İçeriğe geç

SEN BENDE EKSİKSİN 🖋️

Bölüm 11 · 10 dk okuma

SEN BENDE EKSİKSİN 🖋️

Bölüm 11

11.bölüm

Ertesi gün gerçekten hiçbir yere gitmedik.

Alarm kurmadık.

Telefonları sessize aldık.

Kahvaltımızı bile odamıza söyledik.

Duygu perdeleri açıp yatağa geri döndü.

“Bugün insan içine çıkmıyorum.”

Ferdane gülerek ona baktı.

“Dün tekneye atlayan sen değil miydin?”

“Dün dündü.”

Ben de yatağa uzanıp gülümsedim.

Bütün günümüz tembellikle geçti.

Bir ara film açtık ama yarısında kimse filmi izlemiyordu.

Konuştuk.

Eski fotoğraflara baktık.

Birbirimizin telefonundaki saçma videoları bulup tekrar tekrar izledik.

Öğleden sonra aşağı inip havuza girdik.

Sonra yeniden odaya çıkıp duş aldık.

Akşam olduğunda Duygu birden:

“Bu gece sahile bir şeyler götürelim,” dedi.

Ferdane hemen kabul etti.

Bir süre sonra elimizde yiyeceklerle sahile indik.

Kumların üzerine oturduk.

Hava önceki gecelere göre daha serindi.

Dalgaların sesi uzaktan geliyordu.

Bir süre üçümüz de sessiz kaldık.

Sonra Ferdane:

“Buraya gelmeden önce hayatımın bu kadar yorucu olduğunu fark etmemişim,” dedi.

Duygu başını salladı.

“Ben de.”

Ben denize bakarken içimden geçenleri söylemeden edemedim.

“Galiba hepimiz biraz durmaya ihtiyaç duymuşuz.”

Kimse cevap vermedi.

Ama ikisi de başını salladı.

Sonra konu ilişkilerimize geldi.

Duygu kendi yaşadığı bir şeyi anlattı.

Ferdane onunla dalga geçti.

Ben de ikisine gülüyordum.

Bir süre sonra Duygu bana döndü.

“Sen Emir’le ne yapacaksın?”

Soru basitti.

Ama cevabı değildi.

Omuzlarımı kaldırdım.

“Bilmiyorum.”

“Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

Bir süre denizi izledim.

“Hoşlanıyorum. Bunu inkâr etmiyorum. Ama artık ne olacağını zorlamak istemiyorum.”

Ferdane bana baktı.

“Bu daha iyi.”

“Niye?”

“Çünkü bu kez kendini kaybetmeden seviyorsun.”

Bu cümle içimde bir yere dokundu.

Cevap vermedim.

Sadece gülümsedim.

Tam o sırada telefonum titredi.

Emir’den mesaj vardı.

“Ne zaman dönüyorsunuz?”

Mesaja baktım.

Duygu hemen yüzüme baktı.

“Ne yazmış?”

“Eve ne zaman döneceğimizi soruyor.”

Ferdane gülerek:

“Merak etmiş.”

Ben de telefonun ekranına bakıp istemsizce gülümsedim.

“Öyle görünüyor.”

Bir süre sonra ikinci mesaj geldi.

“İstersen döndüğünde seni görebilir miyim?”

Kalbim hızlandı.

Ama bu kez korkudan değil.

Telefonu elimde tuttum.

Duygu hiçbir şey söylemeden yüzüme baktı.

Ferdane de gülümsüyordu.

Ben ise birkaç saniye düşündükten sonra cevabımı yazdım.

“Olur.”

Tek kelime.

Ama gönderdiğim anda içimde garip bir heyecan oluştu.

Çünkü bu kez onu görmek için gün saymıyordum.

Sadece döndüğümde görüşeceğimizi biliyordum.

Belki aramızdaki her şey hâlâ net değildi.

Ama artık belirsizlik beni eskisi kadar korkutmuyordu.

Telefonu kapatıp çantama koydum.

Duygu omzuma yaslandı.

“Ne yazdı?”

“Görüşmek istiyor.”

Ferdane gülümsedi.

“Sen?”

Ben denize baktım.

“Ben de.”

O gece sahilden otele dönerken üçümüz de sessizdik.

Ama bu kez sessizlik ağır değildi.

Tatilden geriye kalan son iki günün tadını çıkarmaya karar vermiştik.

Çünkü eve döndüğümde hayat yine başlayacaktı.

Ve ben biliyordum ki…

Bu kez o hayatın içinde Emir’e de bir yer olabilirdi.

Ama bütün yer olmayacaktı.

Tatilin son sabahı beklediğimden daha zor geldi.

