İçeriğe geç

Şeker ve Yumruk

Bölüm 8 · 3 dk okuma

Şeker ve Yumruk

Bölüm 8

BÖLÜM 8 - GÖLGEDEKİ GERÇEK

Lina

Bazı insanlar giderken iz bırakırdı.

Bazılarıysa gitmeden önce bile bir boşluk bırakırdı.

Atlas son söylediği cümleden sonra gitmişti.

“Eğer yarın gelmezsem…”

Devamını getirmemişti.

Ama o cümle benim içimde bitmemişti.

Çünkü bazı yarım cümleler, tamamlanmış cümlelerden daha ağır olurdu.

O geceden sonra uyuyamadım.

Sürekli telefonuma baktım.

Mesaj yoktu.

Arama yoktu.

Hiçbir şey yoktu.

Sanki Atlas hiç var olmamış gibiydi.

Ama bu düşünce bile saçmaydı.

Çünkü onun varlığı artık hayatımın içinde bir yere oturmuştu.

Ve boşluk daha kötüydü.

Ertesi gün pastaneye erken geldim.

Kapıyı açarken ellerim biraz titriyordu.

Nedenini bilmiyordum.

Ama içimde kötü bir his vardı.

Mira beni görünce hemen fark etti.

“İyi misin?”

“Evet.”

Cevabım hızlıydı.

Ama inandırıcı değildi.

“Atlas gelmedi mi?”

Bu soruyla durdum.

“Henüz değil.”

Mira yüzümü inceledi.

“Bugün gelmezse ne yapacaksın?”

“Ne demek bu?”

“Lina.”

Sesi ciddileşti.

“Sen onun gelmesini bekliyorsun.”

Cevap vermedim.

Çünkü inkâr edemezdim.

Saatler geçti.

Atlas gelmedi.

Her kapı açılışında kalbim biraz hızlandı.

Ama o değildi.

Sonunda dayanamayıp telefonumu elime aldım.

Mesaj yazdım.

“Neredesin?”

Sildim.

“İyi misin?”

Sildim.

Sonunda sadece:

“Atlas.”

yazdım.

Gönderdim.

Dakikalar geçti.

Hiç cevap yoktu.

Sonra telefonum çaldı.

Bilinmeyen numara.

Açtım.

“Lina?”

Ses yabancıydı.

Ama tanıdık bir tını vardı.

“Evet?”

“Onu görmen lazım.”

Kalbim sıkıştı.

“Sen kimsin?”

“Selin.”

Bir an sustum.

“Atlas nerede?”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Burada değil.”

“Ne demek burada değil?”

“Geçmişiyle yüzleşiyor.”

Bu cümle hiçbir şey açıklamıyordu.

Ama her şeyi anlatıyordu.

“Benden ne istiyorsun?”

“Gel.”

Adres verdi.

Ve kapattı.

Bunu yapmamam gerektiğini biliyordum.

Ama yine de gittim.

Çünkü bazı insanlar için “gitme” demek yeterli olmazdı.

Eski bir spor salonunun önündeydim.

Burası Atlas’ın salonu değildi.

Daha eskiydi.

Daha karanlık.

İçeri girdiğimde ilk fark ettiğim şey sessizlikti.

Ama bu sessizlik huzurlu değildi.

Tehdit gibiydi.

“Lina.”

Selin köşede duruyordu.

“Burada ne oluyor?”

Selin bana yaklaştı.

“Atlas sana hiçbir şey anlatmadı mı?”

“Hayır.”

Gülümsedi.

Ama o gülümseme sıcak değildi.

“Tabii ki anlatmaz.”

“Ne anlatmaz?”

Selin bir an sustu.

Sonra:

“Onun geçmişini.”

O an içimde bir şey gerildi.

“Geçmişi ne?”

Selin başını yana eğdi.

“Birini öldürdüğünü düşünmüyor musun?”

Sözler beynime çarptı.

“Ne?”

“Rahat ol.”

“Bunu neden söylüyorsun?”

Selin gözlerini kıstı.

“Çünkü herkes gerçeği bilsin istiyorum.”

“Bu doğru değil.”

“Emin misin?”

Sesim yükseldi.

“Atlas öyle biri değil.”

Selin bana yaklaştı.

“Bunu sana kim söyledi?”

“Ben onu tanıyorum.”

Selin güldü.

“Hayır Lina.”

“Sen sadece görmek istediğini görüyorsun.”

O an içimde korku başladı.

Ama aynı zamanda inanç da vardı.

Çünkü Atlas’ın gözlerini hatırladım.

Sertti.

Ama kötü değildi.

“Burada ne yapıyorsun?”

Arkadan bir ses geldi.

Donup kaldım.

Atlas.

Ama bu Atlas… farklıydı.

Üzerinde aynı kıyafet vardı.

Ama yüzü…

Daha solgundu.

Daha ağırdı.

“Atlas.”

Selin ona baktı.

“Sonunda geldin.”

Atlas bana baktı.

“Buraya gelmemeliydin.”

“Ne oluyor?”

Sesim titriyordu.

“Lina git.”

“Hayır.”

İlk defa ona karşı çıktım.

“Bana söyle.”

Atlas sustu.

Selin araya girdi.

“Anlat ona.”

Atlas gözlerini kapattı.

Bir an…

Sanki içindeki her şey kırılıyordu.

Sonra gözlerini açtı.

“Bir hata yaptım.”

Bu cümle…

Beni parçaladı.

“Ne hatası?”

Atlas bana baktı.

“Beni korumaya çalışırken…”

Durdu.

Yutkundu.

“Bir şey oldu.”

Selin ekledi.

“Bir kaza.”

“Sen sus.”

Atlas’ın sesi sertti.

Selin sustu.

Ama ben artık daha fazla dayanamadım.

“Ne kazası?”

Atlas bana baktı.

Uzun süre.

Sonra:

“Biri öldü.”

Dünya bir an durdu.

“Ne?”

“Benim yüzümden değil.”

Ama sesi bile emin değildi.

“Beni ringe hazırlayan kişi…”

Durdu.

“Babam gibi gördüğüm kişi…”

Yutkundu.

“Ben onu kaybettim.”

Sessizlik.

Ağır.

Boğucu.

“Ve insanlar bunun benim suçum olduğunu düşündü.”

“Gerçek mi bu?”

Atlas başını eğdi.

“Bilmiyorum.”

Bu cümle daha korkunçtu.

Çünkü kesinlik yoktu.

Selin konuştu.

“Ve şimdi geri geldi.”

“Kim?”

Atlas gözlerini kapattı.

“Onun ailesi.”

“Beni buldular.”

Kalbim hızlandı.

“Ne istiyorlar?”

Atlas bana baktı.

İlk defa gözlerinde korku gördüm.

“Adalet.”

Ama bu kelimenin ne anlama geldiğini bilmiyordum.

Ve o an anladım.

Atlas sadece güçlü biri değildi.

Atlas…

Kaçtığı bir geçmişin içindeydi.

Ve ben artık o geçmişin tam ortasındaydım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.