Sabah alarmım çaldığında gözlerimi açar açmaz bugün işe başlayacağımı hatırladım.
Bir süre tavana baktım.
İlk iş günüm.
Üstelik sıradan bir ofiste değil, büyük bir hukuk bürosunda yönetici asistanı olarak çalışacaktım. Görüşmede pozisyonun sorumluluklarından bahsetmişlerdi ama işin içine girdiğimde nelerle karşılaşacağımı henüz bilmiyordum.
Yataktan kalkıp bir gece önce hazırladığım kıyafetlerime baktım. Siyah kumaş pantolon, açık mavi gömlek ve siyah blazer ceketimi giyecektim. Hem profesyonel görünmek hem de kendimi rahat hissetmek istiyordum.
Hazırlanırken telefonum titredi.
Emir: Günaydın. İlk iş günün için hazır mısın?
Ben: Fiziksel olarak evet. Ruhsal olarak henüz değerlendirme aşamasındayım.
Emir: O kadar kötü mü?
Ben: Ya bir şeyi yanlış yaparsam?
Emir: O zaman düzeltirsin. İlk gününde her şeyi bilmeni kimse beklememeli.
Ben: Umarım patronum da senin gibi düşünüyordur.
Emir: Umarım. Ama düşünmüyorsa da sakin kalıp işini öğrenirsin. Sen bu işi istedin, Eda. Kendine bir şans ver.
Mesajını okuduktan sonra gülümsedim.
Ben: Akşam sana her şeyi anlatacağım.
Emir: Anlaştık. Şimdi hazırlan, geç kalma.
Telefonu bıraktım.
— Tamam Eda, dedim aynadaki yansımama. — Bugün kendimizi rezil etmiyoruz.
Birkaç saniye düşündüm.
— Mümkünse.
Sonra kendi kendime gülerek odadan çıktım.
Mutfakta annem kahvaltıyı hazırlıyordu. Babam masada çayını içiyordu.
Annem beni görünce gülümsedi.
— Maşallah, pek şık olmuşsun.
— Anne, daha ilk günden abartılı görünmek istemiyorum.
— Abartılı değilsin. Gayet güzel olmuşsun.
Babam gazeteyi masaya bıraktı.
— Kaçta başlıyorsun?
— Dokuzda. Sekiz buçuk gibi orada olurum.
— Güzel. İşe erken gitmek iyidir ama her gün kendini tüketmek zorunda değilsin.
Sandalyeye oturup kahvaltımı yaptım. Annem çantama koyduğum belgeleri iki kez kontrol ettiğimi görünce gülmeye başladı.
— Kızım, işe gidiyorsun. Sınava girmiyorsun.
— Bazen ikisi aynı şeymiş gibi geliyor.
Babam gülümsedi.
— İlk gün heyecanı. Geçer.
Kahvaltıdan sonra annem kapıya kadar benimle geldi.
— Kendine güven. Bir de anlamadığın bir şey olursa sormaktan çekinme.
— Tamam anne.
Babam da arkamdan seslendi.
— Akşam anlatırsın nasıl geçtiğini.
Başımı sallayıp evden çıktım.
Bugün yeni bir başlangıç yapacaktım. Bunu düşünmek bile içimi heyecanla dolduruyordu.
Hukuk bürosunun bulunduğu binaya vardığımda saat sekizi yirmi beş geçiyordu.
Bina, şehrin iş merkezlerinden birinde bulunan modern bir plazanın üst katlarındaydı. Girişteki tabelada büronun adı, altında da ortaklarının isimleri yazıyordu. Güvenlikten geçip asansöre bindim.
Kapılar on ikinci katta açıldığında karşıma geniş, aydınlık bir koridor çıktı. Cam bölmelerin arkasında toplantı odaları vardı. Duvarlarda hukuk alanındaki başarıları ve büro ortaklarının katıldığı etkinliklerden fotoğraflar asılıydı.
Resepsiyondaki kadın başını kaldırdı.
— Günaydın, buyurun.
— Günaydın. Ben Eda. Bugün yönetici asistanı olarak başlayacağım.
Kadın gülümsedi.
— Hoş geldiniz, Eda Hanım. İnsan Kaynakları’ndan Selin Hanım sizi bekliyor. Şu koridorun sonundaki toplantı odasına geçebilirsiniz.
Teşekkür edip gösterdiği yere ilerledim.
