İçeriğe geç

SEN BENDE EKSİKSİN 🖋️

Bölüm 22 · 11 dk okuma

SEN BENDE EKSİKSİN 🖋️

Bölüm 22

22.bölüm: iş görüşmesi

Sabah telefonumun sesiyle uyandım. Arayan numara kayıtlı değildi. Normalde açmazdım ama birkaç gündür beklediğim bir başvuruyla ilgili haber geleceğini düşündüğüm için cevap verdim.

— Alo, Eda ben.

Karşıdaki kadın kendisini tanıttıktan sonra hangi başvurumdan söz ettiğini söyledi. Birkaç hafta önce başvurduğum, uzun zamandır ilgimi çeken bir çalışma programı için görüşmeye çağrılıyordum.

Yatağımda doğruldum.

— Gerçekten mi?

Kadın tarih ve saat bilgisini verdi. Görüşme ertesi gün öğleden sonraydı.

Telefonu kapattığımda birkaç saniye olduğum yerde kaldım.

Sonra yatağın üzerinde zıplamamak için kendimi zor tuttum.

— Tamam Eda, sakin ol. Daha kabul edilmedin.

Ama heyecanımı gizleyemiyordum. Uzun zamandır istediğim bir şey için ilk kez somut bir adım atıyordum.

Hemen anneme mesaj attım. Ardından Duygu ile Ferdane’ye yazdım.

Ferdane’nin cevabı diğerlerinden önce geldi.

Ferdane:
NE DEMEK GÖRÜŞMEYE ÇAĞRILDIN?

Ben:
Bağırmadan da okuyabiliyorum.

Duygu:
Çok sevindim! Hazırlık yapmamız lazım.

Ben:
Bizim mi?

Duygu:
Tabii ki. Senin heyecanından ben de heyecanlandım.

Gülerek telefonu bıraktım.

Tam hazırlanmak için dolabı açmıştım ki Emir’den mesaj geldi.

Emir:
Günaydın. Bugün nasılsın?

Ben:
Çok heyecanlıyım.

Cevabı hemen geldi.

Emir:
İyi bir heyecan mı, kötü bir heyecan mı?

Ben:
İyi. Yarın bir görüşmem var.

Emir:
Ne görüşmesi?

Ona bütün ayrıntıları anlattım.

Bir süre cevap gelmedi. Ardından telefonu çaldı.

— Anlat bakalım, dedi. Ne zamandır bundan bahsetmiyorsun?

— Çünkü olacağına çok emin değildim.

— Ama başvurmuşsun.

— Evet.

— O zaman kendinle gurur duymalısın.

Gülümsedim.

— Daha hiçbir şey belli değil.

— Eda, görüşmeye çağrılmış olman bile bir adım. Sonrasını sonra düşünürsün.

Bir an sustum. Bazen insanın kendi heyecanını küçümsemesi ne kadar kolaydı. Emir bunu yapmama izin vermiyordu ama benim yerime de karar vermiyordu.

— Haklısın, dedim.

— Biliyorum.

— Her şeyi mahvetmeyi başarıyorsun.

— Nasıl?

— Güzel bir şey söyledin, sonunu bozmasaydın bari.

Kahkaha attı.

— Tamam. Bir daha deneyeyim. Seninle gurur duyuyorum.

Bu kez gülümsemem daha uzun sürdü.

— Teşekkür ederim.

— Hazırlık yapacak mısın bugün?

— Evet. Biraz araştırma yapmam gerekiyor.

— O zaman seni tutmayayım. İstersen akşam konuşuruz.

— Olur.

Telefonu kapattığımızda içimde tatlı bir heyecan vardı.

Ama bu kez günümü Emir’le ilgili düşünerek geçirmeyecektim.

Kendi hedefim vardı.

Ve ona odaklanmak istiyordum.

Öğleden sonra Duygu ile Ferdane bana geldi. Masanın üzerine bilgisayarımı, notlarımı ve birkaç kâğıdı yaydık.

Duygu soruları hazırlıyor, Ferdane ise cevaplarımı dinleyip eksik bulduğu yerleri söylüyordu.

— Kendini tanıtır mısın? diye sordu Duygu, ciddi bir sesle.

Daha ilk cümlede takıldım.

— Ben… Eda. Yani zaten adımı biliyorsunuz.

Ferdane kahkahaya boğuldu.

— Harika. Görüşme tamamlandı, işe alındın.

— Susun ya!

Bir süre gülüştükten sonra yeniden başladık. Bu kez daha iyi gidiyordu.

