Sonra bir şey değişti.
Ne olduğunu tam olarak anlayamadım.
Bir gün önce elimi tutan, beni gördüğünde yüzü değişen, geceleri konuşmadan uyumayan Emir bir anda sessizleşti.
Önce önemsemedim.
Belki işi vardı.
Belki yorulmuştu.
Belki gerçekten sadece biraz kendine kalmak istemişti.
İnsan bazen böyle olur diye düşündüm.
Ama saatler geçtikçe içimdeki o rahatlık yerini başka bir şeye bıraktı.
Telefonumu elimden bırakamıyordum.
Ekran her yandığında istemsizce bakıyordum.
Ama Emir değildi.
Bir bildirim.
Bir reklam.
Duygu’dan gelen saçma bir video.
Sonra yine sessizlik.
Akşam oldu.
Yine yazmadı.
Ertesi sabah uyandığımda ilk yaptığım şey telefona bakmak oldu.
Yine hiçbir şey yoktu.
Dün geceye kadar birbirimize alışmıştık.
Günün içinde ne yaptığımızı anlatmaya, küçük şeyleri paylaşmaya, birbirimizi merak etmeye alışmıştık.
Şimdi sanki biri bütün o alışkanlığın fişini çekmişti.
En kötüsü de ortada bir sebep olmamasıydı.
Kızgın değildim.
En azından başlangıçta değildim.
Sadece anlamaya çalışıyordum.
Acaba yanlış bir şey mi yaptım diye düşündüm.
Son konuşmalarımızı tekrar tekrar hatırladım.
Kullandığım kelimeleri.
Attığım mesajları.
Gereğinden fazla mı yaklaştım?
Bir şeyi fazla mı belli ettim?
Yoksa tam tersine, onun benden beklediği bir şeyi fark etmeden mi yaptım?
İnsan cevap alamayınca kendi içinde yüzlerce cevap üretmeye başlıyordu.
Ben de öyle yaptım.
Telefonumu masaya bıraktım.
Beş dakika sonra tekrar aldım.
Mesaj yoktu.
Bir saat sonra tekrar baktım.
Yine yoktu.
Akşam olduğunda artık beklemekten yorulmuştum.
Ama yine de içimde küçücük bir umut vardı.
Belki telefonu çalar diye.
Belki ekranda adını görürüm diye.
Belki hiçbir şey olmamış gibi kaldığımız yerden devam ederiz diye.
Olmadı.
Günler birbirine benzemeye başladı.
Duygu ve Ferdane’yle dışarı çıktım.
Annemle oturdum.
Evde film izledim.
Alışveriş yaptım.
Normal hayatımı yaşamaya devam ettim.
Ama her şeyin arkasında Emir’in sessizliği vardı.
Bazen arkadaşlarım konuşurken onları dinliyor gibi yapıp telefonumun ekranına bakıyordum.
Bazen yolda yürürken aklıma geliyordu.
Bazen gece yatarken.
En çok da hiçbir şey olmadığı anlarda.
Çünkü insanın aklı, sustuğu yerde en çok konuşuyordu.
Bir gece telefonumu yatağın kenarına bıraktım ve uzun süre tavana baktım.
Kendime kızıyordum.
Onun yazmasını beklediğim için.
Onun neden sustuğunu düşünmekten kendimi alamadığım için.
Daha da kötüsü, ona kızmak isterken bile içimde hâlâ merak vardı.
İyi miydi?
Bir şeyi mi vardı?
Benden mi uzaklaşıyordu?
Yoksa sadece ben mi her şeyi büyütüyordum?
Cevabını bilmiyordum.
Ve bilmemek, beklemekten daha ağırdı.
Bir süre sonra telefonumun ekranı yine yandı.
Elim istemsizce telefona gitti.
Ama yine Emir değildi.
Telefonu tekrar bıraktım.
Bu kez uzun süre elime almadım.
Çünkü artık şunu fark etmeye başlamıştım.
Ben onun mesajlarını beklemiyordum sadece.
Onun neden sustuğunu anlamaya çalışıyordum.
Ve aradaki fark, insanın içini çok daha fazla yoruyordu.
Belki de en çok buna kırılmıştım.
Bana yakınlaştığı için değil.
Sonra hiçbir şey söylemeden uzaklaştığı için.