Selin Hanım beni karşıladı. Otuzlu yaşlarında, güler yüzlü bir kadındı. Kısa bir tanışmanın ardından bana büroyla ilgili bilgi vermeye başladı.
— Büromuz ağırlıklı olarak ticaret hukuku, şirketler hukuku, iş hukuku ve sözleşmeler alanında çalışıyor. Ayrıca devam eden davalarımız ve danışmanlık verdiğimiz kurumsal müvekkillerimiz var. Siz, yönetici avukatımızın asistanı olacaksınız.
Önüme bir dosya koydu.
— Görevleriniz yalnızca telefonlara cevap vermek ve randevu düzenlemekten ibaret olmayacak. Günlük takvim, müvekkil görüşmeleri, duruşma tarihleri, toplantı organizasyonu, gelen evrakların kaydı ve dosyaların düzenlenmesi de sizin sorumluluğunuzda olacak.
Dosyayı açıp not almaya başladım.
— Duruşma tarihlerini de ben mi takip edeceğim?
— Evet, ancak tek başınıza hukuki değerlendirme yapmanız beklenmiyor. Tarihler ve görevler, sorumlu avukatların onayıyla sisteme işlenir. Sizin göreviniz kayıtların doğru tutulması, hatırlatmaların zamanında yapılması ve ilgili kişilerin bilgilendirilmesi.
Başımı salladım.
Selin Hanım bilgisayar ekranını gösterdi.
— Her müvekkilin ayrı bir dosya numarası var. Evrakları doğru dosyaya kaydetmeniz gerekiyor. Bir belgenin yanlış dosyaya eklenmesi ciddi sorun yaratabilir. Gelen evrakın tarihini, gönderen kişiyi ve hangi dosyayla ilgili olduğunu kaydediyoruz.
Ardından gizlilik konusuna geçti.
— Müvekkil bilgileri, sözleşmeler, dava belgeleri ve büro içi yazışmalar kesinlikle yetkisiz kişilerle paylaşılmaz. Telefonda arayan biri kendisini müvekkil olarak tanıtsa bile gerekli doğrulamayı yapmadan dosya bilgisi veremezsiniz.
— Anladım.
— Bir de önemli bir nokta var. Avukat olmadığınız için hukuki görüş bildirmeyeceksiniz. Bir müvekkil size davanın ne zaman sonuçlanacağını ya da kazanılıp kazanılmayacağını sorarsa tahminde bulunmak yerine ilgili avukata yönlendireceksiniz.
Bunları not defterime yazdım.
İşin yalnızca düzenli olmakla bitmediğini artık daha iyi anlıyordum. Dikkat, gizlilik ve doğru iletişim en az hız kadar önemliydi.
Selin Hanım son belgeyi de uzattı.
— Şimdi sizi ofisinize götüreyim. Yönetici avukatımızla tanışacaksınız.
İçimden derin bir nefes aldım.
İşte geliyordu.
Yönetici avukatın odasına giden koridor diğer bölümlerden daha sakindi. Kapının yanında adı yazıyordu:
Avukat Alperen Gökmen — Yönetici Ortak
Selin Hanım kapıyı çaldı.
— Gelin.
İçeri girdiğimizde masanın arkasında duran adam başını kaldırdı.
İlk fark ettiğim şey boyuydu. Uzundu. Açık sarı saçları düzgünce taranmış, yeşil gözleri dikkat çekiciydi. Üzerinde beyaz gömlek ve koyu renk pantolon vardı; kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Geniş omuzları ve fit görünümüyle takım elbise giymese bile oldukça ciddi bir havası vardı.
Masasının üzerinde kalın dosyalar, açık bir dizüstü bilgisayar ve birkaç not kâğıdı bulunuyordu. Telefonu çalıyordu. Önce aramayı cevapladı, kısa bir konuşmanın ardından kapattı.
Sonra bize döndü.
— Evet?
Selin Hanım beni tanıttı.
Alperen Bey yeni asistanımız Eda Hanım. Bugün başladı. Gerekli bilgilendirmeleri yaptım.
Alperen Bey bana baktı.
— Günaydın, Eda Hanım.
— Günaydın. Memnun oldum.
Elimi sıktıktan sonra masasına döndü.
— Daha önce hukuk bürosunda çalıştınız mı?
— Evet staj dönemimden deneyimim var. Bu alanda öğrenmem gereken çok şey olduğununda farkındayım.
