Sabaha kadar doğru düzgün uyuyamadım.
Her küçük seste gözlerimi açtım.
Apartmandan gelen en ufak hareketi bile fark etmeye çalıştım. Bir kapının açılması, merdivenlerden gelen ayak sesleri, dışarıdan geçen bir arabanın ışığının perdeye vurması…
Hepsi beni yeniden gerdi. Bir ara telefonuma baktım.
Emir’den gelen son mesaj hâlâ ekrandaydı.
Günlerdir onunla ilgili cevap ararken, şimdi cevapların başka sorular doğurmasına inanamıyordum.
Sabah olduğunda perdeyi açtım.
Sokak her zamanki gibiydi.
İnsanlar işe gidiyor, arabalar geçiyor, karşıdaki dükkânın kepengi açılıyordu.
Dün gece yaşananların hiçbir izini taşımayan sıradan bir sabah.
Ama ben aynı değildim.
Kahvaltı bile yapmadan önce telefonumu kontrol ettim.
Tanımadığım numaradan yeni bir şey yoktu.
Bir süre rahatladım.
Sonra dün gece çekilen fotoğrafı yeniden açtım.
Fotoğrafın arka planına tekrar baktım.
Bu kez daha dikkatliydim.
Görüntünün kenarında, daha önce fark etmediğim bir ayrıntı gördüm.
Bir araç.
Plakasını seçemiyordum ama aracın rengini ve modelini hatırladım.
Dün akşam birkaç kez yanımızdan geçtiğini düşündüğüm araçtı.
İçimdeki huzursuzluk yeniden başladı.
Telefonu kapattım.
Bunu tek başıma çözmeye çalışmamam gerektiğini biliyordum.
Ama aynı zamanda hemen panik yapmak da istemiyordum.
Gün içinde dışarı çıkmadım.
Pencereden sokağı birkaç kez kontrol ettim.
Her seferinde aynı görüntü vardı.
Ta ki öğleden sonra, karşı kaldırımda duran aracı görene kadar.
Aynı araçtı.
Bu kez emin olmak için birkaç saniye baktım.
Sonra araç hareket etti.
Sokağın başından dönüp gözden kayboldu.
İçimdeki bütün şüpheler yeniden canlandı.
Telefonumu elime aldım.
Emir’in adını gördüm.
Bir süre ekranda öylece kaldım.
Günlerdir ondan haber bekleyen bendim.
Şimdi ise onunla ilgili hiçbir şeyi aceleyle anlamlandırmak istemiyordum.
Çünkü korku insanın düşüncelerini birbirine karıştırıyordu.
Ben ise ilk kez sakin kalmam gerektiğini hissediyordum.
Akşamüstü telefonuma yeni bir bildirim geldi.
Tanımadığım numara değildi.
Bu kez kaynağını bildiğim bir şeydi.
Ama içeriğini gördüğüm anda yüzümdeki bütün ifade değişti.
Dün gece çekilen fotoğrafın aynısı değildi.
Yeni bir fotoğraftı.
Bu kez fotoğrafta ben yoktum.
Evimin bulunduğu sokak vardı.
Ve görüntünün bir köşesinde, apartmanımın girişine bakan koyu renkli araç görünüyordu.
Fotoğrafın ne zaman çekildiğini anlayamadım.
Ama bir şeyi anladım.
Beni izleyen kişi yalnızca dün gece orada değildi.
Ve bu düşünce, o ana kadar yaşadığım her şeyden daha fazla korkuttu beni.
Fotoğrafı kapatamadım.
Ekrana bakarken aklımdan yüzlerce düşünce geçti.
Birinin beni neden takip ettiğini bilmiyordum. Emir’le bunun ne ilgisi olduğunu da bilmiyordum.
Ama artık bunun tesadüf olmadığından emindim.
Telefonumu masaya bıraktım.
Birkaç saniye sonra tekrar aldım.
Bu kez fotoğrafı başka bir yere kaydettim. Sonra numaranın ekran görüntüsünü aldım. Ne kadar sakin kalmaya çalışsam da ellerimin titrediğini fark ettim.
Bir süre odada dolaştım.
Sonra perdeleri kapattım.
Kapıyı kontrol ettim.
Pencereleri kontrol ettim.
Bunları yaparken kendimi daha da gerilmiş hissettim.
Tam yatağın kenarına oturmuştum ki telefonum çaldı.