Bir insanın hayatına bu kadar kısa sürede girip, sonra tek kelime etmeden sessizliğe gömülmesi gerçekten mümkün müydü?
Bunu bilmiyordum.
Ama o gece ilk defa telefonu ters çevirip yatağın uzağına koydum.
Ve kendime, sabaha kadar bakmayacağıma söz verdim.
Yine de uyumadan önce aklımdan geçen son şey Emir’di.
Keşke nedenini bilseydim.
Sadece nedenini.
Ertesi sabah uyandığımda ilk işim telefona uzanmak olmadı.
Bunu özellikle yaptım.
Telefonumu yatağın kenarında bıraktım ve birkaç dakika tavana baktım.
Sanki bakmazsam hiçbir şey değişmeyecekti.
Sonra dayanamadım.
Ekranı açtım.
Yine hiçbir şey yoktu.
İçimde küçük bir hayal kırıklığı oluştu.
Kendime kızdım.
Hâlâ neden bekliyordum?
Birkaç gündür aynı şeyi yapıyordum.
Uyanıyorum.
Telefonuma bakıyorum.
Gün içinde birkaç kez kontrol ediyorum.
Akşam oluyor.
Yine hiçbir şey.
Sonra gece yatarken, belki sabah yazar diye kendimi kandırıyorum.
Ama sabah geldiğinde yine aynı sessizlik.
İnsan bir süre sonra beklemekten utanmaya başlıyormuş.
Ben de utanmaya başlamıştım.
Çünkü artık onun yazıp yazmamasından çok, benim neden hâlâ bunu bu kadar önemsediğim canımı sıkıyordu.
Günümü doldurmaya çalıştım.
Annemle kahvaltı ettim.
Odamı topladım.
Dolabımı düzenledim.
Duygu’yla dışarı çıktım.
Ferdane de bize katıldı.
Güldük.
Kahve içtik.
Mağazalara girdik.
Normal bir gün geçirdim.
Ama normal değildi.
Bir şey eksikti.
Bunu kendime itiraf etmek istemiyordum.
Emir hayatıma girmeden önce de böyle günler geçiriyordum.
Arkadaşlarımla buluşuyor, annemle konuşuyor, kendi işlerimi yapıyordum.
Şimdi neden her şeyin arasında onun yokluğu vardı?
Belki de mesele Emir’in kendisi değildi.
Onun bana hissettirdiği şeydi.
Alışmıştım.
Birinin gün içinde beni merak etmesine.
Bir şey gördüğünde bana anlatmak istemesine.
Akşam olduğunda sesini duymaya.
Bir yere gittiğimde nerede olduğumu bilmesine.
Bunların hepsi küçük şeylerdi.
Ama insan küçük şeylere alışınca, yoklukları büyük geliyordu.
Akşam eve geldiğimde odama geçtim.
Telefonumu masanın üzerine bıraktım.
Bu kez ekranına bakmamaya kararlıydım.
Bir süre kitap okudum.
Sonra müzik açtım.
Sonra yatağıma uzandım.
Ama aklım yine ona gitti.
Dün gece söyledikleri.
Elimi tuttuğu an.
Bana baktığında yüzündeki ifade.
Bütün bunlar gerçekten olmuştu.
Ben uydurmamıştım.
O da benim kadar yakınlaşmıştı.
Hatta bazı anlarda benden daha fazla yaklaşmıştı.
O yüzden şimdi yaşanan sessizlik daha anlamsız geliyordu.
İnsan hiç yaşanmamış bir şeyi kaybetmekten korkmazdı.
Ben yaşanmış bir şeyi kaybetmekten korkuyordum.
Belki de bu yüzden bu kadar ağır geliyordu.
Telefonumun ekranı bir anda yandı.
Olduğum yerde doğruldum.
Bir an nefesimi tuttum.
Ekrana baktım.
Emir değildi.
İçimdeki heyecan hemen söndü.
Telefonu tekrar masaya bıraktım.
Bu kez gözlerimi kapattım.
Kendime onun peşinden gitmeyeceğimi söyledim.
Neden sustuğunu bilmeden kendimi suçlamayacağımı söyledim.
Bir insanın sessizliği için kendi içimde yüzlerce sebep üretmeyeceğimi söyledim.
