Ses zihnimde yankılanırken ne yapacağımı bilmez bir halde Selim’e bakıyordum, gözleri dolmuştu ve o da benim gibi şok içindeydi.
Emine anne odadan çıktığında beşiğe baktım, orada masumca yatıyordu. Rengi sapsarı olmuş, minicik ellerini yumruk yapmış bir şekilde duruyordu.
Gözümden akan yaşları silip birkaç adımda beşiğin yanına geldim elimin tersi ile çok minik olan saçlarını okşadım, gözümden akan yaşlar beşiği ıslatmaya başlamışken nasıl sesini duymadığımı anlamaya çalıştım, tüm geceyi gözümün önünden geçirirken her saat uyandığımdan emindim. Saate yeniden baktığımda yedi olduğunu gördüm ve en son gece beşte kalktığımı hatırladım ve o zaman hiçbir sorun yoktu, bebeğim yaşıyordu.
Sesini duymadığımı düşünüyordum, elim hala bebeğimin soğuk tenini okşarken diğer elimle göz yaşımı silip Selim’e döndüm “sen ses duymadın mı?” oturduğu yatakta kafasını yerden kaldırıp bana baktı “hayır” demesiyle umutsuzca yine beşiğe döndüğüm esnada Emine anne elinde beyaz bir çarşafla içeri girdiği anda ayağa kalktım.
“Ağlamayı kesin” soğukkanlı bir şekilde beşiğe doğru gelirken önünde durdum “Olmaz” hızla Selime dönüp “durdur anneni” diye bağırırken yeniden Emine anne ile göz göze geldik. “Olmaz!”
“Olmaz o daha bebek”
“O nasıl girsin mezara?”
“Siz hiç ölü bebek gördünüz mü?”
“Olmaz bebekler ölmez” Selimin sesi çıkmıyordu ben ise tüm gücümle avazım çıktığı kadar bağırıyordum.
“Almayın onu benden!”
“Seren. Çekil!” Selimin sesini duyduğumda susup ona döndüm “o senin de kızın!” sesim o kadar gür çıkıyordu ki Hüseyin baba sesimizi duyup gelebilmişti sonunda.
“Ne oluyor burada?” Emine anne arkasını dönmeden sorusunu cevaplayınca Hüseyin baba bana ters ters bakıp “uzatmayın, kesin sesinizi” dedi ve devam etti “sen de al şu bebeği ne gerekiyorsa yapın” dedi ve çıktı.
Hepsi için basit olan bu olay benim kalbimi acıtıyordu.
“Olmaz, o bebek. Bebekler ölmez. Almayın benden onu” Emine annenin dizine çöktüğüm anda Selim beni ayağa kaldırıp kollarımı sıkıca tuttu “Seren kendine gel”
Emine anne beşikte yatan bebeğimi kucağına alıp yüzünü kapattıktan sonra odadan çıktı. Ben ise Selimden kurtulmak için çırpınırken sadece bağırıyordum.
“Bırak beni”
“Bebeğimi kurtarmam gerek. Bırak!”
“Selim bebeğimi götürüyorlar.” Selim o kadar güçlü tutuyordu ki kollarının arasından kaçamıyordum.
Sesim bağırmaktan kısılmaya başladığında selim beni bırakmasa da kollarını gevşetmişti, sessizce ağlarken “Nasıl izin verdin gitmesine?” diyebildim
“Mecburuz” demesiyle sustum ve gevşettiği elleri arasından kalkıp beşiğin içinde duran örgü pembe yeleği ellerime aldım “Bebekler ölmez” dememle içeri yeniden Emine anne girdi ve ikimiz de ona döndük “Bebekler ölür siz de bunu gördünüz. Ağlamayı kesin, gidin gömün onu. Daha gençsiniz yeniden yaparsınız” bizi dinlemeden odadan çıktı.
Son söylediği söz zihnimde kendini tekrar ederken Emine annenin vicdansız bir kadın olduğunu düşünen iç sesim bundan emin oldu.
Köy nüfusu azdı ve her olay hemen duyulurdu o yüzden bebeğimin haberi de herkese duyulmuştu bu sebeple biz mezara gittiğimizde tüm erkekler mezarlığın içinde kadınlar ise dışarıda bekliyordu. Emine anne beni kolumdan tutup kadınların arasına sürüklerken kulağıma “ağlayım deme sakın gebertirim seni” diye fısıldarken çoktan kalabalığa girmiştik bile. Herkes Emine anneye neler olduğunu sorarken bir yandan da benim tepkime bakıyorlardı, ben ise gözümü mezarlıktan çekmeden bir annemin mezarına bir de kızımın mezarına bakıyordum sadece ama kadınların aralarında konuştuğu her şeyi duyuyordum.
“Hem evlenmeden kaçtı hem de çocuğa bakamadı ne işe yarıyor ki” diyen bir sese karşılık diğer “Emine bunun üstüne kuma getirir haklı da kadın bunun bir işe yaradığı mı var sanki” dedi, tüm bunları ve çoğunu duymama rağmen asla sesimi çıkarmadım tam aksine duymazlıkta gelip dinledim hakkımda ne söylediklerini.
Erkekler mezarlıktan çıkarken birkaç adım atmamla Emine anne kolumu tuttu “ne yaptığını sanıyorsun sen?”
“Kızımın mezarına gideceğim”
“Erkek kısmı çıkmadan gidilmez. Yürü eve!” Emine anneye dönüp kolumu tutan ellerini vücudumdan hızla ayırıp “kızımın mezarını göreceğim” diyerek hızlı adımlarla ilerledim ve arkamdan gelmelerini umursamadım ama seslerden anladığım kadarıyla annesini durduran yine selimdi.
Yeni kapanmış mezarın başında durup bakarken boğazım düğümleniyordu, “Özür dilerim bebeğim, koruyamadım seni. Kendimi bile koruyamazken seni koruyacağımı düşünmüştüm ama başaramadım” elimle gözyaşlarımı silip kafamı kaldırıp derin derin nefes almaya çalıştım. Çalan okul zilini duyduğumda duraksayıp uzakta duran okula baktım “Okuma hayali olan biriydim ama seni kucağıma alınca vazgeçtim oysa şimdi ne sen varsın ne de okul” elimle toprağı okşarken Efsun öğretmenin söyledikleri geldi aklıma ve o an sanki bebeğim yaşıyor gibi ona anlatmaya başladım “evet haklısın, efsun öğretmen yardım edebilir” ellerimle sevdiğim toprağı öpüp ayağa kalktım ve hızla annemin mezarının başına gelip “anne, torunun sana emanet. Kızın yeniden deneyecek” dedikten sonra mezarlıktan çıkıp eve doğru ilerledim.
Eve geldiğimde evdeki kalabalığı görüp umursamadan odama geçip kapıyı kilitledim Emine anne kalabalıkta şimdilik beni fark etmezdi ama hızlı olmam gerekiyordu o yüzden yatağı kaldırıp alındaki valizi açtım ve içine kendi kıyafetlerimi ve Meryem’in birkaç kıyafetini daha koyup valizi kapatıp yerine koydum, ardından yatağı da kapatıp dışarı çıkıp kadınların kalabalığı arasında sıkışıp onları dinlemeye başladım.
Bazıları hatta çoğu cenazeye değil de güne gelmiş gibi dedikodu yaparken bazıları da kendi dertlerini anlatıyorlardı ama benim istediğim şey hangisinin kocasının telefonu olduğuydu çünkü şu an bana telefon gerekiyordu ama tüm bu düşüncelerden yine Emine annenin sesiyle uzaklaştım. “Seren mutfağa gel, kızım” ev kalabalık olduğu için söylediği son kelimeyi daha vurgulu söylemişti.
Dediğini yapıp mutfağa geldiğimde ocağın üstündeki küçük kazana bakarak “kızının helvasını karıştır, senin de elin değsin” duyduğum söz kalbimi ezmeye başlamıştı. Sanki tüm bunlar sadece bana acı verici geliyor gibiydi, “ben yapamam” farkında olmadığım sözün ardında Emine anne “geç şu tencerenin başına!” derken sesi oldukça gür ve kesin bir şekilde çıkmıştı, mutfaktaki herkesin gerildiğini fark ederken dediğini yapıp ocağın başına geçtim ve tencerenin içindeki kaşığa uzanan elimin titrediğini görmezden gelerek karıştırmaya başladım.
Yanaklarım yeniden ıslanırken hala kendime Meryem ağlamadı mı yoksa ben mi duymadım diye düşünüyordum, her saat uyanmıştım ve hepsinde çok iyi olduğunu hatırladıkça kendime kızıyordum fakat iç sesim sürekli ağlasa evdeki diğer insanlar da mı duymadı diye düşünmeye itiyordu beni, arasında kaldığım bu düşünceler beni deli ediyordu ve kalbimi sıkıştırıyordu. Sanki kalbim kocaman bir balonmuş ve her düşüncede daha da doluyormuş gibi hissediyordum. Tencereden gelen sesle kafamı kaldırdığımda selimi gördüm, ne olduğunu anlamaya çalışırken o da annesi gibi sinirli ses tonuyla bana “odaya gel” dediğinde kafam karışmaya başlamıştı ama bu ses tonunu bildiğim için savunmaya geçmem gerekiyor gibi hissetmiştim.
“Sen ne yaptığını sanıyorsun?” odaya girdiğim anda sorduğu soruyla şoka girerken
“Anlamadım” diyebildim sadece, bağırmamak için kendini sıkıyordu ama evin içindekilerin ses tonunu rahatça duyacağı şekilde bağırıyordu.
“Herkesin içinde mezara girmek ne?”
“Oraya koyduğunuz bir haftalık bebeğimdi kimin ne dediği umurumda değil” bir adım yaklaşıp “O zaman baksaydın bebeğine ölmeseydi” duyduğum söz üzerine kafamın üzerinden dökülen kaynar su varmış gibi hissetmeye başlarken, “Sen benim anneliğime laf edemezsin” sesim onun aksine daha kısık çıkıyordu “belki de annem haklıydı, o kadın emzirseydi” sözünün bitmesine izin vermeden kafamı kaldırıp gözlerine baktım “sen bu yüzden mi öldüğünü düşünüyorsun? Madem öyle neden izin vermedin?” sesim az öncekinin aksine daha yüksek çıkıyordu “en başta sen hayır dedin. Benim ne dediğim önemli miydi? Sen evet deseydin yine emzirmeyecek miydi o kadın? Burada bir suçlu varsa o da sensin” gözlerimi çekmeden söylediğim sözler benim bile boğazımı yakarken Selime etki etmemiş gibiydi, kendimden aldığım güçle “beni suçlamadan önce kendine bir bak önce” dememle bir adım daha üstüme gelip “bana bir daha bağırma!” sessiz çıkan sesi yine de korkmama yetmişti ama bizi bölen her zamanki gibi Emine anne olmuştu.
“İkiniz de sesinizi kesin, sizin yüzünüzden rezil olduk.” Demesiyle selime dönüp “Erkek kısmı seni bekler” demesinin ardından Selim odadan çıktı Emine anne de bana dönüp “sende oğluma bağırmayı kes, gençsin bir daha yaparsın üstelik suçlu olan oğlum değil sensin, ben dedim ölmüş kadının ismi koyulmaz diye inat edip koydun bak senin yüzünden öldü torunum” tam odadan çıkmak için kapının kulpunu tuttuğu anda geri dönüp “bunun üstünden çok geçmeden yap ve bu acıyı çok yaşatma oğluma” dedi ve beni odada yalnız bıraktı.
Sinirle dolan gözlerim kendini ağlamak için serbest bırakırken yatağın üzerine oturdum. Ben odanın içinde başladığım yere dönerken Emine annenin söylediklerini düşünüyordum, onun gözünde tek suçlu bendim daha doğrusu bu evde herksin gözünde suçlu bendim bunu artık anlamıştım ama şu ana kadar defalarca kez canımı yakıp dövmüş olsalar bile bugün ki kadar hiç yanmamıştı canım. Aslında biliyordum da bu köyün yazılı olmayan kuralları vardı kadınlar üzerinde, kimse karşı gelmiyordu ve bir kez bile bunu deneyen olmamıştı. Korkularının sebebi tam olarak neydi bilmiyorum ama ben bu durumdan çok sıkılmıştım üstelik her konuda her koşulda sorgulanmak, hakarete hatta dayağa maruz kalmak, sürekli küçük görülen, aşağılanan biri olmayı istemiyordum ve sırf burada doğduğum için buna mecbur bırakılmak çok saçmaydı.
Tüm bu düşüncelerimi birisine söylemeye kalkayım muhtemelen yine suçlanırım, o yüzden tüm bu düşüncelerimi kendime saklarken buradan kurtulmak istediğimi yeniden iliklerimde hissediyordum, burada olmak canımı öyle çok yakıyordu ki sanki tüm kalbim yanan bir yangının içinde kalmış gibiydi.
Beni bağlayan tek şey kızımdı fakat artık o da yoktu o yüzden yeniden deneyecektim kaçmayı. Belki yeniden başarısız olup Emine anneye yakalanıp dayak yerdim ama yine de denemiş olurdum, belki de bu defa başarıp kendime bambaşka bir hayat kurabilirdim...
Tüm bu düşüncelerin ardından zihnimde yeni bir soru belirdi, hayatım ya daha kötü olursa?
Emine anne kadar kötü birini görüp göremeyeceğimden şüpheliydim ama gittiğimde ne yapacağımı bilmemek aldığım kararı çok çabuk sorgulatmaya başlarken kalbim ve beynim gidip kalmak arasında seçim yapmaya çalışıyordu. Bir taraf kalıp burada devam etmeyi ve zor da gelse bildiğim bu alandan çıkmamayı, diğer tarafım ise bilmediğim bir hayatta daha mutlu olacağımdan emin bir şekilde kavga ediyorlardı. Tüm bu düşünceler içerisinde karar vermeye çalışırken Selim yeniden odaya girdi, hızla üstündekileri çıkarmaya başlayınca neden ıslandığını sormak yerine gözlerimi kaçırıp ondan uzaklaştım. Üstündeki gömleği değiştirdikten sonra cebindeki telefonu ve paralarını bırakıp pantolonunu değiştirip hızla yenisini giydi ve odadan çıktı.
O an telefonu unuttuğunu fark etmemişti bile ama çok geçmeden fark edeceğini bildiğim için hızla telefonu alıp yastığın altına koydum, birkaç dakikanın ardından odaya girip yatağın üstüne koyduğu parayı aldıktan sonra geri çıktı. Fark etmesinin uzun süreceğini umarak yastık kılıfın içinde duran Efsun öğretmenin yazdığı notu alıp telefondaki tuşlara basarak numarayı girdim, kalbim duracakmışçasına son süratle atarken telefonun açılmasını bekliyordum.
“Buyurun kimsiniz?” Efsun öğretmenin sesini duyunca doğru numara olduğuna emin olmanın rahatlığını yaşarken fısıldayarak konuşmaya başladım.
“Öğretenim ben seren”
“Aa Seren, sen neden aradın? Bir şey mi oldu?”
“Öğretmenim çok vaktim yok bu selimin telefonu ondan aradım sizi. Siz bu gece gidiyorsunuz değil mi?”
“Evet ama ne oldu anlatsana.”
“Öğretmenim benim kızım öldü.” Şaşırmasına izin vermeden devam ettim “bu gece sizinle gelmek istiyorum”
“Selen sen ciddi misin kızım?”
“Öğretmenim benim sizden başka şansım yok, burada kalmak için tek kaynağım kızımdı o da artık yok, lütfen”
“Tamam ama akşam 10’da okulu orada olmalısın yapabilir misin?”
“Denemekten başka şansım yok. Şimdi kapatmam lazım” telefonu kapatıp tuşlara basarak aramalara basıp numarayı sildim ve telefonu yerine koyup odada çıktım.
Nasıl çıkacağımı biliyor olmama rağmen aldığım risk vücudumun korkuyla dolmasına sebep olsa da normal davranmaya çalışıyordum.
Ben etrafa bakınırken mutfaktan çıkan kadınlardan biri elime, tabaklarda helva olan tepsiyi tutturunca yapmam gerekeni anlayarak yan odaya girip kadınlara tepsideki tabakları uzattım ve tüm herkese ikram edince odadan çıkarak mutfağa girdiğimde aynı kadın bana yine tepsi verirken bu defa “Selime ver tepsiyi o dağıtacak erkeklere” demesiyle kafamı sallayarak çıktım ve dış kapıya gitmek için birkaç adım attığımda selimin girişte bir kadın ile konuştuğunu görünce onları dinlemek için yavaş adımlarla ilerlemeye başladım. Kadının dün gece eve gelen süt anne adayı olan Hatice olduğunu fark edince neler konuştuklarını daha çok merak etmeye başladım, kapıya yaklaşınca yansıyan camdan Hatice’nin gözlerini kaldırmadan selime “süt anneliği kabul etseydi karın şu an kızın hayatta olabilirdi” dediğini duyduğum anda tepsiyi tutan ellerimi sıktım, birkaç saniyelik sessizliğin ardından selinin cevabı için dinlemeye devam ettim, “kızım yaşasaydı da bu iş olmayacaktı, kardeşim” Selim’in sesini duyunca gelen rahatlama hissine anlam veremesem de bu konuşmaya son vermek için ilerleyip ikisinin de bana bakmasını sağladım ve elimde ki tepsiyi Selim’e uzatıp hiçbir şey demden yeniden mutfağa girdim. Onları yan yana görmek kalbimi incitirken selimin sözü sanki kalbimin üzerini okşuyor gibi hissediyor olmama anlam veremediğim için yaşadığım duygu karmaşasını görmezden gelmeye çalıştım.
Akşam olduğunda evde hala misafirler vardı ama çok kalabalık değillerdi ve kaçma şansım azalmıştı çünkü bu kadar insan içerisinde gidişimi görme ihtimalleri vardı o yüzden kendi kendime bir çıkış yolu bulmaya çalışıyordum ve bunu olabildiğince belli etmemeye çalışıyordum ama aklıma ilk defa kaçmaya çalışırken denediğim yol geliyordu, kadınların hepsi salonda otururken kapıyı kapatmışlardı, erkekler ise evin yanında duran bahçede oturuyorlardı.
Salondan çıkıp tuvalete gidiyor gibi davranarak içeri girip önce suyu açtım sonra da hızla odama gelip yatağın altındaki valizi alarak olabildiğince hızlı bir şekilde tuvalete geri girerek camdan valizimi yere attım ve birilerinin görmemesi için dualar etmeye başladım, hiçbir şey olmamış gibi geri salona döndüğümde Emine anne “erkeklere çay verin” demesiyle yeniden ayağa kalkıp mutfağa girdim ve gün içinde defalarca kez tekrarladığım gibi bardaklara çayını koyup tepsi ile evden çıktım, erkekler yan tarafta ki bahçede olmasına rağmen arada uzun bir duvar vardı ve köyde ışık olmadığı için benim geldiğimi görmeleri zordu o yüzden bahçede ki kapıya kadar çıkıp gözlerimle selimi aradıktan sonra gördüğümde elimdeki tepsiyi gösterdim.
Selim yanıma gelip bir şey demeden tepsiyi aldı ve geri döndü ben ise onun arkasından bakarken ne yapacağımı bilemedim, sanki kalbim gitmemem için yalvarıyormuş gibi hissediyordum. Gidersem selimden ayrı kalacağımı fark etmek nefesimi daraltmaya başlamışken kendime gelmek için gözlerimi sıkıca kapatıp arkamı döndüm ve bahçe kapısından içeri girip birkaç saniye bekledikten sonra kontrol ederek kapıyı açtığımda kimsenin bu tarafa bakmadığından emin olup evin arka tarafına koştum.
Nefes nefese koşarken valizimi attığım yerde bulup aldıktan sonra köyde ışık düşmeyen yerlerden giderek okulun önüne kadar geldim, ışığın düşmediği yerlerden gelmek için çabalarken oyalanmıştım o yüzden geç kalıp kalmadığımı bilmediğim için okulun önünde beklerken gelen arabanın sesini duymamla kalbim son hızıyla çarpmaya başlamıştı.
“Seren” elimdeki valizin sapını daha sıkı tutarken, nefesimin kesildiğinden emindim. Yavaşça arkamı döndüğümde Efsun öğretmenimi görmemle tutuğum nefesimi verip rahatlamıştım, koşarak arabanın yanına geldiğimde arka kapıyı açıp valizimi koydum ve arabaya binmeden son kez arkama bakarken evin balkonunda beni izleyen biri olduğunu fark ettim, az önce rahatlayan nefesim yeniden boğazıma dolarken kalbim yeniden hızla atmaya başladığında kim olduğunu merak ettiğim için daha dikkatli bakarken izleyen kişinin selim olduğunu uzun boyundan dolayı anlamıştım, bir başkası olsaydı burada olama bile izin vermezdi.
Ben olduğum yerde hareket etmeye korkarken o, çoktan gittiğimi anladığı için oradaydı ve sadece izliyordu. Öğretmenimin “Seren hadi” demesi ile içime gitmemek için yalvaran umut taneleri vardı, sanki benden yana olan iç sesim bu defa selimin gitme demesini bekliyordu ve o bunu yaparsa gitmekten vazgeçerim diye korkuyordum.
Yeni bölüm geldiğinde safamda paylaşacağım, beni takip etmeyi unutmayın.
IG:hayatayenidenyasa
Yeni bölüm 28 Mart Cuma günü gelecek.