Akşamüstüne doğru notlarımı toparladım.

Duygu bana baktı.

— Bak, yarın heyecanlanırsan hemen kötü geçtiğini düşünme. Bazen insan bildiği şeyi anlatırken bile zorlanır.

— Biliyorum.

Ferdane çantasını omzuna taktı.

— Biz kaçalım artık. Sen de dinlen.

Kapıya kadar onları geçirdim.

— İyi ki geldiniz.

Duygu sarıldı.

— Yarın haber bekliyoruz.

— Tamam.

Kapıyı kapattıktan sonra masama döndüm. Telefonumda Emir’den yeni bir mesaj vardı.

Emir:
Hazırlıklar nasıl gidiyor?

Ben:
Fena değil. Arkadaşlarım beni mülakatta rezil olmaktan kurtarmaya çalıştı.

Emir:
Başarılı oldular mı?

Ben:
Henüz emin değilim.

Emir:
Yarın emin oluruz.

Bir süre sonra bir mesaj daha geldi.

Emir:
Bir şey teklif edeceğim ama istemezsen hayır diyebilirsin.

Merakla yazdım.

Ben:
Nedir?

Emir:
Yarın görüşmenden sonra müsait olursan seni görmek isterim. Nasıl geçtiğini anlatırsın. Ama önce senin işin.

Mesajı okuyup gülümsedim.

Ben:
Olur. Biter bitmez haber veririm.

Emir:
Anlaştık. Şimdi çalışmaya devam et.

Ben:
Emir Bey, siz de fazla karışmaya başladınız.

Emir:
Haklısın. Mesaj atmıyorum.

Ben:
Onu da demedim.

Cevabı birkaç saniye sonra geldi.

Emir:
İşte bu yüzden seninle konuşmayı seviyorum.

Telefonu masaya bıraktım.

Bu kez bir buluşmayı beklemiyordum. Ertesi gün benim için önemliydi ve Emir de bunu anlamıştı.

Ertesi gün görüşme saatinden yarım saat önce binanın önündeydim.

İçeri girmeden önce notlarıma son kez baktım. Avuçlarım terliyordu. Kendime derin bir nefes aldırıp kapıya yöneldim.

Görüşme beklediğimden uzun sürdü. Bazı sorular kolaydı, bazılarıysa beni gerçekten düşündürdü. Bir noktada cevabımı toparlayamadım ama durup yeniden başladım.

Çıkışta hava alabilmek için kaldırımın kenarında birkaç dakika bekledim.

Sonra Emir’e yazdım.

Ben:
Çıktım.

Telefonum çaldı.

— Nasıl geçti?

— Bilmiyorum. Bazı sorular iyiydi, bazılarında biraz takıldım.

— Sen elinden geleni yaptın mı?

— Evet.

— O zaman bugünlük görev tamamlandı.

İstemeden güldüm.

— Bu kadar mı?

— Şimdilik. Şimdi bir şeyler yemek ister misin?

— İsterim ama bu kez ben ısmarlayacağım.

— Neden?

— Çünkü bugün benim günüm.

Emir kısa bir an sustu.

— Tamam, dedi. Sen seç.

Yakındaki küçük bir lokantada buluştuk. Emir geldiğinde elinde çiçek ya da sürpriz yoktu. Sadece beni görünce gülümsedi ve karşıma oturdu.

Bu, nedense daha da hoşuma gitti.

Yemeklerimizi söylerken görüşmeyi anlattım. Beni dikkatle dinledi, arada soru sordu ama hiçbir cevabımı değerlendirmeye kalkmadı.

Bitirdiğimde ellerimi masanın üzerinde birleştirdim.

— Şimdi düşününce o kadar da kötü geçmemiş olabilir.

— Bence de.

— Ama sonucu beklemek zor.

Emir başını salladı.

— Bekleyeceğiz.

— Birlikte mi?

Bunu söylerken gülümsedim.

— Yani… Ben sonucu bekleyeceğim, sen de haberimi bekleyeceksin.

Emir güldü.

— Tamam. Öyle yapalım.

Yemekten sonra dışarı çıktık. Biraz yürüdük, sonra bir kitapçıya girdik. Ben raflara bakarken Emir de başka bir bölüme geçti.

Elime aldığım kitabın ilk sayfalarını incelerken onu uzaktan gördüm. Bir kitabı yerine koyuyor, sonra başka birine bakıyordu.

Bir an durup düşündüm.