Ama insan kendine ne kadar söz verirse versin, kalbinin kendi planı vardı.
Gece yarısına doğru telefonuma son kez baktım.
Hâlâ hiçbir şey yoktu.
Telefonu kapattım.
Ve ilk defa içimden şu geçti:
Belki de bazı insanlar hayatımıza çok hızlı giriyordu.
Sonra aynı hızla uzaklaşabiliyordu.
Ama ben yine de onun nedenini bilmek istiyordum.
Çünkü Emir’in sessizliği, söyleyebileceği herhangi bir cümleden daha fazla şey düşündürüyordu bana.
Ve ben hâlâ o sessizliğin içinde kendime ait bir cevap arıyordum.
Bir süre sonra beklemekten yorulmaya başladım.
Bu, Emir’i daha az düşündüğüm anlamına gelmiyordu. Sadece telefonumu elimde tutup her birkaç dakikada bir ekrana bakmanın hiçbir şeyi değiştirmediğini anlamaya başlamıştım.
Sabah uyandığımda ilk işim telefona uzanmamak oldu.
Kendimle küçük bir anlaşma yapmış gibiydim. Önce yataktan kalkacak, perdeleri açacak, yüzümü yıkayacak, kahvaltımı yapacaktım. Sonra telefona bakacaktım.
Bunu başarınca garip bir şekilde kendimle gurur duydum.
Sonra kahvaltının ortasında dayanamayarak telefonumu aldım.
Yine hiçbir şey yoktu.
Bu kez canım eskisi kadar yanmadı.
Daha çok içimde bir boşluk oluştu.
Sanki birkaç gündür aynı yere bakıp aynı şeyi görüyordum ve artık şaşırmamaya başlamıştım.
Gün içinde Duygu ve Ferdane’yle buluştum. Onlarla birlikteyken gerçekten eğlenmeye çalıştım. Bir şeylere güldüm, mağazalara girdim, kahve içtim. Bir ara kendimi uzun zamandır ilk kez gerçekten dalıp gitmeden gülerken buldum.
Sonra aklıma Emir geldi.
Bazen böyle oluyordu.
Tam unutmuş gibi olduğum bir anda, hiç beklemediğim bir şey onu yeniden aklıma getiriyordu.
Bir kahve kokusu.
Bir şarkı.
Yanından geçtiğimiz bir sokak.
Birinin elindeki dondurma.
Hatta bazen hiçbir şey.
Sadece aklımın bir köşesinde onun adı beliriyordu.
Ve ben bunu engelleyemiyordum.
Ama artık kendime kızmamaya başladım.
Çünkü onu düşünmek benim seçtiğim bir şey değildi.
Asıl seçebileceğim şey, bunun hayatımın tamamını kaplamasına izin verip vermemekti.
Akşam eve döndüğümde annem mutfakta bir şeylerle uğraşıyordu. Ev her zamanki gibiydi. Televizyonun sesi, mutfaktan gelen yemek kokusu, masanın üzerinde duran bardaklar…
Her şey yerli yerindeydi.
Sadece benim içimde bir şey yerinden çıkmış gibiydi.
Odama geçtiğimde yatağın kenarına oturdum.
Telefonumu masaya bıraktım.
Bu kez ekranı bana dönük değildi.
Bir süre öylece baktım.
Eskiden olsa dayanamayıp tekrar elime alırdım.
Almadım.
Belki de ilk kez Emir’in sessizliğine karşı kendi sessizliğimi koyuyordum.
Ona kızdığım için değil.
Onu cezalandırmak için hiç değil.
Sadece kendimi biraz olsun korumak için.
Çünkü insan sürekli bir cevap beklerken kendi hayatını fark etmeden durdurabiliyordu.
Ben artık durmak istemiyordum.
Emir’in neden sustuğunu hâlâ bilmiyordum.
Belki gerçekten yoğun bir şeyler yaşıyordu.
Belki kendi içinde çözmeye çalıştığı bir şey vardı.
Belki de bana söylemediği başka bir nedeni vardı.
Bunların hiçbirini bilmiyordum.
Ve bilmediğim bir şeyin üzerine kendi düşüncelerimle onlarca farklı hikâye kurmak istemiyordum.
Yine de içimde küçücük bir umut vardı.
