İçeriğe geç

SEN YOKKEN

Bölüm 5 · 4 dk okuma

SEN YOKKEN

Bölüm 5

-Hastane-

Seren

Gözlerimi araladığımda, sanki yıllar önce tanışmış olduğum o beyaz tavanla karşılaştım. Tanıdık bir koku vardı havada... hastane kokusu. Boğazıma bir yumru oturdu, kalbim sıkıştı. Etrafıma bakmaya bile korktum. Kendimi uzun zaman sonra ilk kez bu kadar savunmasız hissetmiştim... Aynı o günkü gibi.

Derin bir nefes aldım, biraz olsun titrememi bastırmaya çalıştım ve sonunda cesaretimi toparlayarak sordum:

"Neredeyim ben?"

Tanımadığım bir kadın sesi yanıtladı beni. Hemşirenin sesi korktuğum şeyi fısıldıyordu: "Hastanedesiniz."

"Hastane mi?" diye fısıldadım. Kelime ağzımdan dökülürken içimde yankılandı. Yine mi? Ama nasıl?

Bir anda doğruldum. Elim refleksle belime, dövmemin olduğu yere gitti. Parmaklarım dikişin üzerinden geçtiği anda, içimde bir şeyler çözüldü. Gözlerim doldu.

"Ne yaptınız bana?" diye sordum, sesim neredeyse titredi.

Hemşire gözlerini hafifçe kıstı, belli ki bu tepkilere alışkındı ama yine de sabırla yanıtladı:

"Hanımefendi, kaza geçirdiniz. Tedavi ettik. Şu beyefendi getirdi sizi, baygındınız."

Bakışlarım hemen perdeye kaydı. Kadın işaret ettiğinde gözüm ona takıldı. Oradaydı. Ayaktaydı. Yüzünde en az benimki kadar yorgun ve şaşkın bir ifade vardı. Onu görünce içimde tuhaf bir rahatlama hissettim. Yalnız değildim...

Ayılmamı beklemişti. Gitmemişti.

Bana doğru yürüdü. Attığı her adımda içimdeki o panik biraz daha azaldı. Garip ama her yaklaşması... bana güven veriyordu.

"İyisin," dedi, sesi yumuşak ama temkinliydi.

"Sadece birkaç çizik... tansiyonun düşmüş Neyse ki daha kötü bir şey olmadı. "

Aramızdaki sessizliği bozmuştu. Korktuğumu anlamıştı.

Ve ben... ben de tüm yelkenlerimi suya indirmiştim.

Savunmasızdım. Bunu görmüştü. Bu durum içimde kıpırdayan eski korkuları tetikledi. Birinin beni bu halde görmesi... hoşuma gitmiyordu.

Kendime gelmeliydim. Hemen toparlanmalıydım.

"Ne kadar kaldım baygın?" dedim, sesimdeki gerginliği gizlemeye çalışarak.

Gözlerini benden hiç ayırmadı.

"Yarım saat kadar. Çok uzun değil," dedi.

Ona bir şey demek istedim, belki teşekkür etmeliydim ama... cümle çıkmadı ağzımdan.

Aynı anda onun da bana bir şey sormak istediğini hissettim.

Kafamın içinde kendi kendime kızmaya başladım:

Aptal Seren, çocuk haklı... Hastane görünce otistik gibi davranan sensin.

"Hastanelerden pek hoşlanmam da," dedim sonunda, sesim biraz kısıktı. Elim yine istemsizce belimdeki dövmeye gitti.

O da fark etmişti. Elime baktığını gördüğüm an hemen çektim.

"Dövmen—" demeye başladı ama hemen söze girip hemşireye döndüm:

"Şey, artık çıkabilirim değil mi? Başka bir şey yoksa?"

Dövme konusunu onunla konuşmak istemiyordum.

Hemşire kısa bir bakıştan sonra başını salladı.

"Çıkabilirsiniz hanımefendi. İz kalmaması için pansumanı ihmal etmeyin."

"Tamam, teşekkürler," dedim ve hızla yerimden kalktım. Akın hemen atıldı: "Ben bırakayım seni." Kafamı onaylarcasına salladım. Direnmeye gücüm yoktu artık.

Bunun hoşuna gittiğini bıyık altından sırıtarak belli etti. Birlikte arabaya bindik. Kontağı çevirmeden önce sordu: "Evin nerede?" Cevap veremeden telefonum çalmaya başladı.

Arayan Rüya. Tabii ki.

"Efendim?" dedim.

RÜYA :"Aşkııımm! Neredesin sen? Paketler mi uzadı?"

SEREN :"Aaa... evet kuzum, yoldayım. Şimdi eve geliyorum."

