İçeriğe geç

SEN BENDE EKSİKSİN 🖋️

Bölüm 24 · 21 dk okuma

SEN BENDE EKSİKSİN 🖋️

Bölüm 24

24.Bölüm

Alarmım çaldığında gözlerimi açmak için kendimle küçük bir mücadele vermem gerekti.

Elimi yastığımın yanındaki telefona uzatıp alarmı kapattım. Birkaç saniye tavana baktım.

Dün akşam eve geldiğimde ne kadar yorulduğumu hatırlıyordum. Yeni bir işin ilk günleri insanın düşündüğünden daha yorucu olabiliyordu. Sürekli yeni isimler, yeni kurallar, yeni dosyalar… Bir yandan her şeyi öğrenmeye çalışıyor, diğer yandan yanlış bir şey yapmaktan çekiniyordum.

Ama dün, ilk güne göre daha iyiydim.

Bugün de öyle olabilirdim.

Yorganı üzerimden atıp doğruldum.

— Hadi Eda, ikinci gün. Dünyayı kurtarmayacaksın, işe gideceksin sadece.

Kendi kendime söylediğim bu cümleye gülerek yataktan kalktım.

Önce perdeleri açtım. Sabah ışığı odamın içine dolarken yatağımı düzelttim ve banyoya geçtim. Yüzümü yıkayıp cilt bakımımı yaptım. Ardından saçlarımı kurutup fırçaladım. Omuzlarıma dökülen saçlarımı doğal hâlinde bıraktım; uçlarını hafifçe şekillendirip ön kısımlarını düzelttim.

Aynanın karşısında birkaç saniye kendime baktım.

Dün seçtiğim kıyafetlerimi hatırladım. İlk gün biraz daha klasik giyinmeye çalışmıştım. Bugün de profesyonel görünmek istiyordum ama kendimi içinde rahat hissetmediğim bir kombin yapmak istemiyordum.

Dolabımı açıp kıyafetlerimi gözden geçirdim.

Sonunda siyah, kumaş kesimli bir pantolon seçtim. Üzerime krem rengi, yakası düzgün duran bir bluz giydim. Bluzun üzerine siyah, vücuduma tam oturan bir blazer ceket aldım. Belime ince siyah bir kemer taktım. Siyah, alçak topuklu ayakkabılarımı giydiğimde kombin tamamlanmıştı.

Hem sade hem de özenli görünüyordu.

Aksesuar olarak küçük altın renkli küpelerimi taktım. Bileğime saatimi geçirdim. Çantama telefonumu, cüzdanımı, anahtarlarımı ve ajandamı koydum.

Sonra dün akşam hazırladığım notları kontrol etmek için ajandamı açtım.

İlk sayfada kendi el yazımla yazdığım bir liste vardı:

Takvimi kontrol et.

Dosya numaralarını doğrula.

Emin olmadığın konuda tahmin yürütme.

İşini bitirdiğinde yeniden kontrol et.

Son maddeyi okuyunca gülümsedim.

— Bunu bugün özellikle unutmayacağız.

Tam o sırada telefonum titredi.

Emir’den mesaj gelmişti.

Emir: Günaydın, çalışkan hanım.

Gülümseyerek yatağın kenarına oturdum.

Ben: Günaydın. Daha evden çıkmadım, çalışkanlık kısmına biraz erken girdin.

Emir: Hazırlanmışsındır sen şimdi.

Ben: Hazır sayılırım.

Emir: Bugün nasıl hissediyorsun?

Bir an düşündüm. Dün sabahki kadar gergin değildim ama içimde hâlâ küçük bir heyecan vardı.

Ben: Dünden daha iyiyim. Ama bugün neyle karşılaşacağımı bilmiyorum.

Emir: Bilmek zorunda değilsin. Öğreneceksin.

Mesajını okuyunca içim rahatladı.

Ben: Bazen çok mantıklı konuşuyorsun, sinir bozucu.

Emir: Teşekkür ederim.

Ben: O bir iltifat değildi.

Emir: Ben öyle kabul ettim.

Başımı iki yana sallayıp güldüm.

Telefonu çantama koydum ve odadan çıktım.

Mutfağa girdiğimde annem kahvaltı hazırlıyordu. Masanın üzerinde peynir, zeytin, domates ve sıcak ekmek vardı. Çaydan yükselen buhar mutfağı sarmıştı.

Annem beni görünce elindeki tabağı masaya bıraktı.

— Günaydın kızım.

— Günaydın anne.

Bana baştan aşağı baktı.

— Bugün çok güzel olmuşsun.

Ceketimin yakasını düzelttim.

— Teşekkür ederim. Nasıl, fazla mı resmi?

— Hayır. İşe gidiyorsun sonuçta. Hem kendini iyi hissettiğin belli oluyor.

Sandalyeye oturdum.

— Dün akşam kıyafet seçerken on dakika düşündüm. Sonra bugün ne giyeceğimi de dün akşamdan hazırlamaya karar verdim. Sabah sabah dolabın karşısında zaman kaybetmek istemiyorum.

Annem çayı bardağıma doldurdu.

— Akıllıca. Peki bugün işte neler yapacaksın?

— Önce takvimi kontrol edeceğim. Sonra dün hazırladığım dosyaların devamı var. Bir de toplantı saatlerini daha sık kontrol etmem gerektiğini öğrendim.

Annem gülümsedi.

— Demek işin inceliklerini yavaş yavaş öğreniyorsun.

— Öğreniyorum ama patronumun gözünden hiçbir şey kaçmıyor.

