İçeriğe geç

Şefkat

Bölüm 6 · 5 dk okuma

Şefkat

Bölüm 6

Dert

5 BÖLÜM

“ Dert”

Oysa anlatılan bir masaldır, sen yaşarsan bir kıyamettir olup biten.

Oturduğu yerde irkildi ve titredi. Gözleri görür oldu ve etrafına baktı. Kaç dakikadır otobüs durağında bekliyordu anlayamadı. Otobüsten indikten sonra yağmur dinsin diye biraz durup dinlenmek istemişti. Büyük yağmur tanelerinin asfalta vuruşunu seyretmeye dalmıştı. Yorgunluğu nereden geliyor bilmiyordu ama cebinde taş gibi bedeninde kendine ağır gelen bir yorgunluk taşıyordu.

Cebinden telefonunu çıkarıp baktı. Saati görür görmez durgun yüzüne telaş uğradı. Dersin başlamasına iki üç dakika kalmıştı. Otobüsten inip üniversite durağında yağmurun azalmasını beklediğinde derse en az kırk beş dakika vardı.

Yağmuru en çokta gözlüğüne değen damlaları sevmiyordu. Koşmaya başlayınca sanki tüm bulutlar sadece onun tepesinde duruyordu. Yağmur bir tek ona yağıyordu. Kolundaki büyük çantası sallanırken, kabanı da ağırlık yapıyordu. Merdivenleri ikişer ikişer çıktı. Kimliğini girişe okuturken nefes nefeseydi.

Koşar adım koridora geçtiğinde yukarıdan inen hocayı gördü. Ondan önce girdikten sonra hiçbir sorun olmazdı. Zaten roman yazdığı için ona sinirlenen vaktini harcayıp boş işlerle uğraştığını söyleyen hocası ile yüz yüze gelmek istemiyordu.

Koşar adım dersliklerin önüne geldiğinde uzun boylu bir adam atıldı. Sanki ağzında fazlaymış gibi sözü dışarı attı.

“İyi misin?” Sesinin titremesi endişeden mi telaştan mı belli olmuyordu. Ama E. onun tanıyamadı, zaten panik içindeydi birde durup bu adam için hafızasını yoklayamadı. Şaşırdı. “Ne?” deyip kaldı.

“İyi misin?”

E. ne dediğini duymadı bile merdivenlere doğru bakıp hocasının yerini bulmaya çalışıyordu. Genç adamsa hızlıca konuşmaya başladı.

“Sadece iyi misin diye sormak istedim. Senin için endişeleniyordum. Özür dilerim belki buna hakkım yoktu ama cesaretimi toplamak zor oldu zaten.” Kızın onu dinlemediğini arkasını dönüp birine bakındığını görünce yüzü düştü. “Seni sıkmak istemedim sadece iyi olduğundan emin olmak için.”

E hocasını merdivenler tarafında ararken asansörlerin olduğu kısımda görünce derse yetişemeyeceğini düşündü. Panik onu şaşırttı. “Hoca geldi, koş geç kaldık.” diyerek kendi ile birlikte genç adamı da sürükledi.

Eğer geç kalırsa hocası onu herkesin ortasında azarlayacaktı bu fırsatı zaten arıyor gibiydi. İki adım sonra kolunu bıraktığı adam onun hızına ayak uydurmuş hatta çantasını kolundan çekip almıştı.

Koridorun baş kısmında ve dersliğe yakın kısmında hoca göründüğünde ikisi de iyice hızlandı. Adımları ses kaldırıyordu onların nefesleri ardı ardına geliyordu.

Hoca kapıdan girdiğinde onlarda diğer taraftaki kapıdan girdiler ve ilk boşluğa yığılır gibi oturdular. Hoca kürsüye yürürken onlar nefes almaya çalışıyorlardı.

Hoca herkesi selamlarken E başını masaya doğru eğmiş yüzünü saklayarak kendini topluyordu. Genç adam ona bakıyordu, paltosunun üzerini sildi ve gülümsedi.

“Yaş olmuş.”

E başını salladı ve kısık sesle “Evet yağmurda oldu.” dediğinde bakışları ile de kocaman pencereleri gösterdi. Orada kendine şahitlik edecek hiçbir şey göremedi. Lapa lapa kar yağıyordu.

Yağmur yağmıyordu. Hiç yağmamıştı.

Genç adam onu sözü düzeltti. “Karda...”

Ders başladığında bile aklı yağmayan kardaydı. E. derin bir iç çekerken pencerelere bakıyordu. Onu tekrar döndüren şey bir isim oldu.

“Şefika Hanım.” dedi hoca bin denizin altında kalmışken bir çırpıda yüzeye çıkmış gibi etrafa bakındı. Romanında yazdığı Şefika buradaymış gibi bakıyordu. Ama hocanın ona dikkat kesildiğini ve ona seslendiğini anladığında kendini biraz mahcup ve Hocanın bu hitabıyla da mağdur hissetmişti. Alay ediyordu.

“Romanın yapısal özellikleri nelerdir Şefika Hanım say bakalım, Şefika Hanımın ninesi.” deyip kollarını göğsünde bağladı.

Hocanın neden böyle davrandığı ya da neden böyle hitap ettiğini E. haricinde kimse bilmiyordu. E.’de moralini bozmamaya çalıştı. Bekletmeden cevap vermeye çalıştı.

