İçeriğe geç

SEN BENDE EKSİKSİN 🖋️

Bölüm 21 · 13 dk okuma

SEN BENDE EKSİKSİN 🖋️

Bölüm 21

21.Bölüm

Düğünden sonraki gün oldukça sakin geçti.

Sabah uyandığımda geceyi düşündüm. Emir’in Kerem’i kıskanması aklıma geldikçe gülümsemekten kendimi alamıyordum.

Telefonumu elime aldım.

Emir’den mesaj yoktu.

Bir süre sonra ben de yazmadım.

Günün ilerleyen saatlerinde Duygu ve Ferdane’yle konuştum. Düğünün fotoğraflarına baktık, en komik olanları birbirimize gönderdik.

Akşamüstü odama geçtiğimde telefonum çaldı.

Emir:
Evde misin?

Ben:
Evet.

Birkaç saniye sonra:

Emir:
Kapıya çıkabilir misin?

Kaşlarımı çattım.

Ben:
Ne oldu?

Cevap gelmedi.

Bir dakika sonra tekrar mesaj geldi.

Emir:
Sadece çık.

Merakla ayağa kalktım.

Üzerime ince bir hırka alıp kapıya doğru yürüdüm.

Kapıyı açtığımda Emir karşımdaydı.

Elinde büyükçe, sade bir çiçek buketi vardı.

Bir an konuşamadım.

— Emir…

Gülümsedi.

— Merhaba.

— Bunlar…

— Senin için.

Çiçekleri bana uzattı.

Buketi alırken yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.

— Neden?

— Çünkü sana çiçek almak istedim.

— Ama durup dururken?

— Belki de durup dururken yapılan şeyler daha güzeldir.

Çiçeklere baktım.

Sonra tekrar ona.

— Çok güzeller.

— Beğendin mi?

— Çok.

Bir an sessiz kaldık.

Emir’in yüzündeki ifade değişti.

Sanki biraz önceki rahatlığından eser kalmamıştı.

Ellerini cebine koydu.

— Sana bir şey söylemek istiyorum.

Kalbim hızlandı.

— Söyle.

— Ama önce şunu bilmeni istiyorum.

Başını hafifçe eğdi.

— Bunu senden bir cevap almak için söylemiyorum. Sadece ne hissettiğimi artık saklamak istemiyorum.

Onu dikkatle dinliyordum.

— Seni tanıdığımdan beri hayatımda birçok şey değişti.

Gülümsedi.

— İlk başta bunun geçici bir şey olduğunu düşündüm.

— Ben de.

— Sonra seni daha çok görmek istedim.

Bir an durdu.

— Daha çok konuştukça seni daha fazla tanımak istedim. Seninle geçirdiğim sıradan bir akşam bile benim için güzel gelmeye başladı.

Gözlerimi ondan ayıramıyordum.

— Ve bir noktadan sonra bunun sadece hoşlanmak olmadığını anladım.

Derin bir nefes aldı.

— Ben seninle gerçekten bir ilişki yaşamak istiyorum, Eda.

Kalbim hızla atmaya başlamıştı.

Emir gözlerimin içine baktı.

— Benimle çıkar mısın?

Bir an hiçbir şey söylemedim.

Elimdeki çiçeklere baktım.

Sonra ona.

Aklımdan birlikte geçirdiğimiz günler geçti.

Havaalanındaki ilk karşılaşmamız.

İlk kahvemiz.

Uzun yürüyüşlerimiz.

Sessiz kaldığımız anlar.

Birlikte güldüğümüz geceler.

Ve bütün bunların arasında, Emir’in hayatımda nasıl yavaş yavaş bir yer edindiği…

Gülümsedim.

— Bir şartım var.

Emir’in yüzünde hafif bir şaşkınlık oluştu.

— Nedir?

— Beni yine ortadan kaybolarak korkutmayacaksın.

Emir’in yüzündeki ifade yumuşadı.

— Söz.

— Bir de…

— Evet?

— Benim hâlâ kendi hayatım olacak.

— Bunu değiştirmek istemiyorum.

— Arkadaşlarım olacak.

— Olmalı.

— Bazen seni görmeden gün geçireceğim.

— Ben de kendi hayatımı yaşayacağım.

Gülümsedim.

— O zaman…

Bir adım ona doğru yaklaştım.