— Bu kötü bir şey mi?

Bir parça ekmek alıp düşündüm.

— Aslında değil. Sadece insan bazen her şeyi hemen doğru yapmak istiyor. Bir ayrıntıyı kaçırınca da kendine kızıyor.

Annem karşıma oturdu.

— Her şeyi ilk günden bilmeni bekleyemezsin, Eda. İşe yeni başladın. Önemli olan hatanı fark ettiğinde düzeltmek ve aynı şeyi tekrar etmemeyi öğrenmek.

Gülümsedim.

— Dün ben de kendime böyle söyledim.

— O zaman bugün de hatırla.

Kahvaltımı bitirip çantamı aldım. Annem kapıya kadar benimle geldi.

— Öğle yemeğini atlama.

— Tamam anne.

— Bir de kendini çok yorma.

Ayakkabılarımı giyerken ona döndüm.

— Anne, çalışmaya gidiyorum, dağa tırmanmaya değil.

Güldü.

— Sen yine de ne demek istediğimi anladın.

Anladım.

Kapıdan çıkmadan önce ona sarıldım.

— Akşam görüşürüz.

— Dikkatli git kızım.

Apartmandan çıktığımda sabah havası yüzüme çarptı. Hava ne çok soğuktu ne de sıcaktı. Hafif bir esinti vardı. Çantamı omzuma yerleştirip aracımın yanına yürüdüm.

Kapıyı açmadan önce telefonuma bir kez daha baktım.

Emir’den yeni mesaj gelmişti.

Emir: Çıkınca haber ver. Günün sonunda da nasıl geçtiğini anlatırsın.

Gülümsedim.

Ben: Tamam. Ama bütün gün rapor vermem bekleniyorsa maaşımın artması lazım.

Emir: Patronunla konuşmamı ister misin?

Ben: Sakın! Daha ikinci günden iş yerime müdahale etme.

Emir: Peki, hanımefendi.

Telefonu kilitleyip çantama koydum.

Aracıma bindim, aynalarımı kontrol ettim ve motoru çalıştırdım.

Yeni işimin ikinci günü başlıyordu.

Yola çıktığımda trafik dünden biraz daha yoğundu. Kırmızı ışıkta beklerken önümdeki araçların arka arkaya sıralanışını izledim. Radyoda sakin bir şarkı çalıyordu. Bir elim direksiyondaydı, diğer elimse vitesin yanında duruyordu.

Dün sabah işe giderken aklımda tek bir soru vardı: Acaba yapabilecek miyim?

Bugünse aklımda daha somut şeyler vardı.

Takvim.

Dosyalar.

Toplantı odası.

Belge kayıtları.

Bir de Alperen Gökmen’in her ayrıntıyı fark eden bakışları…

Onu düşündüğümde hafifçe güldüm.

— Bugün beni şaşırtacak bir şey çıkmasın, yeter.

Sanki bu dileğimi duymuş gibi telefonumun araç ekranında bir bildirim belirdi. Trafik nedeniyle yolculuğumun birkaç dakika uzayacağı yazıyordu.

Derin bir nefes aldım.

— Tamam. Daha iş yerine gelmeden sabır sınavı başladı.

Müziğin sesini biraz yükselttim.

Yol boyunca kendimi dünkü hatalarımla değil, öğrendiklerimle motive etmeye çalıştım. Her şeyi bilmek zorunda değildim. Sorular sorabilir, not alabilir, gerektiğinde kontrol edebilirdim.

Bunu kendime birkaç kez hatırlattım.

İş yerimin bulunduğu plazaya yaklaştığımda saatime baktım. Sekizi on geçiyordu.

Dünkü gibi yine erken gelmiştim.

Aracımı otoparka bıraktım. Çantamı alıp dışarı çıktım. Plazanın girişine doğru yürürken ceketimin yakasını düzelttim. Cam kapıdan içeri girdiğimde güvenlik görevlisine günaydın dedim ve asansörlerin bulunduğu bölüme ilerledim.

Asansörün önünde birkaç kişi bekliyordu. Aralarından ikisi telefonlarından bir şeyler okuyor, diğeri elindeki kahve bardağını tutuyordu.

Ben de ajandamı çantamdan çıkarıp günün listesini kontrol ettim.

Asansör geldiğinde içeri girdim ve on ikinci kata bastım.

Kapılar kapanırken aynalı duvarda kendime son kez baktım.

Krem rengi bluzum, siyah ceketim, düzgün saçlarım…

Dışarıdan bakıldığında kendinden emin görünüyordum.

İçimdeyse hâlâ öğrenmesi gereken çok şey olan, ikinci iş gününe giden Eda vardı.

Ama artık bu durum beni eskisi kadar korkutmuyordu.

Asansör durdu.

Kapılar açıldı.

Hukuk bürosunun bulunduğu kata çıktığımda resepsiyondaki görevli bana gülümsedi.

— Günaydın, Eda Hanım.

— Günaydın.

Masama doğru yürüdüm. Çantamı bıraktım, bilgisayarımı açtım ve ajandamı klavyenin yanına yerleştirdim.

Saat sekizi yirmi geçiyordu.

Dünkü notlarımı açtım.

Önce takvim.

Sonra bekleyen evraklar.

Ardından toplantı odaları.

Kendime küçük bir kahve alıp bilgisayarın başına oturdum. Ekran açıldığında ilk iş olarak günlük takvimi görüntüledim.

