İçeriğe geç

SEN BENDE EKSİKSİN 🖋️

Bölüm 17 · 11 dk okuma

SEN BENDE EKSİKSİN 🖋️

Bölüm 17

17.bölüm

Eve döndüğümde salondaki valizleri görünce durdum.

Annem koltuğun üzerinde duran kıyafetleri katlıyor, babam da diğer tarafta küçük bir çantaya bir şeyler yerleştiriyordu.

“Ne oluyor?”

Annem başını kaldırıp bana baktı.

“Biz birkaç günlüğüne şehir dışına çıkıyoruz.”

“Ne?”

“Babanın halletmesi gereken bir iş var. Madem gidiyoruz, biraz da kalırız dedik.”

Babam her zamanki sakinliğiyle araya girdi.

“Dört beş gün kadar.”

“Bana ne zaman söyleyecektiniz?”

Annem gülerek yanıma geldi.

“Şimdi söylüyoruz işte.”

Valizlerin yanına oturdum.

“Ben ne yapacağım?”

“Sen artık büyüdün kızım,” dedi babam.

“Bu cümleyi hiç sevmedim.”

Babam güldü.

Annem saçımı düzeltti.

“Evde kalırsın. İstersen arkadaşlarınla görüşürsün. Bir ihtiyacın olursa bizi ararsın.”

“Kaç gün dediniz?”

“Dört, bilemedin beş.”

“Uzunmuş.”

İçimde garip bir his oluştu.

Evde yalnız kalmak korkutucu değildi aslında.

Ama annemin her sabah mutfakta çıkardığı seslerin, babamın salondan gelen televizyon sesinin olmayacağını düşünmek biraz tuhaf gelmişti.

Annem bunu anlamış gibi bana sarıldı.

“Daha şimdiden özledin mi?”

“Biraz.”

“Daha gitmedik.”

“Ne yapayım? Anne işte.”

Babam valizin fermuarını kapattı.

“Akşam yola çıkacağız.”

“Bu akşam mı?”

“Evet.”

Bir süre daha beraber oturduk.

Annem her zamanki gibi bana evle ilgili küçük küçük şeyler anlattı.

“Buzdolabında yemek var.”

“Tamam.”

“Çamaşırları biriktirme.”

“Anne…”

“Ne?”

“Daha gitmeden başladın.”

Güldü.

“Ne yapayım, annelik refleksi.”

Babam da kapının yanında durup bizi izliyordu.

Sonra bana baktı.

“Bir şeye ihtiyacın olursa ara.”

“Ararım.”

“Gece bile olsa.”

“Tamam baba.”

Akşam onları uğurlamak için kapıya kadar çıktım.

Annem son kez bana sarıldı.

“Dikkat et kendine.”

“Sen de.”

Babam başımı hafifçe okşadı.

“Evi sana emanet ediyoruz.”

“Merak etmeyin.”

Valizlerini arabaya koydular.

Annem camı açıp tekrar bana baktı.

“Kapıyı kilitlemeyi unutma.”

“Tamam!”

“Ve…”

“Anne!”

Gülmeye başladı.

“Tamam, tamam. Gidiyoruz.”

Araba yavaşça sokağın sonuna doğru ilerledi.

Ben de birkaç saniye kapının önünde öylece kaldım.

Sonra eve girdim.

Kapıyı kapattığımda ev bir anda olduğundan daha sessiz geldi.

Ayakkabılarımı çıkarıp salona geçtim.

Annemin koltukta bıraktığı küçük yastığı düzelttim.

Babamın kumandayı hep bıraktığı yere baktım.

Sonra derin bir nefes aldım.

Gerçekten yalnızdım.

Telefonumu elime aldım.

Duygu’ya yazmayı düşündüm.

Sonra vazgeçtim.

Ferdane’ye de yazabilirdim.

Ama o an nedense başka bir isim aklıma geldi.

Emir.

Mesaj ekranını açtım.

Bir süre ne yazacağımı düşündüm.

Sonunda sadece:

Ben:
Annemle babam birkaç günlüğüne şehir dışına çıktı.

Mesajı gönderdikten sonra telefonu masaya bıraktım.

Çok geçmeden ekran aydınlandı.

Emir:
İyi mi?