— Evet.

Emir birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Sonra yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.

— Gerçekten mi?

Gülerek başımı salladım.

— Gerçekten.

— Yani…

— Evet, Emir.

İkimiz de gülmeye başladık.

Emir derin bir nefes aldı.

— Şu an ne diyeceğimi bilmiyorum.

— İlk defa.

— Dalga geçme.

— Geçiyorum.

Çiçeklere baktım.

— Bunları nereye koyacağım şimdi?

— Bir vazoya.

— Çok zekice.

— Yardım edeyim.

Kapıyı biraz daha açtım.

— Gir.

Emir içeri girdi.

Çiçekleri mutfağa götürüp uygun bir vazoya yerleştirdik.

Sonra ikimiz de birkaç saniye çiçeklere baktık.

Emir gülümsedi.

— Güzel oldu.

Ben de ona baktım.

— Evet.

Sonra içimden geçen şeyi söyledim.

— Galiba artık hikâyemizin bir adı var.

Emir bana baktı.

— Ne adı?

Gülümsedim.

— Biz.

Emir de gülümsedi.

— Bence güzel bir isim.

O akşam hiçbir yere gitmedik.

Sadece salonda oturup konuştuk.

Ama bu kez aramızdaki şeyin adı vardı.

Ve nedense, her şey aynı kaldığı hâlde her şey biraz daha farklı hissettiriyordu.

Çünkü artık birbirimizi seçtiğimizi ikimiz de biliyorduk.

Ertesi gün Emir’le buluştuğumuzda her şey biraz farklı hissettiriyordu.

Aslında değişen çok fazla bir şey yoktu.

Yine arabasına bindim.

Yine bana gülümsedi.

Yine yol boyunca saçma sapan şeylerden konuştuk.

Ama artık birbirimize başka bir yerden bakıyorduk.

Çünkü dün gece söylediği o cümle hâlâ aklımdaydı.

Benimle çıkar mısın?

Ve benim verdiğim cevap da.

Evet.

Emir arabayı şehrin daha sakin taraflarına doğru sürdü.

— Nereye gidiyoruz?

— Bir yere.

— Çok açıklayıcı.

— Birazdan göreceksin.

— Yine sürpriz mi?

— Bu kez değil.

— Ne o zaman?

— Sadece birlikte vakit geçirmek istedim.

Gülümsedim.

— Bu cevabı sevdim.

Bir süre sonra küçük, açık hava masaları olan bir kafeye geldik.

İçeri girip bir masaya oturduk.

Siparişlerimizi verdikten sonra konuşmaya başladık.

Tam o sırada arkamızdan bir kadın sesi geldi.

— Emir?

Emir başını çevirdi.

Bir an durdu.

— Selin?

Kadın gülümseyerek yanımıza geldi.

— Gerçekten senmişsin.

Emir ayağa kalktı.

— Nasılsın?

— İyiyim. Sen?

— Ben de iyiyim.

Kadın bana baktı.

Sonra tekrar Emir’e döndü.

— Beni tanıştırmayacak mısın?

Emir hiç tereddüt etmeden bana döndü.

— Eda.

Sonra Selin’e baktı.

— Kız arkadaşım.

İçimde bir şey hafifçe kıpırdadı.

Kız arkadaşım.

Bu kelimeyi onun ağzından duymak garip şekilde hoşuma gitmişti.

Selin’in yüzünde kısa bir şaşkınlık oluştu.

— Aa…

Bana gülümseyerek elini uzattı.

— Memnun oldum.

— Ben de.

Selin tekrar Emir’e döndü.

— Ne zamandır görüşmüyorduk.

— Uzun oldu.

— Hâlâ aynı görünüyorsun.

Emir gülümsedi.

— Sen de değişmemişsin.

Bir an sustum.

Nedense bu cümle hoşuma gitmemişti.

Selin birkaç dakika daha ayakta kaldı.

Sonra:

— Bir ara mutlaka görüşelim. Sana anlatacağım çok şey var.

— Olur.

— Numaram hâlâ sende, değil mi?

Emir kısa bir an düşündü.

— Sanırım.

Selin güldü.

— Sanırım mı?

Ben sessizce kahveme baktım.

İçimde küçük bir huzursuzluk oluşmuştu.