İlişkimizin başından beri birlikte çok şey yapmıştık. Güzel yerlerde oturmuş, uzun yürüyüşlere çıkmış, birbirimize kendimizden bahsetmiştik.

Ama bugün ilk kez, kendi hayatımda attığım bir adımı onunla paylaşmıştım.

Ve o, bu adımın önüne geçmek yerine yanımda durmuştu.

Yanına gidip koluna hafifçe dokundum.

— Emir?

Bana döndü.

— Efendim?

— Bugün yanımda olduğun için teşekkür ederim.

Kaşlarını hafifçe kaldırdı.

— Ben bir şey yapmadım ki.

— Bazen bir şey yapmamak da iyi geliyor. Her şeyi çözmeye çalışmadın. Sadece dinledin.

Emir’in yüzünde sakin bir gülümseme oluştu.

— Çünkü bu senin hayatın, Eda. Ben de o hayatın içinde olmak istiyorum. Senin yerine yaşamak değil.

Gözlerim bir an onun gözlerinde kaldı.

— İşte bunu seviyorum.

Emir elimi tuttu.

— Neyi?

— Beni olduğum gibi bırakmanı.

Başını salladı.

— Sen de beni olduğum gibi bırakıyorsun.

Kitapçıdan çıktığımızda hava kararmaya başlamıştı. Eve doğru yürürken görüşmenin sonucunu henüz bilmiyordum. Yarın da bilmeyecektim belki.

Ama artık bu belirsizlik beni eskisi kadar korkutmuyordu.

Çünkü hayatımda bir şeylerin yoluna girmesi için her şeyin aynı anda çözülmesi gerekmiyordu.

Bir yanda kendi hayallerim vardı.

Bir yanda arkadaşlarım, ailem ve alışmaya başladığım yeni düzenim.

Bir de Emir vardı.

Hayatımın tamamı değildi.

Ama içinde olmasını istediğim bir parçaydı.

Ve ilk kez, ikisini birden istemenin mümkün olduğunu bu kadar net hissediyordum.

Ertesi sabah gözümü açtığımda aklımdaki ilk şey görüşmeydi.

Dün gece kendime defalarca sonucu düşünmemem gerektiğini söylemiştim. Ama insanın kendi kendine verdiği sözleri tutması, başkalarına verdiği sözlerden daha zormuş.

Telefonumu elime aldım.

Yeni bir mesaj yoktu.

Yataktan kalkıp kahvaltı hazırladım. Annemle biraz konuştum, ardından odama geçip günlük işlerimi yapmaya çalıştım. Fakat ne zaman telefonumun ekranı aydınlansa elimdeki işi bırakıyordum.

Öğleye doğru kendime kızmaya başladım.

— Eda, yeter artık. Ararlarsa ararlar.

Telefonu masaya bıraktım.

Tam bilgisayarımı açmıştım ki telefonum çaldı.

Ekranda dün görüştüğüm kurumun numarası vardı.

Bir anda elim ayağıma dolaştı.

Derin bir nefes alıp aramayı cevapladım.

— Alo, merhaba.

Karşımdaki kişi kendisini tanıttı. Önce görüşmemle ilgili birkaç şey söyledi. Sonra asıl konuya geldi.

— Sizinle çalışmak istiyoruz. Başvurunuz olumlu sonuçlandı.

Bir an ne dediğini anlayamadım.

— Pardon, tekrar eder misiniz?

Kadın gülümseyen bir sesle aynı cümleyi tekrarladı.

İşe alınmıştım.

Gerçekten işe alınmıştım.

— Çok teşekkür ederim, dedim. Benim için çok güzel bir haber bu.

Görüşmenin ardından işe başlangıç tarihi ve gerekli belgeler hakkında bilgi aldım. Telefonu kapattığımda birkaç saniye boyunca öylece oturdum.

Sonra iki elimi yüzüme kapatıp güldüm.

— Başardım!

Sesim evin içinde yankılandı.

Annem mutfaktan seslendi.

— Eda, ne oldu kızım?

Koşarak yanına gittim.

— Anne!

Bana şaşkınlıkla baktı.

— Ne oldu? Korkuttun beni.

— İşe alındım!

Annemin yüzü bir anda aydınlandı.

— Gerçekten mi?

Başımı hızlıca salladım.

— Gerçekten!

Beni kendine çekip sarıldı.

— Aferin benim kızıma. Çok sevindim!

Bir süre sarılı kaldık. Sonra annem benden bütün ayrıntıları anlatmamı istedi. Telefonun ne zaman geldiğini, ne söylediklerini, ne zaman başlayacağımı…

Her şeyi baştan anlattım.

