Ertesi gün öğleden sonra Duygu aradı.
“Eda, müsait misin?”
“Ne oldu?”
“Bir şey soracağım ama hayır deme.”
“Daha ne olduğunu bilmiyorum.”
“Cumartesi düğün var.”
“Kim evleniyor?”
“Kuzenimin arkadaşı. Çok yakın değiliz ama davet etmişler.”
“Eee?”
“Üçümüz gidelim.”
Bir an düşündüm.
“Ben düğün insanı değilim.”
“Sen zaten hiçbir şeyin insanı değilsin. Geçen hafta tatildeyken her yere gittin.”
“Orası farklıydı.”
Ferdane’nin sesi arkadan geldi.
“Gitmezsen pişman olursun.”
“Sen niye bu kadar istiyorsun?”
“Çünkü hazırlanmak istiyorum.”
Gülmeye başladım.
“Tamam. Gidelim.”
“İşte bu!”
Telefon kapandıktan sonra bir süre düşündüm.
Uzun zamandır üçünün birlikte böyle hazırlanıp bir yere gittiği olmamıştı.
Cumartesi geldiğinde Duygu’nun evinde buluştuk.
Oda kıyafetlerle doluydu.
“Bunu giy.”
“Hayır.”
“Bunu?”
“Hayır.”
“Peki bunu?”
“Duygu, o senin elbisen.”
“Fark etmez.”
Ferdane yatağın üzerinde oturmuş bizi izliyordu.
“Ben size karışmıyorum. Sonra kavga ediyorsunuz.”
“Sen de yardım etsene.”
“Ben kendi elbisemi seçtim.”
“Ne giyiyorsun?”
“Gizli.”
“Düğüne gidiyoruz, davaya değil.”
Hepimiz gülmeye başladık.
Sonunda kendime sade ama şık bir elbise seçtim.
Aynada kendime baktığımda tatilden döndüğümden beri ilk defa böyle hazırlanıyordum.
Duygu arkamdan geldi.
“Güzel olmuş.”
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
Ferdane de başını salladı.
“Bugün dikkat çekersin.”
“Ben dikkat çekmek istemiyorum.”
“Bunu elbisene söyle.”
Akşam düğün salonuna vardığımızda içerisi oldukça kalabalıktı.
Müzik, konuşmalar, masalar…
Daha kapıdan girerken Duygu koluma girdi.
“Bu gece eğleniyoruz.”
“Tamam.”
Masamıza geçtik.
Bir süre sonra telefonum titredi.
Ekrana baktım.
Emir.
Emir:
Ne yapıyorsun?
Gülümsedim.
Ben:
Düğündeyim.
Cevap hemen geldi.
Emir:
Düğün mü?
Ben:
Evet.
Emir:
Benden habersiz düğünlere gidiyorsun.
Gülmemi tutamadım.
Duygu telefonu elimden almaya çalıştı.
“Kim?”
“Kimse.”
“Eda.”
“Emir.”
Ferdane hemen araya girdi.
“Ne yazmış?”
“Hiç.”
Telefonu masaya bıraktım.
Birkaç dakika sonra yeniden titredi.
Emir:
İyi eğlen.
Mesaja baktım.
Sonra telefonu kapattım.
Duygu bana baktı.
“Cevap vermeyecek misin?”
“Sonra.”
“Niye?”
“Çünkü şu an düğündeyim.”
Ferdane gülümsedi.
“İşte bu.”
Müzik hızlandı.
Duygu beni kolumdan çekip ayağa kaldırdı.
“Gel.”
“Ben dans etmeyeceğim.”
“Eda!”
“Tamam, tamam.”
Üçümüz piste çıktık.
Bir süre sonra kahkahalarımız müziğin sesine karıştı.
O an hiçbir şeyi düşünmedim.
Ne geçmişi.
Ne Emir’in sessiz kaldığı günleri.
Ne yarını.
Sadece arkadaşlarımla eğleniyordum.
Gece ilerledikçe yorulup masaya döndük.
Duygu su içerken bana baktı.
“Mutlu görünüyorsun.”
“Mutluyum.”
“Emir yüzünden mi?”
Başımı iki yana salladım.
“Hayır.”
Bir an durup ekledim:
“Emir hayatımda olduğu için mutluyum belki. Ama şu an mutlu olmamın sebebi sadece o değil.”
Duygu gülümsedi.
“Bunu duymak güzel.”
Telefonum yine titredi.
Bu kez Emir’den tek bir mesaj vardı.