Sabah dokuzda bir müvekkil görüşmesi vardı. Saat on birde şirketler hukuku ekibinin toplantısı görünüyordu. Öğleden sonra ise Alperen Gökmen’in iki dosya incelemesi bulunuyordu.

Takvimi kontrol ederken yeni bir bildirim geldi.

Bir duruşmanın saatinde değişiklik yapılmıştı.

Dün olsa önce ne yapacağımı düşünerek birkaç dakika kaybedebilirdim. Bugünse hemen dosya numarasını kontrol ettim, ilgili kaydı açtım ve değişikliği doğruladım. Ardından takvimdeki saati güncelledim ve ilgili kişilere bilgi verdim.

İşlem tamamlandığında omuzlarımdaki gerginlik biraz azaldı.

— Güzel, dedim kendi kendime. İlk iş tamam.

Tam o sırada koridordan ayak sesleri geldi.

Başımı kaldırdım.

Alperen Gökmen ofise giriyordu.

Her zamanki gibi kendinden emin adımlarla ilerledi. Uzun boyu, geniş omuzları ve düzenli görünümüyle bulunduğu ortamda hemen fark ediliyordu. Elinde telefonuyla bir mesajı kontrol etti, ardından bakışlarını bana çevirdi.

— Günaydın, Eda Hanım.

Ayağa kalktım.

— Günaydın, Alperen Bey.

Masama doğru yaklaştı.

— Bugünkü takvimi kontrol ettiniz mi?

— Evet. Sabah dokuzdaki müvekkil görüşmesi, on birdeki ekip toplantısı ve öğleden sonraki dosya incelemeleri takvimde görünüyor. Ayrıca bir duruşmanın saatinde değişiklik vardı. Kaydı güncelledim ve ilgili kişilere bildirdim.

Alperen Bey kısa bir an bilgisayar ekranıma baktı.

— Değişikliği kim bildirdi?

— Büro içi sistem üzerinden bildirim geldi. Dosya numarasını ve kaydı kontrol ettikten sonra güncelledim.

Başını hafifçe salladı.

— Güzel. Bugün bir de acil bir dosyayla ilgilenmeniz gerekebilir. Önce sabahki görüşmenin belgelerini hazırlayın. Ardından yanıma gelin.

— Elbette.

Odama değil, masama döndüğünde derin bir nefes verdim.

İkinci günün ilk sınavını geçmiş sayılırdım.

Ama Alperen Gökmen’in acil bir dosya derken neyi kastettiğini henüz bilmiyordum.

Ajandama yeni bir not ekledim ve çalışmaya başladım.

Daha sabahın başındaydık.

Ve ben artık yalnızca bu işe alışmaya değil, bu işte gerçekten iyi olmaya da niyetliydim.

Sabahki müvekkil görüşmesinin belgelerini hazırlamak için bilgisayarımın başına geçtim.

Alperen Gökmen’in odasından çıkarken söylediği son cümle aklımdaydı.

Acil bir dosya.

Bu iki kelimenin günün geri kalanında başıma ne işler açacağını henüz bilmiyordum.

Önce saat dokuzdaki görüşmenin bilgilerini açtım. Müvekkil, büyük bir üretim şirketinin yöneticisiydi. Görüşmenin konusu, şirketin tedarik sözleşmesiyle ilgili yaşadığı bir anlaşmazlıktı. Dosyada ana sözleşme, ek protokoller, karşı tarafla yapılan yazışmalar ve önceki toplantılara ait notlar bulunuyordu.

Belgeleri tek tek kontrol ettim.

Sözleşmenin güncel sürümünü buldum. Önceki taslakları da dosyada tutulduğu için yanlışlıkla eski bir metni hazırlıklara eklememek adına tarihlerini karşılaştırdım. Ardından toplantı gündemini açıp hangi belgelerin görüşmede kullanılacağını belirledim.

Dün öğrendiğim bir şeyi özellikle hatırladım: Bir belgenin dosyada bulunması, o belgenin her toplantıda kullanılacağı anlamına gelmiyordu.

Bu nedenle gündemde yer almayan evrakları ayrı bıraktım.

Toplantı odasına gittiğimde masayı hazırladım. Katılımcı sayısını kontrol ettim, dosyaları yerleştirdim ve ekrandaki sunum bağlantısını denedim. Son olarak odanın rezervasyon saatini kontrol ettim.

Her şey hazırdı.

Masama döndüğümde saat sekizi kırk beş geçiyordu.

Alperen Bey’in odasının kapısı açıktı. İçeride telefonla konuşuyordu. Sesi netti ama ne söylediğini anlayamayacağım kadar uzaktaydım.

Kendi işlerime döndüm.

Birkaç dakika sonra Derya Hanım yanıma geldi.

— Sabah görüşmesinin dosyalarını sen mi hazırladın?

— Evet. Bir eksik var mı?

— Hayır, merak ettim sadece. Alperen Bey toplantı öncesinde dosyaları kendisi de kontrol eder. Bir şey sorarsa şaşırma.

Gülümsedim.

— Artık alışmaya başladım.

— İkinci günde mi?

— Alışmak demeyelim de, neyle karşılaşabileceğimi az çok tahmin ediyorum.

Derya Hanım güldü.

— İşte, bu daha doğru.

Saat dokuz olduğunda müvekkil geldi. Resepsiyondan haber verilince kendisini karşıladım ve toplantı odasına yönlendirdim. Ardından Alperen Bey’e bilgi verdim.

Görüşme başladıktan sonra odadan çıktım. Toplantının içeriğine müdahil olmam gerekmiyordu. Benim görevim, belgelerin hazır bulunmasını ve toplantının planlandığı şekilde yürütülmesini sağlamaktı.

