İçeriğe geç

Semt Sancısı

Bölüm 5 · 5 dk okuma

Semt Sancısı

Bölüm 5

Bölüm 5

Mahallede birkaç gün geçmesine rağmen ortada küçük ama can sıkıcı bir problem vardı. Eda ve Kıvılcım, çocukların adlarını Nermin Abla’dan parçalı parçalı öğrenmişlerdi. Eda, Ünal'ın adını zaten ilk konuşmalarında doğrudan kendi ağzından duymuştu. Kıvılcım da Berat'ın adını Nermin Teyze’nin dükkandaki söylenmelerinden kapmıştı.

Ama çocukların kızların isimlerini bildiği pek söylenemezdi ve bu durum özellikle Berat için büyük bir mesele haline gelmişti.

Berat, Kıvılcım'ın yüzünü ezberlemişti. Yürüyüşündeki o sert ritmi, adımlarındaki umursamazlığı, sinirlendiğinde saçını kulağının arkasına hızlıca atışını bile hafızasına kazımıştı. Ama ismini bilmiyordu. Bu durum ona göre büyük bir eksiklik, stratejik bir hataydı.

O gün yine Nermin Kuaför'ün karşı kaldırımındaydılar. İkindi güneşi binaların arasına sarı lekeler düşürürken Ünal duvara yaslanmış, eli çenesinde duruyordu. Berat ise gözünü bir an bile ayırmadan karşı dükkanın önündeki Kıvılcım’ı izliyordu.

Ünal, arkadaşının bu hipnotize olmuş haline bakıp gözlerini devirdi.

"Ne bakıyon lan kıza dik dik? Yiyecek gibi süzüyorsun sabahtan beri."

"İsmini bilmiyorum," dedi Berat, gözlerini hedeften ayırmadan.

"Kiminkini?"

"Onun işte... Siyah, kıvırcık saçlı olanın."

Ünal hafifçe güldü. "Üç gündür gözünün içine bakıyorsun, adını hala öğrenemedin mi?"

"Öğrenemedim," dedi Berat sıkıntıyla. "Kız yanına yaklaştırmıyor ki."

"Git sor oğlum o zaman. Ağzın laf yapmıyor mu senin?"

"Ya söylemezse?"

"Niye söylemesin lan? Alt tarafı bir isim."

Berat derin bir nefes aldı, omuzları çöktü. "Bu kız bana hiçbir şey söylemiyor Ünal. Kız beni görünce yüzü ekşiyor."

Ünal kahkahayı bastı. "Çünkü sen sormayı bilmiyorsun aga. Hayduta saldırır gibi kızın üstüne yürüyorsun."

Berat duyduğu lafla sinirlenip Ünal’a döndü. "Sanki sen sormayı çok biliyorsun yarram! Sen de diğer kızın adını bilmiyorsun daha. Ne konuşuyorsun boş boş?"

Kıvılcım o sırada dükkanın kapısında durmuş, Eda'yla bir şeyler konuşuyordu. Berat birkaç saniye içinde cesaretini topladı, üzerindeki eşofmanın kollarını sıvayıp ayağa kalktı. Ünal hemen gülümsedi.

"Hadi bakalım Yıkık, görelim marifetini."

Berat kararlı adımlarla sokağı geçip kuaförün önüne doğru yürüdü. Kıvılcım onun yaklaştığını fark edince yüzünü anında buruşturdu.

"Yine mi sen?"

Berat pişkin bir şekilde güldü. "Yine ben."

"Fark ettim."

Berat ellerini cebine soktu, duruşunu dikleştirmeye çalıştı. "Bir şey soracağım."

Kıvılcım şüpheyle, mesafeli bir tavırla baktı. "Ne var?"

"Adın ne senin?"

Kıvılcım'ın yüzü anında değişti. Bir saniye boyunca Berat'ın yüzüne baktı, ardından kaşlarını çattı.

"Sana ne?"

Berat hiç şaşırmadı. Tam tersine yüzüne o alaycı gülümsemesini yerleştirdi. "Ne demek sana ne?"

"Adımı niye soruyorsun be?"

"Merak ettim."

"Etme!"

Berat kendini tutamayarak bir kahkaha bastı. "Niye kızıyorsun hemen? Alt tarafı bir isim sorduk."

"Şu soru sormayı kes artık."

Berat başını sarsakça salladı. "Tamam."

Kıvılcım kurtulduğunu sanarak hafif bir nefes aldı. Berat iki saniye kadar sustu, sonra yüzüne bencil bir gülümseme koyarak ekledi:

"Ama yine de söyle."

Kıvılcım'ın gözleri hırsla büyüdü. "Seni var ya..."

Sinirle oturduğu basamaktan kalktı, hızla içeri girdi. O sırada kapının eşiğinde duran Eda araya girdi.

"Kıvılcım..."

Berat çaresizce Eda'ya döndü. "Ne?"

Eda gülümseyerek: "Adını sordun, ben de söylüyorum işte... Adı Kıvılcım."

Berat'ın yüzü bir anda aydınlandı, gözlerinin içi parladı. "Kıvılcım mı?"