Bunu inkâr edemiyordum.
Bir gün telefonumun ekranında onun adını görme ihtimalini hâlâ bekliyordum.
Ama artık bütün günümü o ihtimalin etrafında yaşamayacaktım.
Yatağa uzandım.
Telefonum masanın üzerinde sessizce duruyordu.
Gözlerimi kapattığımda Emir yine aklıma geldi.
Bu kez onu özlediğimi kabul edip geçtim.
Çünkü bazı insanları özlemek, kendinden vazgeçmek anlamına gelmiyordu.
Ben hâlâ buradaydım.
Hayatıma devam ediyordum.
Sadece içimde, cevabını henüz bilmediğim bir soru taşıyordum.
Ve belki de en zor kısmı buydu.
Sorunun kendisi değil.
Cevabın ne zaman geleceğini bilmemek.
Sanki birkaç gündür içimde büyüyen o ağırlık biraz yer değiştirmişti.
Tamamen geçmemişti.Ama artık beni olduğum yerde tutmuyordu.
Telefonumu elime aldığımda yine Emir’den bir şey olmadığını gördüm. Bu kez uzun uzun ekrana bakmadım. Telefonu bıraktım ve güne başladım.
Kahvaltımı yaptım.
Annemle biraz oturdum.
Sonra odama geçip dolabımı düzenlemeye başladım. Aslında buna ihtiyacım bile yoktu. Sadece zihnimi bir şeyle meşgul etmek istiyordum.
Bir çekmecenin en arkasında birkaç gün önce giydiğim kıyafetlerden biri çıktı.
Onu görünce istemsizce durdum.
Emir’le görüştüğümüz günlerden birinde üzerimdeydi.
Bir an o günün tamamı gözümün önünden geçti.
Birlikte yürüdüğümüz yollar.
Aramızdaki o rahatlık.
Yanında susarken bile kendimi garip hissetmemem.
Bunların hepsi hâlâ çok gerçekti.
Belki de beni en çok zorlayan şey buydu.
Yaşadıklarımızın gerçekten yaşanmış olması.
Kafamda kurduğum bir şey değildi.
Bir anlık bir yakınlık da değildi.
Bana kendimi iyi hissettiren, hayatımın içine yavaş yavaş giren biriydi.
Sonra birden ortada hiçbir açıklama olmadan uzaklaşmıştı.
Kıyafeti tekrar katlayıp dolaba koydum.
Bu kez geçmişteki bir güne tutunmak yerine kapıyı kapattım.
Öğleden sonra dışarı çıktım.
Hava güzeldi.
Bir kafede oturup kahvemi içerken telefonumu masanın üzerine koydum ama ekranına bakmadım.
Daha doğrusu bakmamaya çalıştım.
Bir süre sonra ekran yandı.
Kalbim istemsizce hızlandı.
Elimi uzatmadan önce birkaç saniye bekledim.
Gelen şey Emir değildi.
İçimde oluşan o kısa heyecan hemen söndü.
Telefonu tekrar masaya bıraktım.
Eskiden böyle bir şey olduğunda bütün günüm bozulurdu.
Bu kez sadece içimden küçük bir hayal kırıklığı geçti.
Sonra kahvemi içmeye devam ettim.
Sanırım yavaş yavaş alışıyordum.
Emir’in yokluğuna değil.
Onun yokluğunun hayatımın her anını belirlemesine izin vermemeye.
Akşam eve dönerken içimde garip bir sakinlik vardı.
Hâlâ onu özlüyordum.
Hâlâ merak ediyordum.
Hâlâ telefonum çaldığında onun olmasını istiyordum.
Ama artık kendime sürekli neden diye sormuyordum.
Belki cevap geldiğinde anlayacaktım.
Belki de hiç anlayamayacaktım.
Bunu düşünmek eskisi kadar korkutmuyordu.
O gece yatağıma uzandığımda telefonumu yine masaya bıraktım.
Ekranı kapalıydı.
Odayı sessizlik kapladı.
Gözlerimi kapattım.
İçimden yine onun adı geçti.
Bu kez ardından başka bir düşünce geldi.
Eğer Emir geri dönerse, hiçbir şey olmamış gibi davranıp davranamayacağımı bilmiyordum.
Onu görünce bütün kırgınlığımı unutup unutmayacağımı da.