Masama döndüm.

Ekranımda bekleyen e-postaları kontrol ederken toplantı odasının kapısı açıldı. Bir çalışan içeriden çıkıp yanıma geldi.

— Eda Hanım, Alperen Bey toplantı gündemindeki bir belgeyi istiyor.

Hemen ayağa kalktım.

— Hangi belge?

Belgenin adını söyledi.

Dosya sisteminde arama yaptım, doğru sürümü buldum ve kayıt numarasını kontrol ettim. Ardından belgeyi toplantı odasına götürdüm.

Kapıyı hafifçe çaldım.

Alperen Bey başını kaldırdı.

— Buyurun.

Belgeyi kendisine uzattım.

— İstediğiniz belge burada, Alperen Bey. Güncel sürümünü kontrol ettim.

Belgeyi aldı.

— Teşekkür ederim.

O kadar.

Ama masama dönerken yüzümde küçük bir gülümseme vardı.

Alperen Gökmen’den teşekkür almak, sabah kahvemi şekersiz içmeyi başarmak kadar küçük ama şaşırtıcı bir olaydı.

Saat ona doğru toplantı sona erdi.

Alperen Bey odasına geçtiğinde beni çağırdı.

Kapıyı çalıp içeri girdim.

— Buyurun, Alperen Bey.

Masasının üzerindeki dosyayı işaret etti.

— Eda Hanım, şimdi size bir dosya vereceğim. Öğleden sonraki incelememizden önce bazı belgelerin tamamlanması gerekiyor.

Dosyayı önüme çekti.

— Şirketin son gönderdiği evraklar bunlar. Önce kayıtları kontrol edin. Hangi belgelerin geldiğini, hangilerinin hâlâ beklediğini belirleyin. Sonra ilgili kişilere ulaşın.

Dosyayı açtım.

— Son tarih bugün mü?

— Bazı belgeler için evet. Ancak önce neyin eksik olduğunu netleştirin. Bir belgeyi yalnızca size gönderilmediği için eksik kabul etmeyin.

Not defterimi açtım.

— Önce sistem kayıtlarını, sonra e-postaları kontrol edeceğim. Ardından ilgili departmanla iletişime geçeceğim.

Alperen Bey bana baktı.

— Güzel. Bir de şunu unutmayın: Sizden hukuki yorum yapmanızı istemiyorum. Belgelerin durumunu tespit edeceksiniz. Hukuki değerlendirmeyi avukatlar yapacak.

— Anladım.

Dosyayı alıp masama döndüm.

İlk bakışta iş kolay görünüyordu. Ancak dosyayı açtığımda farklı tarihlerde gönderilmiş e-postalar, ek belgeler ve birkaç ayrı kayıt numarasıyla karşılaştım.

Bir süre sonra sorunun ne olduğunu fark ettim.

Şirketin gönderdiği belgelerden biri, sistemde farklı bir dosya numarasıyla kayıtlıydı. Bir başka belgeyse e-postayla gönderilmişti ama henüz sisteme işlenmemişti.

Önce ilk belgenin kayıt geçmişini açtım. Tarihi ve göndereni kontrol ettim. Belgenin doğru dosyayla bağlantılı olup olmadığını anlamak için ilgili yazışmaları karşılaştırdım.

Bağlantı kuvvetli görünüyordu ama emin değildim.

Dün öğrendiğim kuralı hatırladım.

Emin olmadığın konuda tahmin yürütme.

Belgeyi kendim taşımadım. Bunun yerine kayıt numarasını ve karşılaştığım durumu not ettim.

Ardından ikinci belgeye geçtim. Gönderilen e-postanın ekini kontrol ettim, belgenin imza durumunu ve tarihini kaydettim. Sistemde henüz bulunmadığını doğruladım.

Saat on biri on geçiyordu.

Alperen Bey’in istediği listeyi hazırlamak için önümde yeterince bilgi vardı ama iki kaydın durumunu kesinleştirmem gerekiyordu.

İlgili departmanın telefon numarasını bulup aradım.

— Merhaba, ben hukuk bürosundan Eda. Size gönderilen evraklarla ilgili iki kaydı doğrulamak istiyorum.

Karşımdaki çalışan bilgileri kontrol edeceğini söyledi.

Dosya numarasını ve belge tarihini ilettim. Birkaç dakika bekledikten sonra geri döndü.

İlk belgenin yanlış dosya numarasıyla kaydedildiğini doğruladı. İkinci belgenin ise gönderildiğini, fakat sistem aktarımında gecikme yaşandığını belirtti.

Teşekkür edip görüşmeyi sonlandırdım.

Sonra iki kaydı da notlarıma ekledim.

Bir belge yanlış numarayla kaydedilmişti.

Diğeri gönderilmişti ama henüz sisteme aktarılmamıştı.

İkisi de ilk bakışta eksik görünüyordu. Oysa durumları birbirinden tamamen farklıydı.

Bu ayrımı fark etmiş olmak içimi rahatlattı.

Listeyi tamamlayıp Alperen Bey’e e-posta gönderdim. Mesajımda belgelerin durumlarını ayrı ayrı belirttim ve hangi bilgileri doğruladığımı açıkladım.

Birkaç dakika sonra odasından çıktı.

— Eda Hanım, benimle gelir misiniz?

Ayağa kalktım.

— Tabii.

Elinde dosyayla toplantı odasına doğru yürüdü. Ben de yanına geçtim.