Bavulumu yatağın üzerine koyduğumda birkaç saniye öylece baktım.

Daha dün gelmişiz gibi hissediyordum.

Duygu odanın bir köşesinde eşyalarını toplamaya çalışıyor, Ferdane ise her zamanki gibi bavulunu kapatamıyordu.

“Ben bunu nasıl sığdıracağım?”

Duygu hiç dönüp bakmadan cevap verdi.

“Getirdiğin her şeyi almaman gerektiğini söyledik.”

“Ben dinlememişim.”

Gülmeye başladım.

Ben de son birkaç parçamı bavula yerleştirdim.

Sonra üçümüz aşağı indik.

Son kez aynı masaya oturup kahvaltı yaptık.

Bu kez kimse acele etmiyordu.

Çaylarımızı yavaş yavaş içtik.

Duygu fotoğraf çekti.

“Son gün fotoğrafı.”

Üçümüz birbirimize sokulduk.

Fotoğraf çekildikten sonra bir süre ekrana baktık.

Ferdane başını eğdi.

“Çok güzel olmuş.”

Ben de gülümsedim.

“Gerçekten.”

Kahvaltıdan sonra sahile son kez indik.

Ayakkabılarımızı çıkarıp kıyıda yürüdük.

Denize girmedik.

Sadece ayaklarımızı suya sokup uzun uzun konuştuk.

Tatilden önce yaşadığımız şeylerden.

Günlük hayattan.

Dönünce yapacaklarımızdan.

Ve tabii ki yine Emir’den.

Bu kez konuşurken içimde o eski huzursuzluk yoktu.

Onunla görüşecektim.

Ama ne konuşacağımızı, nasıl olacağını bilmiyordum.

Bunu düşünmek bile eskisi kadar korkutmuyordu.

Öğleden sonra otele döndük.

Bavullarımızı arabaya yerleştirdik.

Resepsiyondan çıkarken üçünün de yüzünde aynı ifade vardı.

Gitmek istemiyorduk.

Arabaya bindikten sonra bir süre kimse konuşmadı.

Sonra Duygu müziği açtı.

Ferdane camı indirdi.

Ben son kez denize baktım.

Mavi görüntü yavaş yavaş arkamızda kaldı.

Yol boyunca tatilde yaşadığımız her şeyi tekrar tekrar konuştuk.

En çok da ilk gün kayboluşumuzu.

Her hatırladığımızda gülüyorduk.

Akşamüstü şehre yaklaştığımızda içimde garip bir his oluştu.

Tatilde bıraktığım rahatlığın yerini yavaş yavaş eski hayatım alıyordu.

Telefonumu elime aldım.

Emir’den mesaj vardı.

“Yola çıktınız mı?”

“Çıktık.”

Kısa süre sonra cevap geldi.

“Varınca haber ver.”

Mesaja baktım.

Bu kadar basit bir cümle bile yüzümü güldürmüştü.

Eve vardığımızda hava kararmıştı.

Annem kapıyı açınca önce bana, sonra arkamdaki bavullara baktı.

“Ne çabuk geldiniz.”

“Çabuk mu? Günlerdir yokuz.”

Gülerek sarıldım.

Odamın kapısını açtığımda her şey bıraktığım gibiydi.

Ama ben aynı değildim.

Bavulu açmadan yatağın kenarına oturdum.

Telefonum elimdeydi.

Emir’e varışımı haber verdim.

Bu kez cevabı çok beklemeden geldi.

“Yarın görüşelim mi?”

Ekrana baktım.

Tatil boyunca içimde büyüyen o sakinlik hâlâ vardı.

“Olur.”

Telefonu bıraktım.

Yarın Emir’i görecektim.

Ama bu kez onu görmek için kendimden vazgeçmeyecektim.

Tatilden dönen Eda olarak karşısına çıkacaktım.

Belki daha sakin.

Belki biraz daha güçlü.

Ve kesinlikle eskisinden daha kendim olarak.

Ertesi sabah uyandığımda ilk düşündüğüm şey Emir değildi.

Bunu fark ettiğimde garip bir şekilde gülümsedim.

Eskiden olsa gözümü açar açmaz telefonuma bakar, ondan bir mesaj gelmiş mi diye kontrol ederdim. Şimdi ise telefon komodinin üzerinde duruyordu ve ben önce perdeyi açıp odaya dolan güneşe baktım.

Tatil bitmişti.

Evime dönmüştüm.

Ve bugün Emir’le görüşecektim.

Ama bu kez bütün günümü onun mesajını bekleyerek geçirmeyecektim.