Emir:
Eğleniyorsan bölmeyeyim. Eve geçince haber verirsin.
Mesaja baktım.
İçimdeki eski telaş yoktu.
Sadece hoşuma gitmişti.
Çünkü bu kez beni beklemeye zorlamıyordu.
Bana alan bırakıyordu.
Telefonu çantama koydum.
“Ne yazmış?” diye sordu Ferdane.
“Sonra anlatırım.”
Duygu kaşlarını kaldırdı.
“Belli ki güzel bir şey.”
Gülümsedim.
“Belki.”
Sonra müzik yeniden başladı.
Ve biz yine piste çıktık.
O gece ilk defa şunu fark ettim:
Birini hayatında istemekle, bütün hayatını onun etrafında kurmak arasında kocaman bir fark vardı.
Ben artık o farkı biliyordum.
Salona girdiğimizde içerisi tahmin ettiğimden çok daha kalabalıktı.
Girişte büyük bir çiçek aranjmanı vardı. Salonun ortasında yuvarlak masalar sıralanmış, sahnenin arkasına da gelin ve damadın isimlerinin yazıldığı büyük bir pano hazırlanmıştı.
Duygu kapıda durup etrafa baktı.
“Ben bu kadar insan beklemiyordum.”
Ferdane çantasını düzeltti.
“Ben bekliyordum.”
“Nereden?”
“Düğün bu. İnsanlar evleniyor. İnsanlar da merak ediyor.”
“Felsefene hayranım.”
Ben ikisine bakıp güldüm.
Masamızı bulup oturduk.
Bir süre sonra müzik başladı.
Salonun ışıkları biraz kısıldı ve herkes sahneye döndü.
Sunucu gelin ve damadı anons etti.
Alkışlar yükselirken gelinle damat salona girdi.
Gelin oldukça heyecanlı görünüyordu. Damat ise sürekli gülüyordu.
Duygu kulağıma eğildi.
“Gelin çok güzel olmuş.”
“Evet.”
“Ben olsam ağlardım.”
Ferdane hemen döndü.
“Sen zaten her şeyde ağlıyorsun.”
“Kes.”
Gelin ve damat sahnenin önüne geldikten sonra ilk dans başladı.
Salon bir anda sessizleşti.
Biz de onları izledik.
Şarkı bittiğinde alkışlar yükseldi.
Ardından aileler sahneye çağrıldı.
Düğünün asıl kalabalığı da bundan sonra başladı.
Bir yanda fotoğraf çektirenler, diğer yanda gelinle konuşmak için sıraya girenler…
Ferdane telefonunu çıkardı.
“Biz de fotoğraf çekileceğiz.”
“Şimdi mi?”
“Evet.”
Duygu beni kolumdan çekti.
“Gel.”
Üçümüz sahnenin önüne geçtik.
İlk fotoğrafta ciddi durmaya çalıştık.
İkincisinde Duygu güldü.
Üçüncüsünde ben de kendimi tutamadım.
Ferdane telefonu indirip baktı.
“Tamam. Bunu kesin saklıyorum.”
“Hangisini?”
“Üçüncüyü.”
“Ben gözlerimi kapatmışım.”
“Daha güzel.”
“Ferdane!”
Kahkahalarla masaya döndük.
Bir süre sonra garsonlar yemekleri getirmeye başladı.
Masadaki sohbet de koyulaştı.
Yan masadaki kadınlardan biri Duygu’ya dönüp:
“Gelin tarafı mısınız?” diye sordu.
Duygu gülümseyerek:
“Hayır, arkadaşız.”
Kadın başını salladı.
“Çok güzel görünüyorsunuz.”
Duygu teşekkür etti.
Sonra bana dönüp fısıldadı.
“Bence bizi gelinin yakın arkadaşları sandı.”
“Bence sen birazdan gelinin kuzeni olduğunu da söyleyeceksin.”
“Sus.”
Yemekten sonra müzik yeniden başladı.
Bu kez herkes piste çıktı.
Önce ağır bir parça çaldı, sonra müzik hızlandı.
Duygu hemen beni piste çekti.
Ferdane de arkamızdan geldi.
Bir süre üçümüz kendi aramızda dans ettik.
Sonra halay başladı.
“Ben yokum,” dedim.
Duygu kolumdan tuttu.
“Artık varsın.”
“Duygu!”
Kendimi bir anda halayın içinde buldum.
Ne yaptığımı tam bilmeden ayak uydurmaya çalışıyordum.
Ferdane yanımda gülmekten doğru düzgün hareket edemiyordu.