— Hazırladığınız listeyi inceledim. Yanlış kayıtla sistem aktarımındaki gecikmeyi ayrı ayrı belirtmeniz doğru olmuş.

İçimde bir rahatlama hissettim.

— İkisini de doğrulamak için ilgili departmanla görüştüm.

— Gördüm. Şimdi şu iki belgenin güncel durumunu dosya sorumlusuna da bildirin. Ancak kayıtlarda değişiklik yapmadan önce onay alın.

— Tamamdır.

Bir an durdu.

— Bir de Eda Hanım…

— Efendim?

— Bir sorunla karşılaştığınızda hemen çözmeye çalışmanız iyi. Ama doğru çözüm, her zaman en hızlı yapılan çözüm değildir.

Başımı salladım.

— Anladım.

— Devam edin.

Masama dönerken söylediklerini düşündüm.

İşin yalnızca belgeleri sıralamaktan ibaret olmadığını her geçen saat daha iyi anlıyordum. Bir dosyada yapılan küçük bir işlem, başka bir kişinin çalışmasını etkileyebilirdi. Bu yüzden yalnızca hızlı olmak yetmiyordu; ne yaptığını bilmek de gerekiyordu.

Ve ben bunu öğreniyordum.

Öğle arasına çıkmadan önce Emir’e mesaj attım.

Ben: Bugün önemli bir gelişme var.

Cevabı hemen geldi.

Emir: Patronun sana gülümsedi mi?

Gülerek başımı iki yana salladım.

Ben: Hayır ama hazırladığım listeyi beğendi.

Emir: Bence bu daha büyük bir gelişme.

Ben: İki belgenin neden eksik göründüğünü buldum. Biri yanlış dosya numarasıyla kaydedilmiş, diğeri de sisteme aktarılmamış.

Emir: Eda, sen işe ikinci gününde dedektif gibi çalışıyorsun.

Ben: Abartma.

Emir: Abartmıyorum. Dün ilk günün nasıl geçtiğini anlatıyordun, bugün sorunları kendin çözüyorsun.

Mesajını okuyunca gülümsedim.

Bazen insanın yaptığı işin fark edilmesine ihtiyacı oluyordu. Hele yeni başladığı bir yerde, henüz kendine güveni tam oturmamışken…

Ben: Akşam sana daha ayrıntılı anlatırım.

Emir: Tamam. Şimdi yemeğini ye. Bir de kahveyle geçiştirme.

Ben: Sen ne zaman bu kadar kontrolcü oldun?

Emir: Ben değilim. Annenle aynı fikirdeyim.

Kahkaha attım.

Telefonumu bıraktım ve öğle yemeğine çıktım.

Bugün henüz bitmemişti.

Ama sabah evden çıkarken hissettiğim gerginlik, yerini yavaş yavaş başka bir duyguya bırakıyordu.

Kendime güvenmeye başlıyordum.

Hem de birinin bana sürekli yapabileceğimi söylemesi sayesinde değil.

Yaptıklarımın karşılığını gördüğüm için.

————————————————————————

Öğle yemeğimi bitirip ofise döndüğümde saat biri geçmişti.

Asansörden çıkarken çantamın askısını omzuma yerleştirdim. Koridor her zamanki gibi sakindi. Cam bölmelerin arkasındaki odalarda çalışanlar bilgisayarlarının başındaydı. Resepsiyondaki telefon çalıyor, yazıcıdan arada bir kâğıt sesleri geliyordu.

Masama oturup bilgisayarımı açtım.

İlk işim, sabah ilgilendiğim dosyaya dönmek oldu. İlgili departmana gönderdiğim bilgilendirme e-postasının yanıtını kontrol ettim. Henüz bir dönüş yoktu.

Beklerken başka işlerimi tamamlamaya karar verdim.

Alperen Gökmen’in öğleden sonraki programını açtım. Saat üçte bir dosya incelemesi, dörtte ise kısa bir ekip görüşmesi görünüyordu. Toplantı odasının rezervasyonunu kontrol ettim. Ardından ilgili dosyaların sistemdeki yerlerini doğruladım.

Her şey normal görünüyordu.

Ta ki saat bir buçuğa kadar.

Telefonum çaldı.

Arayan, hukuk bürosunun iç hattıydı.

— Eda Hanım, Alperen Bey sizi odasında bekliyor.

— Hemen geliyorum.

Ajandamı alıp ayağa kalktım. Alperen Bey’in odasının kapısını çaldım.

— Girin.

İçeri girdiğimde masasında birkaç belgeyi yan yana koymuş, bilgisayar ekranına bakıyordu.

— Oturun, Eda Hanım.

Karşısındaki sandalyeye oturdum.

Önündeki dosyayı bana doğru çevirdi.

— Bu dosyayla ilgili bugün yeni bir gelişme var. Müvekkil şirket, karşı taraftan gelen bir bildirimi az önce iletti. Dosyanın öğleden sonraki incelemesini buna göre hazırlamamız gerekiyor.

Belgeyi dikkatlice inceledim.

— Bu yeni gelen bildirim mi?

— Evet. E-postayla gönderildi. Ekinde de birkaç belge var.

Bilgisayar ekranında bir e-posta açıktı. Alperen Bey fareyi kullanarak ekleri gösterdi.

— Öncelikle bunların tamamının bize ulaşıp ulaşmadığını kontrol edin. Sonra önceki yazışmalarla karşılaştırın. Dosya sorumlusuna da bilgi verin. Ben hukuki değerlendirmeyi yapacağım.