Kahvaltımı yaptım, annemle biraz oturdum. Sonra odama geçip ne giyeceğime karar vermeye çalıştım. Dolabın karşısında birkaç dakika durduktan sonra fazla düşünmeden sade bir kombin seçtim.

Aynaya baktığımda kendimi tanıdık ama biraz farklı hissettim.

Belki tatil gerçekten iyi gelmişti.

Belki de birkaç gün boyunca hiçbir şeyi çözmeye çalışmadan yaşamak, insanın kafasındaki bazı şeyleri kendiliğinden yerine oturtuyordu.

Telefonum titredi.

Emir:
Çıktım. Yarım saate oradayım.

Mesaja baktım.

Eskisi gibi içimde bir telaş oluşmadı.

Sadece cevap verdim.

Ben:
Tamam.

Telefonu çantama koydum.

Duygu’nun sesi aklıma geldi.

“Bu sefer sakin ol.”

Gülerek başımı salladım.

Sanki beni görüyormuş gibi.

Evden çıktığımda hava güzeldi. Birkaç dakika sonra Emir’in arabasını uzaktan gördüm. Yaklaştıkça içimde küçük bir heyecan oluştu ama bu kez o heyecan beni yönetmiyordu.

Arabadan indi.

Beni görünce birkaç saniye öylece baktı.

“Hoş geldin,” dedi.

“Hoş buldum.”

Gülümsedi.

“Tatilden dönmüşsün.”

“Belli oluyor mu?”

“Oluyor.”

“Nasıl?”

“Daha sakin görünüyorsun.”

İstemeden güldüm.

“Belki de gerçekten sakinimdir.”

“İyi olmuş.”

Aramızda kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Emir gözlerini kaçırmadan sordu.

“İyi misin?”

Bu sorunun basit olmadığını ikimiz de biliyorduk.

“İyiyim,” dedim. “Ama bazı şeyleri hâlâ düşünüyorum.”

Başını hafifçe salladı.

“Biliyorum.”

“Ben sana kızgın değilim artık.”

“Eda…”

“Tamamen geçmedi demiyorum.” Gülümsedim. “Sadece kızgınlığın bütün günümü kaplamasına izin vermiyorum.”

Emir birkaç saniye sustu.

“Bunu hak ettim,” dedi.

“Belki.”

İlk kez savunmaya geçmedi.

Bahane üretmedi.

Sadece kabul etti.

Birlikte yürümeye başladık.

Nereye gittiğimizi ikimiz de bilmiyorduk. Bir süre sessizce yürüdük. Bu sessizlik eskisi gibi rahatsız edici değildi.

Sonra Emir konuştu.

“Sana bir şey söylemek istiyorum.”

“Dinliyorum.”

“O günlerde sana yazmamakla seni koruduğumu düşündüm.”

Başımı ona çevirdim.

“Ama sonra bunun seni daha çok belirsizliğin içinde bıraktığını fark ettim.”

Bir şey söylemedim.

“Bir daha böyle bir şey olduğunda tamamen ortadan kaybolmayacağım.”

“Bunu gerçekten yapabilecek misin?”

“Yapmaya çalışacağım.”

“Çalışmakla yapmak arasında fark var.”

“Biliyorum.”

Bu kez ben sustum.

Çünkü duymak istediğim şey büyük sözler değildi.

Davranıştı.

Emir bunu anlamış gibi devam etmedi.

Bir kafeye geldik. Dışarıdaki masalardan birine oturduk.

Garson siparişleri aldıktan sonra Emir bana baktı.

“Tatil nasıl geçti?”

“Güzeldi.”

“Duygu ve Ferdane seni çok yormuştur.”

“Onlar beni yormadı. Ben onları yordum.”

Güldü.

“Buna inanırım.”

“Bak, daha ilk buluşmada tartışmaya başladık.”

“Ben tartışmıyorum.”

“Tabii.”

İkimiz de güldük.

O an fark ettim.

Onu özlemişim.

Ama özlemek, yaşadıklarımı unutmam gerektiği anlamına gelmiyordu.

Emir kahvesinden bir yudum aldı.

“Eda.”

“Efendim?”

“Seni görmek iyi geldi.”

Bu kez gözlerimi kaçırmadım.

“Bana da.”

Ve ilk kez uzun zamandır içimde bir şeyin yerine oturduğunu hissettim.

Her şey çözülmemişti.

Ama artık her şeyi tek başıma çözmeye çalışmıyordum.

Belki bazı ilişkiler, tam da böyle başlıyordu.

Büyük cümlelerle değil.

Birinin yaptığı hatayı kabul etmesiyle.

Diğerinin de kendini kaybetmeden bir şans daha verebilmesiyle.