— Güzel. O zaman baştan başlayalım. Burada bir işi yapmış olmak yetmez; neden ve nasıl yaptığınızı da bilmeniz gerekir.
Başımı salladım.
Alperen Bey saatine baktı.
— Saat sekiz kırk. Dokuzda bir müvekkil toplantım var. Toplantı dosyası hazır mı?
Bir an duraksadım.
— Henüz görmedim, Alperen Bey.
— O hâlde bulun.
Selin Hanım bana yardım etmek üzere bir şey söyleyecek gibi oldu ama Alperen Bey devam etti.
— Selin Hanım, sistem erişimlerini tamamlayın. Eda Hanım, toplantıdan önce benimle tekrar görüşün.
Sonra bilgisayarına döndü.
Selin Hanım beni dışarı çıkardıktan sonra alçak sesle konuştu.
— Biraz hızlı çalışır. Gözünüz korkmasın.
— Korkmadı, dedim.
Bir saniye durdum.
— Sadece henüz ne aradığımı bilmiyorum.
Selin Hanım güldü.
— Onu birlikte bulacağız.
Masama oturduğumda bilgisayarımın ekranında büro içi dosya sistemi açılmıştı. Klasörlerin adları, dosya numaraları ve belge türleri ilk bakışta birbirine benziyordu.
Müvekkilin adını biliyordum ama hangi dosyaya ait olduğunu bilmiyordum.
Önce takvimi kontrol ettim. Saat dokuzdaki toplantının başlığında şirketin adı yazıyordu. Ardından dosya sisteminde şirketin ismini arattım.
Birden fazla sonuç çıktı.
İçlerinden birini açtım ama dosyanın son güncelleme tarihi eskiydi. Diğerinde toplantı gündemi vardı fakat sözleşme taslağı eksikti.
Tam yanlış dosyayı yazdıracakken Selin Hanım’ın söyledikleri aklıma geldi.
Belge tarihini kontrol et.
Göndereni kontrol et.
Dosya numarasını doğrula.
Sistem kayıtlarını karşılaştırınca toplantı için hazırlanan güncel klasörü buldum. Gündem, sözleşme taslağı, önceki toplantının notları ve müvekkilin gönderdiği ek belgeler aynı yerdeydi.
Belgeleri sıralayıp dosya kapağını hazırladım. Toplantı odasına geçerek su ve not kâğıtlarını yerleştirdim. Ekranın bağlantısını kontrol ettim.
Saat sekiz elli sekizdi.
Dosyayı alıp Alperen Bey’in odasına gittim.
Kapıyı çaldım.
— Girin.
Dosyayı masasına bıraktım.
— Dokuzdaki toplantı için belgeler hazır. Dosya numarasını ve güncelleme tarihlerini kontrol ettim. Toplantı odasını da hazırladım.
Alperen Bey dosyayı açtı. İlk sayfayı inceledi, sonra birkaç belgeyi çevirdi.
— Bu ek neden burada?
İçim bir an sıkıştı.
— Müvekkilin son gönderdiği belgeler arasında olduğu için ekledim.
— Bu belge, toplantı gündeminde yer almıyor.
— İsterseniz çıkarabilirim.
— İstemekle ilgili değil. Hangi belgenin toplantı için gerekli olduğunu anlamanız gerekiyor. Her bulduğunuz belgeyi dosyaya koyarsanız kimse neye bakacağını bilemez.
Haklıydı. Ama bunu söylerken yüzünde tek bir yumuşama bile yoktu.
— Anladım. Gündemle eşleştirip yalnızca ilgili belgeleri bırakacağım.
— Beş dakikanız var.
Dosyayı alıp masama döndüm. Gündem maddelerini tek tek kontrol ettim. Ek belgenin, bir sonraki toplantıda değerlendirilmek üzere gönderildiğini fark ettim. Onu ayrı bir klasöre kaydettim ve dosyaya yalnızca o gün görüşülecek belgeleri koydum.
Saat dokuzu iki geçe yeniden odasına girdim.
Alperen Bey dosyayı kontrol etti.
— Tamam. Bir dahaki sefere ilk seferde doğru yapın.
— Bunun için dosyanın amacını daha iyi anlamam gerekiyor. Emin olmadığım belgelerde size ya da sorumlu avukata danışacağım.