Başımı salladım.

— Ne zamana kadar hazırlamam gerekiyor?

— Saat üçte dosyayı inceleyeceğiz. O zamana kadar elimizde ne olduğunu netleştirmeliyiz.

Saatime baktım.

Bir buçuk saatten biraz fazla zamanım vardı.

— Tamamdır.

Dosyayı alıp odadan çıktım.

Masama oturduğumda derin bir nefes aldım. Yeni gelen belgeler, sabah üzerinde çalıştığım dosyayla bağlantılıydı. Bu kez yalnızca evrakları sıralamam değil, önceki kayıtlarla karşılaştırmam da gerekiyordu.

Önce e-postayı açtım.

Gönderenin adresini kontrol ettim. Ardından konu başlığını ve gönderim tarihini not aldım. Ekleri tek tek indirmeden önce dosya isimlerini kaydettim ve sistemde aynı isimle daha önce kayıtlı bir belge olup olmadığını araştırdım.

Üç ek vardı.

İlk belge sistemde mevcuttu.

İkinci belgenin eski bir sürümü bulunuyordu.

Üçüncü belgeyse hiç görünmüyordu.

Not defterimi açıp bunları ayrı ayrı yazdım.

Sonra ikinci belgenin iki sürümünü karşılaştırdım. Tarihleri farklıydı. Yeni gönderilen belgenin üzerinde daha güncel bir tarih bulunuyordu ama yalnızca buna bakarak eski belgenin yerine kullanılacağına karar veremezdim.

Bu nedenle iki sürümü de ayrı ayrı işaretledim.

Üçüncü belge içinse sistemde arama yaptım. Önce dosya numarasıyla, ardından belge adıyla aradım. Sonuç çıkmadı.

Sabah yaşadığım durumu hatırladım. Bir belgenin sistemde bulunmaması, onun hiç gönderilmediği anlamına gelmiyordu.

E-postanın ekini tekrar kontrol ettim.

Belge gerçekten gönderilmişti.

Ancak kayıt sisteminde görünmüyordu.

Bunu da listeme ekledim.

Saat ikiye on vardı.

Şimdi dosya sorumlusuyla görüşmem gerekiyordu.

İlgili avukatı aradım. Kendimi tanıttıktan sonra yeni gelen e-postayı ve ekleri doğrulamak istediğimi söyledim.

— Evet, o yazışmayı gördüm, dedi. Ama eklerden biri bana ulaşmamış olabilir.

— E-postada üç ek görünüyor. İkisiyle ilgili kayıt bulabildim, üçüncü belge sistemde görünmüyor.

— Belge adını söyler misiniz?

Belge adını ve gönderim tarihini paylaştım.

Kısa bir sessizlik oldu.

— Tamam, anladım. O belgeyi daha önce görmemiştim. Bana da iletebilir misiniz? Önce içeriğini kontrol etmem gerekiyor.

— Elbette. Size göndermeden önce dosya numarasını ve alıcı bilgilerini doğrulayacağım.

Görüşmeyi bitirdikten sonra e-postanın alıcılarını kontrol ettim. Belgeyi yalnızca dosyayla yetkili olarak ilgilenen kişiye göndereceğimden emin oldum. Ardından ilgili yazışmayı iletip Alperen Bey’e de bilgi verdim.

Artık dosyanın durumu daha netti.

Ancak yeni belgeyi sisteme kaydetmek için henüz onay almamıştım.

Bu nedenle bekledim.

Birkaç dakika sonra dosya sorumlusundan yanıt geldi. Belgenin dosyayla ilgili olduğunu doğrulamış, kayıt işleminin yapılabileceğini bildirmişti.

Belgeyi uygun dosyaya ekledim ve kayıt numarasını not ettim.

Ardından hazırladığım listeyi güncelledim.

İlk kez, bir işi bitirdiğimde yalnızca tamamlanmış olmasına değil, hangi adımlardan geçerek tamamlandığına da dikkat ediyordum.

Saat iki buçuğa doğru listeyi son kez kontrol ettim.

Tam e-postayı Alperen Bey’e gönderecekken masamın yanında bir gölge belirdi.

Başımı kaldırdım.

Alperen Bey.

— Durum nedir?

— Üç ekin tamamını kontrol ettim. İlk belge sistemde mevcut. İkinci belgenin eski ve yeni sürümleri var; ikisini ayrı ayrı belirttim. Üçüncü belge daha önce kaydedilmemişti. Dosya sorumlusuyla görüştüm, yetki ve dosya bağlantısını doğruladıktan sonra kaydettim.

Alperen Bey elindeki dosyayı masama bıraktı.

— Listeyi görebilir miyim?

Ekranı ona çevirdim.

Hazırladığım tabloya baktı. Her belgenin yanında tarih, kaynak, kayıt durumu ve yaptığım işlem yer alıyordu.

Bir süre hiçbir şey söylemedi.

Bu sessizlikte kendimi açıklamak için acele etmemeye karar verdim.

Sonunda ekrandan gözlerini kaldırdı.

— Yeni sürümün neden gönderildiğini biliyor musunuz?

— Hayır. İki sürüm arasındaki farkı not ettim ama içeriği hakkında hukuki bir değerlendirme yapmadım.

— Doğru. Bunu ben inceleyeceğim.

Ekrana yeniden baktı.

— Liste anlaşılır olmuş. Özellikle hangi işlemi ne zaman yaptığınızı belirtmeniz iyi.

Gülümsedim.

— Teşekkür ederim.