Ekranda yine Emir vardı.
Bu kez aramayı bekletmedim.
Onun sesini duyduğum anda birkaç gündür içimde biriken bütün kırgınlığın arasından başka bir duygu yükseldi.
Rahatlama.
Ama bu rahatlama uzun sürmedi.
Çünkü Emir’in sesindeki ciddiyet, bunun basit bir mesele olmadığını anlamama yetti.
Bana bazı şeyleri açıklamaya çalışırken ben sadece dinledim.
Günlerdir neden uzak kaldığını anlamaya başladım.
Bazı şeyleri benden uzak tutmaya çalışmıştı.
Ama bunu yaparken beni daha büyük bir belirsizliğin içinde bıraktığını kendisi de anlamıştı.
İlk kez ona gerçekten kızdım.
Beni korumaya çalışmış olsa bile, hiçbir şey söylemeden kaybolması bana iyi gelmemişti.
Bunu düşünürken gözlerim doldu.
Ama ağlamadım.
Çünkü artık ağlamaktan çok ne olduğunu anlamak istiyordum.
Arama sona erdiğinde telefon elimde kaldı.
Bir süre sonra kapının önünden yeniden ayak sesi geldi.
Bu kez korkuyla değil, dikkatle dinledim.
Ses birkaç saniye sonra uzaklaştı.
Sonra apartman kapısı kapandı.
Pencereye yaklaşmadım.
Ama telefonumu yanıma alıp salona geçtim.
Evde tek başıma değildim.
Annem de evdeydi.
Bu düşünce içimi biraz olsun rahatlattı.
Yine de gece boyunca dikkatli olmaya karar verdim.
Bir süre sonra telefonuma yeni bir mesaj geldi.
Tanımadığım numaradan.
Mesajı açtığımda yalnızca tek bir cümle vardı.
Bu kez fotoğraf yoktu.
Ama o kısa cümle, bütün gece gördüğüm her şeyden daha fazla korkuttu beni.
Çünkü yazılan şey, benim yalnızca bugün evde olduğumu bilen birinin yazabileceği türden bir şeydi.
Telefonu kapattım.
Ve ilk kez, bu işin artık yalnızca benimle Emir arasındaki bir mesele olmadığını kesin olarak anladım.
O gece Emir’e ulaşmadım.
Telefonumu elimde tutup birkaç kez onun adına baktım ama hiçbir şey yapmadım.
İçimde bir tarafım ondan gelecek herhangi bir işareti bekliyordu. Diğer tarafım ise artık kendi başıma ne olduğunu anlamam gerektiğini söylüyordu.
Mesajı tekrar açtım.
Ekrandaki birkaç kelimeye uzun süre baktım.
Beni korkutmak için yazılmış gibiydi.
Ama neden?
Bunu anlayamıyordum.
Telefonun ekran görüntüsünü aldım ve kendime gönderdim. Sonra mesajı silmedim. Numaranın da kaybolmamasına dikkat ettim.
O gece dışarı çıkmadım.
Pencereden de bakmadım.
Sadece evin içinde sessizce dolaştım.
Bir süre sonra annemin odasının ışığının kapandığını gördüm. Ev tamamen sessizleşince ben de odama geçtim.
Telefonumu yatağımın yanına koydum.
Uyumaya çalıştım.
Ama gözlerimi kapattığımda aklıma yine o fotoğraf geliyordu.
Sokağımız.
Apartmanımız.
O araç.
Biri gerçekten beni takip ediyorsa, ne zamandır bunu yapıyordu?
Son birkaç gündür gördüğüm şeylerin hangisi gerçekti, hangisi benim kuruntumdu?
Bunu düşündükçe içim daha da sıkılıyordu.
Sabaha karşı kısa bir süre uyuyabildim.
Uyandığımda hava hâlâ griydi.
Telefonumu kontrol ettim.
Yeni mesaj yoktu.
Bu kez biraz rahatladım.
Sonra perdeyi araladım.
Sokak sakindi.
Dün gördüğüm araç yoktu.
Ama kaldırımın karşısında, apartmanın girişine yakın bir yerde küçük bir kâğıt parçası duruyordu.
Nedenini bilmeden gözlerimi oraya diktim.
Aşağı inip almak istemedim.
Bir süre sonra kâğıdın yanında başka bir şey fark ettim.