Gülümsedim.

Ben:
İyiler. Birkaç günlüğüne gidiyorlar.

Bir süre sonra yeni mesaj geldi.

Emir:
Sen iyi misin?

Ekrana baktım.

Bu kez cevap vermeden önce yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.

Ben:
Biraz garip geldi.

Cevabı kısa oldu.

Emir:
İstersen konuşuruz.

Telefonu elimde tutup salondaki sessizliğe baktım.

Sonra yazdım.

Ben:
Olur.

Ve birkaç saniye sonra telefonum çalmaya başladı.

Telefonu açtım.

“Efendim?”

“Nasıl hissediyorsun?”

Emir’in sesi sakindi.

“Bilmiyorum. Ev bir anda çok sessiz geldi.”

“İlk kez mi yalnız kalıyorsun?”

“Birkaç günlüğüne evet.”

“Alışırsın.”

“Bana çok emin söyledin.”

“Çünkü sen sandığından daha güçlüsün.”

Gülümsedim.

“Bugün de böyle cümleler kuruyorsun.”

“Bugün mü?”

“Evet.”

“Demek ki iyi bir gün.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Emir sordu:

“Yemek yedin mi?”

“Hayır.”

“Ben de yememiştim.”

“Bunun benimle ne ilgisi var?”

“Hiçbir ilgisi yok. Sadece birlikte yemek yiyebiliriz diye düşündüm.”

Bir an sustum.

“Nasıl?”

“Sen evdesin. Ben de dışarıdan bir şey alıp gelebilirim. Kapının önünde bırakırım. İstersen uzaktan konuşuruz.”

Gülmem geldi.

“Kapının önünde yemek bırakmak mı?”

“Evet.”

“Niye?”

“Çünkü yalnız kalmışsın diye seni bunaltmak istemiyorum.”

Bu cümle hoşuma gitti.

Benim yerime karar vermiyordu.

Sadece yanında olduğunu söylüyordu.

“Tamam,” dedim.

“Ne istersin?”

“Bilmiyorum.”

“Pizza?”

“Olur.”

“Tamam. Yarım saate oradayım.”

Telefon kapandı.

Yarım saat sonra kapının zili çaldı.

Kapıyı açtığımda Emir elinde iki kutuyla duruyordu.

“Anlaşmamız kapının önüne bırakmandı.”

“Sonra fikrimi değiştirdim.”

“Fark ettim.”

“İçeri girebilir miyim?”

Bir an durup ona baktım.

Sonra kenara çekildim.

“Gel.”

Emir içeri girdi.

Salona geçtik. Kutuları masaya bıraktı.

“Evin sessizliği hâlâ garip mi?”

“Biraz.”

“Ben gelince geçti mi?”

“Biraz.”

Gülümsedi.

“Güzel.”

Yemek yerken annemin ve babamın yolculuğundan konuştuk.

Emir onları sordu.

“Baban nasıl?”

“İyi. Her zamanki gibi sakin.”

“Annen?”

“Her zamanki gibi beni tembihleyerek gitti.”

Emir güldü.

“Bence seni seviyor.”

“Bence de.”

Yemekten sonra Emir ayağa kalktı.

“Ben artık gideyim.”

İçimde küçük bir huzursuzluk oluştu.

Ev yeniden sessizleşecekti.

Ama bunu söylemek istemedim.

Emir kapıya doğru yürürken bir anda durdu.

“Yarın Duygu ve Ferdane’yle planın var mı?”

“Yok.”

“İstersen yarın yine görüşürüz.”

“Olur.”

Kapının önünde birkaç saniye sessiz kaldık.

Sonra Emir:

“Bu gece yalnız kalmak seni rahatsız ederse ara.”

“Gece mi?”

“Evet.”

“Uyumuyorsan?”

“Uyumuyorsam açarım.”

Gülümsedim.

“Tamam.”

Emir çıktı.

Kapıyı kapattım.

Bu kez ev hâlâ sessizdi.

Ama biraz önceki gibi boş gelmiyordu.

Çünkü artık biliyordum.

Yalnız olmak başka şeydi.

Kendini yalnız hissetmek başka.

Ve ben bu gece ikincisini yaşamıyordum.