Babam eve geldiğinde haberi ona da verdik. Önce her zamanki sakinliğiyle yüzüme baktı, sonra gülümsedi.

— Tebrik ederim kızım. Emek verdin, karşılığını aldın.

Babamın bu kısa cümlesi bile beni ayrıca mutlu etmişti.

O gün evdeki herkesin yüzü gülüyordu.

Ama sevincimi paylaşmak istediğim başka insanlar da vardı.

Telefonumu alıp Duygu ile Ferdane’nin olduğu gruba yazdım.

Ben:
KIZLAR, İŞE ALINDIM!

Duygu saniyeler içinde aradı.

— EDA!

Telefonu kulağımdan biraz uzaklaştırdım.

— Efendim?

— SEN CİDDİ MİSİN?

— Hayır, şaka yapıyorum.

— ŞU AN YANINA GELİYORUM!

Ferdane’nin sesi arkadan duyuldu.

— Ben de geliyorum! Kutlama yapacağız!

Gülmeye başladım.

— Tamam, gelin ama kapıyı kırmayın.

Duygu telefonu kapatmadan önce son bir şey söyledi.

— Bugün ağlamak serbest. Ama sadece mutluluktan!

Gözlerim dolmuştu bile.

— Tamam, dedim gülerek.

Bir saat sonra Duygu ve Ferdane evdeydi.

Duygu elinde küçük bir pasta kutusuyla içeri girdi.

— Büyük başarılar büyük pastalar gerektirir.

Ferdane kutuya baktı.

— Bu pasta iki kişiye bile yetmez.

— Sen önce tebrik et, sonra pastayı eleştirirsin.

Üçümüz kahkahaya boğulduk.

Salona geçtik. Pastayı açıp üzerine küçük bir mum yerleştirdiler.

— Hadi, dilek tut, dedi Ferdane.

Gözlerimi kapatıp birkaç saniye düşündüm.

İşe başladığım ilk günü hayal ettim. Yeni insanları, öğreneceklerimi, belki ilk gün yaşayacağım heyecanı…

Sonra mumu üfledim.

Duygu alkışlamaya başladı.

— Yeni çalışanımızı tebrik ediyoruz!

Ferdane de elini uzattı.

— İlk maaşınla bizi yemeğe çıkarıyorsun.

— Daha başlamadım bile!

— Biz geleceğe yatırım yapıyoruz.

Gülmekten karnım ağrımaya başlamıştı.

Bir süre sonra konu yine Emir’e geldi.

Duygu gözlerini kıstı.

— Peki, beyefendiye söyledin mi?

— Henüz değil.

Ferdane şaşkınlıkla bana döndü.

— Nasıl yani? Herkese söyledin, sevgiline söylemedin mi?

— Daha yeni oldu. Sizi aradım, anneme söyledim, babama söyledim…

Duygu telefonumu işaret etti.

— Ara o zaman.

Telefonumu elime aldım. Emir’in adını bulup aradım.

İkinci çalışta açtı.

— Eda?

— Sana bir haberim var.

Sesimden heyecanımı anlamış olmalıydı.

— Ne oldu?

— Tahmin et.

— Güzel bir şey mi?

— Hem de çok güzel.

— Söyle bakalım.

Gülümseyerek derin bir nefes aldım.

— İşe alındım!

Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.

Ardından Emir’in sevinçli sesi geldi.

— Gerçekten mi? Eda, tebrik ederim!

Gözlerim yeniden doldu.

— Teşekkür ederim.

— Bunu hak ettin.

— Daha ilk günüm bile başlamadı.

— Başlaması gerekmiyor. Bunun için emek verdin, hazırlandın ve başardın. Kendinle gurur duyabilirsin.

Duygu ile Ferdane karşımdan gülümseyerek beni izliyordu.

Emir devam etti.

— Bu akşam bir planın var mı?

— Kızlar burada.

— Tamam. O zaman onlarla kutla.

Beklediğim cevap buydu belki ama yine de gülümsedim.

— Seninle de kutlamak istiyorum.

— O zaman yarın ne dersin?

— Yarın olur.

— Güzel. Bu akşam arkadaşlarınla eğlen. Yarın da seni ben kutlayayım.

Telefonu kapattığımızda Ferdane hemen sordu:

— Ne dedi?

— Yarın kutlayacakmışız.

Duygu başını salladı.

— Güzel. Hem bugün bizimlesin.

