Arabanın içinde birkaç dakika boyunca sadece müzik vardı.
Emir direksiyona bakıyordu. Ben de camdan dışarı.
Nereye gittiğimizi hâlâ bilmiyordum.
Normalde merak ederdim. Hatta muhtemelen on dakika önce çoktan sormuştum.
Ama bu kez sormadım.
Emir bunu fark etmiş olacak ki, kısa bir süre sonra gülümsedi.
— Gerçekten sormayacak mısın?
Başımı ona çevirdim.
— Neyi?
— Nereye gittiğimizi.
Omuz silktim.
— Söylemek isteseydin söylerdin.
Gülüşü biraz daha belirginleşti.
— Değişmişsin.
— İyi anlamda mı?
— Henüz karar vermedim.
— O zaman karar verene kadar sus.
Kahkaha attı.
Ben de istemsizce gülümsedim.
Bir süre sonra arabayı küçük, sakin bir sokağın kenarına çekti. Karşıda eski bir kitapçı vardı. Vitrininde ikinci el kitaplar, sararmış sayfalar ve küçük not defterleri duruyordu.
Kaşlarımı kaldırdım.
— Burası mı?
— Evet.
— Neden?
Emir arabadan inerken bana baktı.
— Çünkü geçen sefer kitap okumayı sevdiğini söylemiştin.
Bir an durdum.
Hatırlamıştı.
Benim için küçük bir ayrıntıydı belki ama onun hatırlaması nedense içimde başka bir yere dokundu.
Arabadan indim.
— Bunu hatırladın mı gerçekten?
— Her şeyi unutmuyorum, Eda.
Cümlesi basitti.
Ama nedense içimde uzun süre kaldı.
Kitapçıya girdik. Rafların arasında dolaşırken Emir birkaç kez bana baktı. Her baktığında yakalıyordum.
Sonunda dayanamadım.
— Ne var?
— Bir şey yok.
— Bakıyorsun.
— Bakamaz mıyım?
Sustuğumda gözlerini üzerimde biraz daha uzun tuttu.
— Bakıyorum çünkü seni özlemişim.
Kalbim bir anlığına hızlandı.
Bu kadar açık söylemesini beklemiyordum.
Gözlerimi kitaba çevirdim.
— Tatildeydim sadece.
— Biliyorum.
— O zaman?
— Bazen insan birinin nerede olduğunu bilse bile onu özlüyor.
Elimdeki kitabın sayfasını çevirdim ama tek kelime okuyamadım.
Çünkü o cümleden sonra aramızdaki sessizlik eskisi gibi değildi.
Daha ağırdı.
Daha gerçekti.
Bir süre sonra kitabı yerine koydum.
— Emir…
— Efendim?
Ona döndüm.
Söylemek istediğim çok şey vardı.
Bana neden böyle baktığını.
Neden bazen tek bir cümlesinin bütün günümü değiştirebildiğini.
Neden aramızdaki şeyin adını koymasak bile ikimizin de bunun farkında olduğunu.
Ama hiçbirini söylemedim.
Sadece:
— Beni bir daha böyle merakta bırakma, dedim.
Yüzündeki ifade değişti.
Bu kez gülmedi.
— Bırakmayacağım.
— Söz verme.
— Söz değil.
Bir adım yaklaştı.
— Çaba göstereceğim.
Başımı eğip gülümsedim.
— İşte bunu daha çok seviyorum.
— Neyi?
— Söylediklerinden çok yaptıklarını.
Bir süre birbirimize baktık.
Sonra Emir hafifçe gülümsedi.
— O zaman izle.
— Neyi?
— Zamanla anlarsın.
Kitapçıdan çıktığımızda hava serinlemişti.
Yan yana yürürken ellerimiz birkaç kez birbirine değdi. İkimiz de geri çekilmedik.
Bu küçücük yakınlık bile içimde garip bir heyecan oluşturuyordu.
Emir başını bana çevirdi.
— Bugün iyi ki geldin.
Ben de ona baktım.
— Ben de iyi ki geldim.
Ve ilk kez, aramızdaki şeyin sadece güzel bir tesadüf olmadığını düşündüm.
Henüz adını koymamıştık.
Belki koymaya da hazır değildik.
Ama ikimiz de artık kaçmıyorduk.
Ve bazen en büyük cesaret, birine yaklaşmak değil…
Yaklaştığında geri çekilmemekti.
Cumartesi akşamı Duygu’nun mesajıyla başladı her şey.
Duygu: “Bu akşam çıkıyoruz.”
Ben: “Nereye?”
Ferdane: “Sorma. Hazırlan.”
Telefonu kapatıp yatağın üzerine bıraktım.
— Bunlar kesin bir şey planlıyor, diye mırıldandım.
