İçeriğe geç

SEN BENDE EKSİKSİN 🖋️

Bölüm 19 · 12 dk okuma

SEN BENDE EKSİKSİN 🖋️

Bölüm 19

19.bölüm

Kafeden çıktığımızda hava kararmaya başlamıştı. Duygu koluma girerken Ferdane telefonundan bir şeyler kontrol ediyordu.

— Bu akşam ne yapıyoruz? — diye sordu Duygu.

— Siz ne yapmak istiyorsunuz?

Ferdane başını kaldırdı.

— Önce yemek. Sonra yürüyüş. Sonra da Eda’nın bizi Emir’e satıp satmayacağına bakacağız.

— Sizi satmıyorum.

Duygu güldü.

— Henüz.

Üçümüz de gülerek yürümeye devam ettik.

Akşamı birlikte geçirdik. Yemek yedik, uzun uzun konuştuk. Bir ara konu yine Emir’e geldi ama bu kez ben konuyu değiştirmedim.

Duygu bana baktı.

— Peki gerçekten ne hissediyorsun?

Sorunun basit olduğunu düşündüm ama cevabı o kadar kolay değildi.

— Bilmiyorum.

Ferdane hemen araya girdi.

— Yalan.

Güldüm.

— Tamam. Biliyorum.

— Ne?

Bir an düşündüm.

— Onun yanında kendimi rahat hissediyorum.

Duygu’nun yüzündeki ifade değişti.

— Bu önemli.

— Evet.

— Başka?

Kupamı masanın üzerinde çevirdim.

— Onu özlüyorum.

İkisi de sustu.

Bunu ilk kez bu kadar açık söylemiştim.

— Hem de düşündüğümden fazla.

Duygu elimi tuttu.

— O zaman korkma.

Başımı kaldırdım.

— Korkmuyorum.

Ve gerçekten korkmuyordum.

Sadece acele etmek istemiyordum.

Bir süre sonra Duygu ile Ferdane eve dönmek için ayrıldı. Ben de tek başıma yürümeye başladım.

Telefonumu çıkardığımda Emir’den mesaj vardı.

Emir:
Eve geçtin mi?

Ben:
Henüz değil.

Birkaç saniye sonra:

Emir:
İstersen geleyim.

Mesaja baktım.

Eskiden olsa hemen düşünmeye başlardım.

“Gelmesini istiyor muyum?”

“Çok mu hızlı cevap verdim?”

“Beni bekliyor mu?”

Şimdi ise sadece ne istediğimi düşündüm.

Ve cevabı belliydi.

Ben:
Gel.

Telefonu cebime koydum.

Birkaç dakika sonra Emir aradı.

— Neredesin?

— Eve doğru yürüyorum.

— Tamam. Seni oradan alayım.

— Olur.

Telefonu kapattığımda içimde küçük bir heyecan oluştu.

Ama bu kez o heyecan belirsizlikten değildi.

Onu görecek olmaktan kaynaklanıyordu.

Eve vardığımda birkaç dakika sonra Emir’in arabası sokağın başında göründü.

Yanıma geldiğinde camı açtı.

— Bin.

Kapıyı açıp oturdum.

— Merhaba.

Bana dönüp gülümsedi.

— Merhaba.

Birkaç saniye birbirimize baktık.

Sonra Emir arabayı çalıştırdı.

— Nereye gidiyoruz?

— Hiçbir yere.

Kaşlarımı kaldırdım.

— Nasıl yani?

— Sen bugün Duygu ve Ferdane’yle bütün gün beraberdin. Ben de seni bir yere götürmek yerine biraz dolaştırmak istedim.

Gülümsedim.

— Yani plansız?

— Evet.

— Sana hiç yakışmıyor.

Güldü.

— Senin yüzünden.

Camdan dışarı baktım.

Sokak lambaları birer birer geride kalıyordu.

Sonra Emir’in sesi geldi.

— Bugün beni özledin mi?

Başımı ona çevirdim.

— Belki.

— Belki mi?

— Biraz.

— Ben çok özledim.

Gülümsedim.

— Belli oluyor.

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra Emir elini direksiyondan çekmeden söyledi:

— Eda.

— Efendim?

— Dün geceyi düşündüm.

— Ben de.

— Güzel bir geceydi.

Başımı cama yasladım.

— Evet.

Emir kısa bir süre sustu.

— Çünkü sen vardın.

O cümleden sonra söyleyecek bir şey bulamadım.

Sadece gülümsedim.

Ve ilk kez, sessizlik bile aramızda bir cevap gibi geldi.

Arabanın içinde bir süre hiç konuşmadık.

Emir radyonun sesini biraz kıstı. Şehrin ışıkları camdan geçip gidiyor, ben de dışarıyı izliyordum.

Bir süre sonra dayanamadım.

— Gerçekten hiçbir yere gitmiyor muyuz?

— Hayır.

— O zaman neden arabayla çıktık?

— Çünkü bazen bir yere gitmek gerekmiyor.

Başımı ona çevirdim.

— Sen bugün fazla felsefe yapıyorsun.

Gülerek bana baktı.

— Sen de fazla konuşuyorsun.

— Ben her zaman konuşuyorum.

— Biliyorum.

— Rahatsız oluyor musun?

— Hayır.

Biraz durdu.

— Hatta alıştım.

İstemeden gülümsedim.

— Daha dün bana alışma diyordun.

— Hayır. Sen bana alışmaktan bahsediyordun.

— Fark etmez.

— Bence eder.

Başımı koltuğa yasladım.

— Peki sen alıştın mı?

Emir birkaç saniye düşündü.

— Sana mı?

— Evet.

Bu kez cevap vermeden önce yüzüme baktı.

— Galiba çoktan.

Kalbim hızlandı ama belli etmemeye çalıştım.

— Ne zamandır?

— Bilmiyorum.

— Nasıl bilmezsin?

— Çünkü bir anda olmadı.

Gözlerini yoldan ayırmadan devam etti.

— Önce kahveni hatırlamaya başladım. Sonra hangi konularda sinirlendiğini. Sonra ne zaman gerçekten güldüğünü. Sonra da gün içinde başıma bir şey geldiğinde sana anlatmak istediğimi fark ettim.

Sessiz kaldım.

Bu cümlelerin hiçbirinde büyük bir söz yoktu.

Ama belki de tam olarak bu yüzden etkilenmiştim.

— Emir?

— Efendim?

— Ben de sana alıştım.

Gülümsedi.

— Biliyorum.

— Nereden biliyorsun?

— Çünkü sen de bana anlatıyorsun.

Haklıydı.

Bir süre sonra araba sahile yakın bir yerde durdu.

Emir motoru kapattı.

— İnmek ister misin?

Kapıyı açıp indim.

Hava serindi. Denizden gelen hafif rüzgâr saçlarımı yüzüme doğru savurdu.

Yan yana yürümeye başladık.

Bu kez nereye gittiğimizi ikimiz de bilmiyorduk.

Bir süre sonra Emir elini uzattı.

Hiçbir şey söylemedi.

Ben de elini tuttum.

Adımlarımız aynı anda yavaşladı.

— Bugün seni görünce içim rahatladı, dedi.

— Neden?

— Çünkü son zamanlarda seni kaybetmekten çok korkuyordum.

Başımı ona çevirdim.

— Beni kaybetmekten korkuyorsan, bunu bana hissettirmemen gerekiyor.

— Biliyorum.

— Çünkü ben kaçıp gitmek istemiyorum.

Emir durdu.

— Gerçekten mi?

Ben de durdum.

— Gerçekten.

Gözlerime baktı.

— O zaman ben de sana bir şey söyleyeyim.

— Söyle.

— Ben de artık seni kaybetmemek için susmak istemiyorum.

İçimde bir şey yumuşadı.

Elini biraz daha sıkı tuttum.

— O zaman susma.

Başını salladı.

— Susmayacağım.

Sonra tekrar yürümeye başladık.

Denizin sesi uzaktan geliyordu.

Ben ise ilk defa geleceği düşünürken korkmuyordum.

Çünkü artık geleceği tek başıma düşünmüyordum.

Yanımda Emir vardı.

Ama en güzeli, hâlâ kendimdim

Sahilde biraz daha yürüdük.

Emir elimi bırakmadı. Ben de bırakmak istemedim.

Bir süre sonra denizin kenarındaki banklardan birine oturduk. Karşımızda uzanan karanlık suya baktım.

— Buraya daha önce geldin mi? diye sordum.

— Birkaç kez.

— Tek başına mı?

— Genelde.

— Ne düşünüyordun?

Emir omuzlarını kaldırdı.

— Değişiyor.

— Şimdi ne düşünüyorsun?

Bana döndü.

— Şimdi mi?

— Evet.

— Şimdi seni düşünüyorum.

Gözlerimi devirdim.

— Çok kolay cevap verdin.

— Çünkü doğru cevap buydu.

Gülmemek için yüzümü başka tarafa çevirdim.

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra telefonum çaldı.

Annem.

Ekrana bakınca bir an şaşırdım.

— Annem arıyor.

— Aç.

Telefonu kulağıma götürdüm.

— Alo?

— Kızım, nasılsın?

— İyiyim anne. Siz nasılsınız?

— İyiyiz. Baban da yanında. Evde yalnız kalınca sıkılmadın değil mi?

Emir bana bakıp gülümsedi.

— Yok, sıkılmadım.

Annem birkaç saniye sustu.

— Arkadaşlarınla görüşüyorsun değil mi?

— Görüşüyorum.

— Güzel. Yemeğini de aksatma.

— Aksatmıyorum.

— Gece geç kalma.

— Tamam anne.

Telefonu kapattığımda Emir kaşlarını kaldırdı.

— Annen hâlâ seni çocuk sanıyor.

— Her anne öyle.

— Benim annem de öyle.

— Senin annen nasıl biri?

Emir bir an düşündü.

— Meraklı.

— Benimki gibi.

— Hatta daha fazla.

Güldüm.

— Seni merak ediyor mu?

— Evet.

— Beni biliyor mu?

Emir sustu.

Sonra hafifçe gülümsedi.

— Biraz.

Kaşlarımı kaldırdım.

— Biraz ne demek?

— Senden bahsettim.

— Ne söyledin?

— Seni tanıdığımı.

— Başka?

— Seni sevdiğimi söylemedim.

Bir an sustum.

— Zaten söylemene gerek yok.

Emir bana baktı.

— Neden?

— Çünkü bazı şeyleri önce kendimiz bilmeliyiz.

Başını salladı.

— Haklısın.

O anda telefonuma bir mesaj geldi.

Duygu.

Duygu:
Eve geçtin mi?

Cevap yazdım.

Ben:
Emir’leyim.

Hemen cevap geldi.

Duygu:
Biliyoruz zaten 😂

Telefonu kapattım.

Emir merakla sordu:

— Ne oldu?

— Duygu.

— Ne dedi?

— Seni bildiğini söyledi.

Emir güldü.

— Benden pek hoşlanıyor galiba.

— Senden hoşlanıyor.

— Güzel.

— Ama seni biraz fazla inceliyor.

— O da normal.

Ayağa kalktı.

— Hadi.

— Nereye?

— Eve bırakacağım.

Ayağa kalkıp yanına geçtim.

— Daha erken.

— Biliyorum.

— O zaman neden gidiyoruz?

Gülümseyerek bana baktı.

— Çünkü yarın da seni görmek istiyorum.

Bir an durdum.

Sonra başımı salladım.

— Tamam.

Arabaya doğru yürürken içimden tek bir şey geçti:

Belki de artık mesele Emir’in hayatımda kalıp kalmayacağı değildi.

Mesele, ikimizin hayatında birbirimize nasıl bir yer açacağımızdı.

Ve ben o yeri bulmaya hazırdım.

Eve vardığımızda saat düşündüğümden daha geç olmuştu.

Emir arabayı evin önünde durdurdu ama hemen inmeme izin vermedi.

— Yarın ne yapıyorsun?

— Duygu ve Ferdane’yle görüşeceğim.

— Tamam.

— Sonra?

— Bilmiyorum.

Emir başını salladı.

— O zaman yarın bakarız.

Kapıyı açacakken bana baktı.

— Eda.

— Efendim?

— Bugün iyi geldi.

Gülümsedim.

— Bana da.

Arabadan indim. Kapıyı kapattıktan sonra birkaç adım yürüdüm ama arkamdan seslendi.

— Eda!

Döndüm.

Camı açmıştı.

— Ne?

— Eve girince haber ver.

Gülerek başımı salladım.

— Tamam.

Kapıyı açıp içeri girdim.

Ev yine sessizdi.

Ama bu kez sessizlik dünkü gibi üzerime çökmüyordu.

Çantamı bıraktım, ayakkabılarımı çıkardım ve salona geçtim.

Gözüm doğrudan kanepeye takıldı.

Dün gece Emir’le orada uyuyakalmıştık.

İstemeden gülümsedim.

Telefonumu çıkarıp ona yazdım.

Ben:
Eve girdim.

Cevabı hemen geldi.

Emir:
Tamam. İyi geceler.

Bir süre ekrana baktım.

Sonra yazdım:

Ben:
İyi geceler.

Telefonu bırakacakken yeni bir mesaj geldi.

Emir:
Bir şey daha.

Ben:
Ne?

Emir:
Yarın seni görmek istiyorum.

Gülümsedim.

Ben:
Bunu zaten söylemiştin.

Emir:
Tekrar söylemek istedim.

Telefonu göğsüme doğru tuttum.

Sonra cevap yazdım.

Ben:
Ben de seni görmek istiyorum.

Telefonu bıraktım.

Ama bu kez yüzümdeki gülümseme geçmedi.

Ertesi sabah gözümü açtığımda ilk yaptığım şey telefona bakmak oldu.

Duygu’dan üç mesaj vardı.

Duygu:
Uyan.

Duygu:
Bugün dışarı çıkıyoruz.

Duygu:
İtiraz kabul etmiyorum.

Gülerek cevap verdim.

Ben:
Tamam, tamam. Uyandım.

Tam yataktan kalkacakken telefon tekrar çaldı.

Emir.

Aramayı açtım.

— Günaydın.

Sesi uykulu geliyordu.

— Günaydın.

— Uyandırdım mı?

— Hayır. Duygu senden önce davrandı.

Güldü.

— Bugün planın var mı?

— Kızlarla çıkacağım.

— Tamam.

Sesindeki küçük hayal kırıklığını fark ettim.

— Ama akşam boşum.

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra:

— Akşam seni alabilir miyim?

— Alabilirsin.

— Bu kadar kolay mı?

— Neden zorlaştırayım?

— Bilmiyorum. Bazen seni anlamak zor.

— Sen de her şeyi fazla düşünüyorsun.

Güldü.

— Haklısın.

Telefonu kapatmadan önce:

— Eda?

— Efendim?

— Bugün güzel bir şey yap.

— Sen de.

— Akşam görüşürüz.

— Görüşürüz.

Telefon kapandı.

Yataktan kalkıp aynanın karşısına geçtim.

Bir süre kendime baktım.

Son zamanlarda hayatımda çok şey değişmişti.

Ama ilk defa değişen şeyin kendim olmadığını fark ettim.

Ben hâlâ bendim.

Sadece artık hayatımda, yanında kendim olabildiğim biri vardı.

Ve galiba en güzel kısmı buydu.

Duygu ve Ferdane’yle buluştuğumda ikisi de çoktan gelmişti.

Duygu beni görür görmez:

— Akşam Emir’le buluşuyorsun, değil mi?

Çantamı sandalyeye bırakıp oturdum.

— Daha günaydın bile demeden başladın.

Ferdane güldü.

— Cevap vermediğine göre doğru.

— Evet, görüşeceğiz.

Duygu ellerini masaya koydu.

— Peki bugün ne yapacağız?

— Bilmiyorum. Siz karar verin.

Ferdane hemen:

— Önce kahvaltı.

— Sonra?

— Sonra alışveriş.

— Ben alışveriş yapmayacağım.

Duygu kaşlarını kaldırdı.

— Seninle ilgili değil zaten. Biz kendimize bakacağız.

Gülmeye başladım.

Günün büyük kısmını birlikte geçirdik. Mağazalara girdik, çıktık, bir şeyler yedik, bol bol konuştuk. Konuşmalarımızın arasında Emir birkaç kez aklıma gelse de telefonuma bakıp durmadım.

Artık bunu yapmıyordum.

Onun yazmasını bekleyerek bütün günümü geçirmiyordum.

Çünkü akşam zaten görüşecektik.

Bu düşünce bile bana yetiyordu.

Öğleden sonra bir kafede otururken Duygu birden bana baktı.

— Sana bir şey soracağım.

— Sor.

— Emir’le gerçekten ciddi bir şey yaşayabileceğini düşünüyor musun?

Sorusu karşısında birkaç saniye sustum.

— Bilmiyorum.

Ferdane başını salladı.

— Güzel cevap.

— Neden?

— Çünkü hemen büyük laflar etmiyorsun.

Duygu da gülümsedi.

— Bence şu an yaptığın en doğru şey bu.

Başımı eğip kahveme baktım.

— Ben sadece olanı yaşamak istiyorum.

— Ve?

— Ve güzel gidiyorsa neden korkayım?

Duygu gülümsedi.

— İşte bunu duymak istiyordum.

Akşamüstü onlardan ayrıldım.

Eve gelip biraz dinlendikten sonra telefonuma baktım.

Emir’den mesaj vardı.

Emir:
Hazır mısın?

Gülümsedim.

Ben:
Hazırım.

Emir:
On dakika.

Telefonu bıraktım.

Pencereden dışarı baktım.

Bir süre sonra araba göründü.

Çantamı alıp kapıya yöneldim.

Dışarı çıktığımda Emir arabadan indi.

— Merhaba.

— Merhaba.

— Günün nasıl geçti?

— Çok güzel.

— Yoruldun mu?

— Biraz.

— O zaman bugün sakin bir şey yapacağız.

— Nereye gidiyoruz?

Gülümsedi.

— Söylemem.

— Yine mi sürpriz?

— Evet.

Başımı iki yana salladım.

— Sen gerçekten vazgeçmeyeceksin.

— Hayır.

Arabaya bindim.

Emir de sürücü koltuğuna geçti.

— Hazır mısın?

— Neye?

— Bugüne.

Gülümsedim.

— Hazırım.

Araba hareket etti.

Bu kez nereye gittiğimizi bilmiyordum.

Ama ilk defa bilmemek beni rahatsız etmiyordu.

Çünkü yanımda Emir vardı.

Ve artık onunla ilgili en sevdiğim şeylerden biri de buydu:

Nereye gittiğimizi bilmesem bile, yol boyunca kendim olabiliyordum.

Emir yaklaşık yirmi dakika boyunca hiçbir şey söylemeden araba kullandı.

Ben de birkaç kez nereye gittiğimizi sormayı düşündüm ama vazgeçtim.

Sonunda araba küçük bir sokağa girdi.

Camdan dışarı baktığımda tanıdık bir yer gördüm.

— Burası…

Emir arabayı park etti.

— Evet.

İndiğimde karşımdaki küçük kitapçıya baktım.

Gülümsemem kendiliğinden oluştu.

— Yine mi burası?

— Geçen geldiğimizde bir kitabı eline alıp uzun uzun baktığını hatırlıyorum.

— Hâlâ hatırlıyor musun?

— Evet.

— Ben bile unutmuştum.

Emir kapıyı açtı.

— Ben unutmuyorum demiştim.

İçeri girdik.

Kitapçı sakindi. Rafların arasında dolaşırken Emir başka tarafa geçti. Ben de kitaplara bakmaya başladım.

Bir süre sonra elimdeki kitabı kapatıp ona döndüm.

— Emir?

— Efendim?

— Beni buraya neden getirdin?

Elindeki kitabı rafa koydu.

— Çünkü bugün Duygu ve Ferdane’yle çok eğlendiğini biliyorum.

— Evet.

— Ve akşamı da senin sevdiğin bir yerde geçirmek istedim.

Bir an sustum.

— Beni gerçekten dinliyorsun.

— Dinliyorum.

— Her şeyi mi?

— Her şeyi değil.

— Ne kadarını?

Gülümsedi.

— Senin önemli bulduğun şeyleri.

O cümle içimde bir yere dokundu.

Başımı eğip raftaki kitaplara baktım.

— Bu güzelmiş.

— Hangisi?

Kitabı ona uzattım.

— Bu.

Emir kapağına baktı.

— Al.

— Hayır, sadece bakıyordum.

— O zaman bakmaya devam et.

— Ne demek o?

— Ben de yanında durayım.

Güldüm.

Bir süre kitapçıda dolaştık.

Sonra kitabı gerçekten aldım.

Kasadan çıkarken Emir poşete baktı.

— Beğendin mi?

— Evet.

— Güzel.

Dışarı çıktığımızda hava serinlemişti.

— Şimdi nereye? diye sordum.

— Yürüyüş.

— Sonra?

— Bir şeyler yeriz.

— Tatlı?

Emir bana baktı.

— Onu sormana gerek yoktu.

— Neden?

— Seni tanıyorum artık.

Gülerek yürümeye başladık.

Bir süre sonra küçük bir parkın yanındaki bankta oturduk. Emir poşeti yanına bıraktı.

— Bir şey fark ettim.

— Ne?

— Sen mutlu olduğunda çok hızlı konuşuyorsun.

— Ben zaten hızlı konuşuyorum.

— Hayır. Mutluyken daha da hızlı.

— Sen de çok dikkat ediyorsun.

— Sana karşı evet.

Bu kez cevap vermedim.

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra Emir bana döndü.

— Eda.

— Efendim?

— Sana bir şey soracağım.

— Sor.

— Benden beklentin ne?

Soru beklemediğim bir anda gelmişti.

Bir süre düşündüm.

— Büyük şeyler değil.

— Mesela?

— Dürüst olman.

Başını salladı.

— Başka?

— Bir sorun olduğunda ortadan kaybolmaman.

Bu kez yüzündeki ifade ciddileşti.

— Bunu yapmayacağım.

— Ve…

Duraksadım.

— Beni olduğum gibi bırakman.

Emir birkaç saniye sustu.

— Bunu zaten istiyorum.

— Gerçekten mi?

— Evet.

Sonra hafifçe gülümsedi.

— Çünkü sen olduğun halinle güzelsin.

Başımı eğdim.

— Yine başladın.

— Ne yapayım?

— Böyle konuşma.

— Neden?

— Çünkü hoşuma gidiyor.

Emir güldü.

Ben de güldüm.

Sonra ayağa kalktı ve elini bana uzattı.

— Hadi.

Elini tuttum.

— Nereye?

— Tatlı yemeye.

Gülerek ayağa kalktım.

— İşte şimdi doğru konuşuyorsun.

Yan yana yürümeye başladık.

O akşam anladım ki bazen bir ilişkiyi büyüten büyük sözler değildi.

Birinin sevdiğin kitabı hatırlamasıydı.

Kahveni nasıl içtiğini bilmesiydi.

Ve senin için küçük görünen şeyleri onun önemsemesiydi.

Emir’in yanında yürürken kitabın olduğu poşete baktım.

Gülümsedim.

Belki de ben de artık onun hayatındaki küçük ayrıntıları hatırlamaya başlamıştım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.