Şehrin dar sokakları pek tekinsizdi. Uzun yıllar süren savaş açlığı ve kıyımı getirmiş ellerinde ne var ne yok yağmacılara giden halk bitap düşmüştü. Baca tütmeyen evlerin önü kemik bedenlerle doluydu. Çocuklar analarının kucağında açlıktan ölüyor hayata tutunmak istercesine sıska kolları annelerinin kıyafetlerini bırakmıyordu. Neşeyle dolan şehrin yerini şimdi kasvetli bir hava sarmış Azrail durmadan tırpanını sallar olmuştu. Savaşın sınır şehre yaptıkları bu kadarla sınırlı kalmaması akla daha vahim sonuçları getiriyordu. çoğu aile çekip gitse de bazıları o kadar şanslı olamıyordu. Genç asker tüm bunları gözlerken ifadesiz gözleri ve yüzü pek bir şey anlatmıyordu. Üstündeki siyah zırhı kızıl ay'ı gururla vurguluyordu. Onu görenler korkuya geri çekiliyor kapanan panjurlar istenmediğini apaçık ortaya koyuyordu. Umursamadı tıpkı diğer her şey gibi. Eğer lideri bu durumu görseydi öfkeden köpürür bu nankör halkın onları düşmanlardan koruyor olduğumuz için ayaklarımıza kapanmaları gerektiğini söylerdi. Ama genç asker hiçbir zaman o tiksinç adama katılmamış aksine hiçbir suçu olmayan bu insanlara yıkımı getirdikleri için af dilemeleri gerektiği kanısına varmıştı.
Daha dar sokaklara adım atarken tüm bunlardan uzaklaşmak istedi. Derin bir nefes verirken çaresizce elini kısacık kızıl saçlarından geçirdi. Bir erkek gibi kesilen saçı savaş meydanında oldukça büyük kolaylık sağlıyordu. Amaçsızca dolanırken ordunun dinlenme yerinden oldukça uzaklaşmıştı. Geri dönmeye karar verirken isteksiz adımları kadın çığlıyla kesildi. Keskin kulakları yeri tespit ederken koşar adım yürümeye başlamıştı bile. Dar sokağa girdiğinde beyaz ay alayından 2 askerin bir kadının üstüne tabiri caizse çullandıklarını gördü ve hareketlerine bakılırsa niyetleri pek de iyi değildi. Genç asker öfkeyle soludu. Asker arkadaşlarına hiçbir zaman kılıcını öldürme amacıyla doğrultmamıştı çünkü öyle olması gerektiği öğretilmişti lakin yine bu fikre katılmıyor kılıcının kim olursa olsun haklıyı koruması gerektiğini düşünüyordu. Karşı tarafta asker yoldaşları olsa bile. Adımlarını atarken kılıcını çekmişti bile.
"Hemen ondan uzak durun." Öfkeli sesi ince sesine ters düşmüş ve istenilen etkiyi yaratamamıştı. Askerler arkalarını dönerken pis sırıtmalarını sürdürdüler. Kadının ince kolunu tutan asker yüzüne oturan sırıtmayla onu süzdü. Üstündeki kızıl ay'ın sembolü göz alıyor olacak ki orada daha fazla oyalandı.
"Sen şu kızıl pisliklerdensin he." Arkadaşı yüzünü buruştururken ikisinin de bundan hoşlanmadığı su götürmez bir gerçekti.
"İşime karışma kızıl p*ç." Adam tekrar önüne dönerken onu pek de umursamamıştı. Genç askerin gözleri koyulaşırken öfkeyle üzerine atıldı ve yumruğunu yanağına geçirdi. Esaslı atılan yumruk adamın geriye tökezlemesine ve kadını bırakmasına neden oldu.
"Sana onu bırakmanı söyledim." Kılıcını tehditkar olacak şekilde doğrulturken duruşu savaşa hazırdı.
Asker patlayan dudağında ki kanı silerken yüzü öfkeden kıpkırmızıya dönmüştü. Arkadaşıyla aynı anda kılıçlarını çekerlerken karşılarındaki yeni yetmeyi yeneceklerine dair hiç şüpheleri yoktu.
"Siz kızıl p*çler her zaman bizden üstün olduğunuzu düşünüyorsunuz. Görünüşe bakılırsa senin gibi bir çocuğu aralarına almaları ne kadar battıklarını gösteriyor." Alaycı kahkahaları aşağılama doluydu.
Genç asker öfkeyle dişlerini gıcırdattı. Kadın olmasından ve küçük olmasından dolayı hep aynı muameleyi görüyor olmak sinirden köpürmesine neden oluyordu.
"Az önce kızıl p*çten bir yumruk yedin ama" özellikle kızıl p*çi bastırarak söylemişti ki yerdiği şeyle aşağılana bilsin diye. Adamın sırıtan ağzı kızgınlıkla kasılırken hedefine ulaştığını gösteriyordu. Şimdi sıra ondaydı.