Ertesi sabah evin sessizliğine alışmaya başlamıştım.

Mutfakta kahvemi hazırlarken annemin normalde söylediği ilk cümleyi kendi kendime söyledim:

“Uyandın mı bari?”

Sonra kendi kendime gülmeye başladım.

“Evet anne, uyandım.”

Kahvemi alıp pencerenin önüne geçtim.

Telefonumu kontrol ettiğimde Duygu’dan mesaj vardı.

Duygu:
Bugün müsait misin?

Ben:
Müsaitim.

Cevap hemen geldi.

Duygu:
Ferdane’yle geliyoruz.

Ben:
Nereye?

Duygu:
Senin eve.

Kaşlarımı kaldırdım.

Ben:
Annem babam yok diye evi ele geçirmeyin.

Duygu:
Geç kaldın.

Gülerek telefonu bıraktım.

Bir saat sonra kapı çaldı.

Duygu elinde poşetlerle, Ferdane de iki kahveyle içeri girdi.

“Günaydın yalnız kız!”

“Çok komiksiniz.”

Ferdane ayakkabılarını çıkarırken etrafa baktı.

“Gerçekten sessizmiş.”

“Ben de dün bunu söyledim.”

Duygu salona geçip koltuğa yayıldı.

“Ee?”

“Ne ee?”

“Emir geldi mi?”

İstemeden güldüm.

“Dün akşam geldi.”

İkisinin de yüzü değişti.

“Ne?”

“Pizza getirdi.”

Duygu elini kalbine götürdü.

“Pizza mı?”

“Evet.”

“Eda, romantik hareketlerin çıtası neden bu kadar düşük?”

“Bilmiyorum. Bana yetiyor.”

Ferdane bana baktı.

“Bence mesele pizza değil.”

“Ne?”

“Sen onun yanında kendini güvende hissediyorsun.”

Bir an sustum.

Sonra başımı salladım.

“Evet.”

Duygu bu kez şaka yapmadı.

“Bu güzel.”

Üçümüz bir süre salonda oturup konuştuk. Annemin babamın gidişini, benim birkaç gün yalnız kalacak olmamı, yaklaşan planlarımızı…

Sonra Duygu birden ayağa kalktı.

“Bugün seni evden çıkarıyoruz.”

“Nereye?”

“Bilmiyoruz.”

“Yine mi?”

Ferdane güldü.

“Senin Emir’le yaptığın plansız yürüyüşün aynısını yapacağız.”

“Onu da mı biliyorsunuz?”

Duygu gözlerini kıstı.

“Biz her şeyi biliyoruz.”

Tam o sırada telefonum titredi.

Ekranda Emir’in adı vardı.

Emir:
Günaydın. Bugün nasıl?

Duygu mesajı görüp kaşlarını kaldırdı.

“Cevap ver.”

“Niye?”

“Çünkü yüzün değişti.”

“Değişmedi.”

Ferdane güldü.

“Değişti.”

Telefonu elime aldım.

Ben:
Günaydın. İyiyim. Duygu ve Ferdane geldi.

Emir’in cevabı kısa sürede geldi.

Emir:
O zaman bugün seni onlara bırakıyorum.

Gülümsedim.

Ben:
Bırakıyorsun?

Emir:
Yanlış anlama. Kıskançlık yapmıyorum.

Ben:
İyi. Çünkü yaparsan seni kapının önünde bırakırım.

Emir:
Tamam. Ama akşam seni görebilir miyim?

Mesaja bakarken Duygu omzuma doğru eğildi.

“Ne yazıyor?”

Telefonu hemen kapattım.

“Hiç.”

“Eda.”

“Akşam görüşmek istiyor.”

Duygu gülümsedi.

“Sen ne istiyorsun?”

Bu kez cevabım çok kolaydı.

“Ben de istiyorum.”

Ferdane ayağa kalktı.

“O zaman tamam. Bugün kız kıza, akşam Emir’le.”

Ben de gülümseyerek ayağa kalktım.

“Hayatımın programını siz mi yapıyorsunuz?”

Duygu çantasını aldı.

“Hayır.”

Kapıya yöneldi.

“Sen yapıyorsun. Biz sadece biraz yardım ediyoruz.”