O akşam gerçekten de onlarla kaldım. Bol bol konuştuk, fotoğraflar çektik ve gelecekle ilgili planlar yaptık. Gece bittiğinde kendimi yalnızca mutlu değil, aynı zamanda gururlu hissediyordum.

Çünkü bu haber benim için sadece bir iş demek değildi.

Kendi ayaklarım üzerinde durmak, yeni bir başlangıç yapmak ve uzun zamandır istediğim bir şeye ulaşmak demekti.

Ertesi gün Emir beni öğleden sonra aradı.

— Hazır mısın?

— Nereye gidiyoruz?

— Kutlamaya.

— Nerede?

— Bu kez söyleyeceğim. Sahildeki restoranda yer ayırttım.

Gülümsedim.

— Tamam. Hazırlanıyorum.

Hazırlandım ve aşağı indim. Emir beni görünce gülümsedi.

— Bugünün yıldızı hazır mı?

— Çok komiksin.

— Teşekkür ederim.

Arabaya bindim.

Restorana vardığımızda denizi gören bir masaya oturduk. Masada ne gösterişli bir süsleme vardı ne de büyük bir organizasyon. Sadece güzel bir manzara, sakin bir ortam ve ikimize yetecek kadar zaman…

Bunun bana daha çok uyduğunu düşünüyordum.

Siparişlerimizi verdikten sonra Emir çantasından küçük, zarif bir kutu çıkardı.

Şaşkınlıkla ona baktım.

— O ne?

— Aç.

Kutuyu açtığımda içinde küçük, gümüş renkli bir kalem vardı. Sade ve şıktı.

— Emir…

— İşe başlarken yanında olsun istedim.

Kalemi elime alıp inceledim.

— Çok güzel.

— Beğendin mi?

— Çok beğendim. Ama almana gerek yoktu.

Emir gülümsedi.

— Biliyorum. Zaten mesele gerek olması değil.

Bir an durdu.

— İlk gününde yanında olamayabilirim. Belki heyecanlanırsın, belki işler istediğin gibi gitmez. O zaman bu kalemi görürsün ve bugün ne kadar mutlu olduğunu hatırlarsın.

Gözlerim dolacak gibi oldu.

— Sen beni ağlatmaya mı çalışıyorsun?

— Hayır. Bugün ağlamak serbestmiş, onu duydum sadece.

Şaşkınlıkla güldüm.

— Duygu sana mı söyledi?

— Hayır. Ama tahmin ettim.

Başımı iki yana salladım.

— İnanılmazsın.

Kalemi kutusuna yerleştirdim.

— Teşekkür ederim. Gerçekten.

Emir elini masanın üzerine koydu.

— Senin adına çok sevindim, Eda. Ve bunu sadece sevgilin olduğum için söylemiyorum. Bunu kendin için istedin. Emek verdin. Başardın.

Elimi onun elinin üzerine koydum.

— Bugün yanımda olman çok güzel.

— Önemli günlerinde yanında olmak istiyorum.

Bir an gözlerimi ondan ayırmadım.

— Sadece güzel günlerde değil.

Emir başını salladı.

— Haklısın. Zor günlerinde de. Ama bugün zor bir gün değil. Bugün senin günün.

Gülümseyerek başımı salladım.

Yemeklerimiz geldi. Sohbet ettik, güldük ve gelecek planlarından konuştuk. Emir ilk iş günümde ne giyeceğimi bile merak etti. Ben de ona işe başladığımda hayatımın ne kadar değişebileceğini anlattım.

Dönüş yolunda camdan dışarı bakarken içimden geçenleri düşündüm.

Bir işe kabul edilmiştim.

Ailem benimle gurur duyuyordu.

Arkadaşlarım sevincimi paylaşmıştı.

Ve Emir, kendi hayatımdaki başarımı benden daha az sahiplenmeden, benimle birlikte kutlamıştı.

Bunun kıymetini biliyordum.

Eve geldiğimde kalemi masamın üzerine koydum. Sonra telefonumdan takvimimi açıp ilk iş günümü işaretledim.

Tarihin altına küçük bir not yazdım:

Yeni bir başlangıç.

Bir süre ekrana baktım.

Sonra gülümsedim.

Bu kez hayatımda güzel bir şey olması için birinin gelmesini beklememiştim.

Ben bir adım atmıştım.

Ve o adım beni istediğim yere biraz daha yaklaştırmıştı.

Emir de yanımda yürüyordu.

Ama bu yol, benim yolumdu.

Bunu bilmek her şeyi daha güzel yapıyordu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.