“Eda, ayağına dikkat et!”
“Ben kendi ayağımı bulamıyorum!”
Üçümüz kahkahalar içinde halaydan çıktık.
Bir süre sonra gelinle damat tekrar sahneye çağrıldı.
Takı merasimi başlayacaktı.
Salonun bir köşesinde uzun bir kuyruk oluştu.
Herkes sırayla gelin ve damadın yanına gidiyordu.
Duygu uzaktan izledi.
“Bu sıra bitmez.”
“Bence sabaha kadar sürer.”
“Ben yoruldum bile.”
Ferdane güldü.
“Daha pasta var.”
“Doğru.”
Takı merasimi bittikten sonra gelin ve damat pasta kesmek için sahneye çıktı.
Salon alkışlarla doldu.
Gelin pastadan küçük bir parça aldı ve damada uzattı.
Damat da ona aynı şekilde karşılık verdi.
Duygu:
“Çok tatlılar.”
Ferdane:
“Sen de evlenince böyle olursun.”
“Ben evlenmeyeceğim.”
“Bunu herkes söylüyor.”
Ben gülümseyerek onları dinledim.
O sırada telefonum titredi.
Emir’den mesaj vardı.
Emir:
Düğün nasıl gidiyor?
Bir fotoğraf çektim.
Üçümüz masada oturuyorduk.
Fotoğrafı ona gönderdim.
Ben:
Gayet iyi. Şu an pasta faslı.
Birkaç saniye sonra cevap geldi.
Emir:
Sen eğleniyorsun belli.
Ben:
Hem de çok.
Emir:
Güzel.
Telefonu çantama koydum.
Duygu hemen fark etti.
“Emir mi?”
“Evet.”
“Ne dedi?”
“İyi eğlen dedi.”
Duygu gülümsedi.
“Adam öğreniyor.”
“Ne öğreniyor?”
“Senin kendi hayatının olduğunu.”
Ferdane başını salladı.
“Bence sen de öğreniyorsun.”
“Ben ne öğreniyorum?”
“Kendi hayatının olduğunu.”
Bir an ikisine baktım.
Sonra gülümsedim.
“Galiba.”
Gece ilerledikçe salon daha da hareketlendi.
Bir ara gelin masaları dolaşıp herkesle fotoğraf çektirdi. Bizim masaya geldiğinde Duygu hemen ayağa kalktı.
“Gelin, bizimle de fotoğraf!”
Gelin gülerek yanımıza geçti.
Üçümüz yan yana durduk.
Fotoğraf çekildi.
Sonra gelin kulağıma eğilip:
“Çok güzel görünüyorsun,” dedi.
“Teşekkür ederim.”
“Arkadaşların da çok tatlı.”
Duygu hemen araya girdi.
“Biz birbirimizi evlendirmeye çalışıyoruz.”
Gelin kahkaha attı.
“İnşallah hepiniz mutlu olursunuz.”
O cümle nedense içimde kaldı.
Gece sonunda salondan çıkarken ayakkabılarım ayağımı acıtmaya başlamıştı.
Duygu ayakkabılarını eline aldı.
“Ben bittim.”
Ferdane:
“Daha eve gitmeden pes ettin.”
Ben de ayakkabılarımı çıkarıp elimde taşıdım.
Üçümüz salonun önünde birkaç dakika durup geceye baktık.
İçeriden hâlâ müzik sesi geliyordu.
Duygu derin bir nefes aldı.
“Güzeldi.”
“Gerçekten güzeldi,” dedim.
Ferdane telefonunu çıkarıp gece boyunca çektiğimiz fotoğraflara baktı.
“Bence bunu tekrar yapmalıyız.”
“Düğün mü?”
“Hayır. Üçümüz böyle çıkmayı.”
Gülümsedim.
“Onu yaparız.”
Arabaya doğru yürürken telefonum bir kez daha titredi.
Emir:
Eve gidince haber ver.
Ekrana baktım.
Sonra telefonumu çantama koydum.
“Ne oldu?” diye sordu Duygu.
“Bir şey yok.”
Gülümsedim.
“Güzel bir geceydi sadece.”
Ve gerçekten öyleydi.
O gece sadece bir düğüne gitmemiştik.
Birlikte gülmüş, dans etmiş, fotoğraflar çekmiş, saatlerce konuşmuştuk.
Ben de uzun zamandır ilk kez bir gecenin sonunda hiçbir şeyi sorgulamadan eve dönüyordum.
Ertesi sabah telefonumun bildirim sesiyle uyandım.
