Arabaya bindiğim anda içimde daha önce hissetmediğim garip hisler oluşmaya başladı, kendimi hem güçlü hem de aşırı korkak hissediyordum. Güçlüydüm çünkü yıllardır denediğim şeyi başarmış ve kurtulmuştum ama bir yanım çok korkuyordu, peşimden gelecekler mi, geldiklerinde neler olacak ve daha da kötüsü beni bulduklarında daha öncekiler gibi sadece döverler miydi yoksa daha fazlası mı olurdu bilmiyordum ve tüm bu bilinmezlikleri peşimde sürükleyerek çıkmıştım bu yola, bundan sonrasında ne olacaktı bilmiyordum bulunup bulunmayacağımı bilmezken bu yolda nasıl yürüyeceğime dair hiçbir fikrim yoktu.
“Merak etme geçecek” Efsun öğretmenin sesiyle ona döndüğümde zorla da olsa gülümsedim ama söylediği şeye inanmak benim için çok zor geliyordu.
Daha önce defalarca kez denemiştim bunu ve her seferinde dayaklarla aynı eve getirilmiştim oysa şimdi ilk defa bu kadar uzaklara gidebilmiştim.
Efsun öğretmen arabayı sürerken hiçbir kelime etmedim daha doğrusu edemedim o da zaten böyle bir istekte bulunmadı fakat saatler geçerken nereye gittiğimizi merak ediyordum çünkü daha önce köyün sınırlarından bile çıkamamıştım ve Efsun öğretmenin nerede doğduğunu bile bilmiyordum bunun hakkında daha önce hiç konuşmadığımızı fark ettim.
Karanlığın içinde ara ara görünen ağaçlar ve yollar dışında hiçbir şey göremiyordum.
Saatler geçtikçe sallanan arabada ara ara uyurken durmamızla gözlerimi açtığımda geldiğimizi anladım, Efsun öğretmen arabadan inince bende hemen ardından indim ve etrafımı incelemeye başladım. Dört beş katlı uzun binaları ilk defa görmüştüm daha önce sadece Emine anne televizyona bakarken görmüştüm oysa şimdi hepsini arada herhangi bir ekran olmadan görüyordum, uzun binaların önünde uzunlu kısalı ağaçlar vardı oysa bizim köyde çok nadiren ağaç vardı, ben etrafa bakarken ağaçların yeşilliği ve binaların renkleri gözüme okul kitaplarında gördüğüm sayfaları hatırlattı. Durduğum evin önünden hızla geçen kırmızı arabanın ardından bakarken köyde gördüğüm tek arabanın traktör ve Efsun öğretmenin arabası olduğunu hatırlamak kendimi eksik hissettirdi.
“Seren, hadi gel.” Efsun öğretmenin sesiyle ona dönüp peşinden gitmeye başladım, uzun mavi binanın içine girdikten sonra merdivenlerden çıkıp bir kapının önünde birkaç saniye beklemenin ardından kapı, simsiyah saçları olan, mavi gözlü orta boylarda olan, dizlerinin üstünde biten yeşil elbiseli bir kadın tarafından açıldı. “Efsun, kızım” kadının son kelimesi ve sımsıkı sarılmalarından Efsun Öğretmenin annesi olduğunu anladım, uzun zamandır piyasada olmayan iç sesim kendini belli edip ‘annem yanımda olsaydı bana böyle sarılır mıydı?’ demesini duymamaya çalıştım. O sırada kadın bizi içeri davet edince öğretmenimin peşinden içeri girip kendimi evin salonunda buldum, siyah ve beyaz tonlarında olan salon gördüğüm en güzel evdi. Beyaz koltukları ve siyah televizyon ünitesi ile uyumlu olan salon beyaz halı ve perdeler ile bir bütün gibiydi.
Efsun öğretmenin gösterdiği yere oturacakken içeriden gelen “abla” sesini duyunca olduğum yerde kalıp olanları izlemeye başladım. Annesi ve ablasının tersine sarı saçları ile gözleri annesi gibi mavi olan Efsun öğretmenin yanında baya küçük kalan kız öğretmenime sıkıca sarılırken Efsun öğretmen de ona “Süreyya, canım” diyerek sarılıyordu ve bu kardeş sevgisinin yanında içeri giren uzun boylu adamı görmemle Efsun öğretmenin babası olduğunu anladım, Öğretmenim babasını gördüğü anda kardeşinden ayrılıp babasının yanına giderek elini öptü ama babası sadece yavaşça sırtını okşayıp bıraktı, babası herkese göre daha zıttı mesela çok uzun boyluydu ve gözleri Öğretmenimle aynı renkteydi, onun da saçları siyahtı ama ara ara beyazları duruyordu, öğretmenim dahil herkes yanında hem kısa hem de küçük kalıyordu.
İzlediğim aile üyelerinin hepsi birden beni izleyeme başladığında ne yapacağımı bilemediğim için kafamı eğerek ayaklarımı izlemeye başladım. Efsun Öğretmen durumu kurtarmak için “Bu Seren, size hep bahsettiğim öğrencim” kafamı kaldırmadan kısık sesimle “Merhaba” dememle “geç otur kızım” sesinin gür ve tok olmasıyla öğretmenimin babasının söylediğini anlayarak önünde durduğum koltuğa oturdum, “bize bahsettiğin kız mı?” kafamı hala kaldırmadığım için sesin kimden geldiğini anlayamasam da kardeşinden geldiğini düşünüyordum.
“Evet”
“Sen kime geldin burada kızım?” soruyu işitmemle kafamı kaldırıp soran kişinin kim olduğunu anlamak için baktığımda öğretmenimin de annesine bakmasıyla soruyu soran kişiyi anladım ama ne cevap vereceğimi bilmiyordum o yüzden aniden ayağa kalkıp “ben, ben gidiyim” derken hızla atan kalbimin sesini duymamaya çalıştım, “Hayır, otur yerine Seren” öğretmenimin dediğini yapmadan önce etrafıma bakarken babası ile göz göze geldiğimde “Otur kızım” demesiyle yerime tekrar oturdum. Kısa bir sessizlikten sonra öğretmenim söze girdi, “Seren birilerine gitmek için benimle gelmedi kaçtığı için geldi” hala ayaklarımı izlerken herkesin bana baktığını hissediyordum. “Durum karışık ama zaten Sereni tanıyorsunuz az çok ama bugün benimle kaçtı, başka şansımız yoktu” öğretmenimin sözleri üzerine kısa bir sessizlik olduktan sonra babası söze girerek korktuğum soruyu sordu “bu kızın peşinden geldiklerinde ne olacak?”
“Bilmiyorum baba” yeniden kısa bir sessizliğin ardından öğretmenimin annesi “ama kızım senin mesleğin yanacak bu halde” demesiyle kafamı kaldırıp öğretmenime baktığımda bunu hiç düşünmediğimi fark ettim, titreyen sesimle “öğretmenim” derken beynimin içinde binlerce senaryo dolaşıyordu, “hayır bir şey olmayacak” Efsun öğretmenin sesi kendinden emin çıksa da bu ihtimal beni korkutmaya yetmişti.
“Tamam bu konuyu sonra konuşuruz şimdi yemek yiyelim yoldan geldiniz açsınızdır” babasının sesiyle öğretmenimin annesi ayağa kalkınca Efsun öğretmen “Süreyya, Serene odanı göstersene” demesiyle Süreyya ayağa kalkınca bende kalkıp peşinden gittim.
Salondan çıktıktan sonra birkaç adımın ardından Süreyya’nın odasına girdiğimizde pembe ve lila renkleriyle kendimi çiçek bahçesinde gibi hissetmeye başlamıştım, toz pembe duvarların arasında beyaz dolap ve yatağı göz yormuyordu, lila perdesi ve halısıyla birlikte hepsi bu odaya özel yapılmış gibi duruyordu, çalışma masasının üzerinde duran bir sürü kitapları görünce hiç bu kadar kitabı bir arada görmediğimi fark ettim. Kitaplığın üst rafında duran pelüş oyuncaklar odaya yakışırken bu kadar oyuncağı bir arada görmek alışkın olmadığım bir durumdu. “Oturmak ister misin?” Süreyya’nın sesiyle işaret etiği çalışma sandalyesine otururken önce onun kıyafetlerine baktım, üzerinde siyah pantolonu ve kırmızı kazağı varken, sarı saçları dümdüz beline kadar uzanıyordu ve o, bu haliyle oyuncak bebeklere benziyordu, dolabın üzerinde ki aynadan yansıyan kendi görüntüme baktığımda ise altımda siyah ama üzerinde karışık desenleri olan şalvar varken üzerimde alakasız duran ve hala Meryem’in izi olan mavi ince kazak ve örgü bir yelek vardı, aramızdaki farkların bu kadar büyük olması kalbimin üzerinde kocaman bir kaya gibi oturmaya başlamıştı. Dolan gözlerimi belli etmemek için yeniden kitaplara bakmaya başlamıştım.
“Korkma” gelen sesle Süreyya’ya döndüm.
“Korkma ablama bir şey olmaz annem sadece panik yaptı” tebessüm etmeye çalışarak “Haklı annen” diyebildim çünkü onu anlayabiliyordum.
“Bence değil” Süreyya kendinden emin bir şekilde söylerken onu dinlemeye başladım “yani ablam başarılı bir kadın annemin korkmasına gerek yok hem evine gelmiş biri için böyle davranması doğru değil” son sözüne katılsam da bunu söylemek yerine “annen haklı ve ablan kaç yaşına gelirse gelsin o korkmaya devam edecek çünkü annelik böyle bir şey” demem üzerine Süreyya beni gözleriyle süzüp cevap verdi,
“Nereden biliyorsun? Anne mi oldun?” sorunun ağırlığı kalbimdeki taşın basıncını arttırırken “Dün bebeğimi mezara koydum” Süreyya’nın yüzündeki değişimi görürken ismimi duymamla ayağa kalkıp odadan çıktım.
Sabah kahvaltıdan sonra yine herkes salonda toplanmıştı, dün gece ise herkesin ismini öğrenmiştim. Öğretmenimin babasının adı Bekir annesinin adı ise Fatma’ymış. Yemekten sonra Efsun öğretmenimle ben aynı odada uyuduk, tabi bana kardeşinin pijama takımından verdi ve o kadar yumuşaktı ki tenim ilk defa bu kadar yumuşak kıyafetlerin içinde yerini aldı.
Salonda herkes ne konuşulacağını bildiği halde susuyordu, söze ilk kimin gireceğini merakla beklerken tüm bunların benim yüzümden olduğunu bilmek boğazımda bir yumru gibi duruyordu. “Tamam siz kaçtınız geldiniz sonrasını düşünmediniz ama artık düşünmek zorundayız” Bekir amcanın dediklerinden sonra Fatma teyze söze girerek “Nereye kadar kaçacaksın yavrucuğum? Sonra ne olacak nereye kadar devam edecek bu?” halının desenlerini izlerken duyduğum sözle aklıma yaşadıklarım geldi, içimdeki küçük kız çocuğu ağlamaya başlarken ben ağlamamak için kendimi sıkıyordum “ben” derin bir nefes alıp devam ettim “ben oraya geri gidemem” gözlerimi sıkıca kapatıp kendimi durdurmaya çalıştım.
“Anne, lütfen konuştuk bunları” öğretmenimin sözünün ardından annesi yeniden söze girdi “Efsun seni düşünüyorum, onu düşünüyorum durumun farkında değilsin ama çoktan peşinize takılmışlardır” beni işaret etmesiyle kafamı halıdan kaldırdım ve içimde tutamadığım kelimeler ağzımdan dökülmeye başladı.
“Ben geri dönemem çünkü kaçmayı defalarca kez denedim ve başarmışken gidemem” Fatma teyzeye dönüp devam ettim “yardım istemek için gelmedim evet öğretmenimden başka kimsem yok ama onun başına bela olmak istemiyorum ama oraya da gidemem, lütfen” sözüme devam edip etmemek arasında kalırken herkesin beni dinlerken devam ettim “benim annem yok, babam da yok bir tek dedem vardı o da beni evlendirdi. Ben denedim kaçmayı ama yapamadım, ilk defa bu kadar uzaklaştım ve bu benim son şansım” gözyaşlarım yanağımdan akıp giderken kendimi durduracağım noktayı çoktan geçmiştim “çok haklısınız kızınız hakkında korkmakta sizi anlıyorum çünkü bende düne kadar anneydim, ben Süreyya ile aynı yaştayımdır belki ve onun tek derdi ödevleriyken benim derdim çocuğum ve başımda duran kaynanamdı” ellerimle gözyaşlarımı sildim “öğretmenim bunlardan bahsetmemiş olabilir ya da söylemiştir bilmiyorum ama tüm duyduklarınız benim hayatım”
“Ben öyle demek istemedim kızım” derken bir anda sustu ve başka bir şey demedi fakat söylemek istediği çok şey olduğu belliydi.
Fatma teyzenin sözlerinin ardından kısa bir sessizlik oldu, kimse bir şey demedi ama bu sessizlik bile çok şey ifade ediyordu.
Bir süre sonra Bekir amca söze girdi “yaşadıklarını anlayamam ama artık sende beni kızımsın, korkma” beni tanımayan biri bile beni korurken acaba babam da korur muydu diye düşünmeden edemedim.
“Teşekkür ederim” dememin ardından Bekir amca gür sesiyle konuşmaya başladı
“Şimdi seni nasıl koruruz onu düşünelim.”
“Benim bir fikrim var” diyen öğretmenimin sesiyle ona döndüm “benim üniversite arkadaşlarımın kurduğu bir dayanışma derneği var oradan yardım alabiliriz”
“Tamam da oraya kayıt yaptığı an bulunur” Süreyya’nın sözüyle babası ona hak verdi.
“Yurt dışına gitsin” Fatma teyzenin sözüyle herkes ona bakıp söze girecekken o eşini ve kızlarını umursamadan devam etti “Onu arayanlar öyle sansın yani sahte kimlikle falan gitti gösterelim ve yeni bir kimlik alalım Serene sonra da Efsunun dediği yer ile konuşalım”
“Sahte kimliği nasıl ayarlayacağız anne? Kaçakçı mıyız biz?” Süreyya’nın sorusunu bende kendi içimde sorgularken Bekir amca bir süre düşündü ve söze girdi “ben ayarlarım o kısmı, tabii legal yollarla değil” tüm gözler onu bulunca “bakmayın öyle. Başka yolu yok” demesiyle bu plan herkesin kafasına yatmış gibi görünüyordu ama içim rahat değildi. Hem buradaki inşaları tehlikeye atmak istemiyordum hem de bulunmaktan çok korkuyordum
“Ben hepinizi tehlikeye atmış oluyorum böyle” dememin ardından Bekir amca bana bakıp
“Sen benim de kızımsın artık duymayım bir daha.” Demesiyle sustum çünkü kendimi mahcup hissederken başka ne diyebileceğimi bilememiştim, tüm bu olanlar ve bir ailenin bana böylesine sahip çıkması hayatımda yaşadığım en değerli olaydı. Dedem beni hiç tanımadığım birine para uğruna verirken hiç tanımadığım insanlar beni hayatları pahasına korumaya başlamıştı.
2 Gün Sonra
Bebeğim öleli tam 4 gün olmuştu, ara ara ondan kalan eşyaları koklayıp kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum çünkü gecen her saniye onu daha çok özlüyordum, eskiden özlem duyduğum tek şey annemken şimdi iki kişiydi, bununla nasıl baş edeceğimi bilmiyordum ama bildiğim tek şey bunun çok zor olduğuydu.
Ara ara aklıma Selim geliyordu nedenini bilmiyordum ama onu düşünmeden yapamıyordum bu konuda kendime çok kızsam da bunu yapmaktan kendimi alamıyordum. Birkaç gündür yanımda olan insanlar bana yardım ederken Selim defalarca dayak yediğimi bilirken susmuştu, ben içten içe onu affetmek isterken o gözlerini kapatıp görmezden gelmişti. Emine anne tüm köyü ayağa kaldırıp beni arıyordur ama Selimin tepkisi nasıl olmuştur tahmin edemiyordum hele ki beni arabaya binerken görmesini ve durdurmamasına hala şaşırıyordum ve içten içe kendimce bahaneler sunarak acaba selim değil miydi diye kendimi sorguluyordum.
Gecen günlerin ardından Bekir amca iş hayatında itibarlı biri olduğu için sahte kimlik olayını çözmüştü ve resmi kayıtlara göre Selim beni aradığında yurt dışına gitmişim gibi görecekti. Tüm bunlar nasıl olmuştu bilmiyordum ve anladığım konular değildi ama Süreyya ve öğretmenimin dediklerine göre Bekir amca için kolay bir yol olduğunu söylediler, benim içim hala rahat etmese de başka bir çözüm yolu bulamamıştık. Üstelik zamanımız da daralıyordu çünkü ben sonsuza kadar bu evde kalamazdım ve öğretmenimin de asıl tayinin çıktığı yere gitmesi gerekiyordu o yüzden en kısa zamanda beni gizleyerek yeni bir hayat vermeleri gerekiyordu.
Efsun öğretmenim dediği dernekle konuşmuştu ve gerekli her şeyi ayarlamıştı birkaç saat sonra oraya gidecektik. Tüm bu karışıklıkların içerisinde Fatma teyze ve Süreyya da bana yeni bir sürü kıyafet almışlardı, hayatımda ilk defa şalvar dışında kıyafetlerim olmuştu ve hepsi o kadar yumuşaktı ki giymeye kıyamıyordum.
Tüm bunların yanı sıra yeni hayatımın nasıl olacağına dair en ufak bir fikrim yoktu ve bu durumdan korkup kaçmak isterken bir yandan da savaşmak ve bu savaşı kazanmak istiyordum. Hayatımdaki en büyük değişim bir anda kendimi gelinlik içinde bulmakken şimdi bambaşka bir hayata başlamak bundan daha büyük olacaktı.
Kaçıp güvenli alanımda olmayı çok isterdim ama güvenli alanımda dahi dayak yiyen biriyken ne kadar güvenli olduğu tartışılır bir konuydu. Oysa şu an uğruna dayak yediğim olayı başarmış ve eni bir hayata başlayacaktım, annem beni görse muhtemelen gurur duyardı yani en azından ben öyle düşünüyordum.
“Seren” Süreyya’nın sesini duymamla düşünceler denizinden çıktım. Ona döndüğümde “benimle gelir misin?” demesiyle peşinden odasına gittik berber, “birazdan gideceksin ve ben seni ne zaman göreceğimi bilmiyorum ama sana benden bir hatıra kalsın istiyorum o yüzden sana kitaplarımı vermek istiyorum lütfen kabul et” odadaki raflara baktığımda boş olduğunu görmemle söylediklerindeki haklılığı gördüm, “ama onlar senin” derken vermek istediği hediye uzun zaman sonra kalbimin heyecanla atmasına sebep oldu.
“Evet şimdide senin olmalı, lütfen itiraz etme al zaten hepsini okudum ben” hediyesi benim için basit bir kitap yerine dünyanın en büyük hediyesi olacaktı ve içten içe buna hayır demek de istemiyordum o yüzden aklıma gelen fikri sundum.
“Kabul ederim ama geri getirmek şartıyla” demem üzerine kafasını aşağı yukarı salladıktan sonra ikimiz de kocaman tebessümle bibimize bakarken sıkıca sarıldık.
Bizim duygusal anlarımızın ardından gitme vakti olduğunu anlayarak herkesle vedalaşmaya başladım, bu sırada Bekir amca bana yeni alınan eşyalarla dolu valizi arabaya yerleştirmek için evden çıktı. Vedaların ardından öğretmenimin verdiği şapka ve hırka ile saçlarımla, yüzümü olabildiğince kapattıktan sonra ilk montumu giydim ve efsun öğretmenle birlikte evden çıktık. Bekir amcanın arabasına bindikten sonra da kameralardan uzak kalmak adına kendimi koltuğa iyice gömmeye çalıştım.
Yaklaşık yarım saatin ardından uzun bir binanın önünde durduk ve Efsun öğretmenle birlikte arabadan inip hızla binanın merdivenlerini çıktık.
İçeri girerken kapının girişindeki beyaz duvarda duran mor renk ile yazılmış ‘BİR KADIN AYAĞA KALKTIĞINDA DÜNYA DEĞİŞİR’ sözünü okuyarak içeri girdik.
Kapının girişinde bizi bekleyen kadın öğretmenimi görünce bize doğru geldi ve kısa bir sarılmanın ardından bana döndüğünde ismimi sormasıyla
“Cansu” dedim.
Kadın bizi kendi odasına aldıktan sonra bana burada neler olduğundan, sistemlerinden ve daha önce kurtardıkları kadınlardan bahsetti. Tüm bunları yaparken burada olmanın güvenli olduğunu, kendimi geliştireceğimi ve daha birçok şeyi anlattı, uzun anlatımlarının ardından odadan çıkıp beni Efsun öğretmenimle tek başımıza bıraktı, “Seren” öğretmenime dönüp onu dinlemeye başladım.
“Sen benim için kardeşimden farksızsın inan seni yanımdan ayırmak istemiyorum ama sende biliyorsundur ki peşimize düşecekler ve seni yanımda götürürsem bulurlar ikimizi de ama senin burada kalman hem güvende olmanı sağlar hem de beni bulduklarında yanımda seni görmezlerse gittiğine inanırlar”
“Haklısınız öğretmenim” kelimelerinin gerçekliği canımı yakarken belli etmemeye çalıştım, öğretmenim cebinden telefon çıkarıp bana uzatırken “bu senin içinde benim ve babamın numarası var eğer bir şey olursa ya da bir şeylerden şüphelenirsen direkt bizi ara” uzattığı telefonu almama gerek kalmadan elimi tutup telefonu koydu “ama öğretmenim ben size çok zahmet verdim”
“Seren biz zor bir şeyi başardık ve bunun hiçbiri zahmet değil”
“Ama böyle sadece siz bir şeyler yapıyorsunuz ben” sözüme devam edemeden öğretmenim sözümü kesti “karşılık istiyorsan hayalini gerçekleştirmen bize yeter güzelim”
“Söz veriyorum” öğretmenimin ayağa kalkmasıyla bende kalktım ve sarılırken “sizi en son gördüğümü düşündüğüm anda da sarılıyorduk” dememle ne demek istediğimi anlayarak kocaman gülümsedi bende aynı şekilde gülerken kendimi huzurlu hissediyordum.
“Ama şimdi gerçekten gidiyorum, her zaman buradayım ve seni arayacağım söylediklerimi unutma ve sakın korkma seren, sen imkansızı başardın, kızım” yeniden sarıldıktan sonra Efsun öğretmenim kapıdan çıkıp gitti ve ben yine onun gidişini izledim.
Kapıda bizi karşılayan ve adının Yaren olduğunu öğrendiğim kadın beni yeni odama götürmeden önce girişte ki lobide beklememi söyledi, kahverengi deri koltuğa oturup dışarıyı izlerken yolun karşısında yürüyen iki adam görüp onları izlemeye başladım, onları izlerken dikkatle bakarken ortada ki adamın dedem olduğunu fark etmemle koltuktan kalkıp emin olmak adına daha dikkatle baktım ve tüm ayrıntılarıyla o adamın dedem olduğundan emin oldum.