Dün gece çekilen fotoğraftaki araçla aynı renkte bir araba sokağın başından yavaşça geçti.
Plakasını yine seçemedim.
Araç birkaç saniye sonra gözden kayboldu.
Perdeyi kapattım.
İlk kez korkudan çok öfkelendim.
Çünkü artık kendi sokağımda bile rahatça yürüyemiyormuşum gibi hissediyordum.
Telefonumu alıp dün çektiğim ekran görüntülerine baktım.
Sonra aklıma bir şey geldi.
Dün geceki fotoğrafta görünen yerleri tek tek hatırlamaya çalıştım.
Fotoğrafın çekildiği noktayı zihnimde canlandırdım.
Sonra başka bir ayrıntı fark ettim.
Fotoğraf yalnızca beni takip eden birinin elinden çıkmış gibi değildi.
Çekildiği yer, benim fark etmeden birkaç dakika boyunca aynı noktadan geçtiğim bir yerdi.
Yani o kişi beni beklememişti.
Beni takip etmişti.
Bu düşünceyle telefonumu yavaşça masaya bıraktım.
Artık dışarı çıkmak istemiyordum.
Ama aynı zamanda bütün gün evde saklanarak yaşamak da istemiyordum.
Korkunun hayatımı yönetmesine izin vermek istemiyordum.
O gün ilk kez kendime sakin kalacağımı söyledim.
Ne olduğunu anlamadan kimseyi suçlamayacaktım.
Ama gördüğüm hiçbir şeyi de görmezden gelmeyecektim.
Çünkü artık içimde çok net bir his vardı.
Bu hikâyenin bir yerinde gözümden kaçan bir şey vardı.
Ve ben onu bulmadan rahatlayamayacaktım.
O gün dışarı çıkmamaya karar verdim.
Ama evde kalmak da düşündüğüm kadar kolay değildi.
Her ses dikkatimi çekiyordu.
Telefonun titreşimi.
Apartmandaki kapıların açılıp kapanması.
Sokağın başından geçen arabalar.
Hepsi birkaç saniyeliğine beni olduğum yerde durduruyordu.
Öğlene doğru biraz toparlanıp mutfağa geçtim. Annemle aynı evin içinde olmama rağmen ona hiçbir şey belli etmemeye çalıştım. Korkumu büyütmek istemiyordum.
Sonra odama döndüm.
Telefonumu elime aldım ve önceki günlerden kalan fotoğraflara bakmaya başladım.
Emir’le çekildiğimiz fotoğraflar.
Duygu ve Ferdane’yle çıktığımız günlerden kalanlar.
Havaalanından beri farkında olmadan biriktirdiğim küçük anlar.
Hepsine tek tek baktım.
Sonra bir fotoğrafta durdum.
Bir kafede çekilmişti.
Arka planda camın dışındaki sokağın bir kısmı görünüyordu.
Fotoğrafı biraz yakınlaştırdım.
İçimde bir şey kıpırdadı.
Arka tarafta duran koyu renkli araç bana tanıdık geldi.
Fotoğrafı başka bir fotoğrafla karşılaştırdım.
Sonra bir tane daha açtım.
Aynı araç.
Başka bir gün.
Başka bir sokak.
Kalbim hızlandı.
Bu artık tesadüf olamayacak kadar fazlaydı.
Telefonumdaki fotoğrafları sırayla incelemeye başladım.
Fark etmeden aynı aracı kaç kez gördüğümü saydım.
Üç.
Sonra dört.
Bir fotoğrafta yalnızca küçük bir kısmı görünüyordu.
Bir diğerinde araç daha uzaktaydı.
Ama model aynıydı.
Renginden de emindim.
Birkaç dakika boyunca hiçbir şey yapmadan ekrana baktım.
Sonra aklıma çok daha rahatsız edici bir ihtimal geldi.
Belki de beni takip eden kişi, benim sandığımdan çok daha önce başlamıştı.
Telefonu masaya bıraktım.
Bir süre sonra tekrar aldım.
Bu kez eski fotoğrafları değil, son günlerde çektiğim fotoğrafları incelemeye devam ettim.
Birinde aracın plakası kısmen görünüyordu.
Tamamı değildi.
Ama birkaç karakter seçilebiliyordu.
Bir kâğıda yazdım.
Sonra fotoğrafı tekrar açıp kontrol ettim.
