Karaköy'deki sığınakta gerilim had safhadaydı. Aras, Kuyumcu’nun odasındaki patlamadan beri sessizdi. Cesur ise odada volta atıp duruyordu.
"Bizi nasıl bulduğunu hala anlamıyorum Aras," dedi Cesur, şüphe dolu gözlerle abisine bakarak. "13 yıl sonra çıktım, ayağımı bastığım her yerde Ejder karşımıza çıkıyor. Bu sığınağı benden ve senden başka bilen yok!"
Aras silahını masaya koydu, abisinin gözlerinin içine baktı: "Sen ne demek istiyorsun abi? 13 yıl içerde yatan sensin. Ejder’le geçmişte ne yaşadığını bana tam olarak anlatmadın. Belki de seni buraya yem olarak o gönderdi?"
İki kardeş ilk kez birbirine silah çekecek kadar karşı karşıya gelmişti. Tam o sırada sığınağın ana bilgisayar ekranı kendiliğinden açıldı. Ekranda yine o kapkara ejderha logosu belirdi ve ardından bir ses kaydı çalmaya başladı.
Kayıttaki ses Cesur’a aitti! Yıllar öncesinden kalma bir konuşmaydı: "Masa bittiğinde İstanbul bizim olacak... Aras’ın bundan haberi olmayacak."
Aras duyduklarıyla şok içinde abisine döndü. Cesur’un gözleri büyüdü: "Aras, bu bir montaj! Ejder bizi birbirimize düşürmek istiyor, inanma buna!"
Ama inanmak için çok geçti; çünkü o sırada sığınağın kapısı Ejder’in maskeli timleri tarafından yaylım ateşine tutuldu! İki kardeş hem birbirine güvenmiyor hem de canlarını kurtarmak için yan yana savaşmak zorundaydı.
Aras masayı devirip siper aldı, bir yandan kapıdan sızan adamlara ateş ederken bir yandan abisine bağırdı: "Bu çatışmadan sağ çıkarsak, o hesabı kapatacağız abi!"
Ejder, tek bir kurşun bile sıkmadan Kaner kardeşlerin sarsılmaz denilen bağını kökünden sarsmıştı. Kurtulmak yetmeyecekti, artık akıl sağlığı da tehlikedeydi!