— Şimdi bu dosyanın bir kopyasını hazırlayın. Üçteki inceleme için gerekli belgeleri de toplantı odasına götürün.

— Tamamdır.

Alperen Bey uzaklaştı.

Ben de hemen işe koyuldum.

Belgeleri sıraladım, güncel kayıt numaralarını kontrol ettim ve dosyanın kopyasını hazırladım. Ardından toplantı odasına geçip gerekli evrakları yerleştirdim.

Saat üçe beş kala her şey hazırdı.

Masama döndüğümde Derya Hanım bana baktı.

— Bugün epey hareketli geçti galiba.

— Biraz.

— Alperen Bey’in acil dosyası mı?

Başımı salladım.

— Evet. Son anda yeni belgeler geldi.

Derya Hanım gülümsedi.

— İşte hukuk bürosunda günler bazen böyle geçer. Sabah yaptığın plan öğlene kadar üç kez değişebilir.

— Bunu yavaş yavaş öğreniyorum.

— Senin için iyi bir deneyim olacak.

Gülümsedim.

— Umarım.

Saat üçte dosya incelemesi başladı.

Ben toplantı odasının dışında bekliyordum. İçeride Alperen Bey ve dosyayla ilgilenen avukatlar vardı. Benden yeni gelen belgeler gerektiğinde hazır olmam istenmişti.

Bir süre sonra kapı açıldı.

Alperen Bey dışarı çıktı.

— Eda Hanım, güncel sözleşmenin ikinci nüshasını getirebilir misiniz?

— Hemen.

Dosya sisteminden doğru kaydı açtım. Belge numarasını kontrol ettim ve sözleşmenin güncel sürümünü buldum. Ardından toplantı odasına götürdüm.

Alperen Bey belgeyi aldıktan sonra bana baktı.

— Teşekkür ederim.

Masama döndüm.

Yaklaşık on dakika sonra yeniden çağrıldım. Bu kez toplantı odasındaki katılımcı sayısı değişmişti ve bir belge daha isteniyordu.

İstenen evrakı hazırlayıp götürdüm.

Her seferinde aynı işlemleri tekrarlıyordum: doğru dosya, doğru kayıt, doğru sürüm.

Artık bunlar bana daha doğal gelmeye başlamıştı.

Saat dörde doğru toplantı sona erdi.

Alperen Bey odasına döndü. Birkaç dakika sonra iç hattımdan aradı.

— Eda Hanım, bir dakikanız var mı?

— Var, Alperen Bey.

Odasına gittim.

Masasının üzerinde sabah hazırladığım listeyle öğleden sonraki dosyanın belgeleri duruyordu.

— Bugün iyi iş çıkardınız, dedi.

Bu kez şaşkınlığımı gizleyemedim.

— Teşekkür ederim.

— Özellikle belgeyi kendiniz yorumlamaya çalışmamanız ve kayıt işlemini doğrulama sonrasında yapmanız önemliydi. Bu tür işlerde dikkatli olmak zorundasınız.

— Anladım.

— Hızınız da gelişiyor. Ama bunu korumak için kendinize bir düzen oluşturmanız gerekiyor.

Başımı salladım.

— Günlük kontrol listesi hazırlamaya başladım.

— Güzel. Yarın sabah onu da birlikte gözden geçiririz.

Bir an duraksadım.

— Birlikte mi?

Alperen Bey bana baktı.

— Evet. Eksik veya gereksiz bir adım varsa düzeltiriz. Böylece her seferinde aynı şeyleri yeniden düşünmek zorunda kalmazsınız.

İçimden rahat bir nefes aldım.

Demek ki yalnızca eleştirmiyordu. Doğru bir çalışma sistemi kurmam için yol da gösteriyordu.

— Çok iyi olur. Teşekkür ederim.

Alperen Bey dosyalarını toparladı.

— Şimdilik işiniz bitti. Çıkmadan önce yarının takvimini kontrol edin.

— Elbette.

Odasından çıktığımda yüzümde istemsiz bir gülümseme vardı.

İkinci günümün başında bu kadar çok şey öğreneceğimi düşünmemiştim.

Saat beşe doğru işlerimi toparlamaya başladım.

Gün içinde gelen e-postaları kontrol ettim. Bekleyen belgelerin durumunu güncelledim. Öğleden sonra tamamladığım dosyanın kayıt numarasını ajandama yazdım ve yarın takip etmem gereken konuları ayrı bir başlık altında topladım.

Ardından Alperen Bey’in yarınki takvimini açtım.

Sabah dokuzda müvekkil görüşmesi vardı. On birde ekip toplantısı yapılacaktı. Öğleden sonra iki dosyanın incelenmesi planlanmıştı.

Toplantı odalarının rezervasyonlarını kontrol ettim.

Sonra duruşma takvimine baktım.

Her şey tutarlı görünüyordu.

Bilgisayarı kapatmadan önce son kez kontrol ettim. Ardından çantamı alıp Derya Hanım’a veda ettim.

— İyi akşamlar.

— İyi akşamlar Eda. Yarın görüşürüz.

Asansöre yürürken telefonumu çıkardım.

Emir’den mesaj gelmişti.

Emir: İşin bitti mi?

Ben: Bitti sayılır. Şimdi çıkıyorum.

Emir: Bugünün puanı kaç?

Gülümseyerek cevap yazdım.

Ben: On üzerinden yedi.

Emir: Neden on değil?

Ben: Çünkü hâlâ öğreniyorum.

Emir: O zaman yedi iyi bir puan.

Asansörün kapıları açıldı. İçeri girdim.