Eda başını onaylarcasına salladı. "Evet, Kıvılcım."

Berat sanki piyangodan büyük ikramiyeyi kazanmış gibi bir coşkuyla karşı kaldırımdaki Ünal'a döndü. Ünal da uzaktan onları dikkatle izliyordu. İki arkadaş aynı anda birbirlerine baktılar. Yüzlerine o meşhur, mahalle işi sırıtış yerleşti.

Berat bağırır gibi fısıldadı: "Kıvılcım ha?!"

O esnada Kıvılcım dükkanın içinden hışımla çıkıp Eda'ya doğru seslendi:

"EDAA!"

Eda şaşkınlıkla döndü. "Ne oldu?"

"Ben sana söyleme demedim mi?"

"Sen bana 'söyleme' demedin ki!"

"İma ettim Eda! Anlamıyor musun?"

"E nasıl anlayayım ima ettiğini?"

Kıvılcım ellerini çaresizce iki yana açtı. "Sen de her şeyi söylüyorsun zaten onlara!"

Eda tutamayarak gülmeye başladı. Berat hemen araya girdi.

"Yok yok, çok iyi oldu valla."

Kıvılcım hırsla ona döndü. "Sen sus!"

Berat sırıttı. "Niye?"

"Çünkü hepsi senin yüzünden oldu!"

"Ben bir şey yapmadım ki."

"Yaptın! Sordun!"

"Adını sordum alt tarafı."

Berat başını sallayıp keyifle mırıldandı. "İyi ki de sormuşum."

Kıvılcım gözlerini devirdi, sabır dilendi. "Allah'ım..."

Berat gülerek ismi kendi kendine tekrar etti. "Kıvılcım... İsmin de güzelmiş ha."

Kıvılcım istemsizce bir an bocaladı, duraksadı. Sonra yine o sert ifadesine büründü. "Bana Kıvılcım deme. Senin ağzından hiç güzel çıkmıyor."

Berat'ın sırıtışı daha da büyüdü. "Benim ağzımdan her şey güzel çıkar."

"Çok konuşma."

"Tamam... Kıvılcım ha?"

Kıvılcım ona doğru adım attı. "NE var NE?"

Berat kahkahayı bastı. Karşı kaldırımdaki Ünal da dizine vurarak kahredercesine gülüyordu.

"Ulan Berat, kızın adını öğrenince kafayı yedin iyice!"

Berat elini zafer kazanmışçasına havaya kaldırdı. "Artık biliyorum oğlum!"

Ünal da gururla bağırdı: "Ben de biliyorum artık!"

Berat ona döndü. "Benim sayemde oğlum, kıymetimi bil!"

İki arkadaş birbirlerine bakıp güldüler. Kızlar ise karşılarında duran bu iki sırıtık adama bakıyordu. Kıvılcım kollarını bağladı.

"İkiniz de gerçekten çok tuhafsınız."

Ünal hiç bozuntuya vermeden cevapladı: "Biz böyleyiz."

Eda gülümseyerek karşıdaki Ünal'a baktı. Ünal onun bu bakışını yakaladığı an yüzündeki alaycı sırıtış bir anda yumuşadı, yerini derin bir sakinliğe bıraktı. Eda hafifçe kızararak gözlerini kaçırdı. Kıvılcım bu küçük iletişimi gözden kaçırmadı. Sonra tekrar Berat'a baktı. Berat hala sırıtıyordu.

"Sen niye hala gülüyorsun?"

Berat omuz silkti. "Adını öğrendim."

"Ee? Ne değişti?"

"Ee'si şu..." Bir adım geri çekildi, gözlerinin içine baktı. "Artık sana adınla seslenebilirim."

Kıvılcım kaşını kaldırdı. "Seslenme."

Berat başını salladı. "Tamam... Kıvılcım."

Kıvılcım gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi. "Allah'ım sen bana mukayyet ol..."

Eda kahkahaya boğulurken Ünal karşı kaldırımdan bağırdı: "Berat, oğlum sen harbiden bittin lan!"

Berat hiç tereddüt etmedi, yüzündeki o samimi gülümsemeyle cevap verdi:

"Yıkığım ama mutluyum kardeşim."

Ve gerçekten de mutluydu. Çünkü artık bir adım atılmıştı. Kıvılcım onun için sadece öğrenilmiş sıradan bir isim değildi; zihnindeki hikayenin ilk resmi başlığıydı. Kıvılcım'ın henüz tam olarak haberi yoktu ama Berat'ın kafasında planlar çoktan işlemeye başlamıştı.

"İsmini öğrendim.

Yarın belki çayını nasıl içtiğini öğrenirim.

Sonra neleri sevdiğini...

Sonra neden bana sürekli bu kadar kızdığını...

Ve en önemlisi:

Belki bir gün bana kızarken, cidden gülmeye de başlar."

Berat'ın yüzündeki sırıtış yeniden büyüdü. Ünal onun bu halini görünce başını salladı.

"Sen bittin oğlum."

Berat hiç düşünmeden cevap verdi:

"Çoktan..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.