Başını kaldırıp yüzüme baktı.
Sanki kendisine karşılık vermemi beklemiyordu.
— Danışabilirsiniz. Ama önce araştırmanızı yapın.
— Yapıyorum zaten.
Söz ağzımdan çıkar çıkmaz kendime kızdım.
Alperen Bey’in kaşları hafifçe kalktı.
Ben de hemen ekledim:
— Yani, yapmaya çalışıyorum. Sistemi öğrenince daha hızlı olacağım.
Bir süre yüzüme baktıktan sonra dosyayı aldı.
— Göreceğiz.
Saat dokuzu geçtiğinde büro hareketlenmeye başladı.
Telefonlar çalıyor, avukatlar toplantı odalarına girip çıkıyor, yazıcıdan peş peşe belgeler çıkıyordu. Resepsiyondan gelen ziyaretçi bildirimlerini takip ediyor, müvekkillerin görüşme saatlerini kontrol ediyor ve avukatların takvimlerini güncelliyordum.
Bir ara bir müvekkil aradı.
— Merhaba, ben şirketin hukuk danışmanlığı dosyasıyla ilgili arıyorum. Avukat Bey’in hazırladığı belgeyi hemen e-posta ile gönderebilir misiniz?
— Elbette. Hangi belge olduğunu öğrenebilir miyim?
— Sözleşme değerlendirmesi. Alperen Bey’le dün konuşmuştuk.
Sistemden kontrol ettim. Birkaç farklı sözleşme değerlendirmesi vardı.
— Belgenin dosya numarasını ya da tam başlığını paylaşabilir misiniz?
Karşıdaki kişi biraz sabırsızlandı.
— Siz bulamıyor musunuz? Çok acil.
Derin bir nefes aldım.
— Size yanlış bir belge göndermemek için doğrulamam gerekiyor. Birkaç dakika içinde dönüş yapacağım.
Aramayı sonlandırdıktan sonra ilgili dosyayı aradım. Müvekkilin talebini ve belgenin paylaşım yetkisini kontrol ettim. Ardından sorumlu avukata dahili numaradan ulaşıp gönderim için onay aldım.
Belgeyi kurumsal e-posta üzerinden ilettim ve kaydını sisteme girdim.
Tam arkamı döndüğümde Alperen Bey’i gördüm.
— Neden göndermediniz?
— Hangi sözleşme değerlendirmesi olduğunu doğrulamam gerekiyordu. Birkaç dosya vardı. Ayrıca paylaşım onayını kontrol ettim.
— Doğru olanı yapmışsınız.
Bunu söyler söylemez yanımdan geçip gitti.
Bir an arkasından baktım.
Bu adamın bir cümleyle insanın bütün gününü değiştirebilme gibi tuhaf bir yeteneği vardı.
Az önce beni eleştirmişti, şimdi yaptığım işi onaylamıştı.
Ben de kendi kendime, Eda, alkış beklemiyorsun. İşini öğreniyorsun, dedim.
Öğleye doğru Alperen Bey’in odasından tekrar ses geldi.
— Eda Hanım, bir dakika.
Yanına gittiğimde masasının üzerinde üç dosya vardı.
— Yarın iki duruşma var. Birinin saati değişmiş. Takvimde hâlâ eski saat görünüyor. Ayrıca öğleden sonraki müvekkil görüşmesini başka bir toplantıyla çakıştırmışsınız.
Dosyaları görünce kalbim hızlandı.
— Hemen kontrol ediyorum.
— Kontrol etmek için söylememi beklememeniz gerekiyor.
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
İçimden geçenleri söylememek için kendimi zor tuttum.
Masama döndüm. Önce duruşma takvimini açtım. Saat değişikliğinin mahkemenin bildiriminden kaynaklandığını ve yeni saatin e-posta yoluyla gönderildiğini gördüm. Bildirimi almıştım ama henüz takvime işlememiştim.
Bu benim hatamdı.
Düzeltip ilgili avukata ve hukuk ekibine bildirim gönderdim.
Ardından müvekkil görüşmesinin saatini kontrol ettim. Görüşmenin, Alperen Bey’in başka bir toplantısıyla çakıştığını fark ettim. Müvekkilin asistanıyla iletişime geçip uygun saatleri öğrendim. Sonra Alperen Bey’in takvimine göre iki alternatif hazırladım.
Yanına döndüğümde dosyaları önüne koydum.
