İçeriğe geç

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 21 · 14 dk okuma

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 21

İnançlar ve Özgürlükler

Yine koşuşturduğum günlerdeyim. Bulduğum açıklıklarda da anca yazabildim 😅Sabırla beklediğiniz için teşekkürler. Seviliyorsunuz 🤩

Keyifli okumalar...

Alastair karşısındaki bu genç kederli yüzü izledi bir süre. Kızıl saçların çevrelediği güzel yüzünde bir hüzün, gittikçe koyulaşan kahve gözlerinde ise fırtına hâkimdi. İlk defa karşısında maskesinin düştüğünü görüyordu ve bu onu şaşırttığı kadar sarıp sarmala isteğini de arttırıyordu.

Kararlılıkla kavrulan sözlerinin ciddiyetinin farkındaydı elbette. Ama aklını bir türlü tek kişiydiniz sözünden alamıyordu. Özel hissettirdiği kadar kendini suçluda hissettiriyordu istemsizce. Sanki onu bir başına bırakmış gibi sitemli bir sesle söylemişti tüm bunları. Anlaşılmaz ve sert bir insan olduğunu biliyordu Alastair. Onu her gördüğünde içinde uyandırdığı o diken diken hissi ona da yansıtarak sevimsiz yanını göstermişti. Ama onu düşünmek bile elinde olmadan duygularını dışa vurmasına neden oluyor, kafasını karıştırıyordu. Bu durum onu çıldırtıyordu çünkü aklının keskin sınırları içinde doğruya hükmediyordu. Ama onu gördüğü ilk seferden itibaren kafasını karıştırmış ve bir şeyleri gözden kaçırıyormuş hissine kapılmıştı. Oysa ki Alastair kontrolü dışında gelişen şeylerden nefret ederdi. Neyse ki hisleri bir kez daha onu yanıltmamış istemsizce çekildiği bu genç kadına olan bağını ortaya çıkarmıştı.

Ona adım atma isteğine daha fazla göz yumamadı ve eli yumuşak tenini bulduğunda cesur tavrına içten içe şaşırdı. İznini almadan bir leydiye dokunmak büyük bir görgü hatasıydı ama kendine mani olamamıştı. Onu yatıştırmak ve dayanak olmak istiyordu. Güçlü, akıllı bir lider olduğunu biliyordu elbette. Hatta düke ağzının payını verecek kadar zeki olduğunu da. Ama yine de onu korumak istemekten kendini alamıyordu. Onu merak ediyor, çekiliyordu. Ağzından dökülenler saf bir dürüstlük içeriyordu. Ne derse desin ona güveneceğini göstermek istiyordu. Bocaladığını görebiliyor, şaşkınlıkla donakalan suratından gözlerini ayırmıyordu.

Reanna en sonunda gözlerini kaçırarak kendini geri çekti. "Fikrinizi değiştiren nedir?" kafasını kaldırıp tekrar gözlerine baktı. "Söyleyeceklerim tüm doğrularınızı alt üst etse bile inanacak mısınız? Hayatınız da hep var olacak şüpheyle yaşamaya hazır mısınız?" dedi oldukça sert bir sesle. Kendine öfkeliydi aslında. Bir an için Alastair'in gösterdiği merhamete düşecekti. Ruh yorgunluğunu dinlendirebileceği bir sığınak istemiş ve hiç ummadığı birinden ummadığı bir zaman da fırsat verilmişti ama kendine itiraf etmek istemese de korkuyordu.

"Sensin." Dedi Alastair tok kendinden emin bir sesle. "Fikrimi değiştiren ve senin deyiminle keskin normlarımı bile köşeye bıraktıran sensin." Derin bir nefes aldı. Yumuşak bir sesle konuşmaya devam etti. "Seni ilk gördüğümde bana öyle derin bir kederle bakıyordun ki merakıma engel olamadım. O gece burada da sanki bana bir şeyler söylemek istiyor gibiydin ama kaçmayı tercih ettin. Bu merakımı daha da alevlendirdi. Sonra seni araştırmaya başladım. Bu kimliğin hakkında pek bir şey yoktu ama diğer kimliğin kimdi? Senden şüpheleniyordum zaten ve bu konu da emin olmak istediğimden seni izlemesi için adamlarımı gönderdim, şifreli bir oyun oynadım ama sen bir şekilde hepsinden kurtulmayı başardın." Takdir dolu bir ifadeyle gülümsedi. "Gücünden ve zekândan etkilendiğimi itiraf etmeliyim" sonra gülümsemesi düz bir çizgi halini aldı ve kısık bir sesle devam etti. "Ama bir hata yaptın. Üst olarak kullandığın ev."

"Kraliçenin hayatı söz konusuydu." Dedi hata olduğunu kabul etmeyerek. Alastair tek kaşını kaldırdı. "İfşa olduğun takdirde sorgulanacağını biliyordun. Ama yine de buna göz yumdun öyle mi? Kraliçenin senin hayatından daha önemli olduğunu mu söylüyorsun."

"Hayır. Halkın hayatı benimkinden daha önemli. Benim konumum yeri geldiğinde doldurulabilir ama halk var olmadan Solorus da var olamaz." Dedi sert gür bir sesle. "Eğer ölümüm savaşı yok edebilseydi gözümü kırpmadan boğazımı keserdim." Keskin bakışları kararlıydı. Şüphe gizlenmeyen kelimeler büyük bir dürüstlük inançla dökülmüştü dudaklardan. Alastair hiçbir tepki vermeden onun bu hararetli tavırlarını süzdü. Gözü pek tavırları, kendinden emin duruşuyla cesaretini bir kez daha göstermişti.

"Savaşı yaşamışsın gibi konuşuyorsun." Dedi sakin bir sesle. Reanna'nın anında geri adım attığını ve gözlerindeki kararlılığın korkuyla kırıldığını izledi. Ağzı aralanmış ve gözleri nahoş hatıraların görüntüleriyle dalgınlaşmıştı.

"Sözlerin, hareketlerin gösterdiğinden fazlasını anlatıyor. Bu yüzden merakım öfkeme üstün geldi. Tüm olacakları nasıl bildiğini nasıl bu kadar emin olduğunu öğrenmek istiyorum. Senden bunu zorla alamayacağımı bildiğimden anlatmanı istiyorum." yatıştırıcı kelimeler kadife gibi pürüzsüz bir sesle o kadar ikna ediciydi ki Reanna gözü kapalı atlamak istiyordu gösterdiği güvene. Yutkundu. Gözleri sonsuz dayanak vadeden mavilikleri buldu.

"Size söyledim. Eğer anlatacaklarıma inanmayı tercih ederseniz şüphe hiç peşinizi bırakmayacak. Engel olamadığınız her bir durum için uykularınız kaçacak." Dedi kısık bir sesle. "Eğer bana inanmayı tercih ederseniz kendi cehenneminiz başlayacak." Kendi yaşadıklarını bire bir söylemişti. Alastair bir an bile tereddüt etmedi. Reanna'ya yaklaştı ve kendinden emin bir ifadeyle konuştu.

"Zayıf olduğumu düşünüyorsun ama şunu unutuyorsun." Dedi sakin bir sesle. Keskin bakışları Reanna'nın gözlerinden ayrılmamıştı. "Şüphe doğduğumdan beri benimle. Bu sarayın her bir köşesi hainlerin izlerini taşıyor. Açgözlü soyluların her an fırsat beklediğini, zaaflarını aradıklarını bilmediğimi mi sanıyorsun?" gülümsedi. Neşeden uzak kibirli bir gülümsemeydi bu. "Her an güçlü ve kusursuz görünmelisin. Ufak bir hata yapsan bile yargılanırsın. İnsanlar seni otorite olarak görmez ve yavaşça yok olup gidersin. Bir hiç olarak. Güce tapanların arasında kendi kanına bile güvenemeden yaşıyorsun. Bu sana cennet gibi mi geldi?" her bir kelimesini ciddiyetle söyledi. Tok sesi kısık olsa da bu düzene olan öfkesi pekala anlaşılıyordu.

İkisi de derin bir sessizliğe gömülerek birbirlerine baktılar. Reanna'nın gözlerinde kararsızlık okunsa da en sonunda düşünceli tavrının kırıldığını gördü Alastair.

"Size anlatacağım." Dedi sakin bir sesle. "İnanıp inanmamak sizi elinizde. Lakin iki şartım var." Alastair'in herhangi bir şey demesini bekledi ama o devam etmesi için kafasını hafifçe eğmekle yetinmişti. "Eğer söylediklerim akıl ve mantığınıza hitap etmezse beni herhangi bir şeyle suçlayıp ordudan atmayacaksınız. İkinci şartım ise beni bölmeden dinlemenizi istiyorum."

Alastair kısa bir an dediklerini düşündü. Tek kaşını kaldırarak merakla bakmayı da ihmal etmemişti. En sonunda "İstediğin gibi olsun" dedi.

Reanna bu onayı aldıktan sonra odanın içinde bulunan koltuklara yürümeye başladı.

"Öyleyse oturmanızı tavsiye ederim çünkü bu çok uzun bir konuşma olacak."

Reanna mantığını susturup kendini ikna edebilmişken eteğindeki taşları dökecekti. İnanmama olasılığı vardı elbette ama inandığı takdirde sağlam bir müttefik edinmiş olacaktı. Alastair karşısında oturunca derin bir nefes aldı. Geçmiş hayatındaki savaşın başlangıcından öldürüldüğü geceye kadar olan tüm olayları bir bir anlattı. Alastair her ne kadar ifadesiz bir suratla dinlese de babasının ölümünü Alaric'in ihanetini duyduktan sonra o maskesi çatladı. Hüzün, öfke ve pek çok duygu kol gezdi yüzünde. Yeniden uyandığında olanları anlattı bu sefer. Edward'ın ihanetini, loncanın illegal işlerini, Hekim Obyen'i neden seçtiğini anlattı. Sustuğunda Alastair'in öfkelenmesini, dalga geçmesini bekliyordu ama o bunların hiçbirini yapmayarak ifadesiz bir suratla oturdu.

"Yani zamanda geriye döndün ve orduya bilerek girdin. Tüm olanları ise ilk hayatından bildiğinden engelledin. Şimdi ise babamın öldürülebileceğini ve katilin kardeşim olduğunu söylüyorsun öyle mi?" ifadesiz sözlerden ve bakışlardan hiçbir şey anlaşılmıyordu. Sanki akıl çıkmazında değil de kahvaltıda ne olduğunu soruyordu. Reanna tek kaşını kaldırarak temkinle kafasını yavaşça salladı.

"Kulağa oldukça mantıksız gelebilir. Ben bile nasıl olduğunu bilmiyorum. Neden bir tek benim geri döndüğümü de? Ama size şerefim üstüne yemin ederim ki anlattıklarım doğru. Size verdiğim bilgilerle bunu sorgulayabilirsiniz." Derin bir nefes alıp verdi. "İnanmayacağınızı biliyordum." Dedi sakin bir sesle. Hayal kırıklığına uğramamıştı ama şimdi Alastair'in gözünde bir akıl hastası olarak gözüküyor olmalıydı.

"Neden Alaric?" dedi Alastair düşünceli kısık bir sesle. Reanna'ya bakıyor olsa da gözleri dalgındı.

"Alaric'i bunu yapmaya iten şey neydi?" dedi bir kez daha konuşarak ama bu sefer direkt Reanna'ya sormuştu. Reanna bariz bir şaşkınlıkla Alastair'e baktı. Ağzı bir açılıp bir kapandı.

"Yani bana inanıyor musunuz?" dedi en sonunda şok bir ifadeyle konuşarak. Alastair omuz silkti ve sakin bir ifadeyle konuştu.

"Anlattıkların inanılması çok zor şeyler ama kanıtların sağlam. Daha önce görmesem de büyü ve mananın var olduğunu biliyoruz. Hatta yasaklı bölümler bunun en büyük ispatı. Burada önemli olan" dedi merakla "Neden sen? Tek olduğunu söylüyorsun ama senin gibi başkaları da var olabilir." Düşünceli bakışları Reanna'yı süzdü. Gözlerindeki saf merakın yanı sıra bilinmezliğe duyduğu öfke de okunuyordu. "Şimdi senden sorduğum sorulara cevap vermeni istiyorum." Reanna hala gizleyemediği şaşkınlıkla ona bakıyor, bu kadar kolay ikna olmasına anlam veremiyordu.

"Alaric'in kimden bahsettiğini biliyor musun? Onu kimin kurtardığını?" kısa bir sessizlik oldu. Alastair ciddi bir ifadeyle onu izliyordu.

"Hayır" dedi en sonunda durgunluğu üstünden atarak. "Sadece tahta hak edecek olan birini geçireceğini söyledi." O geceyi hatırlamasıyla bedeni buz kesti. Vücudu ister istemez titredi. Gözleri kapanarak kan kırmızıyı hatırladı. "Gözlerinde hırs ve kinden başka bir şey yoktu." Gözlerini açtığında Alastair'in yüzünün hüzün ve yorgunlukla çarpıldığını gördü. Sanki yirmi yıl yaşlanmış gibi keder üstüne binmişti. En sonunda eliyle yüzünü sıvazlayarak kafasını eğdi.

"Bundan sonra ne olacak? Değişen herhangi bir şey oldu mu?" dedi bıkkınlıkla.

"Ethnes Kraliçesinin varlığı yeni bir durum. Lonca da onunla karşılaşmam tamamen şans eseriydi. Obyen'i ise bilerek dahil ettim çünkü ülkenin belki de en iyi hekimi." Omuz silkti. "Elimden kaçırmak istemedim. Alacurd ise olması gerekenden daha önce ortaya çıktı." Derin bir nefes alıp sıkıntıyla verdi. "Ama hala kökenin kim olduğunu bilmiyorum. Şu zamana kadar uç dallarla uğraşıp durdum."

Sessizlikle geçen dakikalarda Reanna gittikçe gerildi çünkü Alastair herhangi bir şey demiyor derin düşüncelerle kıvrılan yüzünden hiçbir şey okunmuyordu. En sonunda parlak maviliklerini Reanna'ya çevirdi. Sonsuz bir kararlılık ve güç okunuyordu.

" Sana inanıyorum Reanna" Dedi tok bir sesle. Reanna sözlerinde bir art niyet aradı ama sözleri de gözleri kadar dürüsttü. "Sana yardım edeceğim. Gerçekleri ortaya çıkaracağız ve savaşı engelleyeceğiz." Elini uzattı. "Müttefikin olmama izin verir misin?" Reanna bir uzatılan ele sonra da karşısındaki genç adama baktı. İçinden akıp giden bir rahatlama tüm bedenini sarıp sarmaladı. Elini eline bırakarak sıktı. Alastair bağlı ellerine kısacık bir bakış attıktan sonra tekrar Reanna'nın gözlerine baktı. "Sana söz veriyorum. Emellerimiz gerçek olup ittifakımız son bulduğunda sorgusuz sualsiz gitmene izin vereceğim." Reanna ne diyeceğini bilemeyerek ona bakmakla yetindi. "Savaşın seni ne denli kötü etkilediğini gördüm. Askeriye de zoraki kaldığını biliyorum. Lakin şuan seni bırakamam." Dedi hafif bir pişmanlıkla. "Ama barışa ulaştığımızda Solorus için yaptıklarının göz ardı edilmeyeceğine dair sana yemin ederim. O gün geldiğinde ne yapmak istersen desteğimi arkanda göreceksin." Dedi ve elini bir kez daha sıktıktan sonra bıraktı.

Alastair Reanna'nın şaşkın suratını izledi. Genç kadın hala olanlara inanamıyormuş gibi bakakalmıştı. Ona hak veriyordu elbette. Kendi bile sözlerine ve bu akıl dışı olaya anlam veremiyordu. Ama olanları düşününce mantıksız bir tarafının da olmadığını görebiliyordu. Bu yola bir kere girmişti ve artık geri dönüşü yoktu. Duyduklarının ihtimali bile korkunçtu ve bunu engelleyebilme şansı önüne geliyorsa geri tepmeyecekti.

"Şimdi gitmemiz gereken bir yer var." dedi sakin bir sesle. "Saray Kütüphanesi."

Alyssa o gün planını yapmıştı. Gece herkes uykudayken yasaklı bölme çıkacak ve söz verdiği gibi araştırmayı yapacaktı. Nitekim gece çökünce de dediğini yaparak yasak kata çıktı. Kapısını açması elbette zor olmamıştı. Kilitsiz kapılar adlı hırsızların el kitabı olarak kabul edilen kitabı okumuştu ve artık aklında hangi kilidin nasıl açıldığına dair bilgiler yer edinmişti. Kapı bir tık sesiyle açılarak aralandı. Vakit kaybetmeden aralıktan süzülerek kapıyı kapattı ve artık 3. Kat olan Ruh'un diğer parçasındaydı. Buraya birkaç kez uğramıştı elbette ama bu sefer ciddi bir iş için bulunmanın getirdiği gerginliği de yaşıyordu. Sessiz adımlarla ilerleyerek raflardaki anahtar kelimelere göz atmaya başladı. Lakin son kısma bile ulaşamadan adım seslerini duymasıyla dehşete düşmesi bir oldu. Hemen sağa sola hızla bakınarak bir açıklık bulmaya çalıştı. Kim geliyordu? Bu saatte kimse olmamalıydı. Eğer yakalanırsa bu hayatını sonu olurdu. Daha okuyamadığı binlerce kitap vardı.

Elleriyle başını kavrayarak bulabildiği küçük açıklığa sığındı. Duvara sırtını vererek oturuyordu. Kitaplığın geniş yanından dolayı bedeninin görülmesi imkânsızdı. Yine de nefes sesi bile duyulmasın diye ağzını sıkıca kapattı. Gözleri ise her an görünür olacak olan ayaktaydı. Loş mum alevinde ilk gördüğü gölgesi oldu sonra ortaya iki pelerinli kişi çıktı. Kısa olan önde yürüyordu. Sessiz adımları hızlıydı. Yüzü geniş başlığının altında seçilemiyordu. Diğer ise daha uzun ve daha iriydi. Ağır adımlarının acelesi yok gibiydi. Ama sanki fazla sesliydi ya da Alyssa'nın kalbi öyle gümbürdüyordu ki onu bile duyuyor olabilirdi. Yanından geçip gittiklerinde kıpırdayamadı bile. Onlar kimdi? Muhafızlara haber vermeli miydi? Ne yapacağını düşünerek kıpırdandı. Onlar gidene kadar yerinden ayrılmayabilirdi ama bu da daracık yerde kapana kısılan bedeni için işkence gibiydi. İstemsizce biraz daha kıpırdandı ama daha ne yapacağına karar vermeden yakalandı. Kolundan tutulup çekildiğinde çığlık atmak üzereydi ama ağzı sıkıca kapatılarak sesini kesti.

Ölüm korkusuyla neredeyse bayılacaktı. Tepinmeye kurtulmaya çalıştı ama sıkıca kavrandığından bunların hiçbirisi sonuç vermedi.

"Alyssa benim Reanna" Alyssa sesi tanımasıyla hareketlerini kesti ve böylece ağzındaki elde çekildi. Yavaşça arkasını dönerek genç kadına baktı. Reanna başlığını geriye doğru indirmişti ve beyaz yüzü gergindi.

"Ah Üsteğmen. Beni korkudan öldürüyordunuz." Dedi eli kalbinin üstüne kapanırken. Şaşkın gözlerle Reanna'yı inceledi. Sonra arkasında ki kişiyi görmesiyle gözleri büyüdü. Prens Alastair sert bir ifadeyle ona bakıyordu. Şaşkınlığını üstünden atarak beceriksizce reverans yaptı.

"Ma- Majesteleri" dedi şaşkınlıkla. Doğrulurken telaşlı bakışları prense ardından Reanna'ya kaydı. Ne olduğuna anlam veremiyordu.

"Alyssa kütüphane de görevli çıraklardan biri." dedi Reanna prense dönerek. "Ondan araştırma yapmasını ben istedim. Harikulade bir hafızaya sahip ve oldukça güvenilir." Reanna'nın sözleriyle kızaran Alyssa ne yapacağını bilemeyerek gergince kıpırdandı. Övülmeye alışık değildi ve duyduklarından hoşlandığı kadar rahatsızda etmişti. Prensin gözlerini üstünde hissedebiliyordu ve o dik bakışların baskısıyla tüm gözeneklerinden ecel terleri döküyordu.

"Peki öyleyse. Vakit kaybetmeyelim." Dediğini duydu prensin. Ardından sert adımların ilerlediğini duydu. Hızla kafasını kaldırarak prensin geniş sırtına ardından Reanna'ya baktı.

"Bir an öleceğimi sandım." Dedi rahatça nefes verirken. Sonra bakışları merakla kısılarak Reanna'ya yaklaştı. "Neden gizlice girdiniz ki. Prens istese tüm kapıları açabilir."

Reanna genç kızın bu şaşkın meraklı tavırlarına gülümseyerek "Yerin kulağı vardır" demekle yetindi. Oysa zihninde Alastair'in verdiği cevap dönüp duruyordu. Aynı soruyu ona da sormuştu. O ise çok fazla gözün onu izlediğinden ve yasaklı kata girerken görülürse araştırmalarına çomak sokulabileceğini açıklamıştı. "Her neyse. Bir an önce başlayalım" diyerek kızın daha fazla soru sormasını engelledi.

Birkaç saat sonra ellerinde herhangi bir ipucu bile yoktu. Derin sessizlik içinde tüm rafları dolanmışlar ve her bir kitaba göz atmışlardı. Öyle ki sabahın ilk ışıkları kendini belli etmek üzereydi.

Reanna seçeneklerinin gittikçe tükendiğini biliyordu. En büyük umudunun burada yattığını düşünmüştü ama yanılıyordu. Elinde yine hiçbir şey yoktu. Sıkıntıyla iç çekti ama yanında birini hissetmesiyle bakışları ona yöneldi. Alastair endişeli bir ifadeyle onu inceliyordu.

"Tek yol burası değil" dedi sakin bir sesle teselli etmek istercesine. Bir sırtını sıvazlamadığı kalmıştı Alastair'in. Bu destekçi tavrına hala alışamamıştı. "Ruh'un diğer katını unutuyorsun"

"Oraya girmenin tek yolunun baş üstadın anahtarını almak. Eğer ondan istersen kaçındığın gözleri üzerine çekersin"

Alastair kıkırdadı. Eğlenir bir ifadeyle ona bakmaya devam ediyor, samimi gülümsemesi tüm yüzünü kaplıyordu. Reanna onun bu yakışıklı yüzüne gözünü kırpmadan baktı. Kalbi güm güm atıyor, anlamlandıramadığı kıpır kıpır heyecan damarlarında dolanıyordu.

"Merak etme" diye mırıldandı Alastair bir tek Reanna'nın duyacağı şekilde. "Aradığımızı bulacağım." Derinden gelen tok sesi kendinden emin, söz verir gibi keskindi. Reanna o capcanlı maviliklerde ki gücü ve verdiği güveni gördü. O an öyle bir rahatlamayla doldu ki tüm sıkıntılarını alıp götürdü. Elbet biliyordu sorunların adım attığında ona yapışacağını ama şuan bu kısacık değerli an da umudun o minik kırıntısı tekrar titreşti. Yalnızlık elini eteğini çekti o kısacık an da.

"Majesteleri" diyen kısık sesle bu büyülü an bozuldu. Reanna o an nerede olduğunun bilincine vardı. Alyssa utana sıkıla dikildiği yerden onlara kaçamak bakışlar atıyordu.

"Birazdan çıraklar gelmeye başlar. Çıkmamız gerekiyor" dedi telaşlı kısık bir sesle. Alastair onu kısa bir baş sallamasıyla onayladı. Sonra tekrar Reanna'ya dönüp kısa bir bakış attı. En sonunda da arkasına bir daha bakmadan çıkışa doğru yürüdü. Reanna arkasından bakarken gülümsemekten kendini alamadı. O an ki kısacık bakışıyla bir kez daha güvence vermişti. Ona söylemenin en büyük hata olacağını düşünmüştü oysa ki bir lütufmuş.

Aşağıya indiklerinde Alyssa rahatlamayla derin bir nefes verdi. Yeniden kendi katında olduğu için mutlu görünüyordu.

"Yardımların için teşekkürler" dedi Reanna. Alyssa şaşkın bir suratla ona döndü ardından içten bir gülümsemeyle kıvrıldı dudakları.

"Benim için büyük zevkti." Dedi sevinçle sonra aniden yüzü düşerek korku dolu bir ifade aldı. "Yalnız majesteleri beni yasaklı bölümde gördü. Cezalandırılır mıyım?" diyerek yutkundu.

"Hayır" dedi Reanna aceleyle. "Ben majestelerine gereken durumu izah ettim. Senin açından herhangi bir sorun olmayacak" diyerek güvence verdi. Alyssa'nın eli kalbine giderek gözerini kapattı. Tekrar derin bir nefes verirken gergin omuzları da çökmüştü.

"Ben gidiyorum" diyerek arkasını döndü Reanna. Ama Alyssa önüne geçerek onu durdurdu. Yüzünde yalvaran bir ifadeyle konuştu.

"Eğer dördüncü kata çıkarsan beni de götür lütfen." Ellerini birleştirmiş büyük yavru köpek gözleriyle Reanna'ya bakıyordu. Reanna hafif bir şaşkınlıkla baksa da sonra hafifçe gülümsedi.

"Senin gibi dehayı ardımda bırakacağımı düşünüyorsan yanılıyorsun." Dedi ciddi bir ifadeyle. Alyssa sesli bir sevinç nidası attı ve yerinde zıplamaya başladı. Bir yandan da durmadan teşekkür ediyordu. Reanna en sonunda onu omuzlarından kavrayarak durdurdu.

"Ama tek bir şartım var. Bu olanları kimseye anlatmayacaksın." Alyssa hızla kafasını salladı ve elini ağzına götürerek kilitliyormuş gibi parmaklarını çevirdi. Sonra elini yanında havaya kaldırarak avuç içini Reanna'ya çevirdi.

"Diamond üzerine yemin ederim ki kimseye söylemeyeceğim." Dedi hiç görmediği kadar ciddi bir ifadeyle. Reanna bu sözlere inanıyordu elbette ama Alyssa açık bir kitap gibiydi ve yaşadığı tüm duygular suratından okunuyordu. Bu yüzden ne kadar güvenilir olduğu tartışılırdı. Gerçi entrikadan uzak yalnız bir çıraktı ve bu da onu görünmez yapıyordu. Bu düşüncesine dayanmaktan başka çaresi de yoktu açıkçası. İşler gittikçe daha karmaşık bir hal alıyordu ve bu buzdağının ancak görünen kısmıydı.

Lütfen oylarınızı ve yorumlarınızı esirgemeyin.

Sevgiyle kalın 🥰

Bölüm sonu

7 yorum