RÜYA :"Tamam, geliyorken tavuk göğsü ve mantar alır mısın? Akşama kremalı mantarlı makarna yapacağım sana."

SEREN :"Hmm tamamdır, alırım. Seni seviyorumm baybay."

RÜYA:""Ben de seni, eşek! Hadi, görüşürüz." Telefonu kapattım. Yan koltuktaki Akın'a kaçamak bir bakış attım. Ne duydu, ne anladı bilmiyorum ama suratında hafif, sinsi bir tebessüm vardı. Sanki içinden bir şeyler söylüyordu, ama sessizdi.

Bir süre sessizlik hakim oldu aramızda. Sonra, o tok ve meraklı sesiyle sordu:

"Neden kaza geçirdiğini söylemedin?"

"Şu an iyiyim zaten. Halimi görünce yeterince endişelenir diye düşündüm," diyerek konuyu geçiştirmeye çalıştım. Ama Akın'ın merakı bitmemişti; sanki kafasında başka sorular vardı, canını sıkan, ama sormaktan çekindiği bir şey.

"Anladım... Hmm... Sevgilin mi?" dedi, gözleri ufuktaki bir noktaya odaklanmıştı.

İçimden güldüm; acaba gerçekten benle mi ilgileniyor? Kıkırdamadan edemedim.

"Hayrola, ne bu sorgu? Benden hoşlanmaya mı başladın?" dedim ona dönerek, alaycı ama sıcak bir tonla.

Boğazını temizleyerek, o da alaycı bir gülümsemeyle cevap verdi:

"Şu anki halini görüyor musun? Kızım, sen tipim değilsin bir kere."

Bu neydi şimdi? "HA-HA-HA! Ben tipi değilmişim!" diye patladım kahkahalara.

"Asıl sen benim tipim değilsin be!" dedim karşılık verirken, omuz silkti.

"Şu ilerdeki markette indirebilirsin, evime yaklaştık zaten. Sonrasını yürürüm," dedim gülümseyerek.

"Beni ilk gördüğünden beri salyaların akıyor kızım, anlamadık sanki," diye takıldı bana. O kadar sinir bozucuydu ki, içimden onu boğmak geçiyordu

Ama konuşma daha da uzamadan, arabayı zincir marketin önüne park etti. gariptirki ben indim, o da benimle birlikte indi.

"Beni takip mi ediyorsun?" diye sormak zorunda kaldım.

"Güzelim, kendini fazla önemsiyorsun galiba," dedi, hafif bir gülümsemeyle. "Her şey seninle alakalı değil. Almam gereken şeyler var," diyerek marketi işaret etti.

İçimde, onun bu haline karşı hem sinir, hem de utanç besledim suratımın kızarmasına dahada izin vermeden hızlıca markete girdim

Ama belli etmeden ilerledim. Sırtım hâlâ biraz acıyordu ama dikişlik bir durum yoktu. Alacaklarımı ararken, o ruh hastası her reondan beni takip ediyordu ve hiçbir şey almıyordu. Cidden, sadece beni sınamak için gönderilmiş gibiydi.

Alacaklarımı hızlıca topladım, kasaya yöneldim. Akın da arkamdan geldi ve kasiyerden sigara istedi. Madem sigara alacaktı, neden reyonları benimle gezdi diye düşünmeden edemedim.

Marketten çıktım, eve yürümeye başladım. O arabasına bindi ama yavaşça arkamdan geliyordu. Yavaş dediğim bildiğin arabayı 10 km/s ile kullanarak peşimden geliyordu. Aslında biraz tatlıydı ama böyle şeylere alışık değildim. Kendime gelerek adımlarımı hızlandırdım. O hâlâ kırık camlı arabasıyla yavaş yavaş geliyordu.

"Ah tabii ya, camını ödemeliyim ona," dedim kendi kendime. "Telefonunu almam gerek."

Suratındaki aptal ifadeyi fark edince devam ettim, "Arabanın camları için iletişime geçmem gerekebilir."

Bu sözler üzerine yüzündeki gülümseme daha da büyüdü. Demek ki bu tavırlarım ona çok hoşuna gidiyordu.

"Pekala, pekala, veririm hemen," dedi gülerek.

Onu 'Hasarlı araba' olarak kaydettikten sonra, istemsizce ben de gülümsemişim.

Artık evime gelmiştim. "Gidebilirsin, haydi naş naş," diyip yoluma devam ettim. Çantamdan anahtarı çıkarıp kapıyı açtım. Akında çoktan uzaklaşmıştı zaten.

Neden bilmiyorum ama tekrar karşılaşıcağımızı hissediyordumm... hayır hissetmiyordum biliyorrdumm Emindim tekrar karşılaşıcaktık....

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.