Ama bir şeyi biliyordum.
Onu özlemek, yaşattığı belirsizliği görmezden gelmem gerektiği anlamına gelmiyordu.
Ve belki ilk kez, onu düşünürken kendimi de düşünmeye başlamıştım.
O gün evde daha fazla durmak istemedim. Son birkaç gündür içimde biriken düşünceler, aynı odanın içinde dönüp durmaktan başka bir işe yaramıyordu. Ne kadar kendimi başka şeylere vermeye çalışsam da aklımın bir köşesinde hep aynı sessizlik vardı.
Emir.
Telefonumu çantama koyup çıktım.
Duygu ve Ferdane’yle buluşacağımız yere doğru giderken kendimi biraz daha iyi hissediyordum. En azından birkaç saat boyunca kafamı dağıtabilirdim.
Onlarla buluştuğumda birlikte bir şeyler yiyip sonra biraz dolaşmaya karar verdik.
Akşamüstüydü.
Hava kararmaya yeni başlıyordu. Sokaklar hâlâ kalabalıktı ama hava değişmiş gibiydi. Günün o son saatlerinde her şey biraz daha sessiz, biraz daha belirsiz görünüyordu.
Bir süre mağazalara baktık.
Sonra oturup bir şeyler içtik.
Ben de gerçekten eğlenmeye başladığımı fark ettim.
Emir’i düşünmeden geçen birkaç saat bana iyi gelmişti.
Ama geceye doğru dışarı çıktığımızda içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk oluştu.
Önce önemsemedim.
Kalabalığın içinde yürürken birkaç kez arkamıza baktım.
Bize bakan özel biri varmış gibi değildi.
Belki de tamamen benim kuruntumdu.
Yine de o his gitmedi.
Bir sokağın başından geçerken arkamızdan gelen ayak seslerini fark ettim.
Biz yavaşladığımızda onlar da yavaşlıyor gibiydi.
Ben hızlandığımda sesler de hızlanıyordu.
Duygu ve Ferdane’nin yanında bunu belli etmemeye çalıştım.
Bir süre sonra dönüp baktım.
Kalabalıkta birkaç kişi vardı.
Kim olduğunu seçemedim.
Sonra yürümeye devam ettim.
İçimdeki huzursuzluk ise artık daha belirgindi.
Bir ara telefonumu çıkardım.
Ekrana baktığımda Emir’in adı yoktu.
Nedense o an bunu görmek beni daha da gerdi.
Telefonu tekrar çantama koydum.
Sokağın daha aydınlık olan tarafına doğru yöneldik.
Tam rahatladığımı düşündüğüm anda arkamızdaki ayak sesleri yeniden duyuldu.
Bu kez daha yakındı.
Adımlarımı yavaşlatmadım.
Sadece çantamın askısını daha sıkı tuttum.
Bir süre sonra yanımızdan hızlıca geçen birinin omzuma çarpmasıyla irkildim.
Dengemi kaybetmedim ama bir anda bütün vücudum gerildi.
Arkamı döndüğümde kişi çoktan birkaç metre uzaklaşmıştı.
Yüzünü göremedim.
İçimdeki kötü his artık geçmiyordu.
Birbirimize daha yakın yürümeye başladık.
Gideceğimiz yere ulaşana kadar kimseye bir şey söylemeden etrafı izledim.
Ama o gece ilk kez, günlerdir beklediğim telefonun çalmasını istememin başka bir nedeni olduğunu düşündüm.
Çünkü o an tek istediğim, kendimi güvende hissetmekti.
Ve nedense aklıma gelen ilk kişi yine Emir oldu.
Bundan hoşlanmadım.
Çünkü tam kendime, onun sessizliğinin hayatımı yönetmesine izin vermeyeceğimi söylerken, en gergin anımda yine onu düşünüyordum.
Ama bu kez başka bir şey vardı.
İçimdeki huzursuzluk, henüz bitmemişti.
Hatta birkaç dakika sonra daha da arttı.
Yürüdüğümüz cadde hâlâ kalabalıktı ama ben artık çevredeki insanları tek tek fark etmeye başlamıştım. Bir vitrinin camından arkamızı kontrol ettim. Birkaç kişi görünüyordu. İçlerinden birinin üzerindeki koyu renkli mont dikkatimi çekti.