Kapıyı kilitleyip üçümüz dışarı çıktık.

Annemle babam şehir dışındaydı.

Ev birkaç günlüğüne bana kalmıştı.

Ama ilk kez yalnızlığın bana ağır gelmediğini hissediyordum.

Çünkü hayatımda bir şey değişmişti.

Artık birinin yanımda olmasını istemekle, kendi ayaklarımın üzerinde durmak arasında seçim yapmak zorunda değildim.

Duygu ve Ferdane’yle bütün öğleden sonrayı dışarıda geçirdik.

Önce bir kafeye oturduk, sonra birkaç mağazaya baktık. Duygu her gördüğü şeyi bana yakıştırıyor, Ferdane de ikimizin arasında kalıp gülüyordu.

Akşamüstü eve döndüğümüzde yorgundum ama keyfim yerindeydi.

Kapıyı açıp içeri girdim.

Ev yine sessizdi.

Bu kez sessizlik rahatsız etmiyordu.

Çantamı bırakıp odama geçtim. Üstümü değiştirdim, saçlarımı düzelttim. Tam aynanın karşısından ayrılacaktım ki telefonuma mesaj geldi.

Emir:
Hazır mısın?

Gülümsedim.

Ben:
Hazırım.

Emir:
Beş dakikaya aşağıdayım.

Aşağı indiğimde Emir arabasının yanında bekliyordu.

“Merhaba.”

“Merhaba.”

“Günün nasıl geçti?”

“Güzel. Kızlarla beraberdim.”

“Belli.”

“Nasıl belli?”

“Yüzünden.”

Arabaya bindik.

“Nereye gidiyoruz?”

“Bu sefer ben seçtim.”

“İtiraz edebilir miyim?”

“Hayır.”

“Harika.”

Bir süre sonra şehrin daha sakin bir tarafına geldik. Arabayı küçük bir parkın yakınında durdurdu.

“Buraya mı?”

“Evet.”

Birlikte arabadan indik.

Parkın içinde ışıklandırılmış yürüyüş yolu vardı. Akşam serinliği hafiften hissediliyordu.

Yan yana yürümeye başladık.

“Bugün seni çok merak ettim,” dedi Emir.

“Niye?”

“Evde yalnızsın.”

“Dün de yalnızdım.”

“Dün yanına pizza getirdim.”

Gülmeye başladım.

“Bunu hâlâ başarı olarak görüyor musun?”

“Evet.”

Bir süre yürüdük.

Sonra Emir durdu.

“Bir şey söyleyeceğim.”

“Dinliyorum.”

“Annenle baban birkaç gün yokken seni rahatsız etmek istemiyorum.”

“Etmiyorsun.”

“Emin misin?”

“Eminim.”

Başını salladı.

“Güzel.”

Tekrar yürümeye başladık.

Bir süre sonra ben sordum:

“Sen olsan ne yapardın?”

“Ne hakkında?”

“Evde tek başına kalsan.”

“Muhtemelen film açardım.”

“Ben de film izlemek istiyorum.”

Emir bana baktı.

“İstersen film seçeriz.”

“Evde mi?”

“İstersen.”

Bir an düşündüm.

Sonra gülümsedim.

“Olur.”

Eve döndüğümüzde birlikte film seçmeye çalıştık.

Emir koltuğun bir ucuna, ben diğer ucuna oturdum.

“Bunu izleyelim.”

“Hayır.”

“Neden?”

“Çok uzun.”

“Şunu?”

“Onu da sevmem.”

“Sen hiçbir şeyi beğenmiyorsun.”

“Beğendiğim şeyi bulana kadar seçiyorum.”

Sonunda ortak bir filmde karar kıldık.

Film başladığında birkaç dakika konuşmadan izledik.

Sonra Emir sessizce:

“Eda?”

“Hı?”

“İyi ki bana yazdın dün.”

Başımı ona çevirdim.

“Ben de iyi ki yazmışım.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Emir gülümsedi.

“Bazen çok basit şeyler insanın gününü değiştiriyor.”

“Mesela?”

“Bir mesaj.”

“Bir pizza.”

“Birlikte izlenen kötü bir film.”

Güldüm.

“Film daha bitmedi.”

“Şimdiden kötü.”