Bunun saçma olduğunu biliyordum.

Ama yine de olmuştu.

Selin sonunda:

— Neyse, sizi tutmayayım. Görüşürüz Emir.

— Görüşürüz.

Selin uzaklaştığında birkaç saniye sessiz kaldım.

Emir bana baktı.

— Ne oldu?

— Hiç.

— Eda.

— Gerçekten bir şey yok.

— Var.

Kahvemi karıştırmaya başladım.

— Sadece…

— Sadece?

Derin bir nefes aldım.

— Biraz kıskandım.

Emir’in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

— Öyle mi?

— Gülme.

— Gülmüyorum.

— Gülüyorsun.

— Biraz.

Kaşlarımı kaldırdım.

— Hiç komik değil.

Emir elini masanın üzerine koydu.

— Eda, Selin eski bir arkadaşım.

— Biliyorum.

— Aramızda başka bir şey yok.

Başımı salladım.

— Bunu biliyorum.

— O zaman neden canın sıkıldı?

Bir an düşündüm.

— Çünkü daha dün senin kız arkadaşın oldum.

Emir sustu.

— Ve seni başka bir kızla böyle konuşurken görünce…

Cümlemi tamamlamadım.

Emir hafifçe gülümsedi.

— Alışıyorsun.

— Neyine?

— Beni paylaşmaya.

— Hayır, ona alışmak istemiyorum.

İkimiz de güldük.

Sonra Emir’in yüzü ciddileşti.

— Ama şunu bilmeni istiyorum.

Bana baktı.

— Senin yanında olduğumu hissettirmek için başka birine karşı mesafe koymam gerekiyorsa, bunu yaparım. Ama senin bana güvenmeni daha çok istiyorum.

Gözlerimi ondan ayırmadım.

— Güveniyorum.

— Emin misin?

— Evet.

Bir an durdum.

— Sadece kıskandım.

Emir başını salladı.

— Kıskanabilirsin.

— Sen de kıskanmıştın.

— Hem de nasıl.

Gülümseyerek ona baktım.

— O zaman eşitiz.

— Bence de.

Garson geldiğinde siparişlerimizi bıraktı.

Konuyu değiştirdik.

Bir süre sonra birlikte kafeden çıktık.

Yürürken Emir elimi tuttu.

— Bir şey söyleyeceğim.

— Söyle.

— Az önce kıskandığını söylemen hoşuma gitti.

— Neden?

— Çünkü artık bana karşı ne hissettiğini saklamıyorsun.

Elini biraz daha sıkı tuttum.

— Sen de saklama.

— Saklamam.

— Söz?

— Söz.

Yürümeye devam ettik.

İçimde hâlâ küçücük bir kıskançlık vardı.

Ama artık bundan utanmıyordum.

Çünkü Emir bana sadece sevgilisi olduğumu söylememişti.

Bana, bu ilişkide hissettiklerimi söyleyebileceğim bir yer de açmıştı.

Ve sanırım bizim için asıl önemli olan buydu.

Birbirimizi sevmek kadar…

Birbirimize karşı dürüst olabilmek.

Emir’le yürüyüşümüz bitip arabaya döndüğümüzde aklım hâlâ kafede yaşananlardaydı.

Özellikle de onun beni tanıştırırken söylediği o iki kelime…

Kız arkadaşım.

Ne kadar basit bir ifadeydi aslında. Ama Emir’in ağzından duyunca yüzümde istemsizce bir gülümseme oluşuyordu.

Arabaya bindim. Emir emniyet kemerini takarken bana baktı.

— Yine ne düşünüyorsun?

— Hiç.

— Bu cevaba inanmıyorum artık.

— Her şeyi sorgulamak zorunda mısın?

— Kız arkadaşımı tanımaya çalışıyorum.

Başımı ona çevirdim.

— Bir daha söyler misin?

Emir kaşlarını kaldırdı.

— Neyi?

— Az önce ne dedin?

Gülümsemesini gizlemeye çalıştı.

— Kız arkadaşım mı?

— Evet.

— Kız arkadaşım.

Gülmeye başladım.

— Tamam, yeter.

— Niye? Sen istedin.

— Pişman oldum.

— Bence olmadın.

Haklıydı.

Ama bunu ona söylemeye hiç niyetim yoktu.