Annem kapının önünden geçerken başını içeri uzattı.
— Nereye gidiyorsun?
— Kızlarla çıkacağız.
— Geç kalma.
— Tamam.
O gece üçümüz uzun zamandır yapmadığımız kadar hazırlanıp dışarı çıktık. Müzik, ışıklar, kalabalık… Birkaç saatliğine kafamızı dağıtmak istiyorduk.
İçeri girdiğimizde Duygu hemen kolumdan tuttu.
— Bu gece düşünmek yok.
— Emir de dahil mi?
Ferdane kahkaha attı.
— Özellikle Emir.
Güldüm.
— Zaten burada değil.
O sırada nereden bilebilirdim?
Saat ilerledikçe telefonuma birkaç kez baktım ama Emir’den mesaj yoktu.
Ben de telefonu çantama koydum.
Bu gece onunla ilgilenmeyecektim.
Kızlarla konuşacak, gülecek, müzik dinleyecek ve kendi gecemi yaşayacaktım.
Bir süre sonra Duygu yanıma eğildi.
— Eda, biri seni dışarıda bekliyor olabilir.
— Kim?
— Bilmiyorum.
Kapıya doğru baktım.
Tam o sırada telefonum titredi.
Emir: “Neredesin?”
Kaşlarımı çattım.
Ben: “Kızlarla dışarıdayım.”
Birkaç saniye sonra cevap geldi.
Emir: “Nerede?”
Yerimizi yazdım.
Cevap gelmedi.
— Ne oldu? dedi Ferdane.
— Emir yazdı.
Duygu hemen güldü.
— Kıskandı mı acaba?
— Sanmam.
Ama içimde garip bir his oluşmuştu.
Yaklaşık yarım saat sonra dışarı çıkıp biraz hava almak istediğimde onu gördüm.
Emir karşı kaldırımda duruyordu.
Beni görünce yanımıza doğru geldi.
— Sen burada ne yapıyorsun? dedim şaşkınlıkla.
— Seni almaya geldim.
Gözlerimi kıstım.
— Ben senden beni almanı istemedim.
— Biliyorum.
— O zaman?
Emir bir an sustu.
— Sadece merak ettim.
Duygu ile Ferdane birbirlerine bakıp gülümsediler.
Ben ise Emir’e baktım.
— Merak etmek için gelmiş olamazsın.
Emir gözlerini benden ayırmadan cevap verdi.
— Belki de seni görmek için geldim.
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Sonra gülümsememi saklamak için başımı çevirdim.
— Çok belli etmiyorsun ama.
— Sen de kolaylaştırmıyorsun.
— Neyi?
— Seni özlediğimi söylemeyi.
Kalbim hızlandı.
Duygu uzaktan seslendi:
— Eda, biz içerideyiz!
Emir bana baktı.
— İstersen devam et. Seni beklerim.
Bu kez şaşırdım.
— Gerçekten mi?
— Gerçekten.
— Beni kontrol etmeye gelmedin yani?
Başını iki yana salladı.
— Hayır. Senin de kendi hayatın olduğunu biliyorum.
Bu cümle içimi rahatlattı.
— O zaman biraz daha kalacağım.
Emir gülümsedi.
— Kal.
Ben içeri dönerken arkamdan seslendi.
— Eda.
Döndüm.
— Ne?
— Gece bitince haber ver.
Gülümsedim.
— Veririm.
İçeri girdiğimde Duygu hemen yanıma geldi.
— Ne oldu?
— Hiç.
Ferdane kaşlarını kaldırdı.
— Hiç dediğin şeyin yüzündeki gülümsemeyle hiç alakası yok.
Gülerek başımı salladım.
Ama içimden geçen tek şey şuydu:
Emir beni almaya gelmişti.
Ve ilk kez bunu yaparken beni kısıtlamamış, sadece yanımda olmayı seçmişti.
Belki de aramızdaki en güzel değişiklik buydu.
İçeri geri döndüğümüzde Duygu hâlâ olanları anlamaya çalışıyordu.
— Yani gerçekten seni almaya mı geldi?
— Evet.
Ferdane hemen araya girdi.
— Hem de sen istemeden.
— Evet.
Duygu kollarını bağladı.
— Eda, bu çocuk senden hoşlanıyor.
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
— Biliyorum galiba.
— Galiba mı?
— Tamam, biliyorum.
Üçümüz de güldük.
Sonra müzik yeniden yükseldi. Bir süre tamamen kendi dünyamıza döndük. Duygu dans ederken Ferdane telefonuyla komik videolar çekmeye çalışıyor, ben de ikisine bakıp gülüyordum.
Ama arada bir gözüm istemsizce kapıya gidiyordu.
Emir hâlâ dışarıdaydı.