"kuyruk acın olduğunu buradan bile görebiliyorum. Yoksa kızıl ay'a kabul edilmediğin için mi tüm bu hırsın." Çarpık bir gülümseme yüzünü kaplarken sesi kırbaç gibi şaklıyordu. "Demek ki layık olamayacak kadar işe yaramazsın." Alaycı bir kıkırtı kaçarken kaynayan gözleri kandaydı. "Yediğin yumruk bunun kanıtı." Tekrar sinir bozucu şekilde gülerken heyecanının arttığını tekrardan o nefret ettiği duygu tarafından ele geçirildiğini fark etti. Kanı dövüşmek için kaynıyor eli kılıcını daha sıkı sarıyordu.
Adam artık dayanamamış olacak ki öfkeyle öne atıldı ardından gelen arkadaşı ise arkasına geçmiş ve onu kıskaca almışlardı. Genç asker gülümserken bu durumdan zevk aldığı bile söylenebilirdi. İlk gelen darbeyi karşılamak onu zorlamamıştı bile. Yaptığı yada hocasının zorla yaptırdığı ve her biri cehennem de yanmak gibi olan antrenmanlara kıyasla bu deve de kulaktı. 3 kılıcın dansı genç askerin bitirici darbesiyle son buldu. Kısa süren bu düello onu zorlamamıştı bile ve bu da sıkılmasına neden olmuştu. İki asker de yerde ona bakarken kılıcını patlak dudağa doğrulttu. Onlara tepeden bakıyor olmak hoş bir tatmin duygusu vermişti.
" Kızıl p*ç'e yenilmek" kısa bir kahkaha attı eğleniyor alay ediyordu. "Kendinden utanıyor olmalısın." Adam ayağa kalkmaya yeltenirken kızıl ay'ın kılıcı boynunu buldu ve kanattı. Yüzünden gülümseme silinirken genç yüzünü ciddiyet almıştı.
"Kılıcımı her zaman keskindir. Eğer ben izin vermeden bir harekete daha kalkışırsan" kılıcını biraz daha batırdı ve açılan çizikten kan akmaya başladı. "Seni öldürürüm."
Şahit oldukları bu korkutucu yüzün etkisiyle hareket dahi etmeden yerlerinde kalakalmışlardı. Yutkunmaya bile cüret edemiyorlardı. Yüzlerinden okunan bariz korku elle tutulurdu.
"Sizi burada öldürürdüm bu orduya yaptığım en büyük hizmet olabilirdi ama benim için değerli birine söz verdiğim için sizi öldürmeyeceğim." Çarpık bir gülümseme genç yüzü süsledi. "Fakat yüzleriniz zihnime kazındı. Eğer bir kez daha bu olacak olursa sizi gebertirim." Kılıcını indirirken kafasını öne doğru salladı. Bu gitmelerini söyleyen bir hareketti askerler bir saniye bile kaybetmeden yerlerinden fırlayarak sokakta kayboldular. Genç asker bıkkınlıkla ofladı. Kılıcı kınına sokarken bakışları arkasından gelen sese kaydı.
Kendinden oldukça büyük olan kadının koyu teni ve saçları vardı ama asıl dikkat çekilen yeri yemyeşil gözleriydi. Onlara bakmak insanın ruhunu ürpertiyordu. Üstüne giydiği rengarenk giysiler ve kollarındaki bilezikler onun bir çingene olduğunu söylüyordu. Genç asker kadının yanına giderek elini tuttu ve onu kaldırdı.
"İyi misiniz leydim." Gözleri kadının üstünü taradıysa da bir şey bulamadı tek kötü tarafı bluzunun bir kısmının parçalanmış olmasıydı. Kadının kahkahasıyla bakışları tekrar o yeşillere kaydı. Anında kaçırırken gözlerini vücuduna giren ani ürpermeyi yok saydı. Üşümüş gibi bir histi ve iki kolunu birleştirerek kollarını ovalayarak ısıtmak istiyordu. Kendine hakim olarak bakışlarını aşağıya indirdi.
"Ah bana leydi diyen ilk kişi sen olmalısın sanırım." Derinden gelen kadife gibi ses hipnoz etkisi yaratıyordu. Tonunda kokan alaycı hafif tını beklenmedikti. Genç asker bariz bir şekilde irkildi ve bu tuhaf kadının tanıdığı çoğu kişiden daha gizemli olduğunu anladı.
"Eviniz nerede? Hava kararmak üzere bu yüzden evinize kadar sizinle yürümeme izin verin." Kafası sokağın sağına soluna bakarken kadına bakmaktan kaçınmak istiyordu ve bundan nefret etti. Daha önce bu kadar çekindiği başka bir kimse olmamıştı ama değişik şekilde kendini bu kadar yakın hissettiği bir kimse de. Bu yüzden kafa karışıklığına lanet etti.
"Reanna Winter" ismini duymasıyla büyük bir şaşkınlıkla kadına baktı yine o gözlere çekilirken dili tutulmuştu.
"Büyük bir kalbin var ama yüreğin vicdan azabında boğuluyor. İyiliğinin üstünü kara bir kederle örtüyor onu kilitliyorsun." Derinlerden gelen ses etkileyiciydi. Ruhunun tüm gizli odaları bir bir açılıyor en mahrem düşünceleri gözler önüne seriyordu. Rahatsız olmuş şekilde kendini geri çekti.
"Adımı nereden biliyorsunuz?" Memnuniyetsizlikle dolup taşan sözcükler merakı da barındırıyordu. Kadın samimi bir gülümseme bahşetti.
"Senin iyiliğini karşılıksız bırakmayacağım çocuğum." Derin cebinden çıkardığı destelenmiş kağıtları reanna'nın önüne uzattı.
"Senin bir dileğini gerçekleştireceğim phen." Reanna'nın sarkan elini tutarken sıcaklık elinden tüm vücuduna yayıldı sanki gizli bir el içini yokluyordu. Eli kartların üstüne konarken tüm olan biteni engelleyememişti.
"Bana ne dilediğini söyle phen." Reann boğuk yumuşak sesle tekrar irkilirken kendini ne istediğini düşünürken buldu. Savaştan kaçmak istiyordu. Kurtulmak. O daha tutamadan tüm düşünceleri ağzından bir bir döküldü. Daha önce dile getiremediği söylemler düştü bir bir.
"Huzurlu olmak istiyorum." zihni ölü yüzlerle dolarken suçluluk sinsice onu sardı. "Sevilmek istiyorum." bu kez en derin arzusu gün yüzüne çıkarken kilidinin kırılan sesleri kulaklarında yankılandı. Kendini bildi bileli yalnızdı. Orduya satılmış ardından eli silah tutar olana dek akıl hocası tarafından eğitilmişti. Hayatında ilk hayranlık duyduğu ve saygı beslediği kişi oydu ama bundan daha fazlası olmamıştı. En değerli kişisi olsa da aralarındaki bağ sevgi değildi. Defalarca sarıp sarmalanmak istemiş korktuğunda veya üzüldüğünde korunup kollanmak istemişti. Tüm bunlarla çocuk haliyle tek başına başa çıkıyor olsa da sevincini paylaşacağı kimsenin olmaması belki de en yaralayan şeydi. Yalnızlığı iliklerine kadar hissediyor olmak acıtsa da zamanla kabullenmeyi de öğrenmişti.
O kimseydi. Ne duyguları ne de sözleri önemli olan hiç kimseydi.
Kadın gülümserken kartların arasından çektiği tek bir karta gözlerini dikti. Kartın koyu kahve arkası açığa çıktı ve kadın ön yüzüne baktığında gizemli suratı büyük bir üzüntüyle çarpıldı. Elleri titrerken yeşil gözler karttan ayrılmıyordu.
"Ah Phen." Reanna olanlara anlam veremezken dile getirilenin kabul görmediğini içten içe biliyordu. Kalbi umudunun kırgınlığıyla çökerken kendine olan kızgınlığı had safhadaydı. O nasıl bu dileklerde bulunmaya cüret ederdi. Haddi olmayan şeyleri nasıl arzular bu kadar cana karşın nasıl mutluluğu dileyebilirdi. Buna hakkı yoktu ve hiçbir zamanda olmamıştı. Ama yine de gözünden akan yaşlarla şaşkınlığa uğradı. Ne zaman akmaya başladığını bilmediği damlalar süzülürken ellerini yanaklarına götürdü ve avucuna düşen ıslaklığa dehşet dolu ifadeyle baktı. Hızla silerken bundan kurtulmak tekrar hissetmemeyi diledi.
İki el kollarını tutarken ne zamandır buna devam ettiğini merak etti.
"Ah çocuğum. Kader senin için haince planlara girişse de seni seven ve hayranlık duyan kişiler çıkacak karşına." Yumuşak sesi hafif bir tınıya dönerken ağzından dökülen kelimeler hüzünlü bir şarkıyı andırıyordu.
"Ölüm seni bulduğunda genç yaşında
Gerçek sevgi dolu mücevherler
Silecek tüm pişmanlıklarını
Ölüm meleği alamadan ruhunu
Kabul edilecek dilekler" son bulan kelimeler reanna'nın bundan sonraki hayatında sıkça hatırlayacağı dizeler olacaktı.
Kadın ellerini indirirken sanki bir parçasını reanna'nın içinde bırakmıştı. Kadının yüzü gülümsemeyle tekrar aydınlanırken bakışları sıcacıktı.
"Reanna Winter Kham'ın gücü daim olsun üzerinde." İçten gelen bu dua kadife seste can buldu. Kadın arkasını dönüp giderken reanna onu durdurmaya fırsat bulamadı. Sadece yüzünde ıslak izler ve açık bir kalple arkasından bakakaldı.