Kafeden çıktığımızda hava biraz serinlemişti.

Emir ellerini cebine koyup yanımda yürümeye başladı. Birkaç dakika boyunca konuşmadık.

Bu kez sessizlik bana ağır gelmedi.

Belki de aramızdaki en büyük değişiklik buydu.

Eskiden onun sustuğu her anın altında başka bir anlam arardım.

Şimdi ise susuyorsa, sadece sustuğunu düşünebiliyordum.

“Bir yere yetişmen gerekiyor mu?” diye sordu.

“Hayır.”

“İyi.”

“Niye?”

“Biraz daha yürümek istiyorum.”

Başımı salladım.

“Olur.”

Sahil tarafına doğru yürüdük.

Denizin kenarına geldiğimizde bir banka oturduk. Tatilden yeni dönmüş olmama rağmen denizi özlediğimi fark ettim.

Emir bana baktı.

“Tatilde beni konuştunuz mu?”

Gülmeye başladım.

“Sen nereden çıktın şimdi?”

“Merak ettim.”

“Duygu kesin konuşmuştur.”

“Ne dedi?”

“Bunu sana söylemem.”

“Niye?”

“Çünkü arkadaşlar arasında bazı şeyler kalır.”

“Demek hakkımda konuşuldu.”

“Biraz.”

“İyi şeyler mi?”

Omuz silktim.

“Bilmiyorum.”

“Eda.”

“Emir.”

İkimiz de güldük.

Sonra telefonum çaldı.

Duygu.

Açtım.

“Ne yapıyorsun?”

“Dışarıdayım.”

“Emir’le mi?”

Bir an Emir’e baktım.

“Evet.”

Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.

“Tamam. Akşam seni ararım.”

“Niye?”

“Sonra anlatırım.”

Telefon kapandı.

Emir kaşlarını kaldırdı.

“Bir şey mi oldu?”

“Bilmiyorum.”

“Arkadaşların seni benden kaçırmaya çalışıyor olabilir.”

“Yok artık.”

“Belli olmaz.”

Ayağa kalktım.

“Benim arkadaşlarımı kötüleme.”

“Ben sadece ihtimal söylüyorum.”

Yürümeye devam ettik.

Bir süre sonra Emir durdu.

“Eda.”

“Ne oldu?”

“Geçmişte yaptığım şeyleri bir anda unutmanı beklemiyorum.”

Cümlesi beni durdurdu.

“Ben de unutmayacağım zaten.”

“Biliyorum.”

“Ama bu, sana bir daha güvenmeyeceğim anlamına da gelmiyor.”

Emir yüzüme baktı.

“Bunu duymak güzel.”

“Yalnız bir şartım var.”

“Ne?”

“Bir daha kaybolursan, ben de peşinden gelmem.”

Bir an sessiz kaldı.

Sonra başını salladı.

“Anlaştık.”

“Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

Gülümsedim.

“İyi.”

Yolun sonunda vedalaşmak için durduk.

Emir birkaç saniye bana baktı.

“Yarın görüşürüz.”

“Yarın mı?”

“İstersen.”

Düşündüm.

“Yarın Duygu ve Ferdane’yle planım var.”

“Tamam.”

Eskiden olsa onun yüzündeki en küçük değişikliği bile anlamlandırmaya çalışırdım.

Şimdi sadece söyledim:

“Başka bir gün görüşürüz.”

“Olur.”

Ben birkaç adım attıktan sonra arkamdan seslendi.

“Eda.”

Döndüm.

“Tatilden döndüğün için memnunum.”

Gülümsedim.

“Ben de.”

Sonra yürümeye devam ettim.

Telefonum yeniden titredi.

Bu kez Duygu’dan mesaj gelmişti.

Duygu:
Akşam bize gel. Sana anlatacağım bir şey var.

Mesaja birkaç saniye baktım.

Emir’le ilgili olmadığını anlamıştım.

Ve nedense içimde küçük bir merak oluştu.

Telefonu kapattım.

Bugün Emir’le güzel bir gün geçirmiştim.

Ama hayatımın geri kalanı da hâlâ yerli yerindeydi.

Belki de olması gereken tam olarak buydu.

Eve döner dönmez üstümü değiştirdim.

Annem mutfakta yemek hazırlıyordu.

“Güzel geçti mi?” diye sordu.

“Güzeldi.”

Yüzüme baktı.

“Emir’le mi görüştün?”

Annemin bunu sorma şeklinde bile ayrı bir sakinlik vardı.

“Evet.”

“İyi misiniz?”

“Sanırım.”

Annem gülümsedi.