Beni bekliyordu.
Gece ilerledikçe yorulmaya başladım. Saatime baktığımda oldukça geç olduğunu fark ettim.
Duygu yanıma geldi.
— Gitmek istiyor musun?
— Biraz.
— Emir’e yaz.
Telefonumu çıkardım.
Ben: “Biz çıkıyoruz.”
Cevap hemen geldi.
Emir: “Tamam. Dışarıdayım.”
Bir an ekrana baktım.
Ben: “Sen hâlâ orada mısın?”
Emir: “Söyledim ya, beklerim.”
Kalbimde sıcak bir şey yayıldı.
Dışarı çıktığımızda Emir gerçekten oradaydı.
Arabaya doğru yürürken Duygu kulağıma eğildi.
— Biz taksiyle gideriz.
— Saçmalama.
— Saçmalamıyorum. Senin konuşacak şeylerin var.
Ferdane de gülerek başını salladı.
— Aynen. Biz yokuz.
İkisine itiraz etmeye fırsat bulamadan taksiye bindiler.
Ardından Emir bana baktı.
— Hazır mısın?
— Hazırım.
Arabaya bindim.
İlk birkaç dakika sessizdik.
Sonra dayanamadım.
— Gerçekten beni bekledin mi?
Emir gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi.
— Evet.
— Neden?
Bu kez bana kısa bir bakış attı.
— Çünkü seni eve bırakmak istedim.
— Başka?
Bir an sustu.
— Çünkü gece boyunca aklım sendeydi.
Söyleyişindeki sakinlik, cümleyi daha da etkili yapmıştı.
Camdan dışarı baktım.
— Bunu söyleyince insanın sana kızası gelmiyor.
Gülümsedi.
— Kızgın mıydın?
— Biraz.
— Şimdi?
Ona döndüm.
— Şimdi daha az.
— Güzel.
— Ama tamamen geçmedi.
— Hak ettim.
Bu kez ikimiz de güldük.
Arabayı evimin önünde durdurduğunda hemen inmeye davranmadım.
Emir de motoru kapatmadı.
Bir süre sessizce oturduk.
Sonra bana baktı.
— Bu gece eğlendin mi?
— Çok.
— Sevindim.
— Neden?
— Çünkü seni böyle görmek hoşuma gidiyor.
— Nasıl?
Emir kısa bir süre düşündü.
— Kendin gibi.
Bu cevap beklemediğim kadar dokundu bana.
Kapıyı açmadan önce ona baktım.
— İyi geceler, Emir.
— İyi geceler, Eda.
Arabadan indim.
Birkaç adım attıktan sonra dönüp baktım.
Emir hâlâ oradaydı.
Ben gülümsedim.
O da.
Sonra eve girdim.
Telefonum birkaç saniye sonra titredi.
Emir: “Eve girdin mi?”
Gülümseyerek cevap yazdım.
Ben: “Evet.”
Bir saniye sonra yeni mesaj geldi.
Emir: “Tamam. Şimdi içim rahat.”
Telefonu göğsüme yakın tuttum.
Bazen insanın duymak istediği şey büyük sözler olmuyordu.
Bazen sadece birinin, sen eve ulaşana kadar seni düşünmüş olması yetiyordu.
Ertesi sabah telefonumun ekranına baktığımda Emir’den gelen son mesaj hâlâ duruyordu.
“Şimdi içim rahat.”
İstemeden gülümsedim.
Tam o sırada Duygu’nun mesajı geldi.
Duygu: “Dün geceyi konuşmamız lazım.”
Ben: “Ne konuşacağız?”
Duygu: “Sen ve Emir.”
Ardından Ferdane gruba yazdı.
Ferdane: “Ben de varım. O konuşma kaçmaz.”
Telefonu yatağın üzerine bıraktım.
— Başımıza iş aldık, dedim kendi kendime.
Kahvaltıdan sonra üçümüz buluşmak için sözleştik. Bir kafeye oturduğumuzda Duygu daha çantasını bile bırakmadan konuya girdi.
— Dün gece Emir’in sana bakışını gördüm.
— Nasıl bakıyordu?
Ferdane araya girdi.
— Sanki kalabalığın içinde sadece seni görüyordu.
Gözlerimi devirdim.
— Abartıyorsunuz.
Duygu başını salladı.
— Hayır. Bence sen biraz fazla alıştın onun seni önemsemesine.
Bu cümlede sustum.
Çünkü doğruydu.
Emir’in ilgisine alışıyordum.
Ama bundan korkmuyordum artık.
Eskiden birinin hayatımda ne kadar yer kapladığını düşünürken kendi hayatımı unutabileceğimden korkardım.
Şimdi ise farklıydı.