Gözlerimi açmadan telefona uzandım.
Duygu.
Duygu:
Dün geceden fotoğrafları gördün mü?
Uykulu bir şekilde cevap verdim.
Ben:
Daha gözümü açmadım.
Duygu:
Açınca bana yaz.
Telefonu bıraktım.
Beş dakika sonra tekrar titredi.
Duygu:
Ciddiyim.
Gülerek yataktan kalktım.
Mutfaktan annemin sesi geliyordu.
“Eda, kahvaltı hazır!”
“Geliyorum!”
Telefonumu alıp fotoğraflara baktım.
Gerçekten güzel fotoğraflar çıkmıştı.
Birinde üçümüz sahnenin önünde yan yana duruyorduk. Birinde Duygu kahkahalarla gülüyordu. Bir diğerinde Ferdane bizi arkadan çekmişti; üçümüz pistte dans ediyorduk.
Sonra bir fotoğrafta kendime takıldım.
Dün geceki halime baktım.
Gülümsüyordum.
Gerçekten gülümsüyordum.
Fotoğrafı kaydettim.
Sonra Duygu’ya gönderdim.
Ben:
Tamam. Kabul ediyorum. Güzel çıkmışız.
Cevabı hemen geldi.
Duygu:
Ben sana demiştim.
Ardından Ferdane gruba mesaj attı.
Ferdane:
Dün gece çok eğlendik. Bir dahaki etkinliği kim buluyor?
Duygu:
Duygu:
Eda.
Ben:
Neden ben?
Duygu:
Çünkü düğüne gitmek istemeyen sendin.
Ben:
Tamam. Bir daha hiçbir şeye itiraz etmeyeceğim.
Ferdane:
Bunu ekran görüntüsü alıyorum.
Gülerek telefonu kapattım.
Kahvaltıya geçtiğimde annem bana baktı.
“Dün güzel geçmiş.”
“Çok güzeldi.”
“Geç yatmışsınız.”
“Biraz.”
“Emir de var mıydı?”
Kaşığımı tabağıma bırakıp anneme baktım.
“Anne.”
“Ne?”
“Emir düğünde değildi.”
“Ben bir şey demedim.”
“Bakışından belli.”
Annem gülümsedi.
“Tamam, tamam.”
Kahvaltıdan sonra odama çıktım.
Tam yatağın üzerine oturmuştum ki telefonum çaldı.
Emir.
Aramayı görünce birkaç saniye baktım.
Sonra açtım.
“Efendim?”
“Uyandırdım mı?”
“Hayır.”
“Dün eğlendin mi?”
“Evet.”
“Sesinden belli.”
“Sen de Duygu gibisin.”
“Duygu ne yaptı?”
“Sabah beri dün geceyi konuşuyoruz.”
“Güzel.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Emir:
“Bugün bir planın var mı?”
“Yok.”
“Benim de yok.”
“Ee?”
“Bir kahve içebiliriz.”
Gülümsedim.
“Olur.”
“Kaçta?”
“Sen söyle.”
“İki gibi?”
“Tamam.”
Telefon kapandı.
Bu kez içimde garip bir huzur vardı.
Ne fazla heyecan.
Ne korku.
Ne de “Acaba ne olacak?” düşüncesi.
Sadece iki gibi Emir’le kahve içeceğimi biliyordum.
Ve bu bana yetiyordu.
Saat ikiye doğru hazırlandım.
Evden çıkarken annem seslendi.
“Akşama yemek var.”
“Tamam anne.”
“Geç kalma.”
“Tamam.”
Kapıyı kapatırken gülümsedim.
Birkaç ay önce hayatımda bu kadar çok şeyin değişeceğini düşünmezdim.
Şimdi ise önümde birbirinden farklı günler vardı.
Arkadaşlarım.
Ailem.
Emir.
Ve en önemlisi kendim.
Arabaya bindiğimde Emir çoktan gelmişti.
Beni görünce gülümsedi.
“Hazır mısın?”
“Hazırım.”
“Bu sefer nereye gideceğimizi ben seçtim.”
“Umarım kaybolmayız.”
“Artık kaybolmam.”
“Bunu daha önce de duydum.”
İkimiz de güldük.
Araba hareket etti.
Nereye gittiğimizi sormadım.
Çünkü ilk kez, nereye gittiğimizden çok birlikte nasıl vakit geçirdiğimiz önemliydi.
Ve belki de bizim hikâyemizde bazı şeylerin gerçekten değiştiği yer tam olarak burasıydı.