— Duruşmanın yeni saatini takvime işledim ve ilgili kişilere bildirdim. Müvekkil görüşmesi için iki alternatif saat hazırladım. Hangisinin uygun olduğunu onaylarsanız daveti güncelleyeceğim.
Alperen Bey ekrana baktı.
— Neden iki alternatif?
— Müvekkilin takvimiyle sizin takviminiz aynı anda uygun değil. Tek bir saat önerirsem yeniden değişiklik yapmamız gerekebilir. Bu yüzden iki seçeneği de önceden hazırladım.
Bir süre sessiz kaldı.
— Tamam. İkinci saat uygun. Daveti gönderin.
— Hemen.
Tam çıkacakken arkamdan seslendi.
— Eda Hanım.
Döndüm.
— Evet?
— Bu büroda takvim tutmak, yalnızca saat yazmak değildir. Bir duruşmanın tarihi, bir avukatın bütün gününü etkileyebilir. Bir müvekkilin görüşmesi başka bir dosyanın hazırlığını geciktirebilir. Bir değişikliği kaydetmek yetmez; bunun kimi etkilediğini de düşünmeniz gerekir.
Söylediklerini dikkatle dinledim.
— Anladım. Bundan sonra değişiklikleri yalnızca takvime girmekle kalmayıp ilgili kişilere etkisini de kontrol edeceğim.
Alperen Bey başını salladı.
— Güzel. Şimdi öğle yemeğine çıkabilirsiniz. Yarım saat.
Saatine baktı.
— Otuz dakika, Eda Hanım. Kırk değil.
İçimden gözlerimi devirmek geldi.
Ama yalnızca:
— Anlaşıldı, dedim.
Odadan çıkarken kendi kendime mırıldandım.
— Bir gün otuz dakikayı da dakikasına kadar hesaplatacak bana.
Öğle yemeğinde küçük bir masaya oturup telefonumu elime aldım.
Emir’den mesaj vardı.
Emir: Nasıl gidiyor?
Ben: Patronumla aramızda henüz güçlü bir bağ oluşmadı.
Emir: İlk günden mi?
Ben: İlk saatten.
Emir: Ne yaptı?
Ben: Bir dosyayı yanlış düzenledim. Sonra duruşma takviminde değişikliği geç fark ettim. İkisini de düzelttim ama adam sanki her an önümde yeni bir sınav açacak.
Emir: Peki, sen ne düşünüyorsun?
Bir süre ekrana baktım.
Ben: Zor biri. Ama işi biliyor. Ben de öğrenmek istiyorum. Sadece her şeyi aynı anda yapmamı beklemesi biraz sinir bozucu.
Emir: O zaman kendine bir düzen kur. Önceliklerini yaz. Bir de hata yaptığında kendini yerden yere vurma. Hatanı düzelt, nedenini öğren ve devam et.
Gülümsedim.
Ben: Sen hep böyle mantıklı mı konuşuyorsun?
Emir: Hayır. Bazen acıkıyorum.
Gülerek başımı salladım.
Ben: Akşam seni arayacağım.
Emir: Bekliyorum. Ama şimdi yemeğini bitir. Yarım saatlik öğle aranı kaçırma.
Ben: Sen nereden biliyorsun yarım saat olduğunu?
Emir: Çünkü mesajı yazarken bile saate bakıp durduğunu tahmin ediyorum.
Telefonu masaya bıraktım.
Beni tanıyordu.
Ve bunu düşünmek, o yoğun günün ortasında yüzümü güldürmeye yetmişti.
———————————————————————
Öğleden sonra işlerin temposu daha da arttı.
Büroya yeni bir müvekkil geldi. Resepsiyon bana haber verdiğinde randevusunun sistemde görünmediğini fark ettim. Ziyaretçiyi bekleme alanına aldım, adını ve hangi avukatla görüşeceğini öğrendim. Ardından ilgili avukatın asistanıyla iletişim kurdum.
Randevu başka bir takvim üzerinden oluşturulmuştu ama büro sistemine aktarılmamıştı.
Müvekkili gereksiz yere bekletmemek için durumu kontrol ettim, görüşmenin teyidini aldım ve toplantı odasını hazırladım.
Sonra gelen evrakların kaydına geçtim. Her belgenin tarihini, gönderenini ve ilgili dosya numarasını kontrol ettim. Bir belgenin hangi dosyaya ait olduğundan emin olamadığımda tahminde bulunmadım; sorumlu avukata danıştım.