Emir hayatımın tamamı değildi.
Ama hayatımda güzel bir yeri vardı.
Telefonum yeniden titredi.
Emir’di.
Emir: “Bugün planın var mı?”
Mesaja bakıp gülümsedim.
Duygu hemen fark etti.
— İşte yine geldi.
— Sus.
— Ne yazdı?
Telefonu kendime çektim.
Ben: “Şimdilik kızlarla beraberim.”
Cevap biraz sonra geldi.
Emir: “Tamam. Bölmeyeyim.”
Bu kez içimden ona hemen cevap vermek gelmedi.
Telefonu masaya bıraktım.
Duygu kaşlarını kaldırdı.
— Cevap vermeyecek misin?
— Biraz beklesin.
Ferdane güldü.
— Eda sonunda dengeyi buldu.
Ben de güldüm.
Bir süre sonra telefonumu tekrar elime aldım.
Ben: “Akşam boş olursam haber veririm.”
Emir’in cevabı kısa oldu.
“Olur. Ben buradayım.”
Ekrana birkaç saniye baktım.
“Ben buradayım.”
Bazen insanın duymaya ihtiyacı olan en basit cümle buydu.
Ve ilk kez, bu cümleyi duyduğumda onun peşinden gitmek istemedim.
Sadece gülümsedim.
Çünkü artık biliyordum:
Emir’in bana yaklaşması güzeldi.
Ama benim kendime ait kalmam daha da güzeldi.
Ve ikisini aynı anda yaşayabilmek, belki de aramızdaki en gerçek şeydi.
Akşam olduğunda Duygu ve Ferdane ile vedalaşıp eve döndüm.
Kapıyı açtığımda annem salondaydı.
— Güzel geçti mi günün?
— Güzeldi.
Ayakkabılarımı çıkarırken telefonum titredi.
Emir.
Emir: “Eve geldin mi?”
Mesaja baktım ama hemen cevap vermedim.
Annem göz ucuyla telefona baktı.
— Emir mi?
Başımı kaldırıp güldüm.
— Evet.
— Hani arkadaşındı?
— Hâlâ arkadaşım.
Annem gülümseyerek başını salladı.
— Tabii kızım.
Odama geçtim.
Bir süre sonra Emir’i aradım.
— Efendim?
Sesini duyduğum anda yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.
— Eve geldim.
— İyi.
— Sadece bunu söylemek için aradım.
— Ben de sesini duymak için bekliyordum.
Bir an sustum.
— Emir…
— Ne?
— Bazen böyle konuşunca ne diyeceğimi bilmiyorum.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra sesi yumuşadı.
— Ben de bazen ne söyleyeceğimi bilmiyorum.
— Ama söylüyorsun.
— Çünkü artık içimde tutmak istemiyorum.
Kalbim hızlandı.
Pencerenin önüne geçip dışarı baktım.
— Dün gece neden gerçekten geldin?
Bu kez cevap vermeden önce uzun süre sustu.
— Sana bir şey söyleyeyim mi?
— Söyle.
— Seni görünce bazen sakinleşiyorum.
Gözlerimi kapattım.
— Bu biraz tehlikeli bir cümle.
— Neden?
— Çünkü insan böyle cümlelere alışır.
Emir hafifçe güldü.
— Belki ben de senin alışmanı istiyorum.
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Sonra Emir:
— Yarın seni görmek istiyorum, dedi.
— Yarın mı?
— Evet.
— Nerede?
— Bu kez sen seç.
Gülümsedim.
— Gerçekten mi?
— Gerçekten.
— O zaman ben de seni biraz bekleteceğim.
— Ne kadar?
— Bilmiyorum.
— Eda.
— Efendim?
— Fazla bekletme.
Gülmeye başladım.
— Neden?
Sesi bu kez daha ciddi geldi.
— Çünkü seni görmek için sabırsızlanıyorum.
Telefonu kulağımdan biraz uzaklaştırıp derin bir nefes aldım.
İlk kez Emir bunu bu kadar açık söylemişti.
Ben de artık saklanmak istemiyordum.
— Tamam, dedim.
— Tamam ne?
— Yarın seni göreceğim.
— Güzel.
Telefonu kapatmadan önce ikimiz de birkaç saniye sustuk.
Sonra Emir:
— İyi geceler, Eda.
— İyi geceler.
Telefon kapandı.
Yatağa oturdum.
Dudaklarımda hâlâ o küçük gülümseme vardı.
Ertesi gün nereye gideceğimizi bilmiyordum.
Ama ilk kez bunu düşünürken içimde endişe değil, tatlı bir heyecan vardı.
Çünkü artık Emir’in beni beklediğini biliyordum.
Benim de onu görmek istediğimi saklamama gerek yoktu.