“Çok ayıp.”

İkimiz de güldük.

Sonra tekrar ekrana döndük.

O an fark ettim.

Emir’le geçirdiğim en güzel anlar büyük planlarda değildi.

Bazen sadece aynı odada oturup hiçbir şey yapmamak bile yetiyordu.

Ve belki de ilişkilerin en güzel tarafı buydu.

Birinin hayatına heyecan getirmesi kadar, sessizlik getirebilmesi de önemliydi.

Film bittiğinde saat sandığımdan daha ileriydi.

Ekran karardığında Emir kumandayı masaya bıraktı.

“Güzeldi.”

“Sonunu beğenmedim.”

“Ben beğendim.”

“Sen zaten her şeyi beğeniyorsun.”

“Senin seçtiğin şeyleri.”

Gözlerimi devirdim ama gülümsememi engelleyemedim.

Emir ayağa kalktı.

“Çay?”

“Olur.”

Mutfağa geçip suyu koydu. Ben de masayı toparlamaya başladım.

Bir süre sonra Emir bana bakıp:

“Sen gerçekten misafir gibi davranmıyorsun.”

“Nasıl yani?”

“Evin seninmiş gibi.”

“Çünkü benim evim.”

“Doğru.”

Güldü.

Çayları alıp tekrar salona geçtik.

Bu kez konuşmadan oturduk.

Bir süre sonra Emir bana döndü.

“Bugün seni görünce bir şey düşündüm.”

“Ne?”

“Eskiden seni kaybetmekten korkuyordum.”

Şaşırdım.

“Eskiden derken?”

“İlk zamanlar.”

“Şimdi korkmuyor musun?”

“Şimdi daha farklı.”

“Nasıl?”

Emir birkaç saniye düşündü.

“Şimdi seni kaybetmemek için seni sıkmamam gerektiğini biliyorum.”

Bu cümle içimde bir yere dokundu.

“Bunu anlaman önemli.”

“Anladım.”

“Ben de bir şeyi anladım.”

“Neyi?”

“Birini sevmek, onun sürekli yanında olmasını istemek demek değil.”

Emir bana baktı.

“Ne demek?”

“Bazen kendi hayatına devam ederken onun hayatında da bir yerinin olduğunu bilmek yeter.”

Başını hafifçe salladı.

“Ben de tam olarak bunu istiyorum.”

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra Emir ayağa kalktı.

“Ben artık gideyim.”

Bu kez onu durdurmadım.

Kapıya kadar beraber yürüdük.

Ayakkabılarını giydi, kapıyı açmadan önce bana döndü.

“Yarın da görüşelim mi?”

“Yarın Duygu ve Ferdane’yle olabilirim.”

“Tamam.”

“Akşam belki.”

“Belki yeter.”

Gülümsedim.

“Güzel.”

Emir kapıyı açtı.

Sonra bir an durup bana baktı.

“Eda?”

“Efendim?”

“Evde yalnız olduğunu unutma diye değil…”

Cümlesinin devamını bekledim.

“Canın ne zaman isterse ara diye.”

Başımı salladım.

“Ararım.”

“İyi geceler.”

“İyi geceler.”

Kapıyı kapattığımda bu kez evin sessizliği yine üzerime gelmedi.

Salona döndüm.

Masada iki boş çay bardağı duruyordu.

Emir’in oturduğu koltuğa baktım.

Sonra kendi kendime gülümsedim.

Bir insanın hayatında yer edinmesi bazen böyle oluyordu.

Büyük sözlerle değil.

Bir bardak çayla.

Birlikte izlenen kötü bir filmle.

Ve kapıdan çıkarken söylenen küçücük bir cümleyle.

Telefonumu alıp odama geçtim.

Tam yatağa uzanmıştım ki mesaj geldi.

Emir:
Eve girdin mi?

Gülümsedim.

Ben:
Evet.

Birkaç saniye sonra:

Emir:
Tamam. Şimdi içim rahat.

Telefonu göğsümün üzerine bırakıp gözlerimi kapattım.

Bu kez içim de rahattı.

Ertesi sabah uyandığımda ev hâlâ sessizdi.

Ama artık o sessizlik bana yabancı gelmiyordu.