Yanlış görmek istemiyordum.
Karakterler aynıydı.
O anda içimde ilk kez küçük bir umut oluştu.
Elimde artık sadece korku yoktu.
Bir ipucu vardı.
Ve bu ipucunun peşinden gitmeye karar verdim.
Kim olduğunu bilmiyordum.
Neden beni takip ettiğini bilmiyordum.
Ama artık ne aradığımı biliyordum.
Telefonumu kapatırken Emir’in adı yine ekranın üst kısmında belirdi.
Bir an baktım.
Sonra ekranı kapattım.
Ona ulaşmayacaktım.
En azından şimdilik.
Çünkü bu kez kendi gözlerimle gördüğüm şeylerin peşinden gitmek istiyordum.
Ve içimde ilk kez, korkunun yanında başka bir duygu vardı.
Merak.
Belki de bütün bu olanların cevabı, düşündüğümden çok daha yakındı.
Elimdeki fotoğrafı yeniden açtım.
Plakanın görünen kısmını bir kez daha kontrol ettim. Birkaç karakterden fazlası seçilmiyordu ama artık en azından bir başlangıç noktam vardı.
Yine de tek başıma bir şey yapmamam gerektiğini biliyordum.
O an dışarı çıkıp aracı aramak gibi bir düşünce aklımdan geçse de hemen vazgeçtim. Merakımın korkumdan daha güçlü olmasına izin vermek istemiyordum.
Fotoğrafları ayrı bir klasörde topladım.
Tarihlerini kontrol ettim.
Çekildikleri yerleri hatırlamaya çalıştım.
Bir tablo oluşturmaya başladım.
İlk fotoğraf birkaç gün önceydi.
İkincisi başka bir gündü.
Üçüncüsünde yine aynı araç vardı.
Sonuncusu ise dün geceydi.
Aralarında ortak olan tek şey bendim.
Bunu fark etmek midemi düğümledi.
Sonra daha önce hiç düşünmediğim bir ayrıntı dikkatimi çekti.
Araç hiçbir fotoğrafta doğrudan bana çok yakın değildi.
Hep uzaktaydı.
Sanki görünmemeye çalışıyordu.
Bu durum beni daha çok düşündürdü.
Bir süre sonra telefonum yeniden titredi.
Ekrana baktım.
Tanımadığım numara değildi.
Bu kez herhangi bir mesaj yoktu.
Sadece daha önce kaydettiğim fotoğraflardan birinin bildirim önizlemesi görünüyordu.
Fotoğrafı açtığımda birkaç saniye hiçbir şey anlayamadım.
Sonra görüntünün kenarındaki küçük ayrıntıyı fark ettim.
Aracın camında bir yansıma vardı.
Yansımanın içinde, fotoğrafı çeken kişinin bulunduğu yer belli oluyordu.
Büyüttüm.
Bir bina.
Bir tabela.
Ve tabelanın hemen yanında belirgin bir sokak işareti.
Neresi olduğunu biliyordum.
Geçen hafta Duygu ve Ferdane’yle oturduğumuz yerin birkaç sokak aşağısıydı.
İçimden soğuk bir ürperti geçti.
Demek ki araç sadece benim evimin çevresinde değildi.
Biz dışarıdayken de aynı yerdeydi.
O an kafamda başka bir şey şekillendi.
Beni tek başıma takip etmekten çok, gittiğim yerleri takip ediyor olabilirlerdi.
Telefonumu masaya bıraktım.
Perdeye baktım.
Sonra tekrar telefonuma döndüm.
Emir’in adını açmadım.
Onunla iletişim kurmadan önce bu kez düşüncelerimi toparlamak istiyordum.
Bir süre sonra Duygu ve Ferdane’yle geçirdiğimiz son birkaç günü düşündüm.
Nereye gitmiştik?
Hangi saatlerde?
Hangi sokaklardan geçmiştik?
Hatırladıkça fotoğrafları tarihlerine göre sıraladım.
Bir desen ortaya çıkmaya başladı.
Her seferinde aynı araç yoktu.
Ama aynı koyu renkli araç birkaç farklı yerde karşımıza çıkmıştı.
Ve son fotoğrafla birlikte bu artık benim için yeterince ciddiydi.
Telefonumu kapattım.
O gün dışarı çıkmayacaktım.