Yola çıktık. Bir süre sonra Emir arabayı deniz kenarındaki küçük bir parkın yakınında durdurdu.

— Burada biraz yürüyelim mi?

— Olur.

Arabadan indik. Hava güzeldi; sahil boyunca yürüyen insanlar, bisiklet süren çocuklar ve banklarda oturup sohbet edenler vardı.

Emir elimi tuttu.

Bu kez elimi tutarken içimde ilk günlerdeki o çekingenlik yoktu. Yine de arada bir ona bakıyordum. Sanki her şeyin gerçekten değiştiğine kendimi alıştırmaya çalışıyordum.

— Ne var? diye sordu.

— Sana bakıyorum.

— Fark ettim.

— Bakamaz mıyım?

— Bakabilirsin. Hatta hoşuma gidiyor.

Gözlerimi devirdim.

— Seninle uğraşılmaz.

— Ama benimle çıkıyorsun.

— Maalesef.

Emir kahkaha attı.

— Daha ilk günden pişman ettin beni.

— Daha ilk günden mi? Sen dün teklif ettin.

— Doğru. O zaman henüz çok erken.

Birlikte gülerek yürümeye devam ettik.

Bir süre sonra telefonum çaldı. Duygu arıyordu.

Emir’e baktım.

— Açayım mı?

— Tabii ki aç.

Aramayı cevapladım.

— Efendim?

— Neredesin sen?

— Dışarıdayım.

— Kiminle?

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.

— Duygu, gerçekten mi?

— Evet, gerçekten. İnsan merak ediyor.

Arka plandan Ferdane’nin sesi geldi.

— Sor bakalım, sevgilisiyle mi?

Bir anda durdum.

— Ferdane!

Duygu bağırdı.

— NE DEMEK SEVGİLİSİYLE?

Emir yanımda gülmemek için başını öne eğmişti.

— Bir dakika, dedim. Sırayla konuşun!

— EDA, SEN EMİR’LE SEVGİLİ Mİ OLDUN? diye sordu Duygu.

İstemeden gülümsedim.

— Evet.

Telefonun diğer ucunda birkaç saniyelik sessizlik oldu.

Sonra ikisi birden konuşmaya başladı.

— NE ZAMAN?

— NASIL?

— NEDEN BİZE SÖYLEMEDİN?

— DAHA DÜN KONUŞTUK!

Telefonu kulağımdan biraz uzaklaştırdım.

— Kızlar, sakin olun!

Ferdane’nin sesi duyuldu.

— Ben sakinim. Sadece hayatımın en önemli gelişmelerinden birini sonradan öğreniyorum.

— Daha dün oldu, dedim gülerek.

Duygu hemen sordu:

— Peki nasıl teklif etti?

Emir bana bakıyordu. Gülümseyerek başımı salladım.

— Kapıma çiçekle geldi.

Bir anda çığlık attılar.

— ÇİÇEK Mİ?

— EDA, DETAY İSTİYORUZ!

— Sonra anlatacağım!

— Hayır, şimdi anlat!

Gülmeye başladım.

— Kızlar, sonra arayacağım. Tamam mı?

Duygu son bir kez seslendi.

— Bu konuşma bitmedi!

— Biliyorum.

Telefonu kapattım.

Emir hâlâ gülüyordu.

— Arkadaşların seni rahat bırakmayacak gibi.

— Seni de bırakmayacaklar.

— Buna hazırlıklı olmalıyım.

— Kesinlikle.

Yürümeye devam ettik. Birkaç dakika sonra Emir durup bana döndü.

— Bir şey soracağım.

— Sor.

— Onlara söylemene sevindin mi?

Soruyu beklemiyordum.

Biraz düşündüm.

— Evet. Çünkü bunu saklamak istemiyorum.

Emir başını salladı.

— Ben de istemiyorum.

— Ama hemen herkesin her şeyi bilmesi gerekmiyor.

— Tabii ki. Nasıl rahat hissediyorsan öyle.

Gülümsedim.

Bunu seviyordum işte. Bir şey söylediğimde beni ikna etmeye çalışmıyor, kendi istediğini benim üzerime koymuyordu.

— Emir?

— Efendim?

— İyi ki geldin dün.

Elimi tuttuğu eli biraz daha sıkılaştı.

— İyi ki kapıyı açtın.