Mutfakta kendime kahve hazırlarken telefonum çaldı.

Duygu.

“Günaydın.”

“Uyandırdım mı?”

“Hayır.”

“Bugün dışarı çıkıyoruz.”

“Yine mi?”

“Evet. Sen evde tek başına kaldın diye seni dört duvar arasına bırakacak değiliz.”

Güldüm.

“Peki Ferdane?”

“Onu da alıyoruz.”

“Tamam. Kaçta?”

“Bir saate hazır ol.”

Telefonu kapattım.

Kahvemi alıp salona geçtim. Tam oturacakken telefonuma başka bir mesaj geldi.

Emir:
Günaydın.

Ben:
Günaydın.

Emir:
Uyandın mı?

Ben:
Hayır, rüyamdan yazıyorum.

Birkaç saniye sonra cevap geldi.

Emir:
O zaman rüyanda da bana laf yetiştiriyorsun.

Gülerek telefonu masaya bıraktım.

Bir süre sonra tekrar mesaj geldi.

Emir:
Bugün kızlarla mısın?

Ben:
Evet.

Emir:
Tamam. Akşam müsait olursan haber ver.

Bu kez hemen cevap vermedim.

Çünkü artık her mesajına anında karşılık vermem gerektiğini düşünmüyordum.

Kahvemi içtim, hazırlandım ve Duygu ile Ferdane’nin gelmesini bekledim.

Bir saat sonra kapı çaldı.

Duygu elinde büyük bir poşetle içeri girdi.

“Bugün planımız var.”

Ferdane arkasından başını uzattı.

“Ve bu sefer planı gerçekten yaptık.”

“Şaşırdım.”

Duygu poşeti masaya bıraktı.

“Önce kahvaltı. Sonra şehir merkezine gideceğiz. Sonra da…”

“Sonra?”

“Sonrası sürpriz.”

“Hiç güven vermiyorsun.”

“Biliyorum.”

Üçümüz hazırlanıp çıktık.

Günün büyük kısmını beraber geçirdik. Mağazalara baktık, kahve içtik, bol bol güldük.

Öğleden sonra bir ara telefonumu kontrol ettim.

Emir’den yeni mesaj yoktu.

Garip bir şekilde bunu sorun etmedim.

Çünkü artık birinin birkaç saat yazmamasının, hayatımın dengesini değiştirmemesi gerektiğini biliyordum.

Akşamüstü eve dönerken Duygu bana baktı.

“Emir bugün yazdı mı?”

“Sabah.”

“Akşam görüşecek misiniz?”

“Bilmiyorum. Müsait olursam haber ver dedik.”

Duygu gülümsedi.

“Bak, artık her şeyi akışına bırakıyorsun.”

“Galiba.”

Ferdane araya girdi.

“Bence sana iyi geliyor.”

“Ne?”

“Onu sevmen ama kendini unutmaman.”

Cevap vermedim.

Çünkü haklıydı.

Eve geldiğimizde Duygu ve Ferdane biraz daha oturdu.

Sonra onlar gidince kapıyı kapattım.

Ev yeniden sessizleşti.

Tam mutfağa geçecekken telefonum çaldı.

Emir arıyordu.

Açtım.

“Efendim?”

“Bugün nasılsın?”

“İyiyim. Kızlarla güzel geçti.”

“Sesinden belli.”

“Sen ne yaptın?”

“Ben de kendi işlerimi hallettim.”

“Güzel.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Emir:

“Akşam seni görmek istiyorum.”

Gülümsedim.

“Ben de seni görmek istiyorum.”

“Hazırlan.”

“Yine nereye gidiyoruz?”

“Bu kez sen seçmeyeceksin.”

“Emir…”

“Bir kereliğine bana bırak.”

“Peki.”

“Yarım saate oradayım.”

Telefon kapandı.

Ben de salona geçip aynaya baktım.

Dün gece olduğu gibi büyük bir heyecan yoktu.

Ama içimde güzel, sakin bir mutluluk vardı.

Belki de artık en sevdiğim şey buydu.

Emir’in hayatımda olması…

Ama hayatımın tamamını kaplamaması.

Çünkü ben kendi hayatımı yaşamaya devam ederken, onunla paylaşacak daha çok şeyim oluyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.