Ama ertesi gün arkadaşlarımla birlikte, kalabalık ve güvenli bir yerde oturup bütün bunları onlara gösterecektim.
Kafamda bir sürü soru vardı.
Fakat ilk kez soruların yanında somut şeyler de vardı.
Fotoğraflar.
Tarihler.
Yerler.
Ve kısmen görünen bir plaka.
Belki bütün bunların bir açıklaması vardı.
Belki de yoktu.
Ama ne olursa olsun, artık korkunun içinde kaybolmak yerine ne yaşadığımı anlamaya çalışıyordum.
Telefonumu masaya bıraktım.
Tam odadan çıkacakken ekran yeniden aydınlandı.
Bu kez yeni bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafın nerede çekildiğini ilk bakışta anlayamadım.
Sonra arka plandaki yeri fark ettim.
Dün geceki sokak değildi.
Benim evim de değildi.
Ama tanıdığım bir yerdi.
Ve o fotoğrafı gördüğüm anda içimdeki bütün düşünceler tek bir noktada birleşti.
Çünkü görüntüde Duygu ve Ferdane de vardı.
Fotoğrafı gördüğüm anda nefesimi tuttum.
Duygu ve Ferdane’yi hemen tanıdım.
Fotoğraf uzaktan çekilmişti. İkisi bir kafeden çıkarken görüntülenmişlerdi. Ben fotoğrafta yoktum.
Bu ayrıntı içimdeki korkuyu daha da büyüttü.
Çünkü artık meselenin yalnızca benimle ilgili olmadığını düşünmeye başlamıştım.
Fotoğrafın tarihine baktım.
Daha dün çekilmişti.
O sırada ben evdeydim.
Demek ki biri onları da takip ediyordu.
Telefonu masaya bıraktım ve birkaç saniye boyunca hareket edemedim.
Aklımdan ilk geçen şey, onların bundan habersiz olmasıydı.
Sonra fotoğrafı tekrar açtım.
Arka plandaki dükkânları, tabelaları, kaldırımın karşı tarafını incelemeye başladım.
Fotoğrafın çekildiği noktayı bulmaya çalıştım.
Bir süre sonra yeri hatırladım.
Daha önce birlikte birkaç kez gittiğimiz bir caddeydi.
Ama fotoğraftaki açı farklıydı.
Karşı taraftaki bir binanın üst katından ya da yolun biraz ilerisinden çekilmiş gibiydi.
Kimin çektiğini hâlâ bilmiyordum.
Ve en kötüsü, neden çekildiğini de.
Telefonumu elime aldım.
Duygu’nun son mesajlarına baktım.
Ferdane’nin gönderdiği fotoğraflara baktım.
İkisinin de normal hayatına devam ettiğini görmek içimde tuhaf bir suçluluk oluşturdu.
Benim yüzümden başlarına bir şey geliyormuş gibi düşünmek istemiyordum.
Ama bunun benimle bir ilgisi olup olmadığını da bilmiyordum.
Bir süre sonra galerimdeki bütün fotoğrafları yeniden incelemeye başladım.
Aynı araç.
Aynı uzaklık.
Aynı şekilde çekilmiş görüntüler.
Ve şimdi arkadaşlarım.
Parçalar yavaş yavaş birleşiyordu.
Ama ortaya çıkan şey hâlâ tamamlanmış bir resim değildi.
Akşam olduğunda dışarı çıkmadım.
Perdeleri kapalı tuttum.
Telefonumu sessize almadım. Aksine, her bildirimi duymak istiyordum.
Bir süre sonra ekrana yeni bir bildirim düştü.
Bu kez fotoğraf yoktu.
Tanımadığım numaradan da gelmemişti.
Sadece telefonumda daha önce fark etmediğim bir ayrıntıyı gördüm.
Fotoğraflardan birinin çekildiği saat, benim hatırladığımdan çok daha erkendi.
O an durdum.
Fotoğrafa yeniden baktım.
Sonra başka bir fotoğrafa geçtim.
Saatler birbirine yakındı.
Bu kişi bizi yalnızca gördüğü anda fotoğraf çekmiyordu.
Belli zamanlarda, belli yerlerde bulunuyordu.
Sanki bizi önceden biliyormuş gibi.
Bu düşünceyle birlikte içimde yeni bir korku oluştu.
Bizi tanıyor olabilir miydi?