Gözlerimi kaçırarak gülümsedim.

— Yine güzel konuşmaya başladın.

— Daha yeni sevgili olduk. Biraz hazırlık yaptım.

Kahkaha attım.

— Sen gerçekten…

Cümlemi tamamlayamadım.

— Gerçekten ne?

Ona baktım.

— Hoşuma gidiyorsun.

Emir’in yüzünde o tanıdık, sakin gülümseme belirdi.

— Sen de benim çok hoşuma gidiyorsun, Eda.

Sonra yürümeye devam ettik.

Akşam beni eve bırakırken arabadan hemen inmedim.

— Ne oldu? diye sordu.

— Bir şey yok. Bugün güzeldi.

— Yarın da güzel olabilir.

— Her gün plan yapmayalım ama.

Güldü.

— Tamam. Yarın sen ne istersen.

— Belki arkadaşlarımla görüşürüm.

— Görüş.

— Belki seni aramam.

— O zaman ben ararım.

— Belki açmam.

Emir başını salladı.

— Eda, beni denemeyi bırak artık.

Kahkaham arabayı doldurdu.

— Tamam, tamam.

Kapıyı açmadan önce ona döndüm.

— İyi geceler, sevgilim.

Bu kelime ağzımdan kendiliğinden çıkmıştı.

Emir bir an durdu.

Sonra gülümsedi.

— İyi geceler, Eda.

Arabadan indim. Eve girerken arkamı dönüp el salladım.

O da bana el salladı.

İçeri girdiğimde telefonumda Duygu’dan on iki, Ferdane’den de sekiz mesaj vardı.

Başımı iki yana sallayıp güldüm.

Belli ki bu gece erken uyuyamayacaktım.

Ama şikâyetçi değildim.

Hayatımda yeni bir şey başlamıştı.

Emir artık sadece merak ettiğim, mesajını beklediğim ya da görüşeceğimiz günleri düşündüğüm biri değildi.

Artık sevgilimdi.

Ve ben bu kelimenin içinde kaybolmadan, kendim olarak kalmayı da öğrenmek istiyordum.

Çünkü onunla ilgili en güzel hayalim yalnızca birlikte olmak değildi.

Birlikteyken de kendimiz olabilmekti.

— Emir?

— Efendim?

— İyi ki geldin dün.

Elimi tuttuğu eli biraz daha sıkılaştırdı.

— İyi ki kapıyı açtın.

Gülümsedim.

— Ya açmasaydım?

— Bir süre beklerdim.

— Sonra?

— Sonra tekrar zili çalardım.

Kahkaha attım.

— Emir, kapımda sabaha kadar mı bekleyecektin?

— Gerekirse.

— Çok inatçısın.

— Senin konusunda biraz.

Gülümsememi gizlemek için başımı çevirdim. Birkaç adım daha yürüdükten sonra bir banka oturduk. Denizden hafif bir rüzgâr geliyordu.

Emir telefonunu çıkarıp saate baktı.

— Acıktın mı?

— Biraz.

— Bir şeyler yiyelim mi?

— Olur. Ama bu kez nereye gideceğimize ben karar vereceğim.

— Tamam.

— Hiç itiraz etmeyecek misin?

— Etmemi mi istiyorsun?

— Hayır ama bu kadar kolay kabul etmen garip.

Emir güldü.

— Eda, seninle bir yere gitmek için her şeyi benim planlamam gerekmiyor. Bazen sen seç, ben geleyim.

Bu hoşuma gitti.

Yakınlarda sevdiğim küçük bir lokanta vardı. Oraya gitmeyi önerdim. Emir de kabul etti.

Yemek boyunca düğünden, arkadaşlarımdan ve çocukken yaptığım komik şeylerden konuştuk. Emir, anlattığım bazı hikâyelere o kadar çok güldü ki bir ara garson bile gülümseyerek masamıza baktı.

Yemeğin sonunda tatlı söyledik.

Ben menüye bakarken Emir çatalını eline aldı.

— Bu arada, yarın ne yapıyorsun?

— Henüz bilmiyorum. Neden?

— Seni görmek istiyorum.

Başımı kaldırdım.

— Daha bugün beraberiz.

— Farkındayım.

— Yarın da mı?

— Evet.

Gülerek başımı salladım.

— Sen gerçekten çabuk alıştın.