Saat dörtte, Alperen Bey’in istediği haftalık duruşma ve toplantı listesini hazırlamaya başladım.
Takvimdeki bütün kayıtları tek tek karşılaştırdım. Duruşmaları ayrı, müvekkil görüşmelerini ayrı, büro içi toplantıları ayrı başlıklar altında topladım. Değişen tarihleri belirginleştirdim ve her etkinliğin yanına ilgili avukatın adını ekledim.
İlk hazırladığım listeyi kontrol ettiğimde iki eksik buldum.
Birinin saati değişmişti, diğeri için henüz toplantı odası ayarlanmamıştı.
Düzelttim.
Sonra bir kez daha kontrol ettim.
Bu defa eksik yoktu.
Dosyayı Alperen Bey’e gönderdim.
Birkaç dakika sonra odasının kapısı açıldı.
— Eda Hanım.
Ayağa kalktım.
— Buyurun.
— Haftalık listeyi siz mi hazırladınız?
— Evet. Duruşma tarihlerini, müvekkil görüşmelerini ve iç toplantıları ayrı başlıklarda topladım. Değişen tarihleri de belirttim.
Elindeki çıktıya baktı.
— Bu liste daha kullanışlı olmuş.
İçimde küçük bir sevinç oluştu ama belli etmemeye çalıştım.
— Teşekkür ederim.
— Yarın aynı listeyi her sabah güncelleyeceksiniz. Değişiklikleri de gün sonunda kontrol edeceksiniz.
İçimdeki sevinç biraz küçüldü.
Tabii ki yeni bir görev gelecekti.
— Tamam, Alperen Bey.
Tam masama dönecekken ekledi:
— Bugün ilk gününüz olmasına rağmen hızlı öğreniyorsunuz. Ama hız, dikkatin önüne geçmesin.
Başımı salladım.
— Geçirmemeye çalışacağım.
— Çalışmak yetmez, Eda Hanım.
Gözlerimi bir an kapattım.
Bu adam gerçekten her cümlesinde beni biraz daha zorlamaya kararlıydı.
— Dikkat edeceğim, dedim.
Bu kez yüzünde çok hafif bir gülümseme belirdi.
— İyi akşamlar.
— İyi akşamlar.
Masama döndüğümde saatin beşi yirmi olduğunu gördüm.
İlk iş günüm bitmek üzereydi.
Ama günün sonunda şunu anlamıştım: Bu işte başarılı olmak istiyorsam yalnızca hızlı değil, planlı ve dikkatli olmalıydım. Hangi işi önce yapacağımı bilmeli, emin olmadığım yerde sormalı ve her yaptığım işin arkasında durmalıydım.
Alperen Gökmen zor bir patrondu.
Üstelik bunu değiştirmeye niyeti varmış gibi de görünmüyordu.
Ama ben de kolay pes edecek biri değildim.
———————————————————————
Çantamı alıp çıkışa yöneldiğim sırada telefonum çaldı.
Emir arıyordu.
— Alo?
— Çıktın mı?
— Evet. Şimdi çıkıyorum.
— Sesin yorgun geliyor.
— Çünkü yorgunum. Bugün beynim en az üç kere istifa etti.
Emir güldü.
— Ama sen etmemişsin.
— Şimdilik.
Binadan çıktığımda akşam havası yüzüme çarptı. Birkaç saniye durup derin nefes aldım.
— Eee, anlat bakalım, dedi Emir. Patron nasıl biri?
Bir an düşündüm.
— Uzun boylu, sarışın, yeşil gözlü.
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.
— Ben sana iş yerini sordum, Eda. İnsan kaynakları ilanını değil.
Gülmeye başladım.
— Ne yapayım, adamın fiziksel özelliklerini de mi anlatmayayım?
— Anlatabilirsin. Devam et.
— Sportif yapılı. Ciddi. Çok ciddi. Her şeyi biliyor ve benim de daha ilk günden her şeyi bilmemi bekliyor gibi davranıyor.
— Peki, sen ne düşünüyorsun?
— Zorlanacağım. Ama öğrenebilirim. Bugün birkaç hata yaptım, sonra bazı şeyleri kendim çözdüm. En azından artık sistemin nasıl çalıştığını biraz daha iyi biliyorum.