Yoksa sadece tesadüfen karşılaşmış biri miydi?
Bunu bilmiyordum.
Ama artık bir şeyden emindim.
Ertesi gün Duygu ve Ferdane’yle buluştuğumda bu fotoğrafları onlara gösterecektim.
Bu kez hiçbir şeyi içimde tutmayacaktım.
Çünkü yalnız başıma düşündükçe korku büyüyordu.
Gerçekleri başkalarının gözünden görmek ise belki de ihtiyacım olan şeydi.
Telefonumu yatağın üzerine bıraktım.
Tam ışığı kapatacakken ekran yeniden aydınlandı.
Yeni bir fotoğraf gelmişti.
Bu kez fotoğrafın içindeki yer bana tamamen yabancıydı.
Ama görüntünün köşesinde, daha önce defalarca gördüğüm o koyu renkli araç vardı.
Ve aracın yanında duran kişinin yüzü ilk kez kısmen görünüyordu.
Yüzünü seçemiyordum.
Ama elindeki şeyi fark ettim.
Benim birkaç gün önce kaybolup sonra sokağın ortasında bulduğum kartlığımın aynısıydı.
Fotoğrafa tekrar baktım.
Bu kez korkudan çok bir şeyleri anlamaya çalışıyordum.
Kartlığım.
Aynı kartlık.
Günlerdir aklımı kurcalayan bütün görüntülerin ortasında yine o vardı.
Fotoğrafı büyüttüm.
Sonra fark ettiğim küçük ayrıntıyla bir anda durdum.
Kartlığın üzerindeki küçük çizik.
Onu ilk aldığım günden beri vardı.
O an her şey yerli yerine oturdu.
Kartlığım kaybolmamıştı.
Biri onu benden almamıştı.
Ben onu gerçekten düşürmüştüm.
Ama onu bulan kişi, içindeki bilgileri kullanarak beni bulmaya çalışmıştı.
Kartlığımın içinde yıllardır taşıdığım eski bir kart vardı. Üzerinde ev adresim değil ama ulaşılabilecek bir bilgi bulunuyordu. Bunu daha önce hiç düşünmemiştim.
Fotoğraflardaki kişi, kartlığımı bulduktan sonra beni araştırmıştı.
Sonra beni dışarıda görmeye başlamıştı.
Ama neden?
Cevabı bulmam birkaç dakika daha sürdü.
Fotoğrafları yeniden sıraladım.
Beni takip ettiği günlerde hep aynı aracı kullanmıştı.
Fakat fotoğrafların hiçbirinde bana yaklaşmamıştı.
Duygu ve Ferdane’nin fotoğrafında da aynı şey vardı.
Onları izlemekten çok, benim kim olduğumu doğrulamaya çalışıyordu.
Sonunda telefonumdaki eski bir görüntü dikkatimi çekti.
Kartlığımı bulduğum gün çektiğim fotoğrafta, yerdeki kâğıdın yanında küçük bir logo görünüyordu.
Daha önce önemsememiştim.
Şimdi ise aynı logo, son gönderilen fotoğrafın köşesinde de vardı.
Bir şirket logosuydu.
Kartlığımı bulan kişi, o şirketin güvenlik görevlisiydi.
Ama bu, her şeyi açıklamıyordu.
Asıl sebep birkaç dakika sonra ortaya çıktı.
Son günlerde bulunduğumuz yerlerde aynı araçla yapılan hırsızlıklar yaşanmıştı.
Güvenlik kameralarındaki görüntülerde benim çantamın ve üzerimdeki kıyafetlerin, şüphelinin yanında görülen kişiyle karıştırıldığı anlaşılmıştı.
Benim fotoğraflarım bu yüzden çekilmişti.
Duygu ve Ferdane’nin fotoğrafları da olay sırasında yanımda oldukları için kayda alınmıştı.
Bana gönderilen fotoğraflar ise beni korkutmak için değil, kimlik doğrulamak için çekilmişti.
Ama bunu bana açıklamadan yapmaları her şeyi korkunç bir hâle getirmişti.
En kötüsü de kartlığımın içine bırakılan o boş kâğıdın aslında bir mesaj olmamasıydı.
Kartlığımı bulan güvenlik görevlisi, içine kendi iletişim bilgisini koymaya çalışmış ama kâğıt dışarı düşmüştü.
Ben ise onu bir tehdit sanmıştım.