— Sana mı?

— Hayır, bana değil. Sevgilin olmaya.

Emir’in yüzünde sıcak bir gülümseme oluştu.

— Ben zaten uzun zamandır sana alışıyordum. Sadece artık bunu söylemek için izin istemem gerekmiyor.

Bir an sustum.

Sonra tatlımdan küçük bir parça alıp konuyu değiştirmeye çalıştım.

— Çok konuşuyorsun.

— Utanınca böyle yapıyorsun.

— Hiç de bile.

— Peki.

Gülümseyerek bana baktı ama üstelemedi.

Eve döndüğümde ilk işim Duygu ile Ferdane’yi aramak oldu.

Daha telefon çalmayı bitirmeden Duygu açtı.

— Sonunda!

Ferdane’nin sesi de hemen duyuldu.

— Telefonu hoparlöre al, ayrıntıları kaçırmak istemiyorum.

Yatağıma oturup gülmeye başladım.

— İkiniz de bir sakin olun.

— Önce şunu söyle, dedi Duygu. Emir sana tam olarak ne dedi?

Onlara kapıdaki konuşmamızı anlattım. Çiçekleri, Emir’in heyecanını, benim ona söylediğim şartları…

Ferdane bir süre sessiz kaldı.

— Bir şey söyleyeceğim.

— Söyle.

— Senin için sevindim.

Gülümsemem biraz yumuşadı.

— Teşekkür ederim.

Duygu da daha sakin bir sesle konuştu.

— Ben de sevindim. Ama seni tanıyorum. Bir şey olduğunda içine atma, tamam mı?

— Tamam.

— Mutlu olduğunda da anlat. Sadece üzülünce bizi arıyorsun bazen.

Bu kez güldüm.

— Tamam anne.

— Bana anne deme, daha gencim!

Ferdane kahkaha attı.

— Duygu, senin yaşın değil, tavırların sorun.

Üçümüz birden gülmeye başladık.

Telefonu kapattığımızda kendimi iyi hissediyordum. Hayatımın bu yeni dönemine arkadaşlarımın da dâhil olması güzeldi. Emir’le yaşadığım şey yalnızca ikimizin arasında kalan bir dünya değildi; benim kendi hayatım da bütün canlılığıyla yerindeydi.

Telefonum yeniden aydınlandı.

Emir:
Eve girdin mi?

Ben:
Evet, şimdi girdim.

Emir:
Güzel. Bugün için teşekkür ederim.

Ben:
Asıl ben teşekkür ederim.

Emir:
Bir şey sorabilir miyim?

Ben:
Sor.

Emir:
Bugün beni sevgilin olarak tanıtmak nasıl hissettirdi?

Mesajı okuyunca gülümsedim.

Bir süre düşündüm. Sonra dürüstçe yazdım.

Ben:
Güzel hissettirdi. Biraz da garip. Sanırım alışmam gerekecek.

Cevabı hemen geldi.

Emir:
Benim de alışmam gereken şeyler var.

Ben:
Mesela?

Emir:
Artık seni özlediğimde bunu söylemek için bahane bulmama gerek yok.

Gülerek yastığa yaslandım.

Ben:
Zaten önceden de söylüyordun.

Emir:
Şimdi daha rahat söyleyebilirim.

Ben:
Özledin mi peki? Daha bir saat oldu ayrılalı.

Emir:
Evet.

Bu kez hemen cevap vermedim. Ekrana bakıp gülümsedim.

Sonra yazdım.

Ben:
Ben de seni özledim.

Telefonu kenara bıraktım.

Bir gün önce hayatımda yeni bir başlangıç yapmıştım. Bugünse bu başlangıcın nasıl ilerleyeceğini düşünüyordum.

Her şeyin kusursuz olmasını beklemiyordum. Bazen kıskanacak, bazen yanlış anlayacak, bazen de birbirimize ne söyleyeceğimizi bilemeyecektik.

Ama artık ikimiz de aynı şeyi istiyorduk.

Birbirimizi tanımaya devam etmek değil yalnızca…

Birbirimizin hayatında kalmayı denemek.

Ve ben, ilk kez bu düşünceyi kurarken kendimi kaybetmekten korkmuyordum.

Çünkü Emir’in yanında kendim olarak kalabileceğimi hissediyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.