İçeriğe geç

Semt Sancısı

Bölüm 7 · 7 dk okuma

Semt Sancısı

Bölüm 7

Bölüm 7

Sabahın ilk ışıkları mahalledeki yüksek binaların arasından yavaş yavaş süzülüp tozlu sokaklara sarı lekeler düşürürken, mahalle çoktan o tanıdık ve ritmik karmaşasına uyanmıştı. Fırının önünde taze ekmek bekleyenlerin oluşturduğu küçük kuyruk uzamış, köşedeki bakkal gıcırtılı bir sesle paslı kepengini yarıya kadar kaldırmıştı. Karşı apartmanın ikinci kat balkonundan silkelenen desenli sofra bezinin pıt pıt sesleri, sokağın girişinde sabah çöpünü toplayan belediye kamyonunun motor gürültüsüne karışıyordu.

Mahalle, saat daha sekiz bile olmadan kendi kırk yıllık değişmez düzenine dönmüş, günlük mesaisine başlamıştı. Ancak bütün bu hareketliliğin ortasında, tek bir insanın dünyası hala geceden kalmaydı.

Çünkü Berat, gece saat beşe doğru ancak gözlerini kapatabilmişti. Ve o saatte yatağa giren, zihni sabaha kadar soru işaretleriyle çalkalanan bir insanın öğlen sıcağı bastırmadan kendi isteğiyle uyanması zaten hayatın akışına aykırıydı.

Saat on iki buçuk olmuştu. Berat’ın odasında kalın perdeler tamamen kapalıydı; içeriye sadece kenarlardan sızan zayıf bir ikindi öncesi aydınlığı giriyordu. Telefonu yatağın hemen yanında, komidinin üzerinde ekranı aşağı bakacak şekilde öylece duruyordu. Berat ise pikenin altına adeta bir koza gibi gömülmüş, dış dünyayla olan bütün bağını koparmıştı.

Derken, mahallenin o sessiz dinginliğini bir anda yaran bir gürültü koptu.

GÜM! GÜM! GÜM!

Berat uykunun en derin, en tatlı yerinde kaşlarını çattı. Rüyasında alakasız bir sokağın ortasında birileri demir bir kapıyı balyozla kırmaya çalışıyordu sanki.

GÜM! GÜM!

Odanın içinde yankılanan gürültüyle birlikte Berat hafifçe kıpırdandı, gözlerini aralamamaya çalışarak mırıldandı:

“Ulan...”

Başını yastığın daha da altına gömdü. Belki vuran kişi pes eder, çekip giderdi. Ama gelen kişi mahallenin huyunu suyunu iyi bilen biriydi; kolay kolay pes etmeye niyeti yoktu.

GÜM! GÜM! GÜM!

“BERAT!”

Bu sesi, o tanıdık yırtıcı ve yüksek ses tonunu duyduğu anda Berat’ın bütün uykusu bir anda buharlaştı. Gözlerini tekrar sımsıkı kapattı.

"Yok... Bu saatte olamaz. Yine geldi belasını siktiğim."

“BERAT! AÇ ULAN ŞU KAPIYI!”

Berat pikenin altında milim kıpırdamadan dışarıya doğru fısıldadı:

“Ananı—”

Kapının arkasından Ünal’ın kararlı ve alaycı sesi demir kapıyı delip içeri ulaştı:

“Kalk lan Yıkık! Aşk acısı çekeceksin diye öğlene kadar yatılmaz bu mahallede!”

Berat sonunda gözlerini tamamen açtı, tavanın boşluğuna baktı.

Ünal dışarıdan yumruğunu kapıya bir kez daha indirdi.

“Berat! Vallahi kapıyı açmazsan aşağıdan bakkalın çırağını çağırıp omuzla kıracağız kapıyı!”

Berat derin, sitemkar bir nefes vererek üzerindeki pikeyi üzerinden attı. Ayaklarını soğuk parkeye bastığı anda yüzünü buruşturmak zorunda kaldı. Başının içinde sanki sabaha kadar davul çalınmış, şakaklarına ağır bir basınç oturmuştu. Saçları birbirine girmiş, üzerindeki gri tişört kırış kırış olmuş, gözlerinin altında uykusuzluktan şişlikler belirmişti.

Ağır adımlarla koridora yürüdü. Kilidi isteksizce çevirdi ve kapıyı hafifçe araladı.

Ünal tam kapının eşiğinde duruyordu. Bir elinde ekranı açık telefonu, yüzünde ise dünyadaki en büyük zaferi kazanmış insanların o bencil sırıtışı vardı. Üzerine geçirdiği kırmızı eşofmanıyla son derece canlı görünüyordu.

Berat gözlerini uykulu uykulu kıstı.

“Ne var lan? Ne istiyorsun sabahın köründe?”

Ünal onu baştan aşağı, bir ibret vesikası izler gibi süzdü.

“Sen insan mısın oğlum?”

“Değilim.”

