacaksın sandım. Uyandırılmaktan nefret ettiğini biliyorum ama bak en son ben gelip uyandıracağım seni, " dedi.
Gerçekten sabah insanı sayılmazdım. Gözlerim hâlâ mahmur, sadece Rüya'ya kötü bakış attım .
O da kollarını havaya kaldırıp dramatik bir sesle, "Lütfen beni öldürme," diye saçma bir şaka yaptı, sonra aynaya dönüp saçını yapmaya devam etti.
Ayılmak için doğrudan duşa girdim. Ilık suyla biraz kendime geldikten sonra hazırlanıp dışarı çıkmaya hazırdım.
Yürümeye başlarken Rüya söylenmeye başladı:
"Valla sabahki halini hiç sevmiyorum Seren ya, bambaşka birisin resmen."
"Abartıyorsun," dedim, gözlerimi devirerek.
"Ne? Abartmak mı? Sen hiç Seren Doğan'ın sabah halini gördün mü?" dedi ciddi ciddi.
Sonra kendi sorusuna kendi cevabını verdi:
"Görmedin işte, o yüzden susacaksın."
Sadece güldüm ve omzuma çantasını vurunca ben de yanıt verdim:
"Tamam tamam, susarım. Hadi yaylanma, yürü!"
Beraberce sokağa çıkıp okul yolunu tuttuk. Hafif serin bir sabah havası vardı. Rüya'nın yanımda olması, bunca kaosun içinde tanıdık bir sıcaklık gibiydi.
Rüya ile kampüslerimize ayrıldıktan sonra sınıfıma geçerken, sınıfımdakiler yeni profesörden bahsediyorlardı. Kendisi tıp okumuş, psikiyatristmiş. Sınıfımdakilerle çok samimi olmasam da içe kapanık, kimseyle konuşmayan tiplerden değildim.O yüzden azda olsa sohbetimiz oluyordu
Profesör sınıfa girdiğinde vakit kaybetmeden kendini tanıttı:
"Merhaba arkadaşlar, ben Prof. Dr. Halit Soykan."
O soyadını nereden duymuştum diye düşünürken, sınıftaki fısıltılar kulağıma geldi:
"Soykanlardan mı?"
"Duyduğuma göre Akın'ın amcasıymış."
Şaşırmıştım. Eğer dedikleri gibi o aile mafyacılıkla uğraşıyorsa, aile üyelerinden birinin kendini eğitimine verip bu kadar başarılı olmasına bir o kadar da saygı duydum.
Profesör fısıltıları duymuş olacaktı ki boğazını temizleyip direkt derse başladı:
"Evet arkadaşlar, konumuz gelişim psikolojisi. Gelişim psikolojisi, insan yaşamının başlangıcından sonuna kadar olan psikolojik değişim ve gelişim süreçlerini inceleyen çok kıymetli bir bilim dalıdır. Bu ders, bireyin doğumdan başlayarak fiziksel, bilişsel, duygusal ve sosyal açıdan nasıl evrildiğini anlamamıza yardımcı olur."
Aslına bakarsan adam gerçekten iyiydi; o anlatıyor, ben notlarımı alıp onu dinliyordum. Dersin bitip bitmediğini anlayamamıştım bile, o kadar sarmıştı ki.
Ders bitiminde sorularım vardı; hemen eşyalarımı çantama atıp profesörün yanına gittim.
"Hocam, merhaba. Dersinizden çok memnun kaldım, fakat size karşıt bir görüşümü de söylemek istiyorum. Derste 'Çocuklukta yaşanan aile içi travmalar, bireyin yetişkinlikte sağlıklı ilişkiler kurmasını imkânsız hale getirir' dediniz, değil mi?"
O anda profesör gülümseyerek,
"Aynen öyle dedim. Bağlanma kuramına göre, güvenli bağlanma geliştirilemeyen çocuklar, yetişkinlikte ya aşırı bağımlı ya da tamamen mesafeli ilişkilere yönelir. Bu da sorunlu insan ilişkilerini beraberinde getirir. Yani, aileniz sizin kaderinizdir, geleceğinizdir."
Sinirlenmiştim, nedenini bilmiyordum... Belki de biliyordum ama kabul edemiyordum.
"Siz de dinleyin," diye sözünü kesmeden devam ettim:
"Çocuklukta travma yaşamış bireyler, doğru destekle sağlıklı ve tatmin edici ilişkiler kurabilir. Travma, kader değildir. Modern psikoterapi — özellikle EMDR, bilişsel-davranışçı terapi ve şema terapi — travmaların etkilerini azaltabilir. Travma sonrası büyüme kavramı, insanların acı verici yaşantılardan sonra daha güçlü, daha bilinçli bireyler hâline gelebileceğini gösterir."
Profesör beklemiyordu ama gözlerinde hipotezini yendiğimi hissettiğine emindim; şaşırmıştı.
"Haha, gayet iyisin! Bakış açını sevdim. Adın nedir?"
"Seren."
"Böyle devam et, Seren. Fikirlerini asla söylemekten çekinme. Böyle devam edersen sadece iyi bir psikolog değil, belki bu üniversitede eğitimci olarak bile ders verebilirsin."
Gözüm parlamıştı. Hayatımda geleceğimle ilgili hiç plan kurmamıştım; birinin bana bunun hakkında ilham vermesi çok hoşuma gitmişti.
Derken koridordan geçen birinin bana çarpmasıyla çantam düştü. Profesör çantamı almak için uzandı ama ben,
"Hayır, hayır, ben alırım, zahmet etmeyin-" diye aceleyle kaldırmaya çalıştım.O sırada
Adamın eline bakakaldım. O dövme... O lanet olası Gemi çapasını unutmam imkânsızdı. O günkü benim ..Hayır 8 yaşındaki bir kız çocuğuna zorla yapılmış olan ameliyatı yapan şerefsizlerden biriydi bu
Oydu.. Emindim..
Oydu ...
O tam karşımdaydı....