“Sanırım ne demek?”

“Anne, daha yeni geldim. Biraz zaman geçsin.”

“Tamam. Ben bir şey demedim.”

Gülerek odama geçtim.

Akşam Duygu’lara gidecektim. Hazırlanırken telefonuma baktım. Emir’den mesaj gelmemişti.

Eskiden bu durumun üzerinde uzun uzun düşünürdüm.

Şimdi telefonumu masaya bırakıp hazırlanmaya devam ettim.

Çünkü bugün bana iyi gelen şey, onun yazması değil, birlikte geçirdiğimiz zamanın gerçekten güzel olmasıydı.

Bir süre sonra Duygu’lara vardım.

Kapıyı Ferdane açtı.

“Sonunda.”

“Ne oldu?”

“Duygu sabahtan beri bir şey söyleyecekmiş gibi dolaşıyor.”

İçeri girdim.

Duygu salonda oturuyordu. Beni görünce hemen ayağa kalktı.

“Gel.”

“Ne oldu?”

“Önce otur.”

Ferdane de yanımıza geldi.

Üçümüz karşılıklı oturduk.

“Beni korkutmayın,” dedim.

Duygu gülmeye başladı.

“Abartma. Kötü bir şey yok.”

“E o zaman ne?”

Duygu telefonunu eline aldı.

“Bizim tatilde konuştuğumuz şeyi hatırlıyor musun?”

“Hangisini?”

“İş.”

Bir an düşündüm.

“Senin iş değiştirmek istemeni mi?”

“Evet.”

Ferdane hemen araya girdi.

“Ve bugün görüşmeye çağırıldığını.”

Gözlerimi açtım.

“Ciddi misiniz?”

Duygu başını salladı.

“Pazartesi görüşmem var.”

“Bu harika!”

Ayağa kalkıp ona sarıldım.

“Ben sana söylemiştim, olacak diye.”

“Daha bir şey belli değil.”

“Olacak.”

Ferdane güldü.

“Eda’nın kendine güveni yine tavan.”

“Birimizin güvenmesi gerekiyor.”

Duygu’nun yüzündeki heyecanı görünce içim ısındı.

Son birkaç haftadır yaşadığımız onca şeyin arasında bunu unutmuştuk.

Hepimizin kendi hayatı vardı.

Kendi planları, korkuları, hedefleri…

Sadece Emir değildi.

Sadece benim yaşadıklarım da değildi.

O gece uzun süre konuştuk.

Duygu’nun görüşmesini, Ferdane’nin yeni aldığı çantayı, tatilde çektiğimiz fotoğrafları…

Sonra konu bir şekilde bana geldi.

Duygu kaşlarını kaldırdı.

“Ee?”

“Ne ee?”

“Emir.”

“Ne olmuş Emir’e?”

“Görüştünüz.”

“Evet.”

“Nasıl geçti?”

Bir an düşündüm.

“Güzeldi.”

Ferdane gülümsedi.

“Bu kadar mı?”

“Ne söylememi bekliyorsunuz?”

“Bilmiyorum. Biraz heyecan, biraz kriz, biraz romantizm…”

“Yok.”

Duygu kahkaha attı.

“Sen gerçekten değişmişsin.”

“Belki de sadece yoruldum.”

Sonra sessizce ekledim:

“Artık bir şeyleri zorlamak istemiyorum.”

Duygu’nun yüzündeki gülümseme yumuşadı.

“Bence bu iyi.”

Ben de başımı salladım.

Çünkü ilk defa bunu söylerken gerçekten inanıyordum.

Emir’i seviyordum.

Onu görmek hoşuma gidiyordu.

Onunla konuşmak bana iyi geliyordu.

Ama bütün bunların yanında Eda diye biri de vardı.

Ve ben onu yeniden hatırlamaya başlamıştım.

Gece eve dönerken telefonuma baktım.

Emir’den mesaj gelmişti.

Emir:
Bugün için teşekkür ederim.

Bir süre ekrana baktım.

Sonra gülümsedim.

Telefonu cebime koymadan önce kısa bir cevap yazdım.

Ben:
Ben teşekkür ederim.

Gönderdim.

Bu kez telefonun başında beklemedim.

Eve girdim.

Annem salonda televizyon izliyordu.

“Geldin mi?”

“Geldim.”

“Acıktın mı?”

Gülümsedim.

“Biraz.”

Annem mutfağa yöneldi.

Ben de arkasından gittim.

Ve o an düşündüm.

Belki hayat her şeyi aynı anda yoluna koymuyordu.

Ama bazen küçük küçük düzeltiyordu.

Ben de artık acele etmeyecektim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.