“Belli zaten, tipine bak. Mağaradan yeni çıkmış gibisin.”

Berat kapıyı Ünal' ın yüzüne kapatmak için hamle yaptı. Ancak Ünal tecrübeli bir hareketle ayakkabısının burnunu kapının arasına soktu.

“Çek şu ayağını Ünal.”

“Yok, çekmem.”

“Ünal, bak sinirlerim tepemde zaten.”

“Çekmem dedim Berat.”

Berat bir kez daha iç çekti, kapının kolunu bıraktı.

“Sabah sabah niye geldin yine? Senin işin gücün yok mu?”

Ünal içeriye doğru bir adım atıp kapıyı omzuyla iterken konuştu:

“Lan ne sabahı Yıkık! Saat on iki buçuk oldu, gün ortalandı! Ne yapıyorsun içeride, aşk acısı mı çekiyorsun yoksa kendi kendine?”

Berat arkasını dönüp odasına doğru yürürken söylendi:

“Ben aşk acısı falan çekmiyorum.”

Ünal koridorun ortasında bir anda durdu. Elindeki telefona baktı, ardından başını kaldırıp Berat’ın sırtına doğru baktı.

“Gece saat üçte, dörtte kızın bütün sosyal medya hesaplarını, eski fotoğraflarını araştıran adam mı söylüyor bunu bana?”

Berat adımını attığı yerde duraksadı ama arkasını dönmedi. Ünal elindeki telefonu havaya kaldırarak peşinden odaya girdi.

“Ne oldu, sesin kesildi?”

“Ne?”

“Savunma yap bakalım. Dinliyorum.”

“Savunacak bir şey yok oğlum. Öyle baktık işte.”

Ünal sandalyeyi çekip oturdu. “Berat...”

“Ne var lan?”

“Sen gece kaçta uyudun, doğru söyle?”

Berat gözlerini kaçırıp odanın köşesindeki gardıroba baktı.

“Beş.”

Ünal’ın kaşları hayretle havaya kalktı.

“Beş mi?”

“Evet, beş. Ne var bunda?”

“Niye beş?”

“Uykum gelmedi.”

Ünal birkaç saniye boyunca onun gözlerinin içine, o uykusuzluktan kızarmış göz damarlarına baktı.

“Tesadüfen mi gelmedi uykun?”

“Evet, tesadüfen.”

“Tesadüfen kızın üç yıl önceki hesabını, ilkokul arkadaşının etiketlediği fotoğrafı falan buldun yani?”

Berat dudaklarını büzdü, koruyucu bir refleksle sordu:

“Sen nereden biliyorsun onları?”

Ünal ansızın oda içinde yankılanan devasa bir kahkaha patlattı.

“Ulan gerzek! Akşam telefonun ekranı masada açık kalmıştı zaten, her şey kabak gibi ortadaydı!”

Berat yatağın kenarına çöktü, ellerini dizlerine dayadı.

“Ne varmış ortada?”

Ünal oturduğu yerden öne doğru eğildi, sesini ciddileştirdi:

“Senin aklın gitmiş kardeşim. Sen basbayağı devreleri yakmışsın.”

Berat başını geriye, soğuk duvara yasladı.

“Ben sadece merak ettim oğlum... Aklıma takıldı, baktım.”

“Bir insan bir kızı gecenin beşine kadar bu kadar detaylı merak ederse ne olur biliyor musun?”

“Ne olur?”

“Buna mahallede 'hoşlandım' derler Berat. Hatta daha ilerisini söylerler de ben seni ürkütmeyeyim.”

Berat birkaç saniye boyunca sessiz kaldı. Odanın içindeki ağır hava, dışarıdan gelen kuş sesleriyle bölündü. Sonra Berat’ın dudaklarının kenarında engel olamadığı, hafif, mahcup bir gülümseme belirdi.

“Galiba...” dedi kısık bir sesle. “Galiba hoşlandım lan.”

Ünal’ın yüzündeki o alaycı, eğlenceli ifade bir anda silindi. Yerini daha sakin, dostane bir ciddiyet aldı. Oturduğu sandalyeyi biraz daha yatağa doğru yaklaştırdı.

“Ciddi misin sen?”

Berat omuz silkti, bakışlarını halının üzerindeki desenlere dikti.

“Bilmiyorum ki oğlum. Şaşırdım ben de.”

Odaya kısa süreli bir sessizlik hakim oldu. Sokaktan geçen eskicinin uzaklardan gelen bağırtısı duyuluyordu. Berat gözlerini yerden kaldırmadan konuşmaya devam etti:

“Daha kızın huyunu suyunu, neyden hoşlandığını doğru düzgün bilmiyorum bile. Sadece iki çift laf ettik, onda da beni kovmaktan başka bir şey yapmadı.”

“E o zaman?”

“Ne o zaman?”

“O zaman niye kendini böyle yiyip bitiriyorsun gece vakti?”