“İsim-içerik ilişkisi, zaman, şahıs kadrosu, mekan; algısal-olgusal mekan ve çevresel mekan...” Duraksadı unuttuğu bir şey olduğunu biliyordu ama ne olduğunu hatırlamıyordu. Saydıklarını kendi içinde tekrarlayıp eksik olanı bulmaya çalışıyordu. Onun bocaladığını fark eden genç adam parmaklarını dudaklarına siper ederek Hoca görmeden fısıldadı. “Bakış açısı ve anlatıcı.”

Aldığı kopyayı beklemeden söyleyen E. sonrasında dönüp genç adama teşekkür mahiyetinde gülümsedi. Aralarında bir müttefiklik hisseden Hoca amfinin en yukarısında oturan iki öğrencisinden bakışlarını çekip onlarla muhatap olmuyormuş gibi diğerlerine sordu.

“Peki. Haydi bakalım benden size bir soru. Doğru cevabı yok, kişisel görüşünüzü merak ediyorum. Sizce bunlar haricinde ne gibi bir unsura daha ihtiyaç vardır?”

Küçük bir fısıltı başladığı an Hoca fırsat vermeden en arkadaki öğrencilere döndü. “Cevdet. Senin ne işin var burada?”

Yanındaki genç adama söylediğini E.’de sonradan fark etti. Bu zaman kadar tanımadığı zaman diliminde bile sınıftan arkadaşı sanıyordu. Ona nasıl olduğunu sorduğuna göre sınıf dolayısıyla tanıştıklarını düşünmüştü. Hoca burada olduğunu garipsediğine göre bu sınıfta değildi.

Cevdet kafasını eğerek kibar bir selam verip içten bir gülümseme ile “Derslerini özledim hocam. Umarım katılmam sorun olmaz.” dedi.

Hoca kürsüye çıktığı an onu tanımış ve fark etmişti. Son sınıf öğrencisinin ikinci sınıfların arasında görmek mümkün olsa bile alttan dersi olmayacak kadar çalışkan bir öğrenci olduğunu hatırlıyordu.

“Kalabilirsin elbet ama bir cevabın vardır diye düşünüyorum.”

Cevdet’in bir cevabı vardı ama hemen yanındaki kızın ona kaşlarını çatarak bakması biraz gerilmesine neden oluyordu. Onu yanlış anlamasını istemezdi. Çünkü durumu kendi de tuhaf buluyordu.

“Bence...” dedi Cevdet. “Bence her romanın, şiirin yani edebi metinlerin bir derdi olmalı.”

Onun cevabı E.’nin surat ifadesini değiştirdi. Çatık kaşlarına buruşuk alnı ve büzülen dudağı eklendi. Cevdet’in söylediklerini kendi içinde tartınca daha önce hiç fark etmediği bir keşfe çıkmış gibi oluyordu. Kafasını çevirdiğinde kürsüde ona gülümseyen Hocasını görünce sorunda ona atfedildiğini anladı.

Dert...

Ders boyunca kafasını bu kurcaladı. Dersin bitmesini bekliyordu ama sorulan sorunun cevabı kadar yanındaki genç adamı da merak etmeye başladı. Saat baktı ve artık dersten çok uzakta olduğunu bildiği için odaklanmaya bile çalışmıyordu. Önünde not almak için açık kalan kağıda ‘Sen bu sınıfta değil misin?’ yazıp yanındaki genç adamın önüne sürdü.

Genç adam kendine yazılan notu okudu ama cevap işini geciktirmek için parmağı ile Hocayı gösterdi. Tersinden korkardı her zaman. Her ders bir kişiyi azarlayan Hocanın hedefi olmak istemiyor ayrıca E.’den kaçmaya çalışıyordu.

Fakat geri yolladığı not yeninden önüne itilince mecbur cevap yazdı. ‘Ben üst sınıftayım.’

Hocanın baskın sesi ikisinide tahtaya çevirdi. “Bugünlük bu kadar imza kağıdı kimde getirsin.”

Dersin bittiği anlaşılınca E. sabırsızca dönüp genç adama sordu. “Biz nereden tanışıyoruz?” Hafızasını kesinlikle yoklayıp didik didik etmişti. Onunla nerede tanıştılar hatırlamıyordu.

Cevdet ayağa kalktı. “Tanışmıyoruz ki şimdi taşacağız.” dediğinde gözleri parlıyordu. Boşalan amfide son kalan E.’ye elini uzattı.

“Ben Cevdet, sende Şefika’nın ninesi oldun galiba.”

Elini uzatıp genç adamın elini sıktı ama ismini söylemedi. O da ayağa kalkıp eşyalarını topladı. Cevdet onun ağzından laf almaya çalışarak “Şefika mevzusu ne?” diye sorduğunda E. çantasını omzuna atıp konuyu kestirip attı.

“Uzun mesele.” Yürümeye başladığında Cevdet’e ona eşlik etti.

“Dinlerim.” Ama anlatmayı seven biri yoktu yanında. Kırtasiyeye doğru giderken can sıkkınlığı ile “Niye anlatayım ki?” diyerek ters bir cevap verdi. Cevdet’in başta yüzü düştü ama sonra kendin toplayıp adımlarını onunkilerle eşleştirerek samimiyetle konuştu.

“Tanıştık sonuçta. Bir tanıdıkla uzun meselelerin sohbetini etmek güzeldir.”

E. ani bir adımla durup şaşkınlık içinde ona bakan genç adama baktı.

“Asıl güzel olan ne biliyor musun?” diye sordu. Onun sorusunu ağzının içinde “Sen?” diye cevap veren Cevdet’e hava kadar soğuk bir cevap geldi.

“Sessizlik.”

Bölüm sonu

6 yorum