Ben: Bugün iki farklı dosyayla uğraştım. Yeni belgeler geldi, kayıtları kontrol ettim, ilgili kişilerle görüştüm. Bir de patronum iyi iş çıkardığımı söyledi.

Emir’in cevabı hemen geldi.

Emir: Bak sen. İkinci gününde patronundan övgü alıyorsun.

Ben: Çok abartma, yarın yine eleştirebilir.

Emir: Eleştirse de bugün yaptıklarını değiştirmez.

Mesajı okurken gülümsedim.

Ben: Akşam konuşalım mı?

Emir: Tabii. Seni ararım.

Asansörden çıkıp otoparka yürüdüm.

Arabaya bindiğimde bir süre çalıştırmadan oturdum. Günün yorgunluğu şimdi kendini hissettiriyordu. Omuzlarımı geriye atıp derin bir nefes aldım.

İlk gün eve dönerken sürekli yanlış yapmaktan korktuğumu düşünmüştüm.

Bugünse yaptığım işleri tek tek hatırlıyordum.

Kontrol ettiğim belgeleri, doğruladığım kayıtları, sorduğum soruları…

Hepsini kendi çabamla yapmıştım.

Motoru çalıştırdım.

Eve giderken aklımda tek bir şey vardı:

Yarın daha iyisini yapabilirim.

Eve vardığımda annem mutfakta akşam yemeği hazırlıyordu.

Kapıdan girer girmez seslendi:

— Geldin mi kızım?

— Geldim anne.

Çantamı bıraktım ve mutfağa geçtim.

Annem beni görünce gülümsedi.

— Bugün yüzün daha iyi.

— Çünkü bugün gerçekten daha iyiydi.

— Anlat bakalım.

Sandalyeye oturdum. O da yemek hazırlarken beni dinlemeye başladı.

Sabahki dosyalardan, yanlış kayıt numarasından, son anda gelen belgelerden ve toplantı sırasında hazırlamam gereken evraklardan bahsettim.

Annem arada sorular soruyor, bazen de gülümseyerek başını sallıyordu.

— Peki patronun?

— Bugün iyi iş çıkardığımı söyledi.

Annemin yüzü aydınlandı.

— Aferin sana!

Gülümsedim.

— Ama yarın yine zorlayacak, eminim.

— Zorlasın. Sen de öğrenmeye devam et. Yeter ki kendine haksızlık etme.

Başımı salladım.

Yemekten sonra odama çıktım. Üzerimi değiştirip saçlarımı topladım. Ardından ajandamı açarak günün notlarını düzenledim.

Yarın sabah kontrol etmem gerekenleri yazdım.

En alta da kendime küçük bir not ekledim:

Her şeyi ilk seferde bilmek zorunda değilsin. Ama öğrendiğin şeyi bir sonraki sefer daha iyi yapabilirsin.

Telefonum çaldı.

Emir arıyordu.

Gülümseyerek açtım.

— Alo?

— İyi akşamlar, çalışan hanım.

— İyi akşamlar.

— Anlat bakalım. Bugün nasıldı?

Yatağıma oturup yastığımı arkama yerleştirdim.

— Uzun bir gündü. Ama güzel geçti.

— En çok neye sevindin?

Biraz düşündüm.

— Bir sorunla karşılaştığımda hemen paniklemedim. Önce kontrol ettim, sonra ilgili kişiye sordum. Her şeyi kendim çözmeye çalışmadım ama işi de başkasına bırakmadım.

Emir’in sesi yumuşadı.

— Bence bugün kendinle gurur duyman gereken şey bu.

Gülümsedim.

— Sen de hep doğru şeyi söylüyorsun.

— Her zaman değil. Ama seni dinliyorum.

Bir an sustum.

Bazen insanın ihtiyacı olan şey tam da buydu. Birinin onun yerine karar vermesi ya da bütün sorunlarını çözmesi değil…

Yaptıklarını anlatabileceği, kendisini açıklamak zorunda kalmadan anlaşılabildiği birinin olması.

— Emir?

— Efendim?

— Bugün seni aramak istedim. Çünkü güzel bir şey olduğunda ilk sana anlatmak geldi içimden.

Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Emir gülümsediğini sesinden anlayabileceğim bir tonla konuştu.

— Buna sevindim.

Ben de gülümsedim.

— Yarın da anlatırım belki.

— Ben dinlerim.

Bir süre daha konuştuk. Günümüzden, hafta sonu yapabileceklerimizden ve benim iş düzenime alışmamdan bahsettik.

Telefonu kapattığımda saat ilerlemişti.

Ajandamı kapatıp komodinin üzerine bıraktım.

Yarın üçüncü iş günümdü.

Alperen Gökmen’in karşısına daha hazırlıklı çıkacaktım. Hâlâ öğreneceğim çok şey vardı ama artık bu beni korkutmuyordu.

Çünkü ikinci günün sonunda şunu anlamıştım:

Kendine güvenmek, hiç hata yapmayacağını düşünmek değildi.

Bir sorun çıktığında durup düşünebileceğini, gerektiğinde yardım isteyebileceğini ve her gün biraz daha gelişebileceğini bilmekti.

Işığı kapattım.

Yüzümde küçük bir gülümsemeyle gözlerimi kapatırken yarını düşündüm.

Bu kez aklımdan Acaba yapabilecek miyim? sorusu geçmedi.

Onun yerine kendime şunu söyledim:

Yarın da deneyeceğim.

Ve bu kez biraz daha iyi olacağım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.