Saatlerdir içimde büyüttüğüm korku bir anda çözüldü.
Kimse beni gizlice hedef almıyordu.
Kimse arkadaşlarımı takip etmiyordu.
Sadece yanlış anlaşılmış bir güvenlik soruşturmasının ortasında kalmıştım.
Yatağın kenarına oturdum.
Derin bir nefes aldım.
İçimde garip bir boşluk oluştu.
Günlerdir korktuğum şeyin aslında başka bir açıklaması vardı.
Ama bütün bunların içinde değişmeyen tek bir şey vardı.
Emir’in günlerdir süren sessizliği.
Gizem çözülmüştü.
Fakat onunla ilgili soru hâlâ olduğu yerde duruyordu.
Ve ben artık başka bir şey düşünüyordum.
Emir neden tam da bütün bunlar başlamadan önce hayatımdan çekilmişti?
Bunun cevabını hâlâ bilmiyordum.
Ama bu kez korkmuyordum.
Sadece merak ediyordum.
Ertesi sabah uyandığımda ilk kez birkaç gündür hissettiğim o ağırlık yoktu.
Sanki geceden beri kafamın içinde dönüp duran bütün ihtimaller birer birer susmuştu.
Telefonumu aldım.
Ekranda Emir’in adı yoktu.
Garip olan, bu kez bunu görünce içimde büyük bir hayal kırıklığı oluşmamasıydı.
Gizem çözülmüştü.
Beni takip eden biri yoktu.
Duygu ve Ferdane tehlikede değildi.
Evimin çevresinde dolaşan bir yabancı yoktu.
Bütün o korkunun altında basit ama kötü yönetilmiş bir yanlış anlaşılma vardı.
Yine de Emir konusu kapanmamıştı.
Tam tersine, şimdi daha fazla aklıma geliyordu.
Çünkü birkaç gün boyunca onun sessizliğini başka bir sebeple açıklamıştım.
Kendimce onlarca ihtimal üretmiştim.
Şimdi elimde korkacak hiçbir şey kalmayınca, geriye yalnızca onun yokluğu kalmıştı.
Kahvaltımı yaptım.
Sonra odama geçip dolabımı açtım.
Ne giyeceğimi seçerken bile aklımdan Emir geçti.
Birlikte dışarı çıktığımız günlerden birini hatırladım.
O gün ne kadar sıradan başlamıştı.
Şimdi düşündüğümde ise hayatımın en yoğun günlerinden biri gibi geliyordu.
Belki de bazı insanlar hayatımıza girdikten sonra sıradan şeylerin anlamı değişiyordu.
Ben bunu Emir’le öğrenmiştim.
Telefonumu tekrar kontrol ettim.
Hâlâ hiçbir şey yoktu.
Bu kez telefonu masaya bıraktım.
Onun peşinden gitmek istemiyordum.
Ama içimde, bütün bu yaşananlardan sonra onunla karşı karşıya gelme isteği vardı.
Neden sustuğunu kendi ağzından duymak istiyordum.
Neden uzaklaştığını.
Neden beni günlerce kendi düşüncelerimle baş başa bıraktığını.
Ve bütün bunların içinde, beni gerçekten özleyip özlemediğini.
Öğleden sonra Duygu ve Ferdane’yle buluştum.
Onları gördüğümde yaşadığım gerginliğin ne kadar gereksiz yere büyüdüğünü fark ettim.
Her şey normaldi.
Güldük.
Bir şeyler yedik.
Bir süre dolaştık.
Ben de ilk kez yaşadıklarımı anlatırken olayların ne kadar karmaşık bir hâle geldiğini kendim fark ettim.
Akşam eve döndüğümde içimde farklı bir sakinlik vardı.
Emir hâlâ yoktu.
Ama artık onun yokluğunu başka bir korkuyla doldurmuyordum.
Sadece özlüyordum.
Ve galiba en zor kısmı da buydu.
Çünkü korku geçince insan gerçek duygusuyla baş başa kalıyordu.
Ben de o gece ilk kez kendime karşı dürüst oldum.
Emir’i hâlâ istiyordum.
Ama bu kez onu beklerken kendimi kaybetmeyecektim.
Telefonumu yatağımın yanına koydum.
Işığı kapattım.
Gözlerimi kapatırken içimden tek bir şey geçti.
Belki de artık sıra ondaydı.