Emir’in sesi yumuşadı.
— İşte bu önemli.
— Bir de bana sürekli “Çalışmak yetmez,” diyor.
Emir kahkaha attı.
— Belki bunu duymaya ihtiyacın vardır.
— Emir!
— Tamam, tamam. Savunmuyorum adamı. Sadece ilk günün sonunda kendine biraz haksızlık etmeni istemiyorum.
Yürümeye devam ettim.
— Biliyor musun, bugün bir ara çok sinirlendim. Bana bir işi nasıl yapacağımı anlatmadan yapmamı bekledi. Sonra da eksiklerimi söyledi.
— Bir dahaki sefere ne yapacaksın?
— Önce sistemi daha iyi araştıracağım. Sonra emin olmadığım şeyi soracağım. Ama benden beklediği şeyin sınırlarını da anlamaya çalışacağım.
— Güzel.
Bir süre sustuk.
Sonra Emir sordu:
— Peki, yarın gitmek istemiyor musun?
Bu soruya hemen cevap vermedim.
Yorulmuştum. Biraz kırılmıştım da. Ama günün sonunda kendi başıma bir şeyleri çözebilmiş olmak hoşuma gitmişti.
— İstiyorum, dedim sonunda. — Hem de çok. Sadece bu kadar zor olacağını beklemiyordum.
— O zaman yarın yeni bir gün.
Gülümsedim.
— Yarın da beni böyle motive edecek misin?
— Gerekirse her gün.
— Tamam. Ama önce eve gidip yemek yiyeceğim. Sonra da uyuyacağım. Kimse beni bulmasın.
— Ben de mi?
Bir an gülümsedim.
— Sen hariç.
Telefonun diğer ucunda güldüğünü duydum.
— Anlaştık. Eve varınca haber ver.
Telefonu kapattığımda yorgundum ama içimde sabahkinden farklı bir his vardı.
Artık yalnızca ilk iş gününü bekleyen heyecanlı biri değildim.
Bir şeyler öğrenmiş, hata yapmış, hatalarını düzeltmiş ve ertesi gün yeniden denemeye karar vermiştim.
Eve geldiğimde annem kapıyı açtı.
— Nasıl geçti?
Ayakkabılarımı çıkarıp ona baktım.
— Anne, sana anlatacak çok şeyim var.
Annem gülerek kenara çekildi.
— Önce yemek ye. Sonra anlatırsın.
İçeri girdim.
O akşam aileme günümü anlatırken bazı yerlerde güldüm, bazı yerlerde sinirlendiğim anları yeniden yaşadım. Babam özellikle duruşma takvimini anlatırken dikkatle dinledi.
— Demek sorumluluğu büyük, dedi.
— Evet. Bir tarihi yanlış yazmak bile bir sürü insanın planını bozabilir.
Babam başını salladı.
— O zaman zamanla öğrenirsin.
Odama geçtiğimde çantamdan not defterimi çıkardım. Yarın unutmamam gerekenleri bir sayfaya yazdım:
- Duruşma takvimini sabah ilk iş kontrol et.
- Gelen belgelerin tarihini ve dosya numarasını doğrula.
- Müvekkil görüşmelerini takvimle karşılaştır.
- Emin olmadığın belgeyi tahmin ederek yerleştirme.
- Gün sonunda ertesi günün planını kontrol et.
Listenin altına bir cümle daha ekledim:
Bir hata yaptığında kendinden şüphe etmek yerine nedenini öğren.
Kalemi bıraktım.
Telefonuma baktığımda Emir’den mesaj gelmişti.
Emir: İlk gününü atlattın. Seninle gurur duyuyorum.
Gülümsedim.
Ben: Daha ilk gün, Emir.
Emir: Biliyorum. O yüzden söylüyorum.
Telefonu yatağın yanına bıraktım.
Yarın Alperen Gökmenin karşısına yeniden çıkacaktım. Muhtemelen yine zorlanacaktım. Belki yeni hatalar yapacak, belki de bugün öğrendiklerim sayesinde daha iyi olacaktım.
Ama artık bir şeyden emindim.
Bu işte kendime bir yer edinmek istiyordum.
Ve kimsenin beni ilk günden kolayca vazgeçirecek kadar güçlü olmasına izin vermeyecektim.
Yarın, Alperen Bey’in
karşısına biraz daha hazırlıklı çıkacaktım.