İçeriğe geç

SEN BENDE EKSİKSİN 🖋️

Bölüm 18 · 7 dk okuma

SEN BENDE EKSİKSİN 🖋️

Bölüm 18

18. Bölüm

Emir geldiğinde saat akşamı geçmişti.

Kapıyı açtığımda elinde küçük bir poşet vardı.

“Ne o?”

“Film gecesi için gerekli malzemeler.”

Poşeti elimden aldım.

“Ne aldın?”

“Abur cubur.”

“İyi düşünmüşsün.”

Salona geçtik. Televizyonun karşısındaki koltuğa oturduk.

“Filmi ben seçiyorum,” dedim.

“Tamam.”

“İtiraz yok.”

“Bugünlük yok.”

Bir süre film seçeneklerine baktım. Sonunda birinde karar kıldım.

Emir koltuğun diğer tarafına oturdu.

“Başlat.”

Film başladı.

İlk yarım saat boyunca ikimiz de gerçekten izledik. Sonra Emir bir sahnede gülmeye başladı.

“Ne var?”

“Senin yüz ifadelerin.”

“Ben ne yapıyorum?”

“Filmi izlerken karakterlerden biriyle tartışıyor gibisin.”

“Çünkü sinir oldum.”

“Ekrandaki karakter seni duymuyor.”

“Duysa da bir şey değişmez.”

Gülerek başını salladı.

Bir süre sonra masadaki atıştırmalıklara uzandım.

“Sonuncuyu alma.”

“Niye?”

“Benim.”

“Bunu nereden çıkardın?”

“Çünkü onu ben seviyorum.”

Emir elini geri çekti.

“Tamam.”

“Bu kadar kolay vazgeçtin?”

“Seninle tartışmaya değmez.”

“Akıllandın.”

Film ilerledikçe konuşmalarımız azaldı.

Salonda yalnızca filmin sesi vardı.

Bir ara başımı koltuğun arkasına yaslayıp gözlerimi kapattım.

Emir sessizce sordu:

“Uyudun mu?”

“Hayır.”

“Emin misin?”

“Evet.”

Birkaç dakika sonra tekrar konuştu.

“Eda?”

“Hı?”

“İstersen bu gece burada kalabilirim.”

Gözlerimi açıp ona baktım.

“Geç oldu zaten.”

“Rahatsız etmem.”

“Etmiyorsun.”

Bir an düşündüm.

“Kal.”

Emir başını salladı.

“Tamam.”

Film bittiğinde saat oldukça ilerlemişti.

Televizyonu kapattım.

“Sen salonda yatarsın.”

“Ben zaten onu düşünüyordum.”

“Ben sana yastık getiririm.”

“Tamam.”

Odama gidip bir yastık ve battaniye aldım. Salondaki koltuğu hazırladım.

Emir battaniyeyi eline aldı.

“Teşekkür ederim.”

“Rica ederim.”

Kapıya doğru giderken durdum.

“Emir?”

“Efendim?”

“İyi geceler.”

Gülümsedi.

“İyi geceler, Eda.”

Odama geçip kapıyı kapattım.

Yatağıma uzandığımda evin sessizliği bu kez farklıydı.

Bir odada ben vardım.

Diğer odada Emir.

Aynı evin içinde, kendi alanlarımızda.

Ve nedense bu düşünce bana huzur veriyordu.

Bir süre sonra salondan Emir’in sesi geldi.

“Eda?”

“Ne?”

“Su nerede?”

Gülmeye başladım.

“Mutfakta!”

“Tamam.”

Birkaç dakika sonra tekrar seslendi.

“Buldum.”

“Harika.”

“İyi geceler.”

“İyi geceler.”

Telefonumu komodinin üzerine bıraktım.

Gözlerimi kapatırken aklımdan tek bir şey geçti:

Emir artık hayatıma bir anda girip çıkan biri değildi.

Yavaş yavaş, küçük küçük, kendi yerini buluyordu.

