İçeriğe geç

Şeker ve Yumruk

Bölüm 9 · 3 dk okuma

Şeker ve Yumruk

Bölüm 9

BÖLÜM 9 - ÇATLAKLAR

Lina

Bazı sessizlikler vardır.

İnsanı rahatlatmaz.

Sadece içini kemirir.

Atlas’ın sessizliği artık tam olarak böyleydi.

O günden sonra… her şey değişmişti.

Selin’in söylediği sözler hâlâ kafamın içindeydi.

“Bir kaza.”

“Birini kaybetti.”

“Adalet.”

Ve en kötüsü…

Atlas’ın bunu inkâr etmemesiydi.

Bir şey söylememişti.

Ama “doğru değil” de dememişti.

Ve bu beni en çok yoran şeydi.

Çünkü bazen cevaplar değil…

cevapsızlıklar insanı parçalar.

O sabah pastaneye erken gittim.

Normalde Atlas’ın geleceğini düşünürdüm.

Ama bugün düşünmek bile istemiyordum.

Çünkü gelirse ne diyeceğimi bilmiyordum.

Gelmezse de neden gelmediğini bilmek istemiyordum.

Bu ikisinin arasında sıkışıp kalmıştım.

Mira beni kapıda karşıladı.

“İyi misin?”

“Evet.”

Bu cevap artık otomatikti.

Ama Mira inanmıyordu.

“Atlas gelmedi.”

Bunu söylerken yüzümü izliyordu.

Ben de biliyordum.

“Biliyorum.”

“Lina…”

“Söyle.”

“Sen artık onu bekliyorsun.”

Bir an sustum.

“Hayır.”

“Evet.”

“Beklemiyorum.”

Mira başını salladı.

“Tamam.”

Ama “tamam” demesi, bana inanmadığı anlamına geliyordu.

Ve haklıydı.

Saatler geçti.

Atlas gelmedi.

Her kapı açıldığında içimden bir şey yükseldi.

Ama o değildi.

Ve bu durum beni sinirlendiriyordu.

Çünkü fark etmeye başlamıştım.

Onun yokluğu artık sıradan değildi.

Bir eksiklikti.

Akşamüstü telefonum titredi.

Mesaj.

Atlas.

“Bugün gelmeyeceğim.”

Sadece bu.

Kısa.

Soğuk.

Nefes aldım.

Cevap yazdım.

“Neredesin?”

Cevap gecikti.

Dakikalar geçti.

Sonra:

“Önemli değil.”

Kaşlarımı çattım.

“Benim için önemli.”

Gönderdim.

Bir süre hiçbir şey olmadı.

Sonra yazdı.

“Lina…”

Durdu.

Sonra devam etti:

“Beni karıştırma.”

Kalbim sıkıştı.

Telefonu masaya bıraktım.

Ama ekrana bakmaya devam ettim.

Sanki bir şey daha yazacakmış gibi.

Ama yazmadı.

Ertesi gün Mira bana bir şey söyledi.

“Atlas geldi.”

Bir an donup kaldım.

“Ne zaman?”

“Sabah.”

“Ne yaptı?”

“Hiçbir şey.”

“Ne demek hiçbir şey?”

“Oturdı, kahve içti, gitti.”

İçimde garip bir his oluştu.

Bu Atlas değildi.

Ya da bildiğim Atlas değildi.

“Beni sordu mu?”

Mira sustu.

Sonra:

“Hayır.”

Bu kelime, düşündüğümden daha çok canımı yaktı.

Çünkü artık anlamıştım.

Atlas beni uzak tutuyordu.

Bilinçli olarak.

Dayanamadım.

Pastaneyi bıraktım.

Nereye gideceğimi bilmiyordum ama içimde tek bir yer vardı.

Spor salonu.

Ve yanılmadım.

Kapıyı açtığımda içeri ağır bir hava doldu.

Sessizlik vardı.

Ama huzurlu değil.

Boğucu bir sessizlikti.

Atlas ringin içindeydi.

Tek başına.

Eldivenleri yoktu.

Sadece yumrukları.

Ve o yumruklar…

sanki görünmeyen birine iniyordu.

Her vuruşta nefesi daha ağırdı.

“Atlas!”

Sesimi duydu.

Durdu.

Ama dönmedi.

“Git.”

Sesi soğuktu.

“Hayır.”

Bu sefer geri çekilmedim.

Döndü.

Gözleri yorgundu.

Ama asıl şey…

kırılmış olmasıydı.

“Buraya gelmemeliydin.”

“Konuşacağız.”

“Konuşacak bir şey yok.”

Bir adım attım.

“Beni neden itiyorsun?”

Sessizlik.

“Çünkü sana zarar veririm.”

Bu cümle beni durdurdu.

Ama korkudan değil.

Gerçekten söylediği için.

“Ben çocuk değilim.”

“Biliyorum.”

“Öyleyse anlat.”

Atlas gözlerini kapattı.

Sanki içindeki her şeyi bastırıyordu.

“Bunu istemiyorum.”

“Ben istiyorum.”

Sessizlik.

Sadece nefesler.

Sonra gözlerini açtı.

“Lina…”

Sesi yumuşaktı.

Ama tehlikeliydi.

“Ben iyi biri değilim.”

Kalbim sıkıştı.

“Bunu sen mi karar veriyorsun?”

“Geçmişim karar veriyor.”

“Geçmiş herkesin vardır.”

“Benimkisi normal değil.”

Bu cümle beni daha çok yaklaştırdı.

“Ne yaptın Atlas?”

Sessizlik.

Ve sonra…

“Birini kaybettim.”

Bunu ilk defa bu kadar net söyledi.

“Nasıl?”

“Bir kaza.”

“Senin suçun mu?”

Gözlerini kaçırdı.

“Bilmiyorum.”

Bu cevap…

en kötüsüydü.

“İnsanlar beni suçladı.”

“Kim?”

“Onun ailesi.”

Bir an dünya daraldı.

“Ve şimdi?”

“Geri geldiler.”

“Ne istiyorlar?”

Atlas bana baktı.

İlk defa gözlerinde gerçek korku gördüm.

“Beni yok etmek istiyorlar.”

Sessizlik çöktü.

Ağır.

Gerçek.

Ve geri alınamaz.

Bir adım geri çekildim.

Ama Atlas bana baktı.

“Lina…”

“Ne?”

“Benden uzak dur.”

Bu cümle…

en çok acıtan buydu.

“Bunu neden istiyorsun?”

“Çünkü seni de içine çekerler.”

“Ben korkmuyorum.”

“Olmalısın.”

“Hayır.”

Sessizlik.

Atlas yaklaştı.

Ama bu bir yakınlık değildi.

Bu bir veda gibiydi.

“Lina, ben hayatında olmamalıyım.”

“Geç kaldın.”

Bu cümle ikimizi de susturdu.

Çünkü doğruydu.

Artık çok geçti.

Ben zaten onun hayatındaydım.

Ve o da benimkinde.

Atlas arkasını döndü.

“Git.”

Ve çıktı.

Ben ringin ortasında kaldım.

Boşluk.

Sessizlik.

Ama artık bir şey kesindi.

Atlas’tan uzak durmak…

artık mümkün değildi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.