İçeriğe geç

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 4 · 11 dk okuma

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 4

Keder Dolu Bir Yüz

Karanlığa adım attıklarında tüm olacaklara hazırlıklıydılar. Nitekim reanna haklı çıkmıştı aradıkları kişi tam karşılarında oldukça rahat bir biçimde duruyordu. Geniş alanı aydınlatan ay ışığında oturuyordu. Sanki beklemekten sıkılmış gibi siyah bir maskeyle kapalı yüzü eline yaslanmıştı. Siyah giysileri heybetli bedenini daha da ortaya çıkarmıştı. Omzuna çaprazlama bağladığı kılıçların kabzası başını geçerek göğe yükseliyordu. Bunlar gözle görülen şeyler olsa da asıl tehditvari duruşu gözlerindeydi. İki kırmızı nokta acımasızca parlıyordu. Avını gözleyen bir kurt gibi. Elini yüzünden çekerek yerinden doğruldu ve vücudunu germek için hareketler yaptı.

"Sonunda gelmiş olmanız takdire şayan" konuşurken gelen tok sesi eğleniyor gibiydi. "Gerçi seni beklemiyordum kızıl ay'ın leydisi." Gözleri reannaya kayarken yüzünde oluşan sırıtmayı maske bile gizleyemezdi. "Bu gece 3 kuş birden vuracak olmam" gür bir kahkaha attı. "Sanırım Tanrı tarafından kutsanmış olmalıyım." Reanna'nın bu boş muhabbete katlanacak sabrı kalmamıştı artık. Alastair de onun gibi düşünüyor olacak ki öfkeyle bağırdı.

"Kapa şu lanet çeneni." Elindeki kılıcı atak pozisyonuna getirirken adama yaklaştı. "Seni kimin gönderdiğini söyle yoksa seni gebertirim." sarf edilen sözler ölümü vaat ediyor gibiydi. Reanna alastair'e bakarken o her zaman ki sakinliğinden eser kalmadığını gördü. Gözleri delice parlayan koyu maviydi. Saçları rüzgardan uçuşuyor sinirle gerilen kasları üstüne yapışan beyaz gömlekten belli oluyordu ama en can alıcı kısmı pek çok duygunun bir an da hakim olduğu yüzüydü. Kasılan çenesi dişlerini kırarcasına sıktığını gösteriyordu.

Adam gayet sakin bir şekilde boynuna doğrultulan kılıca baktı ardından kızıl gözleri alastair'in yüzünü buldu. "Gerçekten söylendiği kadar aptalmışsın." Alaycı sesi durumun ciddiyetinin farkında değilmiş gibiydi. Alastair öfkeyle kılıcını kaldırdı ve adamın boynuna doğru savurdu. Reanna müdahale dahi edemeden her şey bir saniye içinde olmuştu. Çınlayan kılıçların sesi yankılanırken iki kılıçtan çıkan kıvılcımlar ateş gibiydi. Reanna da bu anı fırsat bilerek o da saldırdı ama adam oldukça atikti. Hızla kenara atılırken kılıçlarından uzağa çekildi.

"Gerçekten imparatorluğun en iyi silahşörlerine karşı tek başıma olacağımı mı sandınız." Elini iki kere çırptı. bir an da karanlıktan fırlayan bir düzine adam adamın etrafını sardılar. Kılıçlar beyaz ay ışığında parlarken sessiz adımları yaklaşmaya başlamıştı. Adam kahkaha atarken geriye doğru çekiliyordu.

"Size iyi eğlenceler" dedikten sonra gözden kayboldu.

"Alastair burayı bana bırak ve peşinden git." Alastair ona dönüp güven dolu gözlerle bakarken ondan genç kadına geçen dile getirilmemiş tüm duygular düşünceler ve sözler sanki var olup somutlaşmışlardı. Reanna yanan gözlerini safirlere dikerken güven verircesine gülümsedi. Aralarında görülmeyen bağ konuşmalarına gerek olmadığının bir göstergesiydi.

"Tüm bunlar bittiğinde Al. Taç giyme töreninde en önde seni destekliyor olacağım." Masum gülümsemesi şeytani bir gülücüğe dönüşürken kılıcını üstüne atılan adamlara doğrulttu. "Bu yüzden canlı gelmeye bak." Alastair kafasını eğerken "Sözünü unutma" diye bağırdı. Reanna göz ucuyla alastair'in gözden kaybolduğunu görürken güçle dolup taştığını hissetti. Bir yanı endişeyle kavrulsa da alastair'e hiçbir şey olmayacağını kendini inandırıp telkin ediyordu.

Yüzüne doğru savrulan kamçıyı keskin gözleriyle fark edip tuttu. Yarılan elinden akan kanları umursamadan gücüyle çekti. Kamçı önüne düşerken gelen bir kılıcı bertaraf ederek adamın boğazını kesti. Oluk oluk akan kanla yere yığılan adam ses çıkarmadan hareketsiz kaldı. Kamçıyı eline dolayan reanna gelen saldırıları tüm hızıyla geçiştiriyor kamçısıyla onları yaralıyordu.

Akıl hocası onu eğitirken bir kamçı getirmiş ve ona vermişti. Tok sesiyle kurduğu cümleler hala kulaklarında yankılanıyordu.

"Reanna bir savaşçı olarak her zaman kendinden kat be kat güçlü rakiplerle karşılaşacaksın. Kılıcınla yenemediğin zamanlar olacak. Bu yüzden sende vücudunun hafifliğini ve kıvraklığını kullanacaksın. Kamçı yararsız bir silah gibi gözükse de senin ellerinde ölüm aracı olabilir. Unutma gerçek savaşta centilmenlik yoktur. Gerçek savaşta sadece ölüm vardır ve yaşamak için kurnaz olmalısındır." Reanna bir kez daha hocası için dua ederken rakiplerini de bir bir eliyordu. Sırtına yediği ani bir darbeyle tökezlerken kamçısının savurarak adamın boğazına sardı. Kendine hızla çekerek önüne düşen adama kılıcını saplarken bir ölüm meleği gibi duruyordu. Uçuşan kızıl saçları üstündeki kanla aynı renkti ve gözleri alev alev yanıyordu. Öldürme arzusuyla.

Reanna'nın kaynayan kanı sanki tüm vücudunu daha da hareketlendiriyor elleri daha çok kan istercesine öne atılıyordu. Reanna dişlerini açığa çıkaran tehditvari bir gülüş attı. En çok nefret ettiği yanı gün yüzüne çıkmıştı ve artık kana susamışlığı durdurulamazdı. Aralarından yanan bir yıldırım gibi geçti. Acıyla bağıran ve yığılan cesetler onu gülümsetti ve doğrularak arkasına baktı. Azınlık olan suikastçiler artık geri adım atıyor düşüncesizce saldırmak istemiyorlardı. Reanna dudağına gelen kanı yaladı ve heyecanla sırıttı. Kalbi göğüs kafesini döverken tek düşünebildiği daha fazla kan isteğiydi ve gözlerinin önüne gelen imparatorun yüzü bunu daha da alevlendiriyordu. Hızla öne atılırken arkasından uçuşan saçları kırmızı bir pelerin gibiydi. O kızıl ay'ın leydisiydi ve şimdi ülkesi için tekrar öldürecekti.

Alastair büyük bir hızla suikastçinin peşinden koşarken hırsla ve öfkeyle alev alev yanıyordu. Babasının cesedi gözlerinin önüne gelince dişlerini parçalarcasına sıktı. Reannayı orada bırakmak daha da endişelenmesine neden oldu. Ona bir şey olduğunu düşünmek bile istemiyordu. Ona yanında olacağını söz vermişti ve reanna her zaman sözlerini tutardı. Bu iş bittiğinde onun hiçbir yere gitmesine izin vermeyecekti ne olursa olsun. Onu sımsıkı saracak ve yanında kalması için yalvaracaktı tüm benliğiyle.

Geniş alana çıktığında onu uçuruma bakarken buldu. Gayet sakin duruşu kendinden emindi. İki elinde de tuttuğu kılıçlar pasparlaktı ve bu durum karşı atağa geçeceğinin habercisiydi.

Karşılıklı durduklarında rüzgarın uğultusundan başka bir şey yoktu. İki adam da birbirine bakıyor karşılıklı öldürme isteği her saniye de artıyordu. İlk atağa geçen sabırsız prens oldu ve kılıcını öldürücü bir darbe indirmek üzere savurdu. Kuvvetli bir savunmayla karşılaşan atağı rakibinin dişli olduğunu bir kez daha gösterdi. Hızla savrulan ve güçle çarpışan kılıçlardan çıkan kıvılcımlar yüzleri kısa süreli aydınlatıyordu. Bitirici hamleyi yapan hareketi prens sergiledi ve rakibinin kılıcını savurdu. Adam yere düşerken alastair'in kılıcı çoktan boğazını bulmuştu.

"Eğer kıpırdarsan seni gebertirim." Sert acımasız ses affedici değildi. Adamın kalan tek kılıcını tutan eli kasıldı.

"Gerçekten savaşın fatihinden daha azı beklenemezdi. Bir aptal olabilirsin ama güçsüz değilsin" kıkırdayan sesi boğazına çizik atan kılıcın dokunuşuyla kesildi.

"Seni kim görevlendirdi." Adam derin bir oflamayla nefesini verdi.

"Sürekli aynı şeyleri diyor olmaktan hiç sıkılmıyorsun sanırım. Nasıl öldürdüğümü duymak ister misin-" cümlesi yüzünü kesen saldırıyla tamamlanamazken düşen maskesi pek çok sırrı açığa çıkarmıştı. Adam yere düşen maskesine baktıktan sonra bakışlarını şok olmuş bir vaziyette ona bakan ve kılıcı elinden düşen prense baktı.

"Babamızı. Sevgili kardeşim." Cümlesini sakin bir sesle tamamlarken yüzünden akan kanları umursamadan bakışlarını alastairden çekmedi.

Alastair yıllar önce ölen kardeşinin suratına bakarken yıkımı bir kez daha yaşadı. Ellerinden düşen kılıcı umursamazken karşısındaki yüzden gözlerini alamıyordu. Zihninde canlanan gencecik surat şimdi bir yetişkine aitti. Kendi gibi olan kara saçları kısacık kesilmişti. Sert çehresi biraz daha keskinleşmiş büyük sevgiyle bakan yuvarlak gözlerinin yerini keskin zalim gözler almıştı. Her zaman lekesiz olan yüzü yara bere içindeydi. Çatılan kaşlarının altından bakan o kırmızı gözler annesinden izler taşıyordu. Zihni geçmişe yönelik anıları bir bir oynatırken kalbi hızla çarptı. Ona koşup sarılmak ve onsuz geçirdiği yılları teselli etmek istedi. Ama yapamıyordu çünkü karşısında bulunan kardeşi değil babasını öldüren bir katildi. Ona haykırmak neden bunu yaptığını sormak istedi ama sesi çıkmıyor dudakları anın heyecanıyla kuruyordu. Sertçe yutkundu.

Alaric, eğlenir bir yüzle abisinin tepkilerini izledi. Yerinden doğrularak yavaş adımlarla abisine yaklaşmaya başladı. Sanki yeryüzü her adımında titriyordu. Vücudundan yayılan buram buram güç tehditkardı. Yüzünde oluşan çarpık gülümseme şuan ki durumdan oldukça memnun olduğunu gösterir nitelikteydi. Abisinin önüne geldiğinde durdu. Kenetlenen bakışlarını ikisi de çekmedi.

"Ne o abi beni gördüğüne sevinmemiş gibisin. Ölü olması gereken birini karşında görüyor olmak pek beklenmedik olsa gerek." Sinir bozucu kahkahalarından birini daha atarken bu durumdan zevk alıyor gibiydi.

"Ya da ölüme terk ettiğin mi demeliydim." Yüzünde samimiyetsiz bir gülücük barındırırken sesi oldukça ciddiydi. Alastair kendini toparlamaya çalıştı. Kaçamak bakışları tanıdık yüzden başka her tarafa bakıyordu ama en sonunda yüzleşmeye karar vermiş olacak ki bakışları tekrar o yangını buldu.

"Be- ben" tekrar yutkundu. "Seni her yerde aradım alaric. Haberin geldiğinde ön cephedeydim. Duyar duymaz koşsam da yetişemedim. Şeşaleden düştüğünü söylediler. Her yerde aradım her yerde. Bulamayınca suyla sürüklendiğini düşündüm." Elleri her zaman düzenli olan – ki şuan hiç olmadığı kadar karışıktı- saçlarına dalarken yüzü acıyla kavruluyordu. Sanki imprartor değil de kardeşini deli gibi arayan genç yaştaki abiydi. "Seni sonsuza kadar kaybettiğimi düşündüğümdeki o acıyı anlatamam kanlı kılıcını babama verirken ki yıkılmışlığımı annenin seni koruyamadığım için attığı yumrukları." Gözyaşları akarken bir bir tüm duyguları sel olup gözlerinden akıyordu. "Hiç birini unutmadım alaric. Hiç birini. Seni koruyamamanın verdiği yükü her zaman taşıdım." Alaric söylenenlerden hiç etkilenmemiş gibiydi. Tek aklından geçen yeni imparatorun ne kadar aciz olduğuydu. Tekrar kahkahalara boğulurken alaycı sesi tüm bu dramadan iğreniyormuş gibiydi.

"Neden babamızı öldürdün. Onun bir suçu yoktu. Ölen biri olacaksa o ben olmalıydım." Sertleşen cümleleri alastair'i kendine getirmişti.

"Onu bunun için mi öldürdüğümü sanıyorsun." Kıkırdadı. "İkiniz de tahta oturmayı hak etmiyorsunuz. Ben onu ve seni öldürerek hak eden birini tahta oturtacağım. Sırf kendi çıkarları için insanları katletmeyen birine. Savaşları güç olarak kullanmayan birine." Kılıcını havaya kaldırırken son sözlerini söyledi.

"Cehennem de görüşürüz" kılıcı indirirken fısıldadı. "abi"

Kılıcın yardığı vücut sesi duyulmayı beklerken bunun yerine çınlama hüküm sürdü. Alastair'in önüne geçen gölge pek bir atik ve güçlüydü.

"Üzgünüm ama buna izin veremem." Kan bezeli yüzü parlarken o ismi zikretti. "Alaric." Kılıcını savururken alaric'in geriye çekilmesine neden oldu. Üstü tamamen kanla kaplı olan reanna cehennemden gelen bir ölüm yiyene benziyordu. Kesmekten kıpkırmızı olan kılıcının ucundan zemine kan damlıyor küçük bir gölcük oluşturuyordu. Karışık saçları terden ve kandan ıslanmıştı. Tek insani yönü gümbürdeyen gözleriydi.

"Anlaşılan sen onun kadar şaşırmış gözükmüyorsun rea."reanna sadece alastair'in söylediği lakabı duyunca ifadesiz bir suratını değiştirmedi.

"Beni rahat bırakmayan ölüler o kadar çok ki birini daha görmek bir zamandan sonra şaşırtmıyor."

"Anlaşılan sivri dilinden bir şey kaybetmemişsin rea." Sözcükler eğlenir gibi çıksa da gözleri karşısındakini tartan cinstendi. Reanna omuz silkerken bir şey demedi.

"Deneyimli 12 adamıma karşı kazandın ha." Onu alkışlarken yavaş ritim sessiz ormanda yankılanarak birkaç hayvanın kaçışmasına neden oldu.

"Yeni imparatorunuz kadar beceriksiz olmamam takdire şayan."

Reanna imasıyla gerildi. Gözleri kısıldı vücudu savaşa aç bir hayvan gibi saldırıya geçti. Hızla öne atılırken alaric'e savunma fırsatı vermedi. Alaric hızla darbeden kurtulsa da kolunu kurtaramamıştı. Çizilen kolundan akan kanı kısık gözlerle izledi ve parmağını götürerek bir damlasını aldı. Dudaklarıyla yalarken gözleri anın heyecanıyla pasparlaktı.

"Eğer bu kadar yorulmamış olsaydın bu sefer gerçekten ölü olurdum."

"Emin ol bu dövüş bittiğinde gerçekten ölmüş olacaksın." Yüzü gülmeyle gerilirken dişleri ortaya çıktı. "Boğazından akan kanla son nefesini vereceksin." Tekrar hızla atılırken bu sefer savunmayla karşılaştı. Alaric takdir ettiğini belli edercesine bir ıslık çaldı.

"Seninle düşman olmak gerçekten beni üzüyor rea. Senin gibi bir tanrıçayla müttefik olmak" bir darbeyi daha savuşurdu. "yenilmez olabilirdik."

"kes sesini" gırtlaktan gelen bu yırtıcı ses parmaklarının onu kapmasına az kaldığını söylüyordu. Çınlayan kılıçlar bir kez daha hız kesmeden birbirini buldu. İki tarafta geri çekilmiyor birbirinden gelen sert darbeleri emiyorlardı.

Reanna hiç açık vermeden devam etse de yorulan bedeni ani bir savsaklamayla düşecek gibi oldu. Bu fırsatı anında değerlendiren alaric bir çelme takarak sırt üstü düşmesine neden oldu. Elinden fırlayan kılıcı uzağa giderken yere serilen bedeni kıvrandı.

"Tanrıçanın bile yenildiği zamanlar oluyormuş he" kahkahası yine ve yine ormanı inletirken gerçekten tanrı tarafından kutsandığına inanmıştı. Reanna öfkeyle doğrulmaya çalışsa da kasları isyan etti. Aşırı hareketten ve adrenalinden zorlanan dokuları isyan bayrağını çekmişti.

Alastair derin bir uykudan uyanmışçasına acı dolu bir inlemeyle kendine geldi. Bakışları yerdeki reannayı görünce kan tüm damarlarına yeniden pompalandı. Daha sevdiklerini koruyamazken koca bir ulusu koruyor olacağını düşünmek sadece bir ahmaklıktı. Kılıcını yerden alırken korkak gibi davrandığı için kendinden bir kez daha nefret etti.

O artık İmparatordu.

O güneşin oğluydu. Ve şimdi kendine olan gerçek savaşını vererek imparatorluğu yeni bir gün doğumuna taşıyacaktı.

Hızla reanna'nın önüne atılarak savunmaya geçti. Alaric bu sahneye bir kez daha şahit olurken sıkılmış gibiydi.

"Bu çok sıkıcı bir hal almaya başladı." Ofladı. Kılıçlar bu sefer daha hızlı bir şekilde dans etemeye birbirine geçen agresif duyguları göstermeye başladı. Alaric tüm nefretini ve açözlülüğünü gösterirken alastair pişmanlığını ve kederini yansıtıyordu. Ve kazanan alastair oldu. Kılıcı fırlayarak uzağa düşen alaric boğazına dayalı kılıçla kalakaldı. Alastair'in gözleri kısılırken büyük bir acı okunuyordu.

"Her şey için üzgünüm kardeşim. Ama korumam gerekenlerin vedalarıma katılmasına artık göz yumamam. Seni kaybettiğim gibi onlarında yok olmasına izin veremem. " Sesi çatlarken gözleri buğulandı. Babasını öldüren kardeşine nefretten çok kendine olan öfkesi kalbini yangına çeviriyordu. "Özür dilerim Alaric." Kılıç savruldu ve gövdeye saplandı. Alaricten gelen kan dolu öksürme alastair'in gömleğini ölüme boyadı. Alaric son anında bile gülümsüyordu ve ağzının yanlarından akan kanla bir sırıtma verdi.

"Gerçekten babamızın yanına tek gidiyor olacağımı mı düşündün" kesi kesik nefeslerinin arasına sıkıştırılan bu sözler bir yemin vaat ediyordu. Elinde parlayan bıçakla öne atıldı.

"SEN DE BENİMLE GELİYORSUN" son nefesiyle sarf edilen sözcükler umutsuzca haykırılmıştı. Evet dediği gibi ölüm meleği birini alacaktı ama o istediği kişi değildi. Yere yığılırken ağzından son bir alaycı kahkaha kaçtı ve donuk gözleri odağını kaybederek söndü.

Reanna parlayan bıçağı gördüğünde bir kere bile düşünmeden son gücüyle koştu ve alastair'in önüne geçti. Kalbine saplanan bıçak büyük bir acıyla yardı geçti. Adeta sıcak kalbine saplanan yabancı soğuk metali hissetti. Yere yığılırken kulakları uğulduyordu. Ne sıcak bir kucağa çekildiğini hissetti ne de göğü yaran haykırışları duydu. Sadece gözlerini alastair'in daha önce bir kere bile görmediği kederli yüzüne dikti. Hayır keder bile bunu anlatmaya yetmezdi. Ona uzanmak ve teselli etmek istedi ama artık vücudunu hissedemiyordu. Yine de son gücüyle elini kaldırdı ve yaşların ıslattığı yanağına dokundu. Her zaman baktığında özgürlüğü anımsatan mavi gözlere son kez baktı. Dili şişip ağzını doldururken konuşamayacağını anladı. Gözleri yavaş yavaş kapanırken yüzü samimi bir gülümsemeyle aydınlandı ve gözleri sonsuza dek kapanırken soğuk eli yanına düştü. Haykırışlar son kez kulaklarında yankılanırken ona söylemek istediğini fısıldadı.

Yaşa.

Alastair kucağındaki bedene sıkıca sarılırken arşa değen yakarışları karşılıksız kaldı. Soğuk kanlı eli tekrar yüzüne götürdü. Gözleri soluk beyaz tende ve rengini yitiren kızıl saçlarda dolandı. Zayıf bedeni göğsüne çekerken gözyaşları haykırışlarıyla karıştı ve geçtiği her yeri yaktı. Günün ilk ışıkları cesetlere düşerken alastair fark etmedi bile. İmparatorluğu huzurlu bir güne uyandırmış olsa da kendi sonsuz bir karanlığa ve acıya gömülmüştü. Bir daha hiç çıkmamak üzere.

Bölüm sonu

9 yorum