Berat bu soruya hemen cevap veremedi. Çünkü cevabını kendisi de tam olarak kestiremiyordu. Kıvılcım’ın o dükkanın önünde duruşu, kaşlarını çatıp kendisine bakışı, 'siktir git' derken bile yüzünde beliren o kendine has ifade aklının içinde durmaksızın dönüp duruyordu. Kendi kendine kızıyordu aslında.

"Bu kız niye benim aklıma bu kadar çabuk girdi?

Daha da önemlisi...

Ben niye bu kıza bu kadar takılı kaldım?"

Ünal, arkadaşının bu derin, cevapsız sessizliğini görünce uzanıp omzuna dostça bir pat pat vurdu.

“Bak Berat...”

Berat başını kaldırıp ona baktı.

“Hoşlanabilirsin. İnsan, kalbine söz geçiremez. Yarın öbür gün daha da çok seversin, o da kabul. Ama bu süreçte kendini kaybetme.”

Berat hafifçe güldü, atmosferi yumuşatmaya çalıştı:

“Sen ne zamandan beri böyle akıllı laflar etmeye başladın lan?”

“Ben hep akıllıydım oğlum, siz benim değerimi bilmiyorsunuz.”

“Yalanını sevsinler senin.”

“Lan sen benim mahalleden en yakın arkadaşımsın diye her aklına geleni söyleyebileceğini sanma ha.”

“Sanıyorum valla.”

Ünal gülümsedi. “İyi yapıyorsun. Öyle devam et.”

İkisinin arasında birkaç saniyelik samimi bir sessizlik daha oluştu. Ardından Ünal ayağa kalktı, üzerini düzeltti.

“Çay var mı bu evde?”

Berat ona boş, anlamsız bakışlarla baktı.

“Sen sabahın, pardon öğlenin ortasında benim kapımı yumruklayıp yataktan kaldıracaksın, bir de pişkin pişkin çay mı isteyeceksin?”

“Evet, aynen öyle yapacağım.”

“Git kendin yap mutfakta. Yerini benden iyi biliyorsun zaten.”

“Misafirine çay ikram etmeyecek misin yani?”

“Sen misafir değilsin ki.”

“Neyim ben?”

“Sen benim başımın belasısın.”

Ünal kahkahayı basıp mutfağa doğru yürümeye başladı. Koridorda ilerlerken birden durup arkasına döndü.

“Bu arada...”

Berat yataktan seslendi: “Ne var yine?”

“O telefonunu elinden bırak.”

“Niye bırakacakmışım?”

“Çünkü ben mutfağa gittiğim an sen yine parmağını kaydırıp kızın profiline gireceksin, biliyorum seni.”

Berat komidinin üzerindeki telefonu eline aldı. “Bakmam oğlum, ne bakacağım.”

Ünal gözlerini kıstı, parmağını salladı: “Yemin et bakmayacağına.”

Berat sustu. Cevap vermedi. Ünal mutfak girişinden bir kahkaha daha patlattı.

“Ulan yüzündeki o suçlu ifadeden belli zaten bakacağın!”

Berat yataktaki yastığı kaptığı gibi koridora, Ünal’ın olduğu yöne doğru fırlattı.

“Git çayını yap lan gürültü yapma!”

Ünal fırlatılan yastıktan usta bir hareketle kaçtı.

“Tamam tamam, kızma hemen aşık çocuk. Demliyorum çayı.”

“Ünal!”

“Tamam lan, sustum!”

Mutfaktan ocağın yakılma sesi ve Ünal’ın hafifçe mırıldandığı arabesk bir şarkının melodisi yükselirken, Berat yatağın kenarına tekrar oturdu.

Telefon hala elindeydi. Siyah ekrana baktı. Parmağı istemsizce ekranı uyandırmak için hareket edecek gibi oldu. Tam o sırada mutfaktan Ünal’ın gür sesi yükseldi:

“BAKMA LAN O TELEFONA!”

Berat irkilerek telefonu hızla yatağın ortasına fırlattı.

“Ne bağırıyorsun lan evde? Mutfaktan burayı mı izliyorsun?”

“Gözüm üstünde diyorum sana!”

Berat başını iki yana salladı. Günün başından beri ilk kez o an gerçekten, içtenlikle güldü. Ve belki de Ünal’ın o saatte dan diye çıkıp gelmesinin asıl sebebi tam olarak buydu: Berat’ın kafasını Kıvılcım düşüncesinden bir an olsun uzaklaştırmak değil... Onu bu karmaşık hislerin ortasında tek başına bırakmamak.

Çünkü Ünal, arkadaşının ne kadar dalga geçilecek, ne kadar çaresiz bir hale geldiğini net bir şekilde görüyordu. Ama aynı zamanda Berat’ın yıllar sonra ilk kez gerçekten birine gönlünü kaptırdığını da çok iyi anlamıştı.

Ve dışarıya renk vermemeye çalışsa da... Berat’ın bu hikayenin sonunda ne hale geleceğini, bu mahallede yaşanacak yeni olayları en az Berat kadar merakla bekliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.