Aynı kişiyi biraz önce de görmüş gibiydim.
Bundan emin olamadım.
Kendimi gereksiz yere korkutmak istemedim.
Ama insan bir kez şüphelenince, normal olan her şey bile gözüne farklı görünmeye başlıyordu.
Duygu ve Ferdane’nin yanında yürürken onlara belli etmemeye çalıştım. Bir yandan da bulunduğumuz yerden daha aydınlık bir caddeye çıkmayı düşünüyordum.
Köşeyi döndüğümüzde arkamızdaki ayak sesleri yeniden duyuldu.
Bu kez durmadım.
Adımlarımı hızlandırdım.
Arkadaşlarımın da benimle birlikte hızlandığını fark ettim.
Bir süre sonra kalabalık arttı ve içimdeki gerginlik biraz olsun azaldı.
Tam rahatlayacağımı düşünürken çantamın fermuarını kontrol ettim.
Açıktı.
Bir an olduğum yerde kaldım.
Fermuarı gün içinde kapattığımı hatırlıyordum.
Elimi hemen çantanın içine attım.
Telefonum, cüzdanım ve diğer eşyalarım yerindeydi.
Ama küçük bir kartlığım yoktu.
Onu birkaç saniye önce orada gördüğüme emindim.
Paniklememeye çalıştım.
Çantanın bütün gözlerini kontrol ettim.
Yoktu.
Geri dönüp baktığımda az önce yürüdüğümüz yol kalabalığın içinde kaybolmuş gibiydi.
İçimde kötü bir his oluştu.
Birinin çantama dokunduğunu düşünmek bile yetmişti.
Kartlığın içinde çok önemli bir şey yoktu. Ama mesele artık kartlık değildi.
Birinin bana fark ettirmeden bu kadar yaklaşmış olmasıydı.
Bir süre sonra kalabalığın içinde yürümeye devam ettik.
Ben ise artık sürekli arkamı kontrol ediyordum.
Sonra ileride yerde küçük, koyu renkli bir şey gördüm.
Yaklaştıkça bunun benim kartlığım olduğunu fark ettim.
Olduğum yerde durdum.
Nasıl oraya geldiğini anlayamadım.
Eğilip aldığımda içindeki kartların durduğunu gördüm.
Hiçbir şey eksik değildi.
Ama kartlığın üzerine iliştirilmiş küçük, beyaz bir kâğıt vardı.
Kâğıdı gördüğüm anda içimdeki bütün sıcaklık çekildi.
Üzerinde hiçbir şey yazmıyordu.
Sadece boş bir kâğıttı.
Yine de onu orada görmek yeterince ürkütücüydü.
Kâğıdı elimde tutmadan kartlığı kapattım.
Başımı kaldırıp etrafa baktım.
Az önceki koyu renkli montlu kişiyi artık göremiyordum.
Bir an Emir’i düşündüm.
Sonra bu düşünceyi hemen susturdum.
Çünkü ne olduğunu bilmiyordum.
Belki gerçekten tesadüftü.
Belki kartlığımı düşürmüştüm.
Belki de birkaç gündür yaşadığım gerginlik yüzünden her şeyi olduğundan daha büyük görüyordum.
Ama içimdeki o his bana başka bir şey söylüyordu.
Bu gece eve döndüğümde ilk kez kapının arkasından kilidi kontrol etmek isteyeceğimi biliyordum.
Ve daha kötüsü, eve kadar olan yolu düşününce bile içim rahatlamıyordu.
Eve dönmek için yola çıktığımızda içimdeki huzursuzluk tamamen kaybolmamıştı.
Kartlığımı çantamın en iç gözüne koydum. Fermuarı birkaç kez kontrol ettim. Sonra çantayı omzuma daha sıkı geçirdim.
Bunu yaptığımı fark edince kendime kızdım.
Normalde bu kadar dikkatli biri değildim.
Ama o gece her ayrıntı gözüme batıyordu.
Arkamızdan geçen arabalar.
Kaldırımda duran insanlar.
Bir dükkânın önünde bekleyen biri.
Hepsi birkaç saniyeliğine dikkatimi çekiyordu.
Bir ara telefonum titredi.
Ekrana baktığımda Emir değildi.
Yine de birkaç saniye elim telefonda kaldı.
Sonra ekranı kapattım.
Yolun sonuna geldiğimizde arkadaşlarımdan ayrılacağım için içimde başka bir gerilim oluştu. Bunu belli etmemeye çalışsam da eve yalnız gidecek olmak düşüncesi hoşuma gitmiyordu.
Neyse ki ana cadde hâlâ hareketliydi.
Bir süre sonra kendimi daha güvende hissettim.
Tam o sırada karşı kaldırımda koyu renkli bir mont gördüm.
Aynı kişi miydi, emin olamadım.
Yüzünü seçemiyordum.
Bir an durup baktım.
O kişi de sanki bana doğru bakıyormuş gibi geldi.
Sonra kalabalığın arasına karıştı.
Ben yürümeye devam ettim.
Kalbim hızlanmıştı ama bu kez korkudan çok belirsizlik vardı.
Bir şey olduğunu hissediyordum.
Ama ne olduğunu bilmiyordum.
Eve yaklaştığımda çantamı tekrar kontrol ettim.
Kartlığım yerindeydi.
Telefonum da.
Her şey normal görünüyordu.
Apartmanın kapısından içeri girdiğimde derin bir nefes aldım.
Merdivenleri çıkarken ilk kez biraz olsun rahatladım.
Anahtarı çıkarıp kapıyı açtım.
İçeri girdim.
Kapıyı arkamdan kilitledim.
Sonra birkaç saniye kapının önünde öylece kaldım.
Sessizlik.
Evde her şey aynıydı.
Çantamı masanın üzerine bırakıp montumu çıkardım.
Tam odama geçecekken telefonum yeniden titredi.
Bu kez ekrana baktığımda tanımadığım bir numara gördüm.
Mesajın içeriğini açmadan önce birkaç saniye bekledim.
Numarayı tanımıyordum.
Mesajı açtığımda ise yalnızca tek bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta ben vardım.
Birkaç saat önce, arkadaşlarımla yürürken çekilmiş bir fotoğraf.
Olduğum yerde kaldım.
Fotoğrafın nereden çekildiğini anlamaya çalıştım.
Sonra görüntünün arka planını fark ettim.
Fotoğraf, biraz önce geçtiğimiz caddeden çekilmişti.
Telefon elimde donup kaldı.
Bütün gün boyunca hissettiğim o huzursuzluğun tesadüf olmadığını ilk kez o anda anladım.
Ve o gece, Emir’in sessizliğini düşünmekten çok daha farklı bir şeyin içinde olduğumu fark ettim.
Telefon hâlâ elimdeydi.Ekrandaki arama sona erdiğinde odanın içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.
Emir’in adını tekrar görmek, günlerdir içimde biriken her şeyi bir anda ortaya çıkarmıştı. Özlediğim için mi, korktuğum için mi bilmiyordum. Belki ikisi de aynı anda olmuştu.
Telefonu masaya bırakmadım.
Bir süre sonra tekrar çaldı.
Bu kez tereddüt etmedim.
Aramayı açtım.
Karşı taraftan gelen sesi duyduğum anda içimdeki bütün gerginlik başka bir şeye dönüştü. Günlerdir beklediğim o tanıdık ses, şu an bana normalden çok daha uzak ve aynı zamanda çok daha yakın geliyordu.
Konuşulanları tam olarak anlamaya çalışırken gözüm sürekli pencereye kayıyordu.
Perdeler kapalıydı.
Odanın ışığı yanmıyordu.
Ama dışarıda birinin olup olmadığını bilmemek bile yeterince korkutucuydu.
Bir süre sonra Emir’in araması sona erdi.
Telefonu elimden bırakmadan yatağın kenarına oturdum.
Son günlerde neden sustuğunu hâlâ bilmiyordum.
Ama artık bu sessizliğin arkasında yalnızca bana dair bir şey olmayabileceğini düşünüyordum.
Bir süre sonra koridordan çok hafif bir ses geldi.
Apartmanın içinden.
Bu kez emin olamadım.
Ayak sesi miydi, kapı sesi miydi, yoksa tamamen benim korkumun yarattığı bir şey miydi?
Yerimden kalkmadım.
Telefonumun ışığını kapattım.
Odamın kapısına baktım.
Dakikalar geçti.
Hiçbir şey olmadı.
Sonra telefonuma yeni bir bildirim geldi.
Bu kez tanımadığım numaradan değildi.
Emir’dendi.
Mesajı açtığımda uzun uzun baktım.
Ne yazdığını okurken içimde bir şey yerine oturur gibi oldu.
Günlerdir neden ortadan kaybolduğunu hâlâ tam olarak bilmiyordum.
Ama artık bunun beni görmezden gelmekle ilgili olmadığını anlamaya başlamıştım.
Ve ilk kez, Emir’in sessizliğinin ardında benim bilmediğim bir şey olduğunu düşündüm.
Telefonu göğsüme yakın tuttum.
İçimde hâlâ korku vardı.
Ama artık yalnız değildim.
Çünkü günlerdir beklediğim o ses sonunda geri dönmüştü Ve bu kez, aramızdaki sessizliğin nedenini öğrenmeye çok yakındım.
Telefon ekranındaki mesaja uzun süre baktım.
Günlerdir beklediğim şey sonunda gelmişti ama içimde beklediğim gibi bir rahatlama oluşmadı.
Tam tersine, kafam daha da karıştı.
Çünkü Emir’in ortadan kaybolmasının sebebinin benden uzaklaşmak olmadığını artık hissedebiliyordum. Ama ne olduğunu hâlâ bilmiyordum.
Telefonu avucumun içinde tuttum.
Bir süre sonra yeniden titreşti.
Bu kez gelen mesajın ardından içimdeki bütün düşünceler birbirine karıştı.
Emir’in neden günlerdir sessiz kaldığını anlamaya başlamıştım.
Beni aramak istemişti.
Ama bazı şeyleri doğrudan telefonda anlatmak istemiyordu.
Özellikle de şu an yaşadığım olayın içine beni daha fazla çekmemek için uzak durmuştu.
Bunu öğrendiğim anda hem kızgınlık hem de rahatlama hissettim.
Bana haber vermeden ortadan kaybolmasına hâlâ anlam veremiyordum.
Ama artık bunun benimle ilgili olmadığını biliyordum.
Telefonu kapatıp birkaç saniye gözlerimi kapattım.
Sonra dışarıdan gelen sesi yeniden duydum.
Bu kez daha netti.
Apartmanın girişinden değil, koridordan gelmişti.
Bir kapının yavaşça kapanması gibi.
Nefesimi tuttum.
Emir’in söylediklerini düşündüm.
Sonra odanın kapısına baktım.
Kapının altından koridordaki ışık görünüyordu.
Birkaç saniye sonra o ışığın üzerinde bir gölge belirdi.
Hareket etti.
Sonra kayboldu.
Olduğum yerde kaldım.
Telefonumu elime aldım.
Ekranda Emir’in adı duruyordu.
Parmağım arama simgesine gitti ama basmadım.
Çünkü aynı anda dışarıdan gelen ses kesilmişti.
Sessizlik yeniden çöktü.
Birkaç dakika boyunca hiçbir şey olmadı.
Sonra apartmanın dışından bir araba sesi duyuldu.
Ardından motor sesi uzaklaştı.
Pencereye gitmedim.
Perdeyi açmadım.
Sadece olduğum yerde bekledim.
Bir süre sonra telefonum tekrar titreşti.
Bu kez gelen mesajı gördüğümde içimdeki korku daha da arttı.
Emir’in söyledikleriyle bu gece yaşadıklarım birbirine bağlanıyordu.
Ve artık bunun tesadüf olmadığını biliyordum.
Günlerdir bana neden ulaşmadığını öğrenmiştim.
Ama şimdi daha büyük bir soru vardı.
Beni kim takip ediyordu?
Ve neden?
O gece ilk kez, Emir’in hayatıma girmesinden sonra değişen bazı şeyleri düşünmeye başladım.
Havaalanındaki ilk karşılaşmamızı.
Sonraki günleri.
Birlikte geçirdiğimiz zamanları.
Ve son birkaç gündeki sessizliği.
Her şeyin birbiriyle bağlantılı olup olmadığını bilmiyordum. Ama içimde kötü bir his vardı.
Bu geceden sonra hiçbir şey eskisi kadar sıradan olmayacaktı.