İçeriğe geç

SEÇENEK

Bölüm 5 · 11 dk okuma

SEÇENEK

Bölüm 5

BÖLÜM 5: ADIM

Adımlarım geri geri giderken kendimi az önce çıktığım odada buldum. Yaren bana bakarken bir şeyler dediğinin farkındaydım ama onu duyamıyordum, kalbim boğazımda atıyordu.

“Cansu” şaşkınlıkla ona bakarken bir an yanlış söylediğini düşünsem de aklıma öğretmenimin dedikleri gelince ona baktım “ben” daha fazla konuşamadan sustum çünkü gerçekten gördüğüm adam dedemse ne yapardım bilmiyordum ve bu ihtimal tüm vücudumu sarıp sarmalıyordu.

“Ben” Yaren masasındaki cam şişeden doldurduğu suyu bana uzatıp sandalyesine oturtup önümde eğildi

“Cansu bana ne olduğunu söylemezsen sana yardım edemem”

“Dışarıda” sertçe yutkundum az önce gördüğüm görüntü defalarca kez zihnimde canlanıyordu.

“Kim?”

“Dedem”

Yaren şok içinde bana bakarken ayağa kalkıp kapısının aralığından dışarı baktı

“Emin misin?” cevap verecek gücü kendimde bulmadığım için sadece kafamı sallayarak onu onayladım.

“Tamam şöyle yapalım kameralardan kontrol edelim eğer oysa seni başka yere gönderelim güvenliğin için olur mu? Bu süreçte Efsunu da arayalım”

“Olmaz” elimdeki bardağı sıkıca tutarken titreyen sesime aldırmadan konuştum “Efsun öğretmen olmaz”

“Neden?” şu an da onun yanımda olmasını çok isterdim ama şu zamana kadar bana yaptıklarını düşününce daha fazla yük olmak istemediğim için ona haber verilsin istemiyordum.

“Olmaz, lütfen”

“Tamam sen nasıl istersen öyle olsun” onu kafamla onayladıktan sonra sakinleşmemi bekledik.

Kameraları izlediğimizde, görünen adamın dedem olup olmadığı belli değildi ama biz emin olmak adına beni, gece derneğin kadınları koruduğu evlerden birine götüreceklerdi ve o süreye kadar odamda kalacaktım.

Zamanın geçmesini beklerken saniyeler o kadar yavaş akıyordu ki hiç geçmeyecek gibi hissediyordum. Kalbim boğazımda atmayı bırakacak gibi hissettiriyorken odada kalmak her saniye daha çok işkence gibi geliyordu ama odadan dışarı adım atacak cesaretim de yoktu o yüzden valizimi yatağın üzerine koyup fermuarını açarak içerisinden kızımın kıyafetini çıkarttım ve geri valizi kapatıp eski yerine koydum.

Kızımın küçük tulumunu elimde tutarken kokusunu hala aldığım için kendimi şanslı hissediyordum, gözümden damlayan birkaç damla yaş ile ıslana tuluma bakarken onu ne kadar özlediğimi, yokluğunun tüm vücudumu yaktığını hissettim.

‘Beni duyduğunu biliyorum bebeğim, her şey için senden özür dilerim böyle olsun istemedim. Umarım gittiğin yerde mutlusundur.’ Söylediğim sözlerin ardından elimdeki tulumu göğsüme yaslayarak yatağın üzerinde kıvrıldım.

Kaç saat uyuduğumu bilmiyorum ama kapının açılma sesiyle ayağa kalkıp elimdeki tulumu arkama sakladım.

“Cansu” Yarenin sesinin hemen arından kendini de gördüğümde konuşmaya devam etti

“Hadi güzelim, gidiyorsun her şeyi hazırladık”

“Tamam” elimde tuttuğum tulumu cebime sıkıştırıp valizimi sürmeye başladım.

Issız yolları geçip bir saatlik yolculuğun ardından bir evin girişinde durduk, yaren benimle indikten sonra içeri girerken anlatmaya başladı. “

“Bu evde genelde tehdit alan kadınlarımız var, işte kocası gelip tehdit ediyor veya babası ya da oğlu”

“Annesini mi?” oysa ben annemi birkaç saniye görmek için her şeyi yapacak biriydim ama insanların böyle fırsatları varken yapmıyor olmasının dışında zarar vermesi çok garip geliyordu bana

“Maalesef öyle şeyler oluyor”

“İnsan annesine bunu yapabilir mi? Çok garip”

“Çok farklı hikayeler var, insanın aklı hayali almıyor gerçekten”

“Bazı insanlar annesini bile göremezken bazıları insanlar da...” cümleme nasıl devam edeceğimi bilmediğim için sustum

“Sadece evlatlar değil ama anne baba olmayı bilmeyen bir sürü de insan var”

“Nasıl yani?”

“Bir çocuğa annelik veya babalık yapmayı bilmeden ebeveyn olmuşlar fakat bir bilgileri yok ve buna rağmen dünyaya bir can getirmiş ama bakmaktan bile aciz”

“Gerçekten herkesin yaşamı bambaşka bir hikâye” Meryem’in acısını hala içimde ilk anki gibi duruyorken duyduklarım aklımı başımdan alıyordu, insan kendi canına nasıl zarar verebilirdi.

İçeri girerken yaptığımız konuşmanın sonunda kendimi evin geniş koridorunda buldum.

O kadar geniş bir koridoru vardı ki, köydeki evden bile büyüktü. Birkaç adım daha attıktan sonra arkamı dönemle içerideki merdivenleri gördüm, her iki tarafta da olan merdivenlerin kenarları bembeyazdı. Tekrar önümde duran kocaman salona baktığımda bir tarafta renkli koltuklar ve önünde duran bir sehpa vardı onun önünde de kocaman bir televizyon vardı, salonun diğer ucunda ise kocaman bir masa ve üzerinde duran çeşit çeşit çiçekler vardı. Beyaz duvarların içerisinde evdeki her şey rengarenkti, ben etrafı izlerken birkaç kişi Yaren’in yanına gelip selam verdi, ardından Yaren ile merdivenleri çıkarak yukarı kata ulaştık.

Bu kat aşağının aksine odalardan oluşuyordu, yan yana üç oda vardı ve her duvarda farklı tablolar ve farklı imzalar duruyordu, profesyonel olmaya resimlerden anladığım kadarıyla buradaki kadınların yaptığı tablolardı.

Yaren bana odamı gösterdikten sonra tüm evi beraber gezdik. Evin içerisinde bambaşka bir dünya vardı sanki, resim odası, müzik odası, spor odası, ders çalışma alanı, kütüphane, havuz gibi aklıma bile gelmeyecek her şey vardı.

Birkaç saatin ardından yaren gitti ben ise odama geçip valizimdekileri yerleştirmeye başladım, kapıdan girdikten sonra hemen arkasında bir banyo kapısı vardı. İçeri girdikten sonra camın kenarında duran bir yatak ve yine yatağın yanında yani hemen camın önünde olan bir çalışma masası vardı, yatağın ucunda ise bir gardırop duruyordu, yatak başlığı siyahken geri kalan her şey beyazdı.

Sabahın erken saatinde gözlerimi acınca ne yapacağımı bilemediğim için üzerimi değiştirip bahçeye inmeye karar verdim hem akşam göremediğim detayları görür hem de mutfakta bir şeyler hazırlayabilirim diye düşündüm. Dolabı açtığımda öğretmenimin aldığı pantolonu görünce elime alıp giysem mi diye düşündükten sonra vazgeçip geri yerine koydum fakat pantolon dışında bir şeyim olmadığı içim bıraktığım gibi alarak giymeye çalıştım. Dolabın önündeki aynadan kendime bakarken, aynada görünen kişinin ben olmadığımı düşündüm, bacaklarımı sıkan kumaşın içinde rahat etmek dünyanın en zor eylemi gibi hissettiriyordu, dolabı yeniden açarak yine yeni kıyafetlerimin içerisinden açık mavi, uzun kollu ama ince olan bir kazak giydim. Yeniden aynada kendimi incelerken emin olamadığım için üzerime yanımda olan hırkamı giydim ve saçlarımı bağladım. Son kez kendime bakarken hissettiğim garip ve rahatsız edici hissin geçmesini diledim.

Merdivenlerden inip bahçeye çıkıp yavaşça gezmeye başladım, her şey yeşil ve yeşilin tonlarıyken çok kusursuz duruyordu. Doğanın bu kadar uyumlu olması içimi huzurla doldururken bahçede duran küçük masaya doğru birkaç adım atıp yanında duran sandalyeye oturdum. Gözlerimi sıkıca kapatıp yenden açtığımda bambaşka bir yerde olduğumu hatırlattım kendime. Kimse yoktu tek başımaydım, Emine anne, dedem, selim, öğretmenim, annem kimse yoktu artık hayatta tek başımaydım.

Ağlarsam elimi tutacak, düşersem kaldıracak kimsem yoktu, zaten hiç de var olmamışlardı.

“Merhaba” duyduğum sesle daldığım düşüncelerden çıkıp yanıma oturan genç kıza baktım, benim yaşlarımdaydı belki benden birkaç yaş büyük olabilirdi. Siyah gözleri ve aynı renk saçlarıyla oyuncak bebek gibi duruyordu “Ben duru” gerçekten adı gibiydi, o kadar güzeldi ki onu izlemek istedim saatlerce, “Ben se” biden kendimi durdurup “Cansu, ben Cansu” dedim hala alışmış değildim ve yeni girdiğim bu yaşama alışmam zaman alacaktı.

“Tanıştığıma memnun oldum Cansu, hoş geldin”

“Hoş buldum teşekkür ederim”

“Hikayeni anlatmak istersen dinlerim, burada herkes aynı veya benzer şeylerle toplandı. Kimsenin kimseden üstünlüğü yok” Duru buranın yapısından bahsederken ikimizin de dikkati evin girişinde duran kamyona takıldı ve birkaç dakika olanları izledik, o sırada birkaç adam kolileri bıraktı ve tanımadığım bir kadın ile bir şeyler konuştuktan sonra aynı işlemi yapmaya devam ettiler, ardından başka bir kamyon daha geldi ve o adam da kamyonun arkasından bir kutu aldı fakat girişte bırakmak yerine bahçeye doğru gelmeye başladı, fakat yüzünü göremiyordum sadece geniş omuzlarını ve siyah kazağını net olarak görüyordum.

“Mert” Duruya dönerek anlamadığımı belirterek “Anlamadım” derken ona bakıyordum “Mert, bahçeden geçen çocuğun adı”

“Ben merak etmedim ki”

“Merak ettin demedim canım söyledim sadece”

“Peki” anlam veremediğim kısa konuşmanın ardından birkaç dakika daha olanları izledikten sonra Duruya “kahvaltı ne zaman?” dememle ayağa kalktı “Hazır olmuştur gel gidelim” bende ayağa kalktım ve Duru’nun peşinden gitmeye başladım, olduğumuz yerden evin içine girmek için birkaç dakika yürümemiz gerekiyordu.

“Ben telefonumu unuttum sen git geliyorum, dümdüz git ilk sağda” cevap vermeme fırsat vermeden koşarak gitti, dediğini yapıp eve doğru ilerleyerek kapının girişine geldiğim sırada arkamı dönüp duruyu kontrol ettim ve geldiğini görünce olduğum yerde onu beklemeye başladım.

“Geldim” durunun birkaç adımda yanımda olacağını anlayınca önümü döndüğüm anda kafamı sert bir şeye çarpmamla olduğum yerde kalakaldım, kafamı kaldırıp baktığımda az önce kutu taşıyan kişinin olduğunu kazağından anladım, elimle kafamı okşarken “Pardon çok özür dilerim” demesiyle elimi alnımdan indirip “Sorun değil asıl ben özür dilerim” derken Duru yanımızda belirdi “İyi misiniz?”

“Ben iyiyim de hanımefendi iyi mi bilemedim” önce adını yeni öğrendiğim adama sonra duruya baktıktan sonra “bende iyiyim” diye cevapladım, “Ben sizi tanıştırayım, bu Mert bu da Cansu” Duru bizi işaret ettiği elini indirdiğinde Mert söze girdi “tanıştığıma memnun oldum, tekrar özür dilerim”

“Sorun değil”

“Aa Mert oğlum hoş geldin” dün gece görmediğim orta boylarda beyaz saçlı bir abla yanımızda belirince ne olduğunu anlamayarak olanları izledim, Mert’te kadına sarılınca oğlu olup olmadığını düşünmeye başladığım anda kadın bana döndü “sen Cansu olmalısın, Yaren bahsetti senden. Hoş geldin”

“Teşekkür ederim” kendimi az önce burada huzurlu hissederken şimdi kaçmak için çözüm yolu aramaya başlamıştım çünkü tüm bu olanlara anlam veremiyordum ve tanımadığım insanlarla konuşmak beni geriyordu.

“Mert, bizim evin her şeyidir, bizim yapamadığımız her işe koşar. Bu evin eli ayağı olur” diyen kadının sözlerine içtenlikle gülen Mert “yok canım abartma” derken aralarındaki samimiyet sıcak hissettirmişti, sanki bir anneyle oğlunu izliyor gibi hissetmiştim.

“Hadi içeri çocuklar” diyen kadın Mert’e bakaran devam etti “Sende gel”

“Yok sultanım gelmeyim”

“Gecen de böyle dedin bu defa kaçamazsın, yürü” koca adam karşımda söz dinleyen beş yaşındaki oğlana dönünce gülmek istesem de kendimi tuttum ve onların peşinden gitmeye başladım.

“Onlar anne oğul gibi ama değiller, Yasemin abla kocası yüzünden oğlunu kaybetti. Mert’te burada büyüdü ama onu hikayesini bilmiyorum bilen birkaç kişi var onlarda sır gibi saklıyor”

“Üzüldüm kadıncağıza”

“Mert buradaki her kadına ayrı ayrı değer verir herkesin her şeyine koşar herkeste onu oğlu, kardeşi gibi görür. Ama bana göre Mert sırlarla dolu biri hakkında çok az şey biliniyor, öğrenmekte çok zor nedense” Duru Mert ve Yasemin abla hakkındaki bilgilerini bana aktarırken mutfağa geldik.

Dün gece görmediğim mutfağa ilk defa giriyordum, kocamana bir mutfaktı. İnsan kendini burada asla sıkışmış hissetmezdi öylesine büyük ve genişti, yine beyaz ile kahverengi tonlarındaydı, Ortada duran masadan bende diğerleri gibi birkaç tabak alıp peşlerinden gitmeye devam ettim.

Dün gördüğüm masanın etrafında herkes yerini alınca, önce Mert’e hoş geldin faslı yaşandı. Ben ise nereye oturacağımı bilmediğim için beklerken Yasemin abla yanımda durup herkesi susturdu “Hanımlar bu Cansu, artık bizimle kalacak” demesiyle az önce yaşanan hoş geldin faslı bana da yapıldı arından bana gösterdikleri yere geçip oturdum, masanın başında Yasemin abla, yanında Mert ve Duru vardı diğer tarafında ise ben vardım.

Mert, uzun boylu ve kaslı biriydi siyah saçları orta boyda uzun ve dağınıktı ama ona yakışmıştı, yüzüne bakmadığım için gözlerini görmemiştim bile ama sesi çok huzurlu ve sakindi insana garip bir şekilde güven verici bir tondaydı.

Kahvaltının sonuna doğru Yasemin abla herkesi yeniden salonda toplayacağını söyledi ve toplanacağımız saati verdikten söyledikten sonra hep birlikte masayı kaldırdık. Salondaki işimiz bitince odama çıkıp saat dolana kadar yalnız kalmak istedim.

Odama geldiğimde masamın üzerinde duran bir defter gördüm, hızla masada duran defteri elime alıp inceleyecektim ki üzerinde derneğin logosu olduğunu fark edince derin bir nefes verdim, üzerinde farklı bir fontta ismin yazıyordu, Cansu.

Yavaş yavaş fark ediyordum, ben artık Seren değildim.

Bambaşka biri olmaya başlamıştım, değişen tek şey hayatım değildi. İsmin, giyimin, çevrem her şeyim değişmişti ve buna nasıl alışacağımı bilmiyordum.

Seren evli ve çocuğu olan biriydi oysa Cansu tek başına bir kadındı. Eşi, çocuğu, annesi, babası kimsesi yoktu tek başına özgür bir kadındı ve bu kadın aynanın karşında kendine bakarken yansımasında Seren vardı.

Benzeyen tek şey saçlarımızdı, bu kadar farklılığın içinde benzer hiçbir şey olsun istemiyordum çünkü artık bir başkasıysam öyle yaşamalıydım bu sayede Serenden ve geçmişinden daha kolay kurtulurum diye düşünüyordum. Masanın çekmecesini açtığımda gördüğüm minik makası alıp banyoya geçerek saçlarımın ucunu tuttum ve kesmek için saçlarımı makasın arasında tuttum, makası parmağımın ucuyla ittiğimde saçlarımın elimde kalacağını biliyordum ama yapamadım, içimden bir şeyler buna engel oldu ve elimdeki makası lavaboya bıraktım.

“Cansu” yeni adımı duymamla makası alıp koşarak eski yerine koydum ve elimin tersi ile yüzümdeki ağlama izlerini silerek kapıyı açtım. “Hadi gel aşağıda bekliyorlar” Duruya cevap vermeden kapıyı çekip odadan çıktım.

Toplandığımız salonda, masada olan herkes vardı ve yine herkes aynı yerine oturmuştu. Yasemin abla elindeki kağıtları düzenledikten sonra yanında duran bardaktan bir yudum su içtikten sonra konuşmaya başladı, “biliyorsunuz her ay hem bize hem de çocuklarımıza farklı konularda dersler veriliyor bu ay kim çocuklarla olmak ister?” herkes birbirine bakarken Yasemin abla önündeki kağıda bakıp devam etti “herkes anlatmış aslında” demesinin ardından kadınlardan birinde “Cansu anlatsın” sözünü duymamla kalbim kendini hatırlatacak kadar hızlı atmaya başladı, “Olmaz ben yapamam” dememle Yasemin abla fikir ona mantıklı gelmiş gibi düşündü ve “Olur hem kimseye haksızlık olmaz, listenin sonuna seni eklemiş olalım” dediğinde “Olmaz ben yapamam bilmiyorum, eğitimim yok” dememin arından “eğitimli bir olay değil” diyen Mert’e ters bir bakış atıp “o zaman sen anlat” derken buldum kendimi, söylediğim sözün farkına varmamla cümleme devam edecekken “Olur, yardım ederim” diyen çocuğun karşısında ne diyeceğimi bilemediğim için sustum. Yasemin abla bu durumu umursamadan devam etti ve neler yapılacağı gibi detayları anlatmasının ardından evdeki eksikleri de söyleyerek hep beraber aylık bir plan oluşturduk. Bu etkinlik garip bir şekilde hoşuma gitmişti, kendimi ailenin bir üyesi gibi hissetmiştim.

Planlamanın ardından bahçeye çıktığımda arkamda birinin belirdiğini hissedince yavaşça kafamı çevirdim, “Korkma, benim” Yasemin ablanın sesiyle farkında olmadan tuttuğum nefesimi verdim.

“Nasıl hissediyorsun?” Sesi bir anne kadar yumuşak geliyordu,

“Bilmiyorum, nasıl hissetmem gerek?” söylediğim söz gerçekten de ne hissettiğimi yansıtıyordu “Merak etme geçecek, evet kolay olmayacak ama bir gün sende fark edeceksin bunu”

“Bilmiyorum, şu an öyle gelmiyor” Yasemin abla şefkatli elleriyle sırtımı okşarken devam etti “Bir şeyler yapmak ister misin?”

“Nasıl?”

“Burada psikolog var destek alabilirsin, ya da istersen yaşın çok genç ders çalışabilirsin”

“Ben emin değilim” Yasemin abla elini çekip önümde bana döndü “Daha yolun çok başındasın. Evet hayat sana adil davranmadı ama kimseye de öyle davranmıyor zaten, bir şeyler senin elinde kimse gelip seni kurtarmayacak senden başka, o yüzden kendin için çalışmak çabalamak zorundasın”

“Ben ne diyeceğimi bilemedim, teşekkür ederim”

“Teşekküre gerek yok güzel kızım, ben sadece sana gerçekleri söyledim, sen düşün kendin karar ver ama dediklerimi unutma”

“Tamam” Yasemin abla yanımdan uzaklaşınca söyledikleri yeniden zihnimde dönmeye başladı.

Haklıydı, ne yaşamış olursam olayım tek başımaydım. İyi bir aileden büyümüş olsam da tek başıma olacaktım, ama ben bir ailede büyümemiştim ve zaten tek başımaydım o yüzden bu bildiğim bir histi. Sadece şu an yeni bir dünyaya adım atıyordum üstelik bu dünyaya gelmek tamamen benim tercihimdi şimdi kurtuldum deyip kenara geçemezdim, geçmemeliydim. Yasemin abla düşüncelerimde sakladığım gerçekleri gün yüzüne çıkarmıştı ve ben yapmam gereken şeyi anlamıştım.

Bölüm sonu

1 yorum