Ve ben ilk kez bundan korkmuyordum.

——————— Emir —————————————

Odama geçeli çok olmamıştı ki salondan televizyonun ışığı üzerime vuruyordu. Eda’nın odasına gittiğini düşünmüştüm ama ben de uyuyamamıştım.

Mutfağa geçip iki kupa sıcak içecek hazırladım. Sonra salona dönüp televizyonu açtım.

Bir süre sonra Eda’nın kapısı aralandı.

“Uyumadın mı?”

Başımı ona çevirdim.

“Uyuyacaktım.”

“Ne oldu?”

“Bir şey içmek istedim.”

Kupayı kaldırdım.

“Sen de ister misin?”

“Olur.”

Mutfağa gidip kendisine de bir kupa hazırladı. Sonra yanıma gelip kanepenin diğer tarafına oturdu.

“Bu filmi neden açtın?”

“Bir tane daha izleyelim diye.”

“Bir tane daha mı?”

“Yarısını izleriz.”

Bana bakıp güldü.

“Sonra uyuyakalırız.”

“Muhtemelen.”

Battaniyeyi ikimizin üzerine çekti.

Film başladı.

İlk başlarda sürekli konuşuyorduk. Bir sahnede karakterin yaptığı saçma bir şey yüzünden Eda bana dönüp uzun uzun yorum yaptı.

“Sen olsan ne yapardın?”

“Ben mi?”

“Evet.”

“Muhtemelen önce düşünürdüm.”

“Sen her şeyi fazla düşünüyorsun.”

“Sen de hiçbir şeyi düşünmeden yapıyorsun.”

“Doğru.”

Gülmeye başladık.

Sonra film ilerledikçe sesimiz azaldı.

Eda kupasını iki eliyle tutmuş, gözlerini ekrandan ayırmadan izliyordu.

Bir süre sonra başı yavaşça koltuğun arkasına yaslandı.

“Uykun geldi mi?”

“Biraz.”

“Filmi kapatayım mı?”

“Hayır. Biraz daha dursun.”

Kumandayı elimde tuttum.

“Tamam.”

Ben de kanepeye biraz daha yaslandım.

Aslında gözlerim çoktan ağırlaşmaya başlamıştı.

Bir ara Eda’nın sessizleştiğini fark ettim.

Ona baktım.

Uyumuştu.

Gülümsedim.

Televizyonun sesini biraz kıstım.

Kumandayı masaya bıraktım.

Sonra tekrar arkama yaslandım.

Bir süre onu izledim.

Eda’nın yanında böyle sessizce oturmak garip bir şekilde huzurluydu.

Ne konuşmamız gerekiyordu ne de bir yere yetişmemiz.

Sadece aynı odadaydık.

Gözlerimi kapatmadan önce aklımdan geçen son şey şuydu:

Keşke bazı geceler hiç bitmese.

Sonra ben de uyuyakalmışım.

Sabah gözlerimi açtığımda ilk fark ettiğim şey boynumun tutulmuş olmasıydı.

İkinci fark ettiğim şey ise Eda’nın hâlâ yanımda olduğuydu.

Birkaç saniye kıpırdamadan kaldım.

Sonra Eda hareket etti.

Gözlerini açıp bana baktı.

“Günaydın.”

“Günaydın.”

İkimiz de birkaç saniye sustuk.

Sonra Eda etrafa bakıp şaşkınlıkla sordu:

“Biz gerçekten burada mı uyuduk?”

Gülümsedim.

“Galiba.”

“Ben sana demiştim.”

“Sen de uyudun ama.”

“Evet.”

Gülmeye başladık.

Kanepeye baktım.

“Bir daha burada uyumayalım.”

Eda boynunu tutup güldü.

“Kesinlikle.”

O an fark ettim.

Dün gece özel bir şey yapmamıştık.

Sadece film izlemiş, bir şeyler içmiş ve uyuyakalmıştık.

Ama nedense uzun zamandır geçirdiğim en güzel gecelerden biri olmuştu.

Eda ayağa kalktı.

“Ben kahve yapacağım.”

“Ben yaparım.”

“Sen dün yaptın.”

“Bugün sıra bende.”

Mutfağa geçtim. Arkadan Eda’nın sesini duydum.

“Şekerli.”

“Biliyorum.”

Bir an durdum.

Bunu gerçekten biliyordum.

Kahveyi hazırlarken yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.

Eda mutfağa geldi ve tezgâha yaslandı.

“Ne gülüyorsun?”

“Bir şey yok.”

“Var.”

“Kahve yapıyorum.”

“Emir.”

Başımı kaldırdım.

“Ne?”

“Bana bakıp gülüyorsun.”

“Çünkü dün geceyi düşünüyorum.”

Eda’nın yüzündeki gülümseme biraz değişti.

“Ben de.”

Kahveleri alıp salona geçtik.

Bu kez karşılıklı oturduk.

Dün geceden kalan sessizlik hâlâ aramızdaydı ama rahatsız edici değildi.

Eda kupasından bir yudum aldı.

“Annemle babam birkaç gün daha yok.”

“Biliyorum.”

“Ev yine sessiz olacak.”

“İstersen bugün seni yalnız bırakmam.”

Eda bana baktı.

“Bugün Duygu ve Ferdane’yle planım var.”

“Tamam.”

“Akşam belki…”

Cümlesini tamamlamadı.

Ben de tamamlamasını istemedim.

“Akşam karar veririz.”

Başını salladı.

“Olur.”

Bir süre kahvelerimizi içtik.

Sonra Eda birden gülerek:

“Bu arada…”

“Ne?”

“Dün gece kanepede uyuyakaldığımızı annem görseydi…”

İkimiz de aynı anda gülmeye başladık.

“Bence önce beni sorgulardı.”

“Bence önce beni.”

“Sonra ikimizi.”

“Kesinlikle.”

Eda ayağa kalkıp boş kupaları mutfağa götürdü.

Ben de arkasından gittim.

Mutfakta yan yana dururken bir an durdu.

“Emir?”

“Efendim?”

“Dün gece burada kalman…”

“Evet?”

“Güzeldi.”

Gözlerine baktım.

“Benim için de.”

Eda gülümsedi.

Sonra çantasını aldı.

“Ben hazırlanayım.”

“Tamam.”

Kapıya kadar eşlik ettim.

Ayakkabılarını giyerken bana dönüp:

“Akşam haberleşiriz.”

“Tamam.”

Kapıyı açtı.

Tam çıkacakken tekrar bana baktı.

“Ve…”

“Ne?”

“Bu gece kanepede uyumak yok.”

Güldüm.

“Söz.”

Kapı kapandıktan sonra birkaç saniye olduğum yerde kaldım.

Sonra salona geçtim.

Dün gece birlikte oturduğumuz kanepeye baktım.

Garipti.

Bir gece önce sıradan görünen bir ev, şimdi Eda’nın sesiyle dolmuş gibi geliyordu.

Ve ben ilk defa birinin hayatıma böyle sessizce yerleşmesinden korkmuyordum.

Aksine…

Bunun devam etmesini istiyordum.

————————————————————

Emir’in evinden çıktıktan sonra birkaç dakika boyunca yürüdüm. Havanın serinliği yüzüme çarptıkça biraz önce yaşadığımız sabahı düşünüyordum.

Aslında hiçbir şey olmamıştı.

Bir film izlemiştik. Kahve içmiştik. Kanepede uyuyakalmıştık.

Ama insan bazen en sıradan anları neden bu kadar uzun süre hatırlıyordu?

Telefonum çaldı.

Duygu.

— Nerede kaldın sen?

Gülümsedim.

— Çıkıyorum.

— Emir’in yanından mı?

— Duygu…

— Ne var? Sadece sordum.

Arka planda Ferdane’nin sesi geldi.

— Kesin Emir’in yanından.

Gülerek telefonu kulağımdan biraz uzaklaştırdım.

— İkiniz de çok meraklısınız.

— Beş dakikaya kafeye gel, anlatacakların var.

— Ne anlatacağım?

Duygu hiç düşünmeden cevap verdi.

— Dün geceyi.

— Dün gece ne olmuş?

— İşte onu sen anlatacaksın.

Telefonu kapattığımda hâlâ gülümsüyordum.

Kafeye vardığımda ikisi de çoktan masaya oturmuştu. Beni görür görmez Duygu kaşlarını kaldırdı.

— Hah. Geldi.

Ferdane kahvesinden bir yudum aldı.

— Yüzünden belli.

Çantamı sandalyeye bırakıp oturdum.

— Neyim belli?

Duygu bana dikkatlice baktı.

— Mutlusun.

Bu kez cevap vermedim.

Çünkü inkâr edecek bir şey bulamadım.

Ferdane hafifçe gülümsedi.

— Tamam, şimdi anlat.

— Anlatacak bir şey yok.

— Eda.

— Gerçekten yok.

Duygu öne doğru eğildi.

— Emir’le dün gece ne yaptınız?

Bir an durdum.

— Film izledik.

İkisi de sustu.

Sonra Ferdane:

— Sadece mi?

— Evet.

— Sonra?

— Sonra uyuyakaldık.

Duygu’nun yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.

— Aynı kanepede mi?

— Evet.

— Ve?

— Ve sabah kalktık.

Ferdane başını salladı.

— Çok büyük olaylar yaşamışsınız gerçekten.

Gülmeye başladım.

— Dalga geçmeyin.

Duygu bir süre bana baktı.

Sonra sesi biraz yumuşadı.

— Ama sen iyi görünüyorsun.

Bu kez gülümsemem daha sakin oldu.

— İyiyim.

Ve bunu söylerken ilk defa düşünmeden söyledim.

Gerçekten iyiydim.

Emir yanımda olduğunda da, arkadaşlarımla olduğumda da.

Hayatım sadece tek bir kişiden ibaret değildi.

Ama o kişinin hayatımda olması da artık bana ağır gelmiyordu.

Telefonum masanın üzerinde titredi.

Ekrana baktım.

Emir:
Duygu ve Ferdane’yle buluştun mu?

İstemeden gülümsedim.

Duygu hemen fark etti.

— Kim?

Telefonu ters çevirdim.

— Hiç.

Ferdane kahkaha attı.

— Hiç dediğine göre Emir.

— Evet.

Duygu başını salladı.

— Açık açık söyle bari.

Telefonu tekrar elime aldım.

Bir süre düşündükten sonra yazdım.

Ben:
Evet. Şimdilik güvendeyim.

Cevabı çok geç gelmedi.

Emir:
Güzel. Akşam için hâlâ karar vermedik.

Mesaja bakıp gülümsedim.

Ben:
Belki bu kez seni bekletirim.

Cevap geldi.

Emir:
Beklerim.

Telefonu kapattım.

Duygu bana baktı.

— Ne dedi?

— Hiç.

— Eda!

Gülerek ayağa kalktım.

— Tamam, tamam. Akşam görüşeceğiz.

Duygu ve Ferdane aynı anda birbirlerine baktılar.

Ferdane başını salladı.

— Sonunda kabul etti.

— Neyi?

Duygu gülümsedi.

— Emir’i gerçekten hayatına aldığını.

Bir an sustum.

Sonra dışarıdaki kalabalığa baktım.

Belki de haklıydı.

Çünkü artık Emir’i hayatıma alıp almamayı düşünmüyordum.

Sadece onunla hayatımın içinde nereye kadar yürüyeceğimizi merak ediyordum.

Ve ilk